12 Aralık 2014 Cuma

SA1037/KY5-PT36: Tasavvuf; Bir Düşünce Virüsü/ A-Nazarî Tasavvuf-Tasavvufun Tanrıları 3 (Abdülkerim el-Cîlî'nin Tanrısı)

 بسم الله الرحمن الرحيم

Bismillahirrahmanirrahim

“Tasavvuf” İslâm dünyasına hicri II. asırdan itibaren girmeye başlamış bir “düşünce virüsü"dür. 

3-Abdülkerim el-Cîlî'nin Tanrısı

Tasavvufun bu meşhur kâhini İbn Farid ve İbn Arabî’nin dinine inanmaktadır. Allah'ın ancak kâmil insan ve kâmil insanın, Allah'la insanı bir kişide toplayan en büyük rab olduğuna inanmasıdır. Bunu daha önce İbn Arabî ortaya atmış, ama El-Cîlî bu konuda daha ileri giderek derinleştirmiş ve felsefesini yapmıştır. El-Cîlî bu mertebesini kendisinden daha önce olan kimselere saptırmak istemediği için kendi insanlığının rububiyet ve uluhiyetin en yüce ufku olduğunu söylemiştir.

En Büyük Rab Olduğunu İddia Etmesi

El-Cîlî en büyük rab olduğunu iddia ederek şöyle demektedir:

SA1036/SD197: "gündüz'ün ihâneti" /10.08.2006/ 531. patika

...bir gece...
...diğer bir geceye geçerken aradaki gündüzün ellerinden su içmez...
...ne gündüzü küçümser ne de büyütür...
...zaman celbince ona yer verir, ondan yer alır günün sınırları kaynaşan iki parçasından biri olarak; bunu bilir...
...gece gündüze saygılıdır gündüzün hırçınlığına inat...
...bitmeyen gece, sürüklenir akıllarında insanın...
...bitmeyen gündüz, yokmuş gibi...
...gece...
...gündüze saklanan her şeyi besler ya...
...sakince, kurguların, köklerinden dallarına kadar yükselen serüveninde geçkin bir yaşlı dedenin aldığı hâzla sabreder...
...bıçkın delikanlı gündüze bir ağabeydir lâkin...

11 Aralık 2014 Perşembe

SA1035/TG79: CIA, Sorgulama ve Feinstein Tarafından Giderayak Atılan Son Taş

Sonsuz Ark'ın Notu:

Julian Paul Assange'ın 2006 yılında kurduğu WikiLeaks, Küba'daki Amerikan üssü Guantanamo'da esirlere yapılan muameleye dair kurallar, Kenya'daki yargısız infazlar, Afganistan ve Irak Savaşı'ndaki sivil ölümlerine ve İsrail hariç birçok ülkedeki diplomatik misyonların ABD ile yazışmalarına dair 'Top Secret' belgeler yayınladığında temelde ABD'nin yüzyıllık politikalarının sona erdiğinin ilk işaretleri ortaya çıkmıştı. 

Ardından Amerikalı bilgisayar uzmanı, eski Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve eski Ulusal Güvenlik Dairesi (NSA) çalışanı Edward Joseph Snowden, 5 Haziran 2013'ten itibaren NSA'ya dair gizli bilgileri  The Guardian ve The Washington Post gazetelerine sızdırdı, yedi ay sonra görevinin tamamlandığını belirtti. 

Assange'ın aslı şüpheli tecavüz davası sonrası Londra'da Ekvador gibi küçük ve etkisiz bir ülkenin elçiliğine sığınarak aldığı desteğe karşı ABD'nin yaşadığı acziyet herkesi şaşırtırken, Snowden Rusya'ya sığındı ve ikisi de CIA'ye rağmen halen hayatta. Ve şimdi de CIA'in Senato'da kabul edilen ve yayınlanan İşkence Raporu ile ABD'ye yönelik aşağıdaki analizde de eleştirilerek belirtildiği gibi 8 yıllık 'İtibarsızlaştırma Operasyonu' tamamlanmış görünüyor. Açık olan verilere göre bu operasyonun sahibi de derin ABD. Peki ABD neden kendisini itibarsızlaştırıyor? 

SA1034/ÇY3-BŞ20: Petrol Fiyatları'ndaki Düşüşün Anlatılmayan Hikâyesi

"'Düşen Petrol Fiyatları'ndan dolayı petrol ithalatçısı ülkeler tahminen 1-1,5 trilyon Dolar tasarruf edecekler. Bu para gidecek yer arayacak. ABD, petrolde düşen pompa fiyatlarından artan paranın kendi vatandaşlarında pozitif bir etki oluşturarak alım gücünü yükselteceğini ve bu paranın tüketime gideceğini biliyor."

Kazananlar&Kaybedenler

Bazı OPEC Üyelerinin üretimde kısıtlama konusunda geri adım atmaması ve  2015 yılına yönelik zayıf öngörülerini belirtmelerinin ardından Dünya'dan petrolle ilgili yorumlar gelmeye devam ederken düşüş yeniden ivme kazanmış durumda.

Bir önceki yazımda bahsettiğim gibi petrol piyasasında spekülatif komplo teorilerinin çok dolaştığı bir gerçek. Petrolde fiyatların aşağıya doğru çekilmesinin ABD ile Suudi Arabistan’ın ortak stratejisi olduğunu ve  Rusya, İran ve Venezuela gibi ülkeleri köşeye sıkıştırdığını belirtmiştim. Bu senaryoyu ütopik hatta sorunlu bulan birçok analiz de okudum üstelik...

Şimdi elimizdeki verilere bakalım.

10 Aralık 2014 Çarşamba

SA1033/KY1-CÇ88: Çamurlu Sokak'ın Yediği İlk Vurgun

 "Toprağın yüzünü niye ziftle boyadılar? Niye zifte boğdular? Nasıl nefes alacak? Hem karıncalar da.."



Burayı da yıkacaklar. Son ev. Çocukluğumun, gençliğimin dış dünyadaki tek tanığı. Bu ev de yok edildi mi, şu sokak hepten yabancı olacak. Kırk yaşına kadar her karışını bildiğim ve her karışının beni bildiği bu yer geçmişimin üzerine kalın bir örtü serecek. Bu zamana kadar iyi direndi yinede. İyi direnmiş! Bu sözü söyleme hakkım var mı? Ya da benim şikâyet hakkım var mı? Bu düpedüz iki yüzlülük.

Bu mahalle bu sokak ilk vurgunu bizim aileden yedi. Betonlaşmaya bunca yıl dayanmasından güya gurur duyuyorum gizliden gizliye. Oysa ilk bahçeli ahşap binanın kanına benim ailem girdi yirmi yıl önce. Bütün mahallenin şaşkın bakışları arasında, önce bahçe duvarları yıkıldı. Sonra hiç acımadan bir iğde, üç akasya, iki kavak ağacı topraktan diş çekercesine kökleriyle çıkarıldı.

9 Aralık 2014 Salı

SA1032/SD196: 12 Eylül 2010 Referandumu Yargı'ya Karşı İktidar Partisi'nin Onurunu Korudu

"Yargıçlar olarak hukuk devletini ve yargıçların bağımsızlığını Anayasa değişse dahi, yasalar değişse dahi korumak azmindeyiz" 
Abdurrahman Yalçınkaya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, 13 Eylül 2010

Yargıtay Başkanı’ndan Anıtkabir’de laiklik sözü. 
Yargıtay Birinci Başkanlığı’na seçilen Hasan Gerçeker, Yargıtay üyeleriyle birlikte 07 Şubat 2008'de Anıtkabir’i ziyaret etti. 35 gün sonra İktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında kapatma davası açıldı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın, AK Parti'nin "laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği" gerekçesiyle, partinin kapatılması ve ilgili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dahil 71 kişinin 5 yıl süre ile siyasetten uzaklaştırılması istemiyle hazırladığı iddianame Anayasa Mahkemesi'ne 14 Mart 2008'de sunuldu, Anayasa Mahkemesi iddianameyi 31 Mart 2008 günü kabul etti. 

17 Şubat 2010 tarihinde yazılan aşağıdaki yazı (*), 12 Eylül 2010 Referandumuna sunulan Anayasal değişikliklerin %58 Evet oyu ile onaylanması sonrasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın 13 Eylül 2010'da, "Yargıçlar olarak hukuk devletini ve yargıçların bağımsızlığını Anayasa değişse dahi, yasalar değişse dahi korumak azmindeyiz. Bunu engellemek mümkün değildir. Çünkü yargı organı halkın temsilcisidir. Halkı temsilen bu görevini yapmaktadır. Halkımız müsterih olsun. Biz, hukuk devletini gerçekleştireceğiz. Yargıçların bağımsız ve tarafsız olmasını da sağlayacağız." şeklindeki beyânatının taşıdığı anlam bakımından daha fazla değer kazanmaktadır.


Başsavcı'nın, geçmiş kurumsal/elitist kazanımların korunması adına Anayasa'yı ihlâl etmeyi bir hedef olarak seçtiği bu konuşması, İktidar Partisi'nin yüksek mahkemelerdeki yapısal değişikliği geciktirmesinin halkın iradesi üzerine ipotek koyanları ne kadar cesaretlendirdiğini göstermektedir. Doğal olarak, referandum hazırlık safhaları ve sonuçları itibarı ile İktidar Partisi'nin onurunu korumuştur. Atlatılan tehlikenin büyüklüğünü geçmiş tarihli yazıyı okuyarak yeniden değerlendirmek zamanıdır.

8 Aralık 2014 Pazartesi

SA1031/YB23: Masumiyeti Hatırlama Hakkı/ Sınanmış Renkler 23

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Bizler gücümüzle orantılı iddialar içinde değiliz; haddimizi çok aşıyoruz ve her seferinde hiç sıkılmadan huzur ve dinginlik istiyoruz."

İnsanın tırmanışına baktım biraz bugün. Kadın veya erkek, tüm insanlar doğduktan sonra masumiyetten yukarı doğru tırmanırlar. Tırmanışın her basamağında masumiyet biraz daha azalır... Bu tırmanış insan yavrusunun bilgiyle-merakla-öğrenmekle ilişkilerinde aldığı yolu temsil eder. Çocuk insanın masumiyetinden daha yetkin bir masumiyeti temsil edecek başka bir örnek yoktur. Zira masumiyet, bir habersizliği, bilgisizliği ve bunlarla birlikte günahsızlığı anlatır bize.

O halde tırmanışın aynı zamanda masumiyetten uzaklaşmak demek olduğunu kabul etmek mecburiyetindeyiz. Bilmenin insanı ayırt etmekle mükellef tuttuğunu ve çocuk insanın iradesinin bu tırmanışta şekillendiğini de söyleyebiliriz. Tırmanış sürerken merak işler, merak işlerken bilgi birikir, bilgi biriktikçe de irade öğrenilenler arasında seçim yapmayı öğrenir. Her seçim yeni bilgiler  ve yeni günahlar getirir beraberinde ve nihayet tırmanış biter.

SA1030/KY9-NK38: Ellerim Benimle Oyun Oynuyor

"Bazen doktorlar ağrıların kronolojisini sorduklarında hatırlamayabiliyorum; en iyisi buraya kaydedeyim gerektiğinde bakarım."


Kortizon kullandım; kullandım da bundan beklenen ağrılarımın geçmesi ise hakikaten geçmedi. Artık telefon açıp "Nasılsın?" diye soranlara ne diyeceğimi bilmiyorum. "Elhamdülillah iyiyim, iyi olmaya çalışıyorum" diyorum, ama iyi değilim, iyi olmaya nasıl çalışıyorum; onu da bilmiyorum.

Şikayetlerimi sıralasam ne çıkar ki, daha doktorlar bile tam bilmiyor ne olduğunu bence. Üstelik anlatmaya kalksam her gün farklı bir ağrı ve acı hikayesi anlatmam lazım bu da komik bir durum elbette. Her gün ağrı ve acı yer değiştiriyor, dün sol bileğim dirseğime kadar ağrıyordu ve sol elim olduğu gibi şişmişti. Bu sabah bileğimdeki ağrı elimin yan tarafına yürümüş. çorabımı giyerken sanki elim kopacak gibi oldu.

7 Aralık 2014 Pazar

SA1029/AŞ54: Saldıranı Böyleyse Muhakkak İktidar Haklıdır

"Direnmek ancak onurlu olanların işidir, riyâkârların, yalancıların, gaspçıların, uşakların değil"

Foto: Reuters

Ahlâk başka bir şey... bazılarının ağzından çıktığında onu 'iğrenç' sananlar olabilir; ama bu 'Ahlâk'ın  suçu değil. Ne Ahlâk istemiştir onların ağzından duyulmayı ne de 'iğrenç' 'Ahlâk'a sıfat olabilir. Zaten tarih, bu tür kateşist bükülmeler sıklıkla yaşandığı için, aşağılık öykülerle doludur. ABD'nin demokrasi, insan hakları, özgürlük, saygı söylemleri nasıl  İslam düşmanlığı, milyonlarca ölüm, kan ve şiddet demekse, Türkiye'de de aynı şeyleri dillerinde bayraklaştıranların ruhunda bu her türlü müslüman düşmanlığı, haksız kazanç, sömürü, kin, nefret ve şiddet demek.

Ahlâk sorunu insanlığın en büyük sorunu. Türkiye de bu sorunla mâlul, hem de uzunca bir süredir bu böyle. Ahlâk'ı kim vazeder? Din, yani Tanrı; bize göre Allah. Her şeyi gören, duyan, bilen ve yargılayacak olan Allah, ahlâkın sınırlarını çizer ve buna bağlı olarak kendi kanunlarını koyar.

SA1028/FT38: Kurtlar Vadisi- Filistin; Miadı Dolmuş Transsal/ Psiko-Sosyal Terapiler

"7’den 77’ye, kırtasiyeciden berbere, kasaptan profesöre, hemen herkes diziyi ‘Kutsal Bilgi Kaynağı’ olarak gördü"


Tarih isimlerin enselerinden gölge tozunu alınca, konsept danışmanlarının rengine dair tüm belirsizlikler ortadan kalkacaktı; emindim. Kafamın bütün devrelerinde o soru yankılanıyordu. Neden?  Neden bu isim? Bir devrin deşifresi ise bu dizi, perdeleme ustası bir ismin (Soner Yalçın) konsept danışmanlığında ne işi vardı? Hatıralarını yazdığı her derin dal kesilip koparılıyordu meçhule doğru. 


Dalların budaklarla ilişkilerinde, orada burada, genetik çözümlemelerde ve dahi beyaz renkli kalburdışıların didiklenme törenlerinde var olan bu ismin danışman olacağı konseptin kök ruhunu nasıl yorumlayacaktık?

Yorumlayamadık haliyle; bekledik. Eğer bir daniş trendi varsa geçmişten şimdiye, daniş emretmiş kollar sıvanmıştı. Peki yoksa?

6 Aralık 2014 Cumartesi

SA1027/KY21-FEYB1: “Dijital Histeri”

Dijital çağın simülasyonu gereği…


Viral bir virüs gibi girmişti içlerine Dijital Kale...
Eğitmenler kitabını okumuş, çok beğenmiş serilerini takip etmişlerdi.
Serinin son kitabı sinema filmi olarak gösterime girdiğinde ilginç olan bütün özelliğini kaybetmişti çoğu şey.

Patlamış mısırın yanında Cola içmenin bıraktığı tat kalmıştı damaklarında hepsinin. Olan biten buydu. O kadar. Arkası gelmemişti zaten çoğu şeyin.
Aradıkları büyüyü bulamamıştı hiç biri.

Dijital çağın çocukları geliyordu; aksi gibi bir taraftan. Hem de dörtnala...
Ancak gençleri takip etmek için ayrı bir zaman, enerji ve bilgi gerekiyordu. Yorgundu çoğu. Bir de buna ayıracak vakitleri neredeyse yoktu.

SA1026/TG78: Breaking the Silence - Sessizliği Kırmak: İsrailli Askerlerin İtirafları/ El-Halil 2001-2004/11. Bölüm

    “Bizimle gönül birliği bulunan, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’te Eylül 2000 tarihinden itibaren görev yapmış askerlerin itiraflarını topluyor ve yayınlıyoruz.” 
Taciz, Yağma, Aşağılama, Dayak, İşkence, Öldürme, Yaralama, Sûikastler, Özel Mülklere Verilen Zararlar…

“Bu, ayrıca var olan gerçekliği bildiği halde inkar eden inatçı çoğunluğa karşı da bir dik duruş. Bu, İsrail toplumuna ve liderlerine, çalışmalarımızın sonuçlarını değerlendirmek için acil bir çağrı.”

Askerler görev başında başlarından geçenleri anlatıyor:

Gross Meydanı’nda gerçekleşen bir olay vardı… Her zamanki gibi El-Halil’de devriye görevindeydik. Delicesine sıcak bir hava vardı ve Kasbah civarında dolaşıyorduk. Meydanda bir olay olduğu haberini aldık, o sıcak havada oraya koşarcasına gitmek üzere harekete geçtik. Oraya vardığımız zaman yaşları 15-16’dan daha büyük olmayan iki çocuk gördük.

Çocuklardan bir tanesi elleri ve ayakları dışa dönük bir şekilde yerde uzanıyordu. Asfalt son derece kızgındı, nasıl oldu da her tarafı yanmadı anlamamıştım. Arkadaşı başında duruyordu, ikisinin de korkudan beti benzi atmış ağlıyorlardı; yerde yatan çocuk altını ıslatmıştı. Eminim ki…

5 Aralık 2014 Cuma

SA1025/KY1-CÇ87: Sayıklama

“Demek merkezden sizi gönderdiler.” dedi. Doktor hastaya daha bir dikkatle baktı..


"Hiç durduk yere sağa sola saldırmaya başlamış. Tam sıra ona gelmişken.. veznedar bayan, “Faturanız?” diye sormuş. Hem de hiç kimseye göstermediği bir nezaket örneği sergileyerek. Bizimki de önce elinde tuttuğu su faturasına bakmış. Sonra veznedara, sonra arkasındakilere.. sağında ve solundakilere.. sonra dairenin bütününe, “İyi ama!" demiş gözlerini iri iri açarak,"İyi ama bu bana ait bir rol değil. Veznedar şaşırmış ve gözlerini pusarak, “Anlamadım! Fatura sana ait değilse ne olmuş?” diye cevaplamış panik içinde.. belli etmemiş yine de. Paniklediğini sonradan muhabirlere anlatmış. Ki muhabirler, “ Veznedar panik içinde sorular sorarak zaman kazandı..” diye haber geçmişler çalıştıkları kuruluşlara. Hemen her televizyon kanalı, hemen her basın organı bu ayrıntının üzerine nedense pek dikkat çekti. Bunda ne gibi bir özellik var doğrusu anlayamadım. Tabi muhabirler bu işin kurdu. Neyin önemli neyin önemsiz olduğunu pek ala bilen insanlar. Ne öne çıkarılmalı, ne atlanmalı.. İşte veznedarın panikle adamı sorguya çektiğini bütün ülke öğrenmiş oldu. Hatta bütün dünya. Eğer dış dünya basını halklarına bunun duyurulması gerektiğine inanırlarsa.. belki eften-püften bir şey sayıp görmezlikten gelebilirler. Ama açık ki bu öyle görmezlikten gelinecek bir şey değil. Ben tanığım. İnanın her şey gözümün önünde oldu. Ben yan veznedeydim. Ben faturamı tam birinci veznedeki bayana uzatmıştım, veznedar tam elimden almak üzereydi faturanın bir ucu onun bir ucu benim elimde.. ikimizde bıraktık.. fatura veznedarın önündeki tümseklikte kaldı. İkimizde afallamıştık. Hani yanışlıklarla ilgili itirazları hemen hepimiz duyarız, hatta kendimiz de yaparız..ama bu öyle değil.“Bu tavır benim tavrım değil!” aslını isterseniz.. donup kaldı duyan herkes. Adam gülüyor olsa, deriz ki eğleniyor kendince.."

SA1024/KY20-MEK3: Mağduru Suçlama!

 "Gerçek başka bir yüze sahip, sert ve acıtan yüzü ile karşılaşmayalım diye hep daha fazla gürültü yapıp daha fazla yalan söylüyoruz."


Barakamızda düşman silahını dinlendiriyor,
Dedemin sandalyesine yaslıyor onu ve ekmeğimizi yiyor
Herhangi bir misafirin yapacağı gibi. Biraz uyukluyor,
Hasır sandalyesinin üzerinde. Ve tüylerini okşuyor kedimizin.
Hep şöyle diyor : MAĞDURU SUÇLAMA!
Biz ona soruyoruz: O kim?
O diyor: Gecenin kurutamayacağı kan…
Mahmut Derviş/ O Çekilirken

Batılılar film çeker, güzel ve çok okunan romanlar yazarlar. Harika müzikler besteler ve nefis şovlar eşliğinde icra ederler, inanılmaz teknolojiler geliştirip oradan insana dair en mahreme dokunur, en gizli yarayı ifşa eder, insanın derisinin dibine inmeyi hedefler, hep daha derine, daha içe doğru yol almak üzerine kafa patlatırlar.

Hepimize pornografik bir yaşam önerirler, neredeyse bütün yaşam bir ifşaat ve itiraf olsun diye çırpınıp dururlar.

4 Aralık 2014 Perşembe

SA1023/SD195: "doğum günü" /14.08.2006/ 532. patika


...bir insanın zamanın hangi parçasında doğduğunu bilmesi, mukayese nefesli birçok muhabbetin, sınıflandırmanın gerekçe ve sebeplerinden biridir...
...bir de, duygusal salata menülerini seçmeye zorlanmış olmak da vardır; doğulan günle ilgili psişik kategoriler mesela...
...veya sevinmekle üzülmek arasındaki salınım...
...hangi yıl doğduğun bilgisi birçok şey için lazım olan bir bilgi...
...üstelik bir yerlerde yazılan o yıl, doğru olmasa bile, o yılın etkisi doğru olan yılın etkisinden farklı olmuyor...
...ölüm meleği için doğmak ve ölmek arasındaki süre ömür olduğuna göre, patatesin çuvala girdiği ve çuvaldan çıktığı zaman arasındaki süre de bu gerçekten farklı bir yere sahip değil...

SA1022/TG77: Eski Mossad Başkanı Shavit: "İlk Defa Siyonizm’in Geleceği İçin Endişeliyim"

"Çatışmayı kutsal bir savaşa doğru sürükleyen Mesihsel bir düşünce ile beraber görmüş olduğum gurur ve kibir beni ilk kez endişelendirmektedir."
Shabtai Shavit, Eski Mossad Başkanı, 24 Kasım 2014

Former Mossad chief: For the first time, I fear for the future of Zionism

Siyonizm'in 19.yy başlarında ortaya çıkmasından beri İsrail topraklarında bulunan Yahudi ulusu, Filistinliler ile arasındaki çatışmaya rağmen, nüfus artışı ve bölgesel genişleme anlamında gittikçe daha da güçlenmektedir. Bu başarıyı, düşmanlarımızı doğru tarafta olduğumuza aptalca ikna etmek yerine bilgelik ve kurnazlıkla hareket ederek elde ettik.

Kendi düşünce dünyamı inşa etmeye başlamamdan beri bugün ilk defa, Siyonist projenin geleceği için gerçekten endişe duydum. Endişe duymamın sebebi, bir yandan bize yönelen tehditlerin kritik büyüklüğü iken, diğer yandan ise hükümetin bu konudaki körlüğü ve politik ve stratejik felç durumuydu.

SA1021/KY20-MEK2: Vatansız İktidar Ortaklığı/ Mene, Tekel Ufarsin; Sınandınız ve Kaybettiniz

"Siyonizm kendi mitolojisinin, MASADA ve diğerlerinin tutsağıdır aslında…" 
M. Hasaneyn Heykel, Mısırlı Gazeteci


 Özet: 2000 yıl evvel son kale MASADA’da belki umutsuzca ve belki kahramanca, önce çocuklarını ve kadınlarını ardından birbirlerini kılıçtan geçiren son Yahudi topluluğu ile birlikte[i] Yahudi varlığının kararlı ve süreğen bir coğrafi bütünlükle ve toprakla bağlantısı kesildi. Şimdi 1948’de uluslararası dengeler ve batılı güç odaklarının teşvik ve desteği ile 2000 yılın ardından yeniden bir coğrafi alanda bir Yahudi yoğunlaşması, İsrail Devleti üzerinde görülmektedir. Bu kısa araştırma Filistin toprakları üzerinde kökleşmeye çalışan bu Yahudi varlığının Ortadoğu jeopolitiğine etkileri ve sahip oldukları jeopolitik imkan ve riskler üzerine bazı çıkarımlara ulaşmayı hedeflemektedir.

Yersiz Yurtsuz bir Jeopolitik: Yahudi

Yahudi; yersiz-yurtsuz bir küresel jeopolitiktir. Tanımın garipliğinin farkındayım. Coğrafyadan bağımsız bir jeopolitik tanımı yapılabilir mi, tartışılır; ancak son 2000 yıllık Yahudi tarihi bu gün kullandığımız jeopolitik etki-fırsat ve risklerin tamamına sahip bir ‘Vatansız İktidar Ortaklığı’dır dense yeridir.

3 Aralık 2014 Çarşamba

SA1020/KY5-PT35: Tasavvuf; Bir Düşünce Virüsü/ A-Nazarî Tasavvuf-Tasavvufun Tanrıları 2 (İbn-i Arabî'nin Tanrısı)

 بسم الله الرحمن الرحيم

Bismillahirrahmanirrahim

“Tasavvuf” İslâm dünyasına hicri II. asırdan itibaren girmeye başlamış bir “düşünce virüsü"dür. 

2-İbn- Arabî'nin Tanrısı

Tasavvufun bu en meşhuru, tasavvufçular için tuhaf bir tanrı uydurmuştur. Birbiriyle çelişen iki zıddı zatında ve hakiki iki zıddı sıfatlarında toplayan tuhaf bir tanrı! Gerçek varlık o, gerçek yokluk da o, yaratan da yaratılan da odur. Her varlığın kendisidir. Sıfatları da, var ve yok olan her varlığın sıfatlarıdır. Yüce hak ve çirkin batıl o'dur. Deha düşüncenin kendisi ve aptal hurafenin aynısıdır. Zihinde parlayan düşünce ve kaybolan kuruntu ile şaşkın hayal odur. Bir defa olsun meydana gelmesini aklın tasavvur edemeyeceği müstahil o, meydana gelmesi ve imkân dışılığı söz konusu olmayan mümkün o'dur. Hareketsiz cansız o, keskin duyarlı can o'dur. Arşın altında secde eden melek o, cehennemde yanan şeytan o'dur.

2 Aralık 2014 Salı

SA1019/TG76: ABD ve Türkiye Suriye'de Uçuşa Yasak Bir Bölge Oluşturacak mı?

 "'Uçuşa Yasak Bölge- Air-Exclusion Zone' olarak adlandırılacak bu bölge; Suriye içinde, Türkiye sınırı boyunca bir tampon bölge oluşturacak ve Türk birliklerinin bulunduğu bölgenin korumasını ABD hava güçleri sağlayacak."

Sonsuz Ark'ın Notu: 

Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest, 1 Aralık 2014'te, Türkiye ile uçuşa yasak bölge konusunu görüşmeye devam ettiklerini, ama şu aşamada bunun Suriye'deki sorunun çözülmesi ihtiyacına uygun olduğunu düşünmediklerini söyledi: “Spesifik olarak uçuşa yasak bölge konusuna da gelince, birçok kereler açıkça belirttiğimiz gibi, Türklerle bu konuyu konuşmaya açık olmamıza rağmen -bu tür konularda onların fikirlerine kesinlikle değer veriyoruz- şu noktada spesifik uçuşa yasak bölge önerisinin, Suriye’deki durumun çözülmesi çabaları kapsamında tanımladığımız çıkarlara en iyi hizmet eden şey olduğunu düşünmüyoruz.  Dolayısıyla, bu görüşmeler devam ediyor ve Türkiye’deki müttefiklerimizden gelen önerilere de açık olmaya devam edeceğiz ama şu aşamada uçuşa yasak bölgenin ihtiyaca uygun olduğuna inanmıyoruz.” Beyaz Saray'ın aşağıdaki analizdeki tartışmaları doğrulayıcı bu tepkisini kamuoyunu hazırlamaya yönelik bir açıklama olarak değerlendiriyoruz. Seçkin Deniz, 02.12.2014

***
Suriye'de iç savaşın başladığı 2011 yılından itibaren kongreden gelen ülkede bir uçuşa yasak bölge oluşturulmasına yönelik çağrılara Obama karşı durdu. Şimdi Obama'nın üst düzey temsilcilerinden birinin bu tür bir planı Suriye'nin komşusu Türkiye ile müzakere ettiğini öğreniyoruz.

1 Aralık 2014 Pazartesi

SA1018/SD194: Anayasal Yargı Kurumları ve Kaos Tetikçiliği

"Yargı ne iş yapar, bir ülke için (ya da dünya için) fonksiyonel görevi nedir?"


En kaba anlamıyla kaos oluşturacak durumları ortadan kaldırıcı bir araçtır, yargı. Haklar çatışmasını önler; haksızlıklara insanlar adına kurumsal savaşçılık yapar; anayasayla kendisine verilmiş denetim gücünü kaos oluşmasına karşı kullanır. 


Yargı mensuplarının bu fonksiyonel yapıdaki görevi de, yargı kurumlarını amaçlarına uygun bir saygınlıkta ve sorumlulukta işler halde tutmak; kendilerinden adalet bekleyen insanların ve kurumların "güven" duygularının maksimal düzeyde sürmesine gayret etmektir.


İyi niyetli, fakat sarsıcı bir soru soralım; "Yargının ülkemizdeki üç yüz yıllık mazisi bir rapor haline getirilse, bu raporun değerlendirme ve sonuç bölümünde acaba yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının bu görevlerini layıkıyla yerine getirdiğini belirten kayıtların çokluğuna rastlamak mümkün olacak mıdır?"

Seçkin Deniz Twitter Akışı