15 Mayıs 2020 Cuma

SA8586/AŞ110: ‘Şer Koalisyonu’ Artık Perde Gerisini Kullanmıyor

"Gün gelecek ve geçecek, hepimiz Türkiye’nin devleştiği bu yolculukta bu cürufların toz toprak olacaklarını göreceğiz."


Şaşkın mıyız, hayır, artık hepimiz biliyoruz, bütün kullanışlı isimleri sahaya sürdüler ve son kozlarını oynuyorlar.

14 Mayıs 2020 tarihli haber şöyle:

“CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 'baskın seçim'de İyi Parti':ye verdikleri destek gibi eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun partisi Gelecek Partisi'ne ve eski Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın kurduğu Demokrasi ve Atılım Partisi'ne grup kurması için destek verebileceklerini söyledi.”

Erdoğan’ın 14 Ağustos 2001’de kurduğu Ak Parti üyeleri ve sonraki zamanlarda etkili siyasî figürleri, vekilleri ile 2020 yılındaki Ak Parti arasında dağlar kadar fark var. Tıpkı 2001’deki Türkiye ile 2020’deki Türkiye arasındaki fark gibi. 2020’deki Türkiye, küresel olarak yayıldığı görülen Covid-19 salgınında sağlık sistemi ve sağlık sanayisi çöken ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, İspanya, Çin, İran, İsrail dahil dünyanın en zengin ve en güçlü ülkelerine (12 Mayıs 2020 verilerine göre toplamda 79 ülke) tıbbi araç gereç desteği veren bir dev; 2001’deki Türkiye ise bu ülkelerin IMF eliyle soyup soğana çevirdiği, memurlarının ve emeklilerinin maaşlarını ödeyemeyen zavallı bir ülke.

İki Türkiye arasındaki temel fark, Ak Parti bünyesinde siyasi faaliyetlerde bulunan ve kendilerini Erdoğan’ın yol arkadaşı olarak tanıtan, Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Bülent Arınç, Ali Babacan ve en son Ahmet Davutoğlu ve benzeri isimlerin süreç içerisinde yol arkadaşlığına uymayan ve o günlerde herkes tarafından anlamlandırılamayan davranışları yüzünden tek tek tasfiye edilmesi ile ortaya çıkmış durumdadır. Bu tam olarak böyle değerlendirilmelidir.

Çünkü, 2019’da ve 2020’de kurdukları GP-DEVA partileri ile kendilerinin ve kendileri ile eşgüdümlü olarak dışarıdan neoconların ve içeriden muhalefet maskesi altında kendilerine destek verenlerin ve 15 Temmuz 2016’da ABD-AB-NATO desteği ile askerî darbe yapan ve durdurulan FETÖ’nün altın yıllar olarak anlattığı 2011 yılına kadar geçen 9 yıllık sürede, Ak Parti hükümetleri bünyesinde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan, Milletvekili ve bürokrat olarak bulundukları süreçte kimin neyi nasıl yaptığını, Türkiye’nin ilerleyişine ve bağımsızlığına nasıl engel olduklarını toplumun ve Ak Parti oy verenlerinin neredeyse tamamını bilmediğini biliyoruz.

Ancak Erdoğan biliyordu ve bu derin mücadelede yalnız olduğunu hep vurgulama gereği duymuştu. Bugün Türkiye Erdoğan liderliğinde Müslüman topraklarda, Akdeniz’de, Balkanlarda bir deve dönüşmüşse, bu dönüşüm bu tür siyasî ve bürokratik cürufun tasfiye edilmesi ile mümkün olmuştur diyebiliriz.

Ahmet Davutoğlu’nun, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olduğu 2014 yaz aylarından sonra, sadece ve yalnızca Erdoğan’ın iradesi ile Ak Parti Genel Başkanı ve Başbakan olduğu dönemden Mayıs 2016’ya kadar geçen istikrarsız ve başarısız bir dönem sonrası görevden alındığı ana kadar da Erdoğan’ın yalnızlığının sürdüğünü hep beraber gördük.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 'baskın seçim'de İyi Parti'ye verdikleri destek gibi eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun partisi Gelecek Partisi'ne ve eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün liderliğini yaptığı, ancak eski Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın kurdurduğu Demokrasi ve Atılım Partisi'ne grup kurması için destek verebileceklerini söylemesi bahse konu tasfiyelerin temel gerekçelerinin artık şeffaf bir şekilde beyan edilmesi ile tartışılmaz bir şekilde tescil edilmiştir.

Erdoğan’ın Ak Parti’nin kuruluşunda bulunan ve sonradan eklenen Ahmet Davutoğlu gibi isimlerle birlikte yürüyeceği yol, ABD ve Avrupa’ya tam bağımlı, ABD’li, Avrupalı ve İsrailli istihbarat elemanlarının yönettiği ve NATO’nun 1945’ten beri Türkiye’ye biçtiği darbeli, terörlü, kaoslu bir yol olacaktı.

Ki bunu, FETÖ’nün 2012 Mit Müsteşarını tutuklaması girişiminde, FETÖ destekli 2013 Gezi Terörü’nde ve 17-25 Aralık 2013 FETÖ Emniyet-Yargı darbesinde, FETÖ’nün Mart 2014 Mit Tırları-İhanet saldırısında, 15 Temmuz 2016 FETÖ askerî darbesinde, Davutoğlu’nun beceriksiz başbakanlığı ile aldığı 7 Haziran 2015 hezimeti sonrasında ülkede yaşanan istikrarsızlıkların ve ABD Büyükelçisinin planladığı, organize ettiği ve eylemlerini takip ettiği FETÖ-DAEŞ-PKK terör girişimlerinde açıkça gördük.

Türkiye, Erdoğan liderliğinde terör, darbe ve kaosu engelleyerek, IMF ile borç ilişkilerini bitirerek ve doğru adımlar atarak bugüne geldi. Bugün, CHP-HDP-SP-İP-PKK-FETÖ Şer ittifakı olarak birlikte hareket ettiklerini saklamayan ABD-AB güdümlü yapıların, 2019 yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara gibi şehirleri almaları sonrası, daha çekincesiz söylemlerle, aralarına Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu ve yol arkadaşlarını da aldıklarını ilan etmeleri haklarındaki her türlü siyasî söylemin haklılığını bir kez daha ispat etmiştir.

Abdullah Gül’ün 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bahse konu Şer İttifakı’nın ortak adayı olarak Erdoğan’ın karşısına dikilmek için çok çabaladığını hep birlikte izledik. Şaşırtıcı olması beklenen Ali Babacan (Ak Parti’den istifa etti) ve Ahmet Davutoğlu’nun (ihraç istemi ile disipline sevk edildi, sonra Ak Parti’den istifa etti) 2019 yılına kadar Ak Parti bünyesinde bulunmaya devam etmeleri idi.

Erdoğan’ı Beştepe’de yalnızlaştırmayı başaramayan bu isimler, 2013 operasyonları sonrası ele geçirmeye çalıştıkları Ak Parti’yi ele geçiremeyeceklerini anlayınca kendi partilerini kurmak zorunda kaldılar; seçileceklerini umdular, itibar göreceklerini zannettiler, ama ne kurdukları partiler ne de CHP-HDP-İP-PKK-FETÖ lehine yaptıkları açıklamalar onları umduklarına kavuşturmaya yetmedi; ancak Erdoğan’ın tasfiyelerinin neden haklı olduğu ve bu isimlerin Türkiye’nin devleşmesinin önündeki engeller olduğu açığa çıktı; oy almayı hayal ettikleri Ak Parti tabanının kendilerinden tiksinmesini sağladılar.

Nankörlükleri, Türkiye’nin ABD-AB-NATO-İsrail bağımlılığına hizmet edecek söylemleri onları acınılacak hale düşürdü. Demokrasinin ve insan haklarının katilleri ile yan yana duruyorlar ve birlikte poz vermekten çekinmiyorlar ve utanmadan terör örgütlerinin söylemleri ile eşgüdümlü bir politik söylem kullanarak, insan haklarından demokrasiden bahsedebiliyorlar; hatta yetki sahibi oldukları dönemde uyguladıkları terör karşıtı politikalardan pişmanlık izhar ediyorlar.

Türkiye, 2002-2007 arasında yine Masonik NATO güdümlü (o dönemde Ergenekon olarak isimlendirilen) darbeci zihniyetle mücadele etti. 2007-2009 arasını halkın demokratik direnişi ile ve (FETÖ’nün tek tek ele geçirdiğini çok sonradan anladığımız) bürokratik kurumların ve yargının el değiştirmesiyle geçirdik; ancak 2009’daki Mavi Marmara hadisesi ile birlikte Erdoğan’ın Davos’ta İsrail’e ’One Minute’ dediği andan itibaren Erdoğan’ın yol arkadaşları olduklarını söyleyenler Erdoğan karşıtı bir dille onu dışlamaya ve etkisizleştirmeye başladılar. NATO’nun Ergenekon sonrası hazır ekibi FETÖ idi bu süreçte ve gerisi geldi. 2009’dan 2020’ye kadar bugün açığa çıkmakta bir beis görmeyen Şer ittifakı perde gerisinde çalışmaya devam etti.

Bugün 2017’den bu yana açıkça HDP ile ittifak yaptığını söyleyemeyen İyi Parti (İP) ile HDP’nin medyaya taşıyan kavgalarından perde gerisinde nelerin döndüğünü görebiliyoruz. HDP'li Sırrı Süreyya Önder'in seçim sürecinde İyi Parti’den kendilerine aracılar geldiğini ve fikirlerini sorduğu yönündeki sözlerini, "Bu açıklamayı (Sırrı Süreyya Önder’in açıklaması) hayretle karşıladım. Siyasette saklı kalması gereken bazı şeyler vardır" diyerek eleştiren HDP’li Ahmet Türk  ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun yukarıdaki açıklaması perde gerisinde artık saklanamayacak düzeye gelen kirli ilişkilerin boyutlarını somut olarak görmemizi ve anlamamızı sağlamıştır.

Türkiye, tek elden yönetilen, terör, darbeler ve ekonomik istikrarsızlık amaçlayan bu Şer İttifakı’nın bütün operasyonlarını 18 yıldır eziyor, Allah’ın izniyle, 2023 öncesi veya sonrası her türlü kirli operasyonlarını ezmeye de devam edecek, yine başarısızlığa mahkum edecek; yerel seçimler sonrası elde ettikleri kısmi başarı onların bütün hayallerini yıkacak kadar iç çatışma üretti ve hemen her gün kavga ediyorlar, çünkü ruhlarında çatışma var ve yıllardır bu halkı aldattılar; artık aldatamayacaklar.

Gün gelecek ve geçecek, hepimiz Türkiye’nin devleştiği bu yolculukta bu cürufların toz toprak olacaklarını göreceğiz.




Arif Şahin, 15.05.2020, Sonsuz Ark, Şaşkınların Tarihi 110


 Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.




Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı