Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıdaki röportaj, karmaşık bir devrin ruhunu, çerçevesini anlamak adına yüksek değerli çıktılar sunmaktadır. "Biz 1985 yılında bu çalışmaları yaparken, bu kitapları okursak İslami bir devrim yapacağımıza inanıyorduk." cümlesine karşılık gelen temel soru çoğunlukla bugüne dek dikkatle sorulmamış sorulardan biridir: "Solcular'ın amacı solcu-marksist- sovyetik bir devrim yapmaktı, sağcıların da amacı bu devrimi engellemek ve Türk-İslam sentezli bir devlet inşâ etmekti, peki bu iki tasnifi reddeden dinî hassasiyetleri yüksek gençler ne yapacaklardı?" Diğer bütün ülkelerde olduğu gibi bütün kurum ve kuruluşlarıyla ABD'nin (Gladio) kontrol ve koordine ettiği bir NATO ülkesi olan Türkiye'de böylesine kaotik bir ortamın oluşması tesadüf eseri yahut kendiliğinden olamazdı... Kendilerini İslamcı olarak tanımlamak zorunda bırakılan gençlere de 'İslamî Devrim' yapmaları gerektiğini fısıldayan kitaplar ve ortamlar hazırlanacaktı ya da bu 'İslamcı' gençleri gözaltına alarak, onlara 'sizi kandırmışlar' diyen FETÖ'cü polisleri de din kontenjanından devşireceklerdi.(Sonsuz Ark konuk yazarlarından İbrahim Tığlı'nın "SA5134/KY49-İTIĞLI74: Suud Yönetimi ‘Ilımlı İslam’ı Mali’de mi Uygulayacak?" başlıklı yazısından Suudi Hanedanlığının bu tür operasyonlarda nasıl rol aldığını okuyabilirsiniz) Röportaj'da şu cümleleri de okuyacaksınız: "78 kuşağı deniyordu bizim dönemin üniversite gençliğine ve bu dönemde öğrenci olup da olayların dışında kalan çok az kimse vardır." cümlesi kaçıssız ve kontrollü bir kaosu, "Kim kazandı kim kaybetti belli değil ama ülkenin kaybettiği kesin." cümlesi de NATO'nun amaçladığı hedefi somutlaştırıyor. Türkiye bugün NATO'nun vantuzlu ellerinden, başörtü yasakları gibi bir strateji ile sokaklara ve teröre itilmek istenen, buna karşılık herhangi bir şekilde teröre bulaşmayan o gençlerin 'farkına varan' bilinçleri ile kurtuluyor.
Seçkin Deniz, 09.11.2017
Dünyada soğuk savaş döneminin en sıcak yılları yaşanırken, Türkiye’de de siyasal kamplaşma artmış, üniversitelerde öğrenciler eğitim hayatını bırakıp, birbirinin boğazına sarılmıştı. Kaos ortamında İslamcı gençlerin sözünün geçtiği birkaç şehirdeki üniversitede, nispeten sakin bir ortam vardı. Erzurum ve Sakarya bu illerden ikisiydi. Sakarya’da 1970’lerin ikinci yarısına doğru yeşeren İslami hareket, varlığını hala devam ettiren bir damar ortaya çıkardı.