10 Ocak 2026 Cumartesi

SA11803/SD3704: Sıkıntı (Roman); 13. Bölüm-Toprak 35

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Cezveyi eline aldı usulca, üç simli fincanı da doldurdu yarıya kadar sırayla; köpük yapacaktı ikinci turda. Kahvenin kokusu benzersizdi.


Yüzündeki ışıltılı tebessümü hiç esirgemiyordu bu yaşlanmış çocuk. Bıyıklarıyla aynı boyda olan birkaç günlük hafif gri sakalları yüzündeki tebessümü daha görünür hale getiriyordu. Alnından geriye doğru kısmen dökülen kısa kesilmiş saçları da sakalları gibi renk vermişti güneş beyazı simasına. Üzerinde de uzun kollu keten bir gömlek ve yine bol keten bir pantolon vardı krem renkli.

‘Bu asık suratlı avukat size ne dedi, Evladım?’ diye sordu iki elini birbirine sararken. ‘Geçimsiz, insanlardan nefret eden bir kaçık mı dedi benim için?’

‘Estağfurullah!’ diye telaşla atıldı Avukat. ‘O nasıl bir iftira?’

Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.

‘Bir de ‘kahvesi de güzeldir’, demiştir kesinlikle!’ dedi Yaşlı Adam, hiç avukata bile bakmadan. ‘Başka da bir şey bilmez zaten o!’

Avukat yerinde duramıyordu:

‘Bir kere ‘kaçık’ demedim!’ dedi kızgın bir şekilde. ‘İnsanlardan nefret ediyor da demedim, ‘her şeyden tiksinmiş biri’ dedim sadece. İftira atma bak, vebali var. Kahve konusunda ise dediğini dedim, yalan mı, İhtiyar?’

Bu kez ona döndü Yaşlı Adam, ‘Sana bir kere ‘her şeyden tiksindim’ dedim, Çocuk!’ dedi gülümseyerek. ‘Kızma öyle tıfıl tıfıl; insan da her şeyin içindedir, insandan da tiksindim, bana kaçık diyenler de insanlar ve sen de insansın... Hani nerede iftira?’

Avukat yönünü boğaza çevirdi, bacak bacak üstüne attı ve ‘Ben anlamam, kahvenin hakkını ver sen de o zaman, İhtiyar!’ dedi asık suratıyla. ‘Vaktimiz çok kısıtlı, sana harcayacak çok fazla dakikamız yok!’

Ben tutamamıştım artık kendimi, sesli bir şekilde gülüyordum, ikisi de sanki senaryosu önceden yazılmış bir tiyatro oyununda esaslı işler çıkaran iki oyuncu gibiydiler.

Benim güldüğümü görünce Avukat da güldü, yaşlı adam da. Sonra sarıldılar birbirlerine, Avukat elini öptü yaşlanmış çocuğun.

Birkaç damla yaş süzülmüştü her ikisinin gözlerinden... Biri, yüzünü hemen hiç hatırlamadığı babasının yerine koymuştu diğerini, diğeri ise hiç olmayan oğlunun yerine ötekini.

‘Ben şaşkınım!’ dedim neredeyse fısıldayarak. ‘Bu Avukata kahve yapmasını öğretemedin mi Amca; hiç utanmıyor mu bu sana kahve yaptırmaktan?’

‘Onda utanma yok, Evladım!’ dedi bana dönerek, mutfağa doğru giderken. ‘Utanma olsa bu bahçe kapısından içeriyor sokmam onu. Yeryüzünde bana ‘kahve yap’ deme hakkı olan bir tek kişi var, o da ha bu tıfıldır!’

Ben de seslendim arkasından:

‘E, o zaman senin bu tıfıldan da tiksinmen lazım değil mi, Amca?’ dedim. ‘O da her şeyin içinde ya?!’

Eline aldığı bakır kahve cezvesini uzaktan salladı Yaşlı Adam.

‘Mühendis Evladım, galiba sen de her şeyin içindesin!’ dedi keyifle gülerek. ‘Ben de!’

‘Ama öyle!’ dedim ben de ona pas vererek.

‘Her şeyin istisnası vardır, Evladım!’ dedi küçük mangalı balkona çıkarırken. ‘İnsan istisnaların sağladığı imkânla var olmuştur, istisnalarla da hayatına devam eder. Allah ona bu hakkı vermiştir yaratırken!’

O kadar çabuk bir şekilde mangalı yakmış ve cezveyi üstüne koymuştu ki şaşırmıştım.

‘Babamdan öğrendim, kahve yapmayı, o da babasından öğrenmiş; ta şu Rumelihisarı’nın dayılarından biri olan dedeme kadar uzanır bu kahvenin hikayesi!’ dedi keyifle.

Kahvenin o kendine özgü kokusu balkona yayılırken tatlı tatlı anlatmaya devam etti.

‘İnsanın ilk muallimi ana-babasıdır, dedesi-nenesidir!’ dedi hüzünle. ‘Öğretir uyararak, sonrasını hatırlatarak. Acıları tatlılarla karıştırır ve küpe olarak asar her biri çocuğun kulağına. Uzun yıllar boyunca yazdım, anlattım, uyardım. Sonra bir gün kendi kendime konuştuğumu ve yazdığımı fark ettim. İnsanlardan, yazmaktan, daha doğrusu her şeyden tiksinmeye başladım. Bu tıfıl haksız değil. Herkesin hikayesi kendi atalarına kadar uzanır, atalardan başlamak lazım, lâkin o da imkânsız!’

‘Tiksinme hakkı var mı insanın, Amca?’ diye sordum ansızın.

‘Var, tabi!’ dedi, lafı hiç sektirmeden. ‘Sevme hakkı olduğu gibi. Ben insanları sevdiğim için yazdım, uyardım; ama onlar benden kaçtılar, çünkü yaptıkları şeyler yanlış ve haksız olduğunu söylediğim şeylerdi. İşlerine gelmedi apaçık olan; riyakarlığı sevdiler... ben de onlardan tiksinme hakkımı kullandım, tıpkı sevme hakkımı kullandığım gibi!’

‘Oysa..’ dedim sesimi biraz ileriye doğru sürerek. ‘İnsanların bir uyarıcıya ihtiyaçları olmayabilir; çünkü herkes akıl yürütmeyi bilir!’

Cezveyi eline aldı usulca, üç simli fincanı da doldurdu yarıya kadar sırayla; köpük yapacaktı ikinci turda. Kahvenin kokusu benzersizdi.

"İnsanların bir uyarıcıya ihtiyacı var mı? Bunu çok düşündüm!’ dedi tatlı sesiyle. 'Eğer her çocuk doğduğu andan itibaren doğru yetiştirilse ve sistematik bir şekilde her yaş aralığında doğru bilgilendirilse, aldatılmasa, aklı ve edindiği bilgiler arasında kuracağı ilişkiler ve yaptığı çıkarımlarla yolunu bulabilecek şekilde yaratıldığına göre, insanın doğası gereği bir uyarıcıya ihtiyacı yoktur.' sonucuna ulaştığım gibi, 'Adem her şeyi biliyordu ve Allah onu mükemmel bir şekilde yaratmış, bilgilendirmiş ve Şeytan'ın apaçık düşmanı olduğu hususunda uyarmıştı, o buna karşılık Şeytan'ın yürüttüğü aklın aldatan gücüne yenik düşmekten kurtulamadığı için insan genetik olarak bir uyarıcıya ihtiyaç duysa da hatalı sonuçlara ulaşabilir ve yanlış kararlar verebilir' sonucu da önceki sonucun karşısına apaçık bir şekilde dikiliyor!’ 


<<Önceki                      Sonraki>>


[09.01.2026, 13/71 (1025))]


Seçkin Deniz, 10.01.2026, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı




Takip et: Next Sosyal @seckin_deniz

Takip et: Next Sosyal @sonsuzark



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

Seçkin Deniz Twitter Akışı