12 Nisan 2026 Pazar

SA11944/SD3775: Sıkıntı (Roman); 14. Bölüm-Su 22

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

 "On dört yüz yıl önce, okur-yazar bile olmayan çöl bedevisini ikna eden Kur’an, tarihin en gelişmiş çağında yaşayan ve yapay zeka ile güçlenen insanı ikna edemeyecek miydi? Bu ciddî bir algısal sorundu aslında."


Doğru bir yerde durarak bakıyordu ‘Su Yazarı’; oradan da basit akıl yürütmelerle hedefine yürüyecekti:

“Bugünün insanı ve Müslümanı, çok daha gelişmiş bir akla ve muhakeme gücüne ulaşmıştır, bundan dolayı da en az o dönemdeki insan kadar Kur'an'a muhatap olma hakkına sahiptir. Bugün yaşanan karmaşanın temel sebebi de mükellefin bu hakkını elde etme çabasına karşı çıkan imtiyazlı sınıfların ürettiği terördür. Her Müslüman, her mükellef, bilinçli bir fert olduğu takdirde, imtiyazlı sınıflar imtiyazlarını kaybedeceklerdir, ancak din konusunda yaşanan karmaşa da Kur'an merkezli bir toparlanmayla azalacak ve nihayetinde yok olacaktır. Analizimiz bu temelde ve maksatta samimi bir soruşturma olarak idrak edilmiştir.”

On dört yüz yıl önce, okur-yazar bile olmayan çöl bedevisini ikna eden Kur’an, tarihin en gelişmiş çağında yaşayan ve yapay zeka ile güçlenen insanı ikna edemeyecek miydi? Bu, ciddî bir algısal sorundu aslında.

Analizde, ‘modern özne’ temelinde bir eleştiri alanı açılmış, ‘her önüne gelenin dinî yorum yapıp yapamayacağına dair’ tartışmalar ele alınmış, bu bağlamda üretilen önermeler ve çıkarılan hükümler titizlikle irdelenmiş, ilgili yerlerde çelişkiler ortaya konmuş, karşı önermelerle konu açıklığa kavuşturulmuştu; benzer fikirlere sahip şahıslar dikkate alındığı için hepsi 'tartışmacı' olarak muhatap alınmıştı. Analizin akışında ise Kur'an'ın aydınlattığı bir zemin inşa etmek üzere, Diyanet İşleri Başkanlığının resmî sitesinden alınan ayetler birer delil olarak kullanılmadan, gerekli yerlere yerleştirilmişti.

“Ayrıca, böyle düşünen insanların analitik bakışın gerektirdiği gerilim dolayısıyla ortaya çıkan analizdeki nesnel yaklaşımların ve kullanılan dilin sertliğine, umduğumuz hayra vesile olur temennisiyle hoş görü ile bakacaklarını umuyorum.” diyordu ‘Bekçi’ ve analizine başlıyordu:

“Tartışmacı tarafından, ‘modern özne’ olarak tanımlanan günümüz insanı kastedilerek üretilen "Modern özne olarak herkesin yorum yapma imtiyazı yoktur.” önermesi, doğru ya da yanlış olarak değerlendirilebilir bir özelliğe sahip olduğu ve kesin bir hüküm içerdiği için tartışılabilir niteliktedir.

'Modern özne' tamlamasının keskin, ayrımcı yapısına bakıldığında, bu tamlamanın ‘İslam Literatürü’ olarak tanımlanabilecek Fıkıh'ta 'mükellef'e karşılık geldiği görülecektir. Ki; tartışmaların, bu kesin ve ayrımcı ön yargı ile başlatılmasının bile katı, değişmez, dogmatik ve 'kutsallaştırılmış' geleneksel yöntemlerin ve bu yöntemlerle elde edilmiş geleneksel bilginin müdafilerinin dehşet verici bir öfkeyle dolu olduğunu ve muhataplarına yönelttikleri 'yorum hakkının kutsallığı' suçunun bizzat kendileri tarafından işlendiğini göstermektedir.

Çünkü; tartışmacı geleneksel ilmî usûllerin 'mükellef' olarak tanımladığı, asgarî olarak ergenlik dönemine girmiş bulunan herhangi bir insanı, yaşadığımız yüzyılda, on dokuzuncu yüzyılda kurumsallaştırılmaya çalışılan, ancak yirmi birinci yüzyıla kadar da kurumsallaştırılamayan 'modernizm'in etkisi altındaki 'özne' olarak nitelemiş, kendisiyle çelişen, kendi kavramsal dizinini terk eden bir kontrolsüzlüğün kurbanı olmuştur.”

‘Su Yazarı’nın ayetlerin asıl muhatabı olan insanı öne çıkaran, ayrıcalıklı sınıflara sınır çizen yaklaşımını çok sevmiştim; iç yüzüne ışık tutuyordu, bir şekilde ruhban sınıfı olarak tasnif edilebilecek olan kibirli dokunulmazların karanlık düşüncelerine:

“Bu, gayr-i ihtiyarî olarak düşülen bir hata değildir, bilakis hükmü baştan verilmiş kasıtlı bir yargılamanın sonucudur, tartışmacı tartışmanın başında 'mükellef'i 'modern özne' olarak yargılamadan tanımlamış ve bundan sonraki süreci de bu zemin üzerinde sürdüreceğini açık bir şekilde ilan etmiştir. 

Her şeyden önce bu, nesnel, objektif, bilimsel bir tartışmanın etik/ahlakî değerini düşüren, baştan kaybetmeye mahkum bir yöntemdir. Yöntemin ve dildeki öfkenin ve şiddetin, 'mükellef'in aklederek Kur'an'la ilişki kurmasına yönelik psikolojik ve geleneksel engeller olarak ortaya konduğu dikkate alınırsa, bu babdaki sorgulamaların önemi ve gerekliliği de ortaya çıkmaktadır.

"Allah’ın izni olmadan hiç kimse inanamaz. O, akıllarını kullanmayanları murdar (inkârcı) kılar. (Yûnus, 100)

Başlangıçtaki sorunları olduğu gibi bırakarak ilerlemek, alınacak herhangi bir sonucun her an anlamsız bırakılacağının habercisidir. 'Modern özne' ve 'modern akıl' olarak karşı safa itilen 'mükellef' ve her insanda var olan ve Kur'an'ın bizzat muhatap aldığı 'câri akıl-fıtrattan gelen mevcut akıl' öncelikle haksız yere yapılan bu olumsuzlayıcı ve suçlayıcı sıfatlardan kurtulmak zorundadır.

"Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen, dosdoğru yoldasın. Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız." (Zuhruf, 43-44)

Öncelikle 'Modernizm'in etkisi altındaki mükellefin 'modern özne' (modern fâil) şeklinde olumsuz olarak ortaya konmasındaki sorunlar irdelendiğinde, ön yargılarla oluşturulan bu tamlamanın aceleci bir yaklaşımla üretildiği görülecektir. Çünkü modernizm, aydınlanmayla birlikte ortaya çıkan, hümanizm ve demokrasi temeli üzerine yükselen bir düşünce sistemidir. Oysa 'modern' kavramının kökeni oldukça eskiye dayanmaktadır:

'Modern', köken itibariyle Latince bir kelime olan 'modo' (son zamanlar, tam şimdi)’den türetilen modernus teriminden gelen bir sözcüktür. İlk defa milattan sonra beşinci yüzyılda ‘antiqiqus’un karşıt anlamına gelecek şekilde Hristiyanlığı, pagan kültüründen ayırmak için kullanılmıştır. Bu kavrama göre eski dünya; karanlık, putperest, pagan dünyayı nitelendirir. Yeni dünya ise Hristiyan modern dünyadır.

Kökeni itibariyle, yeni olanı eski olanın aleyhine olacak şekilde olumlayan bu kavram, daha sonra, ironik bir şekilde Hristiyan Ortaçağı’nda yine aynı kökten gelen 'modernitas' terimiyle değer bakımından oldukça farklı bir anlam kazanmış, zaman ve gelenek tarafından kutsanmamış yeni olan her şeyi kötülemek için kullanılmaya başlamıştır. 

Klasik çağdan modernizme geçiş, önemli bir belirleyenin yön değiştirmesiyle mümkün olabilmiştir. Klasik çağda dinin ve kilisenin egemenliği altında olan Batı düşünce dünyası ‘modernizm’ ile din etkisinden kurtularak buluşabilmiştir. (Bu, modernizme geçişin en önemli belirleyicisi olarak görülmektedir, çünkü modernizmle birlikte akıl ve aklın egemenliğinde ortaya çıkan felsefî ve bilimsel söylemler her türlü yaklaşımı yeniden şekillendirmiştir. Bu süreçte dinin kutsal, soyut ve Tanrı temelli açıklamalarının yerini bilimsel, somut ve akıl odaklı değerlendirmeler almıştır. Pozitivizim, rasyonalizm, emprizm, varoluşçuluk gibi felsefi akımlar toplumsal hayatı ve bilimsel yaklaşımı belirleyen önemli felsefi söylemler haline geldiler.)

"İbrahim, babası Âzer'e: “Birtakım putları tanrılar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni de kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum!” demişti. Böylece biz, kesin iman edenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk. Gecenin karanlığı onu kaplayınca bir yıldız gördü, “Rabbim budur!” dedi. Yıldız batınca, “Batanları sevmem!” dedi. Ay'ı doğarken görünce, “Rabbim budur!” dedi. O da batınca, “Rabbim bana doğru yolu göstermezse elbette yoldan sapan topluluklardan olurum!” dedi. Güneşi doğarken görünce de, “Rabbim budur, zira bu daha büyük!” dedi. O da batınca, dedi ki: “Ey kavmim! Ben sizin (Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Ben hanîf olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah'a çevirdim ve ben müşriklerden değilim!” Kavmi onunla tartışmaya girişti. Onlara dedi ki: “Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışıyor musunuz? Ben sizin O'na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Ancak, Rabbim'in bir şey dilemesi hariç. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâla ibret almıyor musunuz?" (En'âm, 74-80)

Tartışmacının 'modern özne' dediği kişi kimdir? Paganizm'in eskiliğine karşı Hristiyanlığın yeniliğini savunan kişi midir, Hristiyanlığın eskiliğine karşı modernizmin yeniliğini savunan kişi midir? Ya da Antik Çağ'da ve daha sonra Meşşâiler döneminde aklı ve aklın egemenliğinde ortaya çıkan felsefi ve bilimsel söylemleri savunan kişi midir?

"Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi. Çünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi. Hani o, babasına ve kavmine: “Siz kime kulluk ediyorsunuz?” demişti. “Allah'tan başka birtakım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz? O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?” Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı. “Ben hastayım”, dedi. Ona arkalarını dönüp gittiler. Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) “Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz?” dedi. Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.) (Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler. İbrahim: “Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz! Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı!” dedi. "Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın!" dediler. Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık." (Saffât, 83-96)


<<Önceki                      Sonraki>>


 [07.04.2026, 14/45 (1080))]


Seçkin Deniz, 12.04.2026, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı




Takip et: Next Sosyal @seckin_deniz

Takip et: Next Sosyal @sonsuzark



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

Seçkin Deniz Twitter Akışı