7 Kasım 2017 Salı

SA5127/SD812: Artık Burada Golf Oynayamayacaksınız.

"Türkiye'den ajanlarının ve casuslarının yargılanmamasına karşı güvence isteyecek kadar küçülmüş bir ABD'nin 1928'deki gibi davranmak zorunda kalması, tarihin durduğu yaklaşık 90 yıllık geçmişten bugüne yeniden canlandığı gerçeğini de somut bir şekilde yansıtmaktadır."


12 Nisan 1861-9 Mayıs 1865 tarihleri arasında süren Amerikan İç Savaşı ya da diğer adıyla Eyaletler Savaşı, Washington'daki yönetim ile bu ülkeden ayrılmak isteyen 11 Güney Eyaleti arasında çıkmış geniş kapsamlı bir iç savaştır; savaşın görünür nedeni Afrika'dan kaçırılıp köle tacirleri tarafından geniş topraklara sahip beyaz göçmenlere satılan siyah derili insanlara özgürlük ve eşit haklar vermek gibi ulvî bir neden olsa da, asıl neden yerleşik kölelik düzeninin getirdiği sınırsız zevk ve güçten vazgeçmek istemeyenlerin yönettiği bağımsız devlet güdüsünü sürdürmek isteyen eyaletlerin ulaştığı gücü kaybetme kaygısı ile bu gücü sorgulayan merkezi hükümete başkaldırmaları ve bu başkaldırıya Washington'un verdiği sert ve tavizsiz tepkiydi.

Tarafların planlayarak çıkardıkları bu iç savaşta köleleri de bir araç olarak kullandıkları 100 yıl sonra bile siyah-beyaz ayrımının sürmesinden anlaşılacaktı. Nihayetinde günümüzde Cumhuriyetçi olarak konumlananların ataları geçmişte Birleşik Devletlerden ayrılmak isteyen o çiftçilerdi ve henüz gelişmekte olan sanayinin patronları olan günümüz demokratlarının atalarına karşı büyük bir çıkar savaşı veriyorlardı.


İç savaş devlet gücünü sanayinin patronlarına verdi ve Amerika Birleşik Devletleri günümüze kadar ayrılık tartışmalarını rafa kaldırarak dünyaya açılma imkanı buldu. Birleşik Devlet yöneticileri o günden sonra da dünyanın bütün ülkelerinde -buna Çarlık Rusyası da dahil- kaos ve huzursuzluk çıkarmak için çok çaba sarf ettiler, 1. ve 2. dünya savaşlarının altyapısını titiz bir şekilde inşa ettiler ve bu iki savaş sonrasında da Avrupalı sömürgecileri dünya sahnesinden silerek bütün sömürgeleri yönetecek güce kavuştular. Osmanlı İmparatorluğu'nun güçsüzleştirilmesi ve yıkılması için gerekli olan yerli devşirmeleri açtıkları okullarda yetiştirdiler. Mesela, Merzifon’daki Amerikan Koleji, 1892- 1893 Merzifon ayaklanmalarında Ermeni Hınçak Komitesi’nin karargâhıydı. 

1927 yılında patlak veren olayda 144 öğrencinin okuduğu Bursa Amerikan Kız Koleji’nin üç Türk öğrencisi, Amerikalı öğretmenleri Miss Edith Sanderson’ın etkisiyle Hıristiyan olmuşlardı ve Bursa Amerikan Kız Koleji kapatılmıştı. 31 Ocak 1928'de Millî Eğitim Bakanlığından yapılan açıklamada, Bursa’daki Amerikan Koleji’nde aktif din propagandasının yapıldığının kesin olarak tesbit edildiği, okulun kapatıldığı ve sorumlular hakkında da adlî kovuşturma yapılacağı bildirilmekteydi.

1925 ten beri devam edegelen, Türkiye’deki Amerikan okulları sorunu, 1928 Ocak ayı sonunda, Türk -Amerikan ilişkilerinde tam bir “kriz” niteliğini kazandı. Şimdi sorun, Amerikan okullarının “yeniden açılması” değil, “kapatılması” sorunu haline gelmiş bulunmaktaydı.

ABD Büyükelçisi Joseph C. Grew, Dışişleri bakanı Tevfik Rüştü Bey’den şu isteklerde bulunmuştu:

1) Türkiye’deki Amerikan eğitim kuruluşlarına karşı Türk basınında yürütülen kampanyayı durdurmak için, Dışişleri Bakanı elinden gelen her çabayı harcamalıdır.

2) Dışişleri Bakanı, Bursa olayının, kendisinin de belirttiği gibi, münferid bir olay (“sporadic”) olduğu ve bu olayın Türkiye’deki diğer Amerikan eğitim kuruluşlarını etkilemeyeceği hususunda teminat vermelidir.

3) Bursa Koleji öğretmenleri hakkında adlî kovuşturma yapılmamalıdır.

4) Kamu oyunun tepkilerinin kaybolması için gerekli bir zamanın geçmesinden sonra, Türk Hükümeti, Bursa Kız Koleji’nin yeniden faaliyete geçirilmesi hususunu “iyi niyetle” (“with good will”) inceleyeceğini bildirmelidir.

1927 öncesi okullar: Sivas Amerikan Kız Lisesi, Sivas Amerikan Erkek Koleji, Maraş Amerikan Kız Lisesi, Gaziantep Amerikan Kız Lisesi, Gaziantep Amerikan Erkek Koleji, Talaş Amerikan Kız Lisesi, Talaş Amerikan Erkek Lisesi, Kayseri Ana Okulu. 1927 yılında, bu okulların durumu şöyledir: İzmir’de Milletlerarası Yüksek Öğretim Enstitüsü (International College – İzmir) ile, 8 ilk ve orta okul düzeyinde Amerikan kurumu mevcuttur. Bu 8 okul şunlardır: Adana, Merzifon, İzmir, Tarsus ve Bursa ile İstanbul’da 3 tane okul- (Detaylı bilgi için prof. Dr. Fahir Armaoğlu'nun Türkiye’deki Amerikan Okulları Krizi 1927-1928 başlıklı akademik çalışmasına bakabilirsiniz; http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-37/turkiyedeki-amerikan-okullari-krizi-1927-1928),

Lozan Konferansı’nda, yabancı okulların Türk topraklarından tümden çıkarılması için mücadele verilmiş, ancak istenen düzeyde başarılı olunamamıştı.

Türk-Amerikan ilişkilerinin nasıl başladığı yukarıda anlatıldığı gibi açık, iç sorunlarını kanlı bir savaşla çözen tarihin yeni emperyalist gücü, sadece ve sadece sömürmek ve dilediği gibi yönetmek üzere Osmanlı'ya yönelmiş, Osmanlı'nın yıkılmasını sağladıktan sonra da kurulan tüm yeni devletlerde olduğu gibi Türkiye'de de yönetebileceği bir sistem üretmeyi planlamıştı.

Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde direnen bir Milli Mücadele ruhu olsa da sonraki yıllarda bu ruh gün geçtikçe gücünü yitirmiştir... O günlerde milli politik bir duruşun somut bir örneği olacak olan bir olay şöyle gerçekleşmişti: 

"31 Ocak 1928 günü,ABD Büyükelçisi Grew, kendi elçiliğinden bir meslektaşı ile Ayazağa’daki golf sahasında golf oynarken, bir Türk süvari subayı gelerek, kendilerinin burada manevra yapacaklarını, dolayısıyla golf oynamayacaklarını bildirmiştir. Bu golf sahası, İstanbul’un işgali sırasında, İngiliz işgal kuvvetleri, tarafından kurulmuştur. Grew’ya göre, süvari manevralarının yapılması için daha çok geniş alan vardı."

1945 Kahire toplantıları ve sonra muzaffer Amerikalıların 'teşviki' ile 1946'da geçilen çok partili sistem ve 1950'den sonra Demokrat Parti'nin 'Küçük Amerika' olacak olan Türkiye'si, ABD'ye bütün organlarıyla bağımlı, bağlı, kişiliksiz, derinliksiz ve kimliksiz bir kukla devlet olarak darbeler, terör, iç savaş, ayrımcılıkla dolu 62 yıl geçirmiştir; bu devletin 1923'te kurulan Milli Mücadele Ruhu'na sahip bir devlet olmadığı açıktır. Bu devlette siyasetçi, bürokrat, yargıç, savcı, işadamı, akademisyen, mühendis, gazeteci, şeyh-hoca olarak iş yapan -günümüz özgür Türkiyesi'ne giden yolun taşlarını döşeyen istisnalar dışında- hemen herkes ABD'nin en sadık çalışanı olarak ülkesinin yararını dikkate almadan 62 yıl görev alanlarında rol yapmışlardır.

2002 yılı ve sonrasında ABD'nin Türkiye'nin varoluş mücadelesini nasıl baskıladığını, 1861'de kendi vatandaşlarına karşı uyguladığı gibi en sert yöntemleri deneyerek önce Ergenekon formatlı, sonra onun alternatifi olarak tasarladığı FETÖ maskeli operasyonlarla vahşice saldırdığını, PKK, DHKP-C-DAEŞ(IŞİD) vb terör örgütleriyle hemen her ay büyükşehirlerde bombalar patlattığını ve en son direnen hükümeti dize getirmek ve yıkmak için 15 Temmuz 2016'da FETÖ'ye askerî darbe yaptırdığını, darbenin bastırılması sonrasında darbeci askerlere sahip çıkış biçimini, FETÖ liderini açılan davalara ve suçlu iade anlaşmasına rağmen iade etmeyip CIA ve FBI tarafından yüksek güvenlikli standartlarla koruduğunu, darbe ve diğer FETÖ ilişkili operasyonlarda irtibat elemanı olarak çalışan Türkiye vatandaşı ABD İstanbul konsolosluk görevlilerinin yargılanmasını engellemek için Vize'leri iptal edişini ve bugün kendisine aynıyla karşılık veren Türkiye'ye karşı vize başvurularının sınırlı bir şekilde yeniden kabul edilmeye başlandığını ilan ediş biçimini Türkiye'de yaşayan herkes beraberce izlemekte ve değerlendirmektedir.


Vize başvurularını sınırlı bir şekilde de olsa kabul edeceğini ilan eden ABD, bu kararına gerekçe olarak kendi elçilik ya da konsolosluk çalışanlarına dair yargısal güvence aldığını ima eden açıklamasını Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği, Türkiye ile ABD arasındaki vize işlemlerinin kısıtlı şekilde yeniden başlaması sürecine ilişkin, "Türkiye bir hukuk devletidir ve yargı süreci devam eden dosyalarla ilgili olarak Hükümetimizin herhangi bir güvence vermesi söz konusu değildir." karşı açıklaması ile yalanlamıştır.



Türkiye'den ajanlarının ve casuslarının yargılanmamasına karşı güvence isteyecek kadar küçülmüş bir ABD'nin 1928'deki gibi davranmak zorunda kalması, tarihin durduğu yaklaşık 90 yıllık geçmişten bugüne yeniden canlandığı gerçeğini de somut bir şekilde yansıtmaktadır. Türk-Amerikan İlişkilerinde Cumhuriyet öncesi, 1923-1928, 1928-2002 ve 2002 sonrası olmak üzere bu yüzden dört dönem vardır. Türkiye Cumhuriyet'inin Milli Ruh'a sahip her evladı, ABD'ye, Türkiye ve bölgesinde artık kendilerinin manevra yapacaklarını, dolayısıyla artık golf oynamayacaklarını bildirmiştir.


Seçkin Deniz, 07.11.2017, Sonsuz Ark, Ağacın Çürümüş Yaprakları-4, Sorgulamalar


Seçkin Deniz'in Notu:


-İlk olarak 1810 yılında Boston’da kurulan “American Board of Commisioners for Foreign Missions” kısaca ABCFM veya BOARD adlı protestan teşkilatı misyonerlik çalışmalarını başlatmıştır. Bundan başka, 1868 yılında kurulan “Woman’s Board of Missions” ve “Woman’s Board of Missions of the Interior” gibi kadın dernekleriyle “American Bible Society”, “The Near East Relief” gibi cemiyetler ve örgütler, İslam coğrafyasında ve bilhassa Anadolu topraklarında misyonerlik faaliyetleri yürütmüştür.-




Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.



Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı