12 Mart 2023 Pazar

SA10077/SD2697: Sıkıntı (Roman); 4. Bölüm-Cehennem 50

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Toplantı salonuna girdiğimizde bütün Amerikalıların orada olduğunu görmüştüm. Senato üyeleri de oradaydı, kapanışı da görmek istemişlerdi. İD ile birlikte girmiştik salona ve ben gözlerimi CIA-FBI elemanlarına ve beni Kongre’ye davet eden senatöre dikmiştim. Yerim boştu ve İD için de yanımda bir koltuk ayarlanmıştı."

‘Sıcak Afghan Naan’ı, peynir, domates ve meyve suyu!’ dedim ve telefonumdan Cevval’e ‘09:00’daki toplantıya İD ile birlikte kısa bir süre katılıp çıkacağız. Sonra da Washington’a geçeceğiz. Orada buluşuruz!’ diye yazdım.

CIA-FBI elemanlarına İD ile birlikte küçük bir sürpriz yapacaktım. İD’ye bunu toplantıdan kısa bir süre önce söylemeyi düşünüyordum. Uzay Geometrisi sevdiğim çözümleri bulmamı sağlayan ‘ters köşe’ tekniklerine mükemmel imkanlar sunuyordu.

‘Ay, çok güzelll!’ dedi İD bağırarak. ‘Tamam, affettim seni!’

‘Affetmişmiş, geçelim bu romantizmi, gerçekçi olalım!’ dedim yine kasıtlı olarak soğuk bir sesle. ‘Ayrıca ‘Kabob Place’de kahvaltı yapmayacağız; yiyeceklerimizi ve içeceklerimizi oradan alacağız, senin istediğin bir yerde yiyeceğiz!’

Neşesi yerine gelmişti. ‘Çok akıllı bir adamsın sen!’ dedi İD. ‘Gönül almayı çok iyi biliyorsun!’

‘İyi bir insanın üzülmesini asla istemem Hanımefendi!’ dedim. ‘Ama saat 09:00’da The Jefferson Hotel’deki toplantıya kısa bir süre katılmam gerekiyor, zamanlamayı sen yapacaksın!’

‘Hımmm!’ dedi, arabanın saatine baktı: ‘Şimdi saat 06:56, yaklaşık iki saatimiz var, seni 08:50’de salonun önünde olacak şekilde yetiştiririm. Ama karışma nereye gideceğimize. Ayrıca kahvaltılıkların parasını da ben vereceğim!’

Gayet rahat bir şekilde, ‘Ben arabada beklerim, ama sakın azar azar alma alacaklarını!’ dedim. ‘Fazlasıyla al, Washington’a giderken yolda acıkabiliriz!’

‘Washington muuuu?’ dedi başını benden yana çevirerek; neredeyse kaza yapacaktık. ‘Ekiple birlikte gitmeyecek miydin?’

‘Önüne bak, şaşkın Çocuk!’ diyerek uyardım. ‘Washington’da gezmek istemez misin?’

‘Sen varsan istemez miyim?’ dedi hiç çekinmeden. ‘Çok mutlu olurum ben!’

‘Sormayı unuttum!’ dedim. ‘Kiraladığın arabayı Washington’da teslim edebiliyor musun, orada şubeleri var mı?’

Çok heyecanlanmıştı: ‘Var, var!’ dedi. ‘Sorun olmaz!’

‘Çok iyi o halde!’ dedim gülümseyerek.

İD’nin algılama ve adaptasyon becerisi her zaman etkileyiciydi. Onunla iş yapmak da her zaman keyif vericiydi, ama duygusallık; işte onu bilmiyordum.

Bilmeli miydim? Hiç alışkın olmadığım bir şekilde sinirlerim bozuktu. İD ile onun da keyif alacağı, içimdeki dalgalanmaları durdurabileceğim bir geziye çıkacaktım. Üstüne üstüne gidiyordum beni alt üst eden şeylerin.

Bir duraktaydım, dünya güzergahında bir duraktı bu, acayip bir duraktı. O durakta, dizginlenemeyenlerin büyük bir öfkeyle gelip durduğu, durduğu yerde her şeyi, her yeri dağıtıp geçtiği anda gözlerimden fışkıran alevlerin, nefsin içindeki kötülüğü dışarı vurduğu anda bir tutumluk cana kastediyordu kızgınlığım. O can kendi canımdı, ona kızmaya hakkım var mıydı?

İblis’in dokunup büyüttüğü nefsin, doğduğu anda insanı engerek yılanı gibi zehirlediğinden beri içte biriken, biriktikçe baskılanan, baskılandıkça güçlenen ve ân bekleyen öfkenin değdiği yerleri yalazlayarak kavuran, incitmediği yer bırakmayan kasırga olduğu ân iradeye düşen neydi, ne değildi?

İrade, durdurma gücü nefse bağlanan ve bilgiyle bağını güçlendiren, bilgisizlikle zayıflatan ve sonra bilgiyle yine zayıflatan, bilgisizlikle sade kalan, her halde, her durumda nefsten bağımsız olamayan bir şeydi.

Nefsin öfkeye bulanmış varlığında parıldayan zehri ne yapmalıydı irade? Bir tutumluk cana kastederken insan, öfkenin neresinden kavramalı, öfkeyi hangi uçsuz bucaksız yakasından tutup savurmalıydı karanlığa? Ya da hangi aydınlığın en yakıcı ışığında eritmeliydi?

Saklanmışlığın günışığında kıvranışı gibi, kötülüğün saklılığına değen ilahî ışığa karşı ne yapacaktı irade? Neyi saklayacaktı nefs? Allah'tan gizli ne kalabilirdi? Hangi kötülük saklı kalırdı kaldığı yerde? Saklılığa hazineler gibi dolandırılan zehri nefs nasıl ayıklayacaktı irade olmadan ve içindeki zehri ne zaman yok edecekti? İblis’e ne zaman geri verecekti zehri?

Tatmin oluşa doğru ilerlemeyen nefsin hangi akılla öfkeye karşı durması mümkündü ki? Tertemiz akıl, tertemiz olana doğru baktığı yer hangi durakta olursa olsun gerçeğin en kesin değişmezliklerine ulaşmalıydı. Bir tutumluk cana kasteden nefsimin, içimdeki öfkeyi kimseye sezdirmeden yok etmesi gerekiyordu.

Bunları biliyordum, ama İD ile muhtemel bir duygusallığın içimdeki değişimi Cevval’in öfkesi ile eşleştirmesinden kaygılanıyordum; İblis’in zaferine giden yolun açılacağından emindim.

İradenin gücüne bağlı şeyler azdı, lakin nefsin gemi temiz akla sahip iradenin elindeydi, bu duruluktu, duruluktan kopup gelen dinginlikti, serinlikti.

İD, arabayı park edip Kabob Place’e girerken başka bir arabanın bizi izlediğini fark etmiştim. Birazdan görülecek bir hesaptı bu. İçimdeki cehennemin dışa vuracağı anı sabırsızlıkla bekliyordum.

İD’nin aldıkları ile geri dönüşü, arabayı oradan ‘Ben burayı çok sevdim’ dediği Chapel Island’e sürüşü, su kenarında oturduğumuz yerde yaptığımız kahvaltı içimdeki gerginliği azaltmamıştı, ama herhangi bir şekilde İD’nin keyfini bozacak bir şey yapmamıştım. İD ile aşılmış şeyler vardı ve ona güzel bir hatıra bırakmak istiyordum. Ne var ki aynı araba bizi izlemeye devam ediyordu.

Kahvaltıdan sonra The Jefferson Hotel’e geçtik. İD, 08:45’te beni otele ulaştırmıştı.

Cevval’le karşılaştığımızda yüzündeki şaşkın ve sorgulayan ifadeyi umursamadan, ona toplantıda çok fazla kalmayacağımızı CIA-FBI elemanlarına bir ders vereceğimi fısıldadım. İD’ye de ayrıntıları yolda anlatacağımı belirterek toplantıya beraber gireceğimizi söyledim. İstihbaratçılarımız dahil herkes şaşkındı.

Toplantı salonuna girdiğimizde bütün Amerikalıların orada olduğunu görmüştüm. Senato üyeleri de oradaydı, kapanışı da görmek istemişlerdi. İD ile birlikte girmiştik salona ve ben gözlerimi CIA-FBI elemanlarına ve beni Kongre’ye davet eden senatöre dikmiştim. Yerim boştu ve İD için de yanımda bir koltuk ayarlanmıştı.

Bobo, beni ve İD’yi görmenin şaşkınlığı ile gülümsüyordu. Toplantıyı başlattığında da soran gözlerle bana ve Cevval’e baktı.

Cevval, Bobo’nun verdiği pası aldı ve ‘Mühendisimizin ileteceği birkaç şey var, izin verirseniz!’ dedi.

Bobo heyecanla, ‘Elbette, dinliyoruz!’ dedi ellerini birbirine kenetleyerek. Salondaki herkes dikkat kesilmişti.

‘I salute everyone’ dedim sesime büyük bir gizem yükleyerek. ‘Toplantılarımıza olumlu katkıda bulunan herkese de teşekkür ediyorum, özellikle Bobolar bu büyük ülke için çok içten çabalar sarf ediyorlar. Ancak ne yazık ki Asknotlar’ın ülkelerini sevdiğini düşünmüyorum. Misafirlerine çok kötü davranan Asknotların bu tutumunun Amerika’ya zarar verdiğini söylemek için toplantıya çeşitli iş seyahatlerini birlikte yaptığımız iş arkadaşımla katılma ihtiyacı duydum.”

Kısa bir ara verdim sözlerime, sonra CIA-FBI görevlilerine ve senatöre bakarak, ‘Birazdan iş arkadaşımla birlikte Washington’a geçmeyi düşünüyoruz, eğer arzu ederlerse istihbaratçılarınız bize eşlik edebilirler!’ dedim. ‘Eğer böyle bir arzuları yoksa, herkesin bizim seyahat özgürlüğümüze saygı duymalarını bekliyorum.’

Sözlerim toplantı salonuna bomba gibi düşmüştü. Senatör ve CIA-FBI görevlileri kıpkırmızı olmuştu. Bobo ise şaşkın, ancak rahattı. Vermek istediğim dersi çok sevmişti ki hemen söze girdi. ‘Ülkemizde sizi üzecek şeyler yaşamış olmanızdan dolayı üzgünüm!’ dedi. ‘Toplantılarımız yaptığınız büyük katkı dolayısıyla sorunlarımızın neredeyse tamamının çözülmesini sağlayacak verimlilikte geçti, size kendim ve şirketim adına teşekkür eder, iyi yolculuklar dilerim.’

Ona teşekkür ederek, ayağa kalktım. Senatör vurduğum darbenin sertliği dolayısıyla acı acı gülümsüyordu, konuşmak için Bobo ile bakıştı ve ‘Bizi çok iyi tanıyorsunuz!’ dedi. ‘Size güvence veriyorum, bundan sonra asla rahatsız edilmeyeceksiniz!’

‘Umarım!’ dedim soğuk bir şekilde gülümseyerek. İD’ye ‘çıkalım’ dedim yüksek sesle ve toplantı salonundan üstünlük duygusunu gururla taşıyarak çıktık.

The Jefferson Hotel’den çıkana kadar hiçbir şey sormamıştı İD ve peşimden koşturarak geliyordu. Birazdan soru yağmuruna tutulacağımı biliyordum, ama içim rahattı; İD’ye her şeyi tek tek anlatacaktım, o çok övdüğü Batı’nın ne kadar aşağılık işler yaparak zengin ve güçlü olduğunu kendisi bizzat görerek ve yaşayarak öğrenmiş olacaktı. 


<< Önceki                      Sonraki>>


[05.03.2023, (4/100 (424))]

Lütfen gitmek istediğiniz bölümü tıklayınız:


Seçkin Deniz, 12.03.2023, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

    

Seçkin Deniz Twitter Akışı