Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
"‘Su Yazarı’nın aynı zamanda didaktik olan akıl yürütmeleri insan için sağlam bir yol inşa etme çabası içerisindeydi."
İlginçti gerçekten, insan kendi aklından nasıl ustalıkla uzaklaştırılıyordu; şaşkındım. Kıyamet sonrası gerçekleşecek olan hesap gününde herkes tek tek sorgulanacağı halde, zamanın herhangi bir aralığında yaşayan bir insan kendi aklıyla yaptığı sorgulamaları dolayısıyla açıkça dışlanıyordu. Hesap gününde hangi imtiyazlı sınıf mensubu kurtaracaktı onu acaba?
‘Su Yazarı’nın aynı zamanda didaktik olan akıl yürütmeleri insan için sağlam bir yol inşa etme çabası güdüyordu:
“Tartışmacının, -aceleci bir tavırla girdiği meydanda kendi yetersizliğinden doğan ve başa çıkması gereken sorunlara sahip iken- Fıkıh'ın mükellefine haksızca tarizlerde bulunması, onu taciz ve tazyif etmesi kendi kabullerinin kutsallığına işaret etmekte, ‘modern özne'nin yorum hakkının kutsallığı üzerinden mevcut yorumların eş değer oluşuna yapılan göndermeleri sorunlu bulması, eleştirdiği 'yorum hakkının kutsallığı'nı fazlasıyla kullandığını ve kendisiyle çeliştiğini göstermektedir.
"Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, (taş, ağaç vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hayvanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna- dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyle kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı beğendim. Kim, gönülden günaha yönelmiş olmamak üzere açlık halinde dara düşerse (haram etlerden yiyebilir). Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir." (Maide, 3)
Tartışmacı, 'modern özne'nin, yani 'mükellef'in kendisi olarak yaptığı yorumların 'mevcut yorumlar'la, yani geleneksel dogmalarla eş değer tutulmasının karşısındadır. Mükellef, kendisi olarak, kendi bilgi birikimi ile akıl yürüterek yorum yapabilir, ama onun yorumu 'usul ilmine muvafık olmadığı için' usul ilmine muvafık olan yorumlarla eşdeğer olamamaktadır.
"Din adamları ve âlimleri (rabbiler) onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten menetselerdi ya! İşledikleri (fiiller) ne kötüdür!" (Maide, 63)
Tartışmacı'ya göre, mükellefin din dışındaki herhangi bir alanda yapacağı bu türden yorumlar bir nebze kabul edilebilir sayılsa da dinî alanlarda yorum yapmak belirli kriterleri gerektirdiği ve bu kriterlere uymayan yorumlar reddedildiği için herkesin yorum yapma imtiyazı yoktur.
Tartışmacı'ya göre, bir insan, 'din' gibi tamamen hür iradenin alanında olan ve varlığı ve işleyişi ile birlikte fıtrattan gelen ve doğduğu ve yaşadığı kültürden etkilenen kendi aklını kullanarak yorum yaparsa 'büyük bir sorun' oluşacaktır; yorumu dinî sahadaki yorumun belirli kriterlerini yerine getirmediği için reddedilmeye mahkûmdur, 'modern özne' olarak dışlanan herhangi bir mükellefin dünya ve ahiret hayatını ilgilendiren din alanlarında 'yorum yapma imtiyazı’ bulunmamaktadır.
Tartışmacının şu soruya cevap vermesi gerekir; burada kendi hayatı ve ahireti için dinî alanlarda yorum yapma imtiyazı olmayan kişi modern özne midir, mükellef midir?
'Modern özne' temeli olmayan bir tamlama olduğuna göre tartışmacının hedefindeki kişi 'mükellef'tir ve yorum yapmak bir 'imtiyaz' olduğundan, mükellefin dinî alanlarda, kendi hayatı ve ahireti için yorum yapma hakkı ona değil imtiyaz sahibi olduğunu iddia eden bir 'sınıf'a aittir.
"Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar." (Bakara, 269)
İmtiyazlılar sınıfı, Yahudilik'te 'rabbîler', Hristiyanlık'ta 'ruhbanlar' olarak vardır; buna karşılık İslam'da böyle bir sınıf yoktur, ancak 'âlim' vardır, 'âlim'in de bir mükellefin hayatına ve ahiretine teşmil olacak, 'haram' ve 'helal' Kur'an ile sabit olduğundan 'helal' ve 'haram'ı belirleyecek olan bir yetkisi mevcut değildir; böyle bir 'imtiyaz' elde etmeye meyilli bir sınıfın da mükellefin sorumluluğu karşısında başka ve bağlayıcı olmayan bir 'yorum' olmak dışında bir değeri yoktur. Doğal olarak tartışmacının, imtiyaz sahibi sınıf oluşturma gayreti, mükelleften ziyade gerçekte 'var olmayan' modern özneyi hedef alarak, mevzu ile tamamen ilgisiz bir sahaya kaymış, öfkeyle karışık, çelişkili ve çerçeve bile olamayacak bir görüntüye sahip olmuştur.
"(Kıyamet gününde) hepsi Allah'ın huzuruna çıkacak ve zayıflar o büyüklük taslayanlara diyecekler ki: Biz sizin tâbilerinizdik. Şimdi siz, Allah'ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz? Onlar da diyecekler ki: (Ne yapalım) Allah bizi hidayete erdirseydi biz de sizi doğru yola iletirdik. Şimdi sızlansak da sabretsek de birdir. Çünkü bizim için sığınacak bir yer yoktur." (İbrahim, 21)
Tartışmacı, yaşadığı çelişkinin de farkındadır, bu çelişkiyi gidermek için yine bir 'kutsal bir yorum' geliştirmiştir; ona göre, modern özne, bilginin kaynağı olarak kendisini kabul eder, bildiği konularda da yorum yapabilir.
Tartışmacı, 'modern özne' olarak hedef seçtiği muhayyel varlığa ‘bildiği bir konuda yorum yapabilme’ izni vermiştir, ancak tuhaf bir şekilde, tartışmacı, bu muhayyel varlığın sahip olduğu bilginin içeriğine de vakıftır, herhangi bir delile sahip olmadan 'modern özne'nin kendisine isnad ederek yorum yaptığı ve tartışmacıya hakkında bilgi vermediği ‘bilgi' ilginç bir şekilde şöyle tavsif edilmekte ve dışlanmaktadır: "Bu, usul ilmi ile oluşan bilgidir."
"Biz, senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine ille de (beşerî arzular) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini (lafız ve mana bakımından) sağlam olarak yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Allah, şeytanın böyle yapmasına müsaade eder ki) kalplerinde hastalık olanlar ve kalpleri katılaşanlar için, şeytanın kattığı şeyi bir deneme (vesilesi) yapsın. Zalimler, gerçekten (haktan) oldukça uzak bir ayrılık içindedirler. Bir de, kendilerine ilim verilenler, onun (Kur'an'ın) hakikaten Rabbin tarafından gelmiş bir gerçek olduğunu bilsinler de ona inansınlar, bu sayede kalpleri huzur ve tatmine kavuşsun. Şüphesiz ki Allah, iman edenleri, kesinlikle dosdoğru bir yola yöneltir." (Hacc, 52-54)
Tartışmacı çelişkilerle devam etmektedir ve muhayyel modern özneye dair yeni yargılarda bulunmaktadır; "Modern özne, bilginin kaynağı olarak kendisini kabul eder." Oysa aynı modern özneye az önce 'bilgi'ye dayalı olarak yorum yapma izni vermiştir ve hemen ardından verdiği izni 'herhangi bir beyan delili olmadan modern özneyi bilginin kaynağı olarak ilan ettiği için' yine iptal etmiştir.
Tartışmacı'nın muhayyel 'modern özne' ile yaşadığı sorunlar çok yoğun bir kafa karışıklığına işaret etmektedir ve bu kafa karışıklığı İslam'daki 'mükellef'i bağlamamaktadır.
"İman eden kullarıma söyle: Namazlarını dosdoğru kılsınlar, kendisinde ne alış-veriş, ne de dostluk bulunan bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz rızıklardan (Allah için) gizli-açık harcasınlar." (İbrahim, 31)
Sıkıntı
Takip et: @SonsuzArk
- Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.
- Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
- Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
- Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.
