18 Nisan 2014 Cuma

SA640/SD118: "gençlerin gözleri" /03.11.2006/ 570. patika

...gençleri gördünüz mü?...
...bağıran, çağıran, itişen ve sonra kahkahalarla gülen gençleri...
...hiç onların ansızın susup, mutsuz/karamsar bir çehre ile ruhlarının derinliklerinden bakmaya başladıklarını...
...fark ettiniz mi?...
...veya onlar gibi olmayanları...
...bazıları bağırmaz, çağırmaz, itişmez ve kahkalarla gülmezler...
...diğerleri kadar şanslı değildirler; aileleri tarafından 'büyük bir bebek' gibi gözetilip korunmadıkları ve hayatın en çıplak hâliyle farkında oldukları için, ciddi çizgileriyle bir 'yüz' olarak dururlar, karşınızda...
...onlar da mutsuz ve karamsar olan içlerini, kendi gözleriyle anlatırlar size...
...diğerleri ile müşterek tek özellikleri budur...
...birinci gurup gençler, hazır bulduklarını tüketir; kendilerinin iyiliği adına yapılan her şeyin sürmesi için gerekli olan tüm aymazlıkları yapmaya devam ederler...

17 Nisan 2014 Perşembe

SA639/Sonsuz Ark-YD1: Gabriel Garcia Marquez’in Vedası(*): “Artık Ölebilir miyim?”

Gabriel Garcia Marquez'e ait olduğu iddia edilen Veda Mektubu(*)

LA MARİONETA-KUKLA 


“Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm.

İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır. Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim. Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim. Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.

Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım.

SA638/AS52: 'One Minute' Fenomeni - Recep Tayyip Erdoğan

Sonsuz Ark'ın Notu: 
Sami Selçuk'un 5 yıl sonra özellikle Cemaate ait kanalda yaptığı açıklamalara tarihi şahit tutuyoruz:
"Erdoğan'ın o konuşmayı niçin yaptığını anlıyorum. Karşısındaki adam çok dolu bir adam. Onunla başa çıkamadığı için "One minute" deyip hırçınlaştı. Şimon Peres çok deneyimli, kültürlü bir adam. Usta, kibar bir adam. Başbakan ona karşı direnemediği için böyle bir hamle yaptı."
 Sami Selçuk, Emekli Yargıtay Başkanı, 17.04.2014, Samanyoluhaber Canlı Yayını

 David Ignatius, Moderatör,Washington , 29.01.2009, Davos

Yerel seçimler yapılacak Mart’ta. İktidar partisi dışında diğer partilerin neden seçime girdiklerini ısrarla anlamaya çalışsam da anlamıyorum; kim bilir belki de bu bendeki bir zaaftır. Anladıklarını düşünenler lütfen beri gelsinler ve anlatsınlar; ciddî ciddî dinleyeceğim. Anlamama yardımcı olurlarsa teşekkür edeceğim. 

***

Prensip olarak; kategorize edilmekten hoşlanmam ve konu kategorizasyon olunca, Müslüman olarak tasnif edilmek dışında, fersah fersah uzağa kaçarım. Partili değilim, olmadım, olmam da. İktidar Partisi’nin ortalığı kasıp kavuracağını, hemen birçok yerde seçimi rahatlıkla kazanacağını düşünmeme sebep olan şeyler ‘partizanlık’ yaftasıyla etiketlense buna şiddetle ve samimiyetle karşı çıkarım. Ve içtenlikle soruyorum, diğer partilerin seçime neden girdiklerini anlayan var mı?

SA637/SD117: Ahlakî Deformasyon ve Hukukun Üstünlüğü

"Ahlakî deformasyona uğramış bir hukukçunun sosyal dokuyu bozma riski, diğer etkenlerden daha yüksektir."

Hukukun Üstünlüğüne Hâlel Getiren Gayr-î Meşru İlişkiler 

Bir ülkede kamu görevlileri olan hukukçuların (savcı, hakim) kanunların uygulanışında; özellikle suçun tesbitinde, delillerin değerlendirilmesinde ve nihâyetinde kararın verilmesinde mümkün olan en âdil tavrı göstermesi/göstermemesi hukuk sisteminin işlerliğini ve ülkedeki "haklar çatışması"nın sağlığını doğrudan etkiler. Kamu hukukçuları âdil ve tarafsız davranmadıkları zaman, sadece tâciz ettikleri tarafların değil, buna bağlı olarak o ülkede yaşayan insanların tümünün adalete güven duyma hassasiyetlerini de yıpratırlar. Güçlü olan haklı olur, haklı olan güçsüz mağdur olur.

Türkiye, gelişimini maksimum düzeylere taşımış sistemlere göre "hukukun üstünlüğü" kriterlerine maalesef yeterince uyuyor sayılamaz. Türkiye'de adalet hukukçuların özlük haklarından, kanunlardaki sistematik entegrasyon bozukluğuna ve bina/ödenek gibi maddi sebeplerin yetersizliğine kadar bir çok "ağır" sorunla boğuşmaktadır. 

16 Nisan 2014 Çarşamba

SA636/AŞ44: Cumhurbaşkanlığı Seçiminde Anlamsız Tartışmalar

“Tartışmalar son sözü kimin söyleyeceğinden değil, son söze yön verecek olan ilk sözün kim tarafından söyleneceğinden kaynaklanıyor."



12 Eylül 2010’daki referandumla yapılan anayasa değişikliği Cumhurbaşkanı seçimini kaotik bir unsur olmaktan çıkarmıştı. Yani; artık son sözü halk söyleyecekti; Cumhurbaşkanı her türlü gizli-açık pazarlığın yapıldığı, anlaşmaların sağlandığı bir organizma olmaktan çıkarılacaktı. Kimse bu tür pazarlıklar sonucunda seçilen 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e dendiği gibi ‘Nankör’ diyemeyecekti. Şimdi tartışılan ne? Cumhurbaşkanı kim olacak?

Yapılan tartışmaların saçmalığına baktığımda, zihinlerin 2010 referandumundan önceki alışkanlıklarla çalıştığını görüyorum. Eski Türkiye yok artık; bunu herkesin iyice, akıllı nedenlerle anlaması gerekiyor. Halktan hiç kimse küçük, dar çıkar gruplarının ürettiği ve yönettiği bir Devlet Başkanı istemiyor; halk kendi seçme yetkisini kliklere devretmek niyetinde değil.

15 Nisan 2014 Salı

SA635/KY13-AO1: Cumhurbaşkanı Adayı Kim Olacak?

"Sürekli aynı hedefe koşmuş olan her iki ismin gelecekle ilgili yol haritasında anlaşacağını iddia etmek, doğruya en yakın olan öngörüdür."


Ak Parti’nin zor kararı; Cumhurbaşkanı adayı kim olmalı?

Ak Parti, tüzüğündeki 3 dönem sınırlamasının kıskacı altında. Başbakan Erdoğan dahil, partideki birçok ağır top bu madde kaldırılmadığı sürece milletvekilliğine elveda diyecek, önümüzdeki genel seçimde bu partiden yeniden aday olamayacak.

Başbakan Erdoğan'ın önünde iki yol var; ya ( aralarında 3 dönem yasağına takılanlar da dahil) Ak Parti milletvekillerinin talebiyle kendisi için bir istisna çıkartıp genel kuruldan geçirecek veya cumhurbaşkanlığına aday olacak.

Erdoğan, kendisi için 3 dönem yasağının kaldırılmasına sıcak bakar mı? Elbette bunu tek şart gerekli kılabilir; Cumhurbaşkanı adayı olmamak…

14 Nisan 2014 Pazartesi

SA634/ KY6-SK12: Vatansızlık ve 'Tarihsel Gerçekler'

“Peki, Türkiye'nin tezi ne? Reddi miras bu konuda çözüm mü? Tarihçiler bu işi çözsün diyoruz. Bu mümkün mü?”

1915'te Ermenilerin göçe zorlanmasının bu sene 99. yıldönümü... Yüzüncü yıldönümü yaklaşmışken ABD'de Paskalya tatili öncesi dış ilişkiler komisyonundan geçen Ermeni tasarısı, Senato gündemine alınmadı...  ABD Dışişleri sözcüsü ile Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun açıklamalarındaki vurgu aynı. Tarihsel gerçeklerin açıklığa kavuşması için Ermenistan ve Türkiye arasındaki protokol süreci sürüyor denildi...

'ABD, Türkiye'ye bu konuyu sopa olarak kullanıyor' yorumu durumu açıklamaz. Baskı unsuru olabilir. Doğrudur. Ancak Türkiye de dahil devletler, dış ilişkilerinde çıkarları için tüm baskı unsurlarını kullanırlar. Bu doğal...

Birkaç gündür Los Angeles'tayım. California, Ermeni kökenli Amerikalıların yaşadığı bir eyalet. Cumartesi LA'de Ermenilerin muhiti olarak anılan Glendale'e gittim... Ofislerden tutun bakkala kadar pek çok yerde Ermeni kökenli Amerikalı ile karşılaştım.

SA633/SD116: "hiç kimse" /07.11.2006/ 571. patika

...doğumdan önce başlayan bir öykü var ya?...
...onu bilir misiniz?...
...doğumdan sonra da büyüyerek devam eden ve asla sona ermeyecek olan o öykü, hayat öyküsüdür...
...hayat öyküsü ise ellerin eseridir, ellerin izlerinin...
...öyledir; bir insan, bir sürü elin izinden müteşekkildir...
...anne rahmine düşmeden evvel, adem'e kadar, her bir zincirin halkasında bir sürü elden...
...doğumdan sonra cisme bürünen hâlinde de, onu görünür hâle getiren diğer bir sürü elden gelen izden...
...her el bıraktığı izlerle ruhuna yapışır, insanın...
...insan büyürken, o elleri hissetse bile, ayırdedemez...
...onların izinden müteşekkil olduğunu anlamaz; o ellerin bıraktıklarıyla sımsıkı sarılı olduğunu fark etmez...

13 Nisan 2014 Pazar

SA632/SD115: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 22 (01-05 Eylül 2011)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

  (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

01-05 Eylül 2011 (267 Tweet)

5 Eylül 2011
8447. @senaidemirci Tşk ederim.. Evet aklın etkin olduğu sonuçlar ana ekranda görülüyorsa bu akleden kalp tamlamasını açıklayabilir.

5 Eylül 2011
8446. @senaidemirci ve bu sistemin sonuçlarının gördüğü saha/ana ekran ise Kalp...

5 Eylül 2011
8445. @senaidemirci Zihinsel işletim sistemi yaptığım çalışmalara göre; Akıl, Zeka, Hafıza, Nefs ve İrade'den müteşekkil bir sistem...

12 Nisan 2014 Cumartesi

SA631/ KY5-PT16: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 2/6: Ecinnili Rıfat Bey

Kiziroğlu Mustafa Bey


-6-
Rıfat Bey, Kiziroğlu ve avanelerinin Ermiş Köyü’ne su getirdiğini iki gün sonra duymuştu. Eşkıyanın elini kolunu sallayarak düze inip bir de köylüyle elbirliği yapıp günlerce çalışması onu çileden çıkarmıştı. Çopur’u çağırıp “Bire namert.. bire it soyu.. seni Subaşı niye yaptık? Ha niye yaptık?” diye haşlamıştı. Çopur ne diyeceğini şaşırmıştı; kabahati büyüktü büyük olmasına, ama bütün suç kendisinde değildi ki. Oğlunun peşinden bir an bile ayrılmamasını Bey’in kendisi söylemişti. Her yerde olamazdı ya! “Beyim Şeref beyimizi demiştiniz!” diyebilmişti güçlükle.

Rıfat Bey daha bir celallenmişti Çopur’un karşılık vermeye yeltenişine. Ağız dolusu küfürler ederek yürümüştü üzerine. Misliyle karşılık veriyordu içinden Çopur da. Rıfat Bey subaşının dudaklarının kıpır kıpır olduğunu fark edince suratına okkalı bir tokat atmıştı. Bu hali biliyordu. Babası ile durumları belirmişti gözünde. Babası da tıpkı kendisi gibi birden parlar ağzına geleni söylerdi Rıfat’a. Rıfat ta karşılık verirdi içinden. Fakat içinden verdiği karşılıkları dudakları tekrar ederdi.

11 Nisan 2014 Cuma

SA630/ KY11-TG15: Hedonist Dorian Gray ya da Seymour Hersh /Çeviri

Seymour Hersh as Dorian Gray*


Seymour Hers, Dorian Gray* gibi ahlakî veya ahlak dışı bütün zevklere açık bir portre mi?
Sonsuz Ark

London Review of Books (LRB) için yazmış olduğu makalede de görüldüğü gibi Seymour Hersh’in son yaptığı analizler onun artık keskin ve gerçekçi bir muhabir olmadığını gösteriyor.  Tıpkı Dorian Gray’de olduğu gibi bu özelliklerin yerine çürüyen, yarım yamalak bir propagandacı portresi şekilleniyor. Gray gördüğünden dehşete düşerken, Hersh’ün taraftarları Suriye muhaliflerini şeytanlaştırırken ve “iyilerin ekseni” Suriye, İran ve Rusya etrafında birleşirken, Hersh bildiği yolda devam edeceğe benziyor. Bu 77 yaşındaki muhabirin ifadeleri vahim bir şekilde düzeltilmesi gerekirken kimse bunu yapacağa benzemiyor.

Başlangıç olarak Hersh, sanki “kırmızı çizgi” retoriği ciddiye alınmış gibi Obama’yı George W.Bush’a benzetiyor. Hersh’e göre, Obama “savaşa girmenin haksız ve potansiyel bir felaket olacağını düşünen askeri liderler tarafından engellendi.” Sık sık Hersh gibi insanların zahmet edip NY Times’ı okuyup okumadığını veya daha kötüsü okuyup görmezden gelip gelmediklerini merak ediyorum.

10 Nisan 2014 Perşembe

SA629/KY9-NK12: Kanser Psikolojisinin Evreleri -1-

“Tanı ilk konulduğunda kişi bazı duygusal evrelerden geçer. Bunlar temelde içinde bulunulan durumla ilgili başa çıkma mekanizmalarıdır.”

Audrey Hepburn
Bu aşamada size internetten edindiğim kanser psikolojisinin evrelerini yazmak istiyorum, bu evrelerin hangisinden geçmişim onu da sanırım geriye dönük hatıraları yazarken anlayacağım.

Tanı Evresi:

Tanı ilk konulduğunda kişi bazı duygusal evrelerden geçer. Bunlar temelde içinde bulunulan durumla ilgili başa çıkma mekanizmalarıdır. Genelde yaşanan evreler aşağı yukarı aynı olsa da; hastalığın ciddiyeti, hastanın kişilik özellikleri, hastalıkla ilgili geçmiş deneyimler, hastanın yaşı ve cinsiyeti, sahip olduğu psiko-sosyal destek ve gördüğü tedavinin kalitesi gibi etkenler geçirilen evrelerin süresini ve şiddetini etkiler.

9 Nisan 2014 Çarşamba

SA628/KY7-NY11: Bi Sus Artık Pınar Kür!

 “Bir başörtülünün ne amaçla örtündüğü veya soyunan kadının soyunma niyeti seni ne diye geriyor ki?”


Çekin nefeslerinizi hastalıklı beyinlerinizin suçluluk psikolojisiyle ürettiği paranoyaların kararttığı hayatlardan artık…

Size ne bizim örtümüzden, şeklinden; bilmem neyimizden?...

Size ne?...

Söylesenize siz kimsiniz?

Hayata ‘vur patlasın-çal oynasın, ye-iç, tepin-dur’ mantığının ötesinden bakamayan, fikir sancılarıyla damıtılmamış iki basit kelimeyle cümle kurmayı aydınlık ve ilericilik sayan sizler, keyfinizce hor gördüğünüz başka başka hayatları hedefleyerek, sırf sadist duygularınız tatmin olsun diye her türlü aşağılamayı yapabildiğiniz insanların neyi niye yaptığının derdi size mi kaldı?

SA627/AH17: Herkül Efsanesi -The Legend of Hercules-

“Filmlerdeki gibi mutlu sonla bitmiyor çoğu hikâyeler. Tanrısal gücün suflörleri genellikle yalancı çıkıyor…”


İmbik Teorisini işletmeye devam ediyorum. Mutlu sonla biten filmin, mutluluk gösterisi pek de sempatik. Antik çağların mümkün olmayan bembeyaz cibinliğinin mümkün olan rüzgârlarla hafif hafif sallanan aralıklarından görünen Herkül, karısı ve mutlu yüzlerle sevdikleri bebekleri.

Filmin dokumaları arasında kalan ve mutlu karelerle örtülen gerçek ise dehşet verici. Herkül babasını öldürmüştür, karısı da kocası Herkül’ün erkek kardeşini. Herkül kral babasını öldürmüştür ve kral olmuştur, karısı da kendisiyle evlenmek için kardeşi Herkül’le ölümüne mücadele veren kayınbiraderini öldürerek Herkül’le evlenmiştir.

8 Nisan 2014 Salı

SA626/SD114: "ahde vefâ" /10.11.2006/ 572. patika

...ahde vefâ...
...yeniler pek bilmezler bu deyimi...
...eskilerin de, bilseler bile, pek itibâr ettikleri söylenemez...
...itibâr etselerdi, onu yenilere nakletmekte, onların ahlâk damarlarına zerketmekte ihmalkâr olmazlardı...
...şimdilerde ahde vefâ, tanzim edilen kanunların zoruyla tahakkuk ettirilmeye çalışılıyor...
...sulh mahkemeleri de bu meyandaki davaların çözümü için kurulmuş...
...hâl, bu minvâl üzere...
...verdiğin sözü tutmalısın, diye öğütlemeli ebeveyn...
...önce kendisi fiilleriyle âyine olacak tabi...
...sonra ısrar ile ahde vefâsızlığın kötülüğüne dair bir sürü laf terkibi yapmalı...
...verilmiş sözlerin tutulmasıyla husule gelecek sosyolojik, psikolojik yararları deruhte etmeli...

7 Nisan 2014 Pazartesi

SA625/ÇY3-BŞ3: Neocon Seymour Hersh’ün, Bir Tetikçinin Türkiye Harekâtı

“Esad Sadece 1600 kişinin değil, 160 bin kişinin katilidir.”
[Çarpıtılan gerçeğin en parlak ucu]


Ne yazık ki bu günlerde Türkiye'nin 'savaş suçlusu' ilan edilmesi için her türlü alçakça kumpasın oluşturulmaya çalışıldığına şahit olmaktayız. Halk 17 Aralık Darbe Teşebbüsü’nden bu yana üzerine her türlü siyasi ve menfi iftiranın tereddütsüzce atıldığı hükümete yapılan seçimlerde sahip çıkmıştır. Bu kez seçim öncesi başlatılan uluslararası karalama kampanyasının zamanlaması itibariyle manidar bir şekilde sürdürülüyor olduğunu görmek, milli irademize sahip çıkarak aslında ne kadar doğru bir yerde durduğumuzun net bir göstergesidir.

Feraset sahibi milletimiz yaşanan bu kirli sürecin sorumlularının, sadece devletimiz içinde oluşmuş paralel yapı olmadığını, bunun küresel destekli bir savaş olduğunu zaten idrak etmişti. Bugün gelinen nokta bu süreçte gerçekten bir bağımsızlık savaşı verdiğimizi bize gösteriyor.

SA624/ KY11-TG14: Seymour M. Hersh ve Sarin Gazı Yalanları

Paranoya mı, bir neocon operasyon mu?

Exercise
 Kırmızı Hat ve Sıçan Hattı'nın Doğurduğu Büyük Yalancı

6 Nisan 2014 tarihinde London Review of Books,  Seymour M. Hersh (Pulitzer ödüllü Amerikalı gazeteci) imzalı bir makale yayınladı (1). “The Red Line and The Rat Line” (Kırmızı Hat ve Sıçan Hattı) ismini taşıyan makalede Hersh, Suriye Guta’da 21 Ağustos 2013 tarihinde gerçekleşen insanlık dışı saldırının, Erdoğan’ın bilgisi dâhilinde Türkiye tarafından gerçekleştirildiğini iddia ediyordu. 

Söz konusu makaleye geçmeden bu saldırı hakkında Brown Moses’un blogunda (2) yayınlanan, kimyasal silah uzmanı Dan Kaszeta tarafından yapılmış, sarin gazı ile ilgili analize bir göz atmakta fayda var.

Kaszeta, Nigel Farage tarafından daha önce ortaya sürülen kimyasal silah kullanımını muhaliflerin işi olarak gösteren iddia ile ilgili olarak, bu iddianın saçma bir komplo teorisi olduğunu ifade ediyor ve olayın teknik açıdan ayrıntılarını sunuyor.

SA623/KY7-NY10: Aldanmak

 ''Ey insan, seni kerem sahibi Rabbine karşı aldatan nedir? ''  
İnfitar/6


 Nefeslerin anlık alınıp verilişleri ile sınırlı dünya hayatında yaşıyoruz.

Ecel kelimesinde anlamını bulan dünya hayatımızın sonunun, nefes alış verişlerimizin kaçıncı durağında bizi yakalayacağı yine aynı bizlerce meçhul.

Lakin  "ÖLÜM"  biz onu unutsak, yok saysak ve  hiç beklemesek de  zaman içindeki salınımında keskin gerçekliğiyle en umulmadık anda gelip bizi bulacak. Tıpkı hiç ummadığımız anlarda yakınlarımızı bulduğu gibi..

Ne yazık ki ölümün yakınımız veya uzağımızdaki hayatları apansızın sona erdirmesi, hayatı alıp götürmesi bile onun yakın bilgisi için yetmiyor biz insanoğluna.

6 Nisan 2014 Pazar

SA622/SD113: Başkent Ruhu

“Tanrısal gücünü kaybetmek istemeyenler susmayı seçiyorlar, herkes hep birlikte kirlenene ve kapkaranlık olana kadar.”


Ankara, başka bir ruha sahip. ‘Başkent Ruhu’ diyorum ben buna. O ruha İstanbul’un derinliklerinde de rastlayabilirsiniz. Berlin, Roma, Londra,Washington ve Paris’te de bu ruh var; ancak Moskova kadar benzemez Ankara’ya. Atina’dan alır köklerini. Tanrılara yakın olmakla ilişkili bir şey bu. Pagan kültürlerin panteonlara yakın hizmetkârlarının ruhudur bu ruhu şekillendiren ruh. -Sinsidir; hissettirmeden bütün dinî referansları içten içe çökertebilir, sırf bu yüzden iyi incelenmelidir.-

Ankara’ya İstanbul’dan bütün ihtişamıyla transfer edilen ve gökten inmeyen ilkelerle desteklenerek daha da güçlenen bu tanrısal ruh, Ankara’nın bütün ara sokaklarına kadar incelerek, katmanlaşarak yayılmış durumda. Bir ara sokakta, büyükelçilerin makam araçlarına rastlayabilirsiniz mesela. Bir strateji enstitüsündeki beyin fırtınasına katılmak için gelmişlerdir ve bu şehrin sokaklarında bu sıradan bir olaydır, kimse umursamaz.

5 Nisan 2014 Cumartesi

SA621/AŞ43: Pennsylvania'daki Beyefendi'yi Unutalım mı?

“Arınmak için kirlenmek mi lazım? Meydan Savaşı ilan edip yenilmek mi lazım? Var bu işte bir terslik ama…”  


 "Siyaset Pazarında Can Çekişen Cemaat Kan Davası’nın Kapısını Açık mı Bırakacak?"


Ankara ve Türkiye şu anda en çok savaş sonrası savaş meydanına benziyor. Galipler ve mağluplar yaralılarını topluyor, ölülerini gömüyor. Bu bir seçim değildi, bu bir ölüm kalım savaşıydı. Başbakan’ın tabiriyle ‘İstiklâl Savaşı’. Kazanan da bu memlekete istikbal duygusunu aşılayan Başbakan Erdoğan’dı. Erdoğan’ı Türkiye’ye eşitleyen oy verenlerdi. Peki ya kaybedenler?

30 Mart akşamı bütün dünyanın merakla beklediği sonuçlar, Türkiye adına kaygılanan samimi insanları rahatlattı önce, sonra da Başbakan’ın balkon konuşması düştü ekranlara. O gece muhtemelen CHP ve MHP genel merkezlerinde büyük bir yas vardı; Fethullah Gülen’in Pennsylvania’daki çiftliğinde de bütün ışıklar hüzünlüydü. Cemaat medyasının haber ve sinir merkezleri sessizdi; zihinler öfke dolu klavye tıkırtılarıyla acaba bu mağlubiyeti nasıl galibiyet olarak algılatırız endişesiyle kirli bir karanlığa gömülmüştü.

Seçkin Deniz Twitter Akışı