...gençleri gördünüz mü?...
...bağıran, çağıran, itişen ve sonra kahkahalarla gülen gençleri...
...hiç onların ansızın susup, mutsuz/karamsar bir çehre ile ruhlarının derinliklerinden bakmaya başladıklarını...
...fark ettiniz mi?...
...veya onlar gibi olmayanları...
...bazıları bağırmaz, çağırmaz, itişmez ve kahkalarla gülmezler...
...diğerleri kadar şanslı değildirler; aileleri tarafından 'büyük bir bebek' gibi gözetilip korunmadıkları ve hayatın en çıplak hâliyle farkında oldukları için, ciddi çizgileriyle bir 'yüz' olarak dururlar, karşınızda...
...onlar da mutsuz ve karamsar olan içlerini, kendi gözleriyle anlatırlar size...
...diğerleri ile müşterek tek özellikleri budur...
...birinci gurup gençler, hazır bulduklarını tüketir; kendilerinin iyiliği adına yapılan her şeyin sürmesi için gerekli olan tüm aymazlıkları yapmaya devam ederler...
Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk
- Seçkin Deniz
- Mustafa Tamer
- Arif Şahin
- Eyüp Kaan
- Ahmet Faruk
- Mustafa Ekici
- Naif Karabatak
- Ata Atun
- Hakkı Aslan
- Cemal Çalık
- Tamer Güner
- Mustafa Ege
- Yaşlı Bilge
- Ahmet Haydar
- Alper Selçuk
- Faruk Tamer
- Doğa Toprak
- Khorto Bâri
- Mustafa Eyyüboğlu
- Âkil Ağazâde
- Biz Kimiz?
- Yıllık Sonsuz Ark Yayın Raporları
- Sonsuz Ark Manifestosu
18 Nisan 2014 Cuma
17 Nisan 2014 Perşembe
SA639/Sonsuz Ark-YD1: Gabriel Garcia Marquez’in Vedası(*): “Artık Ölebilir miyim?”
Gabriel Garcia Marquez'e ait olduğu iddia edilen Veda Mektubu(*)
LA MARİONETA-KUKLA
LA MARİONETA-KUKLA
“Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm.
İnsan
aşktan vazgeçerse yaşlanır. Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim.
Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim. Başkaları konuşurken dinler,
çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.
Eğer
Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, sadece
vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım.
Labels:
Sonsuz Ark
,
Stratejik Araştırmalar
,
Yayın Dünyası'ndan
SA638/AS52: 'One Minute' Fenomeni - Recep Tayyip Erdoğan
Sonsuz Ark'ın Notu:
Sami Selçuk'un 5 yıl sonra özellikle Cemaate ait kanalda yaptığı açıklamalara tarihi şahit tutuyoruz:"Erdoğan'ın o konuşmayı niçin yaptığını anlıyorum. Karşısındaki adam çok dolu bir adam. Onunla başa çıkamadığı için "One minute" deyip hırçınlaştı. Şimon Peres çok deneyimli, kültürlü bir adam. Usta, kibar bir adam. Başbakan ona karşı direnemediği için böyle bir hamle yaptı."
Sami Selçuk, Emekli Yargıtay Başkanı, 17.04.2014, Samanyoluhaber Canlı Yayını
David Ignatius, Moderatör,Washington , 29.01.2009, Davos
***
Prensip olarak; kategorize edilmekten hoşlanmam ve konu kategorizasyon olunca, Müslüman olarak tasnif edilmek dışında, fersah fersah uzağa kaçarım. Partili değilim, olmadım, olmam da. İktidar Partisi’nin ortalığı kasıp kavuracağını, hemen birçok yerde seçimi rahatlıkla kazanacağını düşünmeme sebep olan şeyler ‘partizanlık’ yaftasıyla etiketlense buna şiddetle ve samimiyetle karşı çıkarım. Ve içtenlikle soruyorum, diğer partilerin seçime neden girdiklerini anlayan var mı?
Labels:
Alper Selçuk
,
Antiseptik Anafor
,
Filistin
,
İsrail
,
One Minute
,
Sonsuz Ark
SA637/SD117: Ahlakî Deformasyon ve Hukukun Üstünlüğü
"Ahlakî deformasyona uğramış bir hukukçunun sosyal dokuyu bozma riski, diğer etkenlerden daha yüksektir."
Hukukun Üstünlüğüne Hâlel Getiren Gayr-î Meşru İlişkiler
Bir ülkede kamu görevlileri olan hukukçuların (savcı, hakim) kanunların uygulanışında; özellikle suçun tesbitinde, delillerin değerlendirilmesinde ve nihâyetinde kararın verilmesinde mümkün olan en âdil tavrı göstermesi/göstermemesi hukuk sisteminin işlerliğini ve ülkedeki "haklar çatışması"nın sağlığını doğrudan etkiler. Kamu hukukçuları âdil ve tarafsız davranmadıkları zaman, sadece tâciz ettikleri tarafların değil, buna bağlı olarak o ülkede yaşayan insanların tümünün adalete güven duyma hassasiyetlerini de yıpratırlar. Güçlü olan haklı olur, haklı olan güçsüz mağdur olur.
Türkiye, gelişimini maksimum düzeylere taşımış sistemlere göre "hukukun üstünlüğü" kriterlerine maalesef yeterince uyuyor sayılamaz. Türkiye'de adalet hukukçuların özlük haklarından, kanunlardaki sistematik entegrasyon bozukluğuna ve bina/ödenek gibi maddi sebeplerin yetersizliğine kadar bir çok "ağır" sorunla boğuşmaktadır.
Labels:
Ahlâk
,
Hukuk
,
Seçkin Deniz
,
Sistematik Analizler
,
Sonsuz Ark
16 Nisan 2014 Çarşamba
SA636/AŞ44: Cumhurbaşkanlığı Seçiminde Anlamsız Tartışmalar
“Tartışmalar
son sözü kimin söyleyeceğinden değil, son söze yön verecek olan ilk sözün kim
tarafından söyleneceğinden kaynaklanıyor."
12 Eylül
2010’daki referandumla yapılan anayasa değişikliği Cumhurbaşkanı seçimini
kaotik bir unsur olmaktan çıkarmıştı. Yani; artık son sözü halk söyleyecekti;
Cumhurbaşkanı her türlü gizli-açık pazarlığın yapıldığı, anlaşmaların sağlandığı
bir organizma olmaktan çıkarılacaktı. Kimse bu tür pazarlıklar sonucunda
seçilen 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e dendiği gibi ‘Nankör’
diyemeyecekti. Şimdi tartışılan ne? Cumhurbaşkanı kim olacak?
Yapılan
tartışmaların saçmalığına baktığımda, zihinlerin 2010 referandumundan önceki
alışkanlıklarla çalıştığını görüyorum. Eski Türkiye yok artık; bunu herkesin
iyice, akıllı nedenlerle anlaması gerekiyor. Halktan hiç kimse küçük, dar çıkar
gruplarının ürettiği ve yönettiği bir Devlet Başkanı istemiyor; halk kendi
seçme yetkisini kliklere devretmek niyetinde değil.
Labels:
Arif Şahin
,
Seçim
,
Sonsuz Ark
,
Şaşkınların Tarihi
15 Nisan 2014 Salı
SA635/KY13-AO1: Cumhurbaşkanı Adayı Kim Olacak?
"Sürekli aynı hedefe koşmuş olan her iki ismin
gelecekle ilgili yol haritasında anlaşacağını iddia etmek, doğruya en yakın
olan öngörüdür."
Ak Parti’nin zor kararı;
Cumhurbaşkanı adayı kim olmalı?
Ak Parti,
tüzüğündeki 3 dönem sınırlamasının kıskacı altında. Başbakan Erdoğan dahil,
partideki birçok ağır top bu madde kaldırılmadığı sürece milletvekilliğine
elveda diyecek, önümüzdeki genel seçimde bu partiden yeniden aday olamayacak.
Başbakan
Erdoğan'ın önünde iki yol var; ya ( aralarında 3 dönem yasağına takılanlar da
dahil) Ak Parti milletvekillerinin talebiyle kendisi için bir istisna çıkartıp
genel kuruldan geçirecek veya cumhurbaşkanlığına aday olacak.
Erdoğan,
kendisi için 3 dönem yasağının kaldırılmasına sıcak bakar mı? Elbette bunu tek
şart gerekli kılabilir; Cumhurbaşkanı adayı olmamak…
Labels:
Adnan Onay
,
Gündem
,
Konuk Yazar
,
Konuk Yazarlar
,
Seçim
14 Nisan 2014 Pazartesi
SA634/ KY6-SK12: Vatansızlık ve 'Tarihsel Gerçekler'
“Peki,
Türkiye'nin tezi ne? Reddi miras bu konuda çözüm mü? Tarihçiler bu işi çözsün
diyoruz. Bu mümkün mü?”
1915'te
Ermenilerin göçe zorlanmasının bu sene 99. yıldönümü... Yüzüncü yıldönümü
yaklaşmışken ABD'de Paskalya tatili öncesi dış ilişkiler komisyonundan geçen
Ermeni tasarısı, Senato gündemine alınmadı... ABD Dışişleri sözcüsü ile Türkiye Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun açıklamalarındaki vurgu aynı. Tarihsel gerçeklerin
açıklığa kavuşması için Ermenistan ve Türkiye arasındaki protokol süreci
sürüyor denildi...
'ABD,
Türkiye'ye bu konuyu sopa olarak kullanıyor' yorumu durumu açıklamaz. Baskı
unsuru olabilir. Doğrudur. Ancak Türkiye de dahil devletler, dış ilişkilerinde
çıkarları için tüm baskı unsurlarını kullanırlar. Bu doğal...
Birkaç
gündür Los Angeles'tayım. California, Ermeni kökenli Amerikalıların yaşadığı
bir eyalet. Cumartesi LA'de Ermenilerin muhiti olarak anılan Glendale'e
gittim... Ofislerden tutun bakkala kadar pek çok yerde Ermeni kökenli Amerikalı
ile karşılaştım.
Labels:
Güncel Yazılar
,
Konuk Yazar
,
Serra Karaçam
SA633/SD116: "hiç kimse" /07.11.2006/ 571. patika
...doğumdan önce başlayan bir öykü var ya?...
...onu bilir misiniz?...
...doğumdan sonra da büyüyerek devam eden ve asla sona ermeyecek olan o öykü, hayat öyküsüdür...
...hayat öyküsü ise ellerin eseridir, ellerin izlerinin...
...öyledir; bir insan, bir sürü elin izinden müteşekkildir...
...anne rahmine düşmeden evvel, adem'e kadar, her bir zincirin halkasında bir sürü elden...
...doğumdan sonra cisme bürünen hâlinde de, onu görünür hâle getiren diğer bir sürü elden gelen izden...
...her el bıraktığı izlerle ruhuna yapışır, insanın...
...insan büyürken, o elleri hissetse bile, ayırdedemez...
...onların izinden müteşekkil olduğunu anlamaz; o ellerin bıraktıklarıyla sımsıkı sarılı olduğunu fark etmez...
...onu bilir misiniz?...
...doğumdan sonra da büyüyerek devam eden ve asla sona ermeyecek olan o öykü, hayat öyküsüdür...
...hayat öyküsü ise ellerin eseridir, ellerin izlerinin...
...öyledir; bir insan, bir sürü elin izinden müteşekkildir...
...anne rahmine düşmeden evvel, adem'e kadar, her bir zincirin halkasında bir sürü elden...
...doğumdan sonra cisme bürünen hâlinde de, onu görünür hâle getiren diğer bir sürü elden gelen izden...
...her el bıraktığı izlerle ruhuna yapışır, insanın...
...insan büyürken, o elleri hissetse bile, ayırdedemez...
...onların izinden müteşekkil olduğunu anlamaz; o ellerin bıraktıklarıyla sımsıkı sarılı olduğunu fark etmez...
Labels:
Deneme
,
Pürüzsüz Patikalar
,
Seçkin Deniz
13 Nisan 2014 Pazar
SA632/SD115: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 22 (01-05 Eylül 2011)
“Tarih, yazanların değil
yorumlayanların toprağıdır.”
(Lütfen Twitter
tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)
01-05 Eylül 2011 (267 Tweet)
5
Eylül 2011
8447.
@senaidemirci Tşk ederim.. Evet aklın etkin olduğu sonuçlar ana ekranda
görülüyorsa bu akleden kalp tamlamasını açıklayabilir.
5
Eylül 2011
8446.
@senaidemirci ve bu sistemin sonuçlarının gördüğü saha/ana ekran ise Kalp...
5
Eylül 2011
8445.
@senaidemirci Zihinsel işletim sistemi yaptığım çalışmalara göre; Akıl, Zeka,
Hafıza, Nefs ve İrade'den müteşekkil bir sistem...
Labels:
Seçkin Deniz
,
Sonsuz Ark
,
Twitter Günlükleri
12 Nisan 2014 Cumartesi
SA631/ KY5-PT16: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 2/6: Ecinnili Rıfat Bey
Kiziroğlu Mustafa Bey
-6-
Rıfat Bey, Kiziroğlu ve avanelerinin Ermiş Köyü’ne su getirdiğini iki gün sonra duymuştu.
Eşkıyanın elini kolunu sallayarak düze inip bir de köylüyle elbirliği yapıp
günlerce çalışması onu çileden çıkarmıştı. Çopur’u çağırıp “Bire namert.. bire
it soyu.. seni Subaşı niye yaptık? Ha niye yaptık?” diye haşlamıştı. Çopur ne
diyeceğini şaşırmıştı; kabahati büyüktü büyük olmasına, ama bütün suç
kendisinde değildi ki. Oğlunun peşinden bir an bile ayrılmamasını Bey’in
kendisi söylemişti. Her yerde olamazdı ya! “Beyim Şeref beyimizi demiştiniz!”
diyebilmişti güçlükle.
Rıfat
Bey daha bir celallenmişti Çopur’un karşılık vermeye yeltenişine. Ağız dolusu
küfürler ederek yürümüştü üzerine. Misliyle karşılık veriyordu içinden Çopur da.
Rıfat Bey subaşının dudaklarının kıpır kıpır olduğunu fark edince suratına
okkalı bir tokat atmıştı. Bu hali biliyordu. Babası ile durumları belirmişti
gözünde. Babası da tıpkı kendisi gibi birden parlar ağzına geleni söylerdi
Rıfat’a. Rıfat ta karşılık verirdi içinden. Fakat içinden verdiği karşılıkları
dudakları tekrar ederdi.
Labels:
Kiziroğlu Mustafa Bey
,
Konuk Yazar
,
Puran Tilmiz
,
Roman
11 Nisan 2014 Cuma
SA630/ KY11-TG15: Hedonist Dorian Gray ya da Seymour Hersh /Çeviri
Seymour
Hersh as Dorian Gray*
Seymour
Hers, Dorian Gray* gibi ahlakî veya
ahlak dışı bütün zevklere açık bir portre mi?
Sonsuz Ark
London
Review of Books (LRB) için yazmış olduğu makalede de görüldüğü gibi Seymour
Hersh’in son yaptığı analizler onun artık keskin ve gerçekçi bir muhabir
olmadığını gösteriyor. Tıpkı Dorian
Gray’de olduğu gibi bu özelliklerin yerine çürüyen, yarım yamalak bir
propagandacı portresi şekilleniyor. Gray gördüğünden dehşete düşerken, Hersh’ün
taraftarları Suriye muhaliflerini şeytanlaştırırken ve “iyilerin ekseni”
Suriye, İran ve Rusya etrafında birleşirken, Hersh bildiği yolda devam edeceğe
benziyor. Bu 77 yaşındaki muhabirin ifadeleri vahim bir şekilde düzeltilmesi
gerekirken kimse bunu yapacağa benzemiyor.
Başlangıç
olarak Hersh, sanki “kırmızı çizgi” retoriği ciddiye alınmış gibi Obama’yı
George W.Bush’a benzetiyor. Hersh’e göre, Obama “savaşa girmenin haksız ve
potansiyel bir felaket olacağını düşünen askeri liderler tarafından
engellendi.” Sık sık Hersh gibi insanların zahmet edip NY Times’ı okuyup
okumadığını veya daha kötüsü okuyup görmezden gelip gelmediklerini merak
ediyorum.
Labels:
Çeviri
,
Çeviri-İnceleme
,
Konuk Yazar
,
Sarin
,
Seymour Hersh
,
Stratejik Araştırmalar
,
Tamer Güner
10 Nisan 2014 Perşembe
SA629/KY9-NK12: Kanser Psikolojisinin Evreleri -1-
“Tanı
ilk konulduğunda kişi bazı duygusal evrelerden geçer. Bunlar temelde içinde
bulunulan durumla ilgili başa çıkma mekanizmalarıdır.”
Audrey Hepburn
Bu
aşamada size internetten edindiğim kanser psikolojisinin evrelerini yazmak
istiyorum, bu evrelerin hangisinden geçmişim onu da sanırım geriye dönük
hatıraları yazarken anlayacağım.
Tanı Evresi:
Tanı ilk
konulduğunda kişi bazı duygusal evrelerden geçer. Bunlar temelde içinde
bulunulan durumla ilgili başa çıkma mekanizmalarıdır. Genelde yaşanan evreler
aşağı yukarı aynı olsa da; hastalığın ciddiyeti, hastanın kişilik özellikleri,
hastalıkla ilgili geçmiş deneyimler, hastanın yaşı ve cinsiyeti, sahip olduğu
psiko-sosyal destek ve gördüğü tedavinin kalitesi gibi etkenler geçirilen
evrelerin süresini ve şiddetini etkiler.
Labels:
Hayat
,
Konuk Yazar
,
Neşe Kutlutaş
,
Tiffany'de Kahvaltı
9 Nisan 2014 Çarşamba
SA628/KY7-NY11: Bi Sus Artık Pınar Kür!
“Bir
başörtülünün ne amaçla örtündüğü veya soyunan kadının soyunma niyeti seni ne
diye geriyor ki?”
Çekin
nefeslerinizi hastalıklı beyinlerinizin suçluluk psikolojisiyle ürettiği paranoyaların
kararttığı hayatlardan artık…
Size ne
bizim örtümüzden, şeklinden; bilmem neyimizden?...
Size ne?...
Söylesenize
siz kimsiniz?
Hayata ‘vur
patlasın-çal oynasın, ye-iç, tepin-dur’ mantığının ötesinden bakamayan, fikir
sancılarıyla damıtılmamış iki basit kelimeyle cümle kurmayı aydınlık ve
ilericilik sayan sizler, keyfinizce hor gördüğünüz başka başka hayatları
hedefleyerek, sırf sadist duygularınız tatmin olsun diye her türlü aşağılamayı
yapabildiğiniz insanların neyi niye yaptığının derdi size mi kaldı?
Labels:
Başörtüsü
,
Güncel Yazılar
,
Gündem
,
Konuk Yazar
,
Neşe Yıldız
SA627/AH17: Herkül Efsanesi -The Legend of Hercules-
“Filmlerdeki
gibi mutlu sonla bitmiyor çoğu hikâyeler. Tanrısal gücün suflörleri genellikle
yalancı çıkıyor…”
İmbik Teorisini
işletmeye devam ediyorum. Mutlu sonla biten filmin, mutluluk gösterisi pek de
sempatik. Antik çağların mümkün olmayan bembeyaz cibinliğinin mümkün olan rüzgârlarla
hafif hafif sallanan aralıklarından görünen Herkül, karısı ve mutlu yüzlerle
sevdikleri bebekleri.
Filmin
dokumaları arasında kalan ve mutlu karelerle örtülen gerçek ise dehşet verici.
Herkül babasını öldürmüştür, karısı da kocası Herkül’ün erkek kardeşini. Herkül
kral babasını öldürmüştür ve kral olmuştur, karısı da kendisiyle evlenmek için
kardeşi Herkül’le ölümüne mücadele veren kayınbiraderini öldürerek Herkül’le
evlenmiştir.
Labels:
Ahmet Haydar
,
Herkül
,
Sinema
,
Sinema Notları
,
Sonsuz Ark
8 Nisan 2014 Salı
SA626/SD114: "ahde vefâ" /10.11.2006/ 572. patika
...ahde vefâ...
...yeniler pek bilmezler bu deyimi...
...eskilerin de, bilseler bile, pek itibâr ettikleri söylenemez...
...itibâr etselerdi, onu yenilere nakletmekte, onların ahlâk damarlarına zerketmekte ihmalkâr olmazlardı...
...şimdilerde ahde vefâ, tanzim edilen kanunların zoruyla tahakkuk ettirilmeye çalışılıyor...
...sulh mahkemeleri de bu meyandaki davaların çözümü için kurulmuş...
...hâl, bu minvâl üzere...
...verdiğin sözü tutmalısın, diye öğütlemeli ebeveyn...
...önce kendisi fiilleriyle âyine olacak tabi...
...sonra ısrar ile ahde vefâsızlığın kötülüğüne dair bir sürü laf terkibi yapmalı...
...verilmiş sözlerin tutulmasıyla husule gelecek sosyolojik, psikolojik yararları deruhte etmeli...
...yeniler pek bilmezler bu deyimi...
...eskilerin de, bilseler bile, pek itibâr ettikleri söylenemez...
...itibâr etselerdi, onu yenilere nakletmekte, onların ahlâk damarlarına zerketmekte ihmalkâr olmazlardı...
...şimdilerde ahde vefâ, tanzim edilen kanunların zoruyla tahakkuk ettirilmeye çalışılıyor...
...sulh mahkemeleri de bu meyandaki davaların çözümü için kurulmuş...
...hâl, bu minvâl üzere...
...verdiğin sözü tutmalısın, diye öğütlemeli ebeveyn...
...önce kendisi fiilleriyle âyine olacak tabi...
...sonra ısrar ile ahde vefâsızlığın kötülüğüne dair bir sürü laf terkibi yapmalı...
...verilmiş sözlerin tutulmasıyla husule gelecek sosyolojik, psikolojik yararları deruhte etmeli...
Labels:
Deneme
,
Pürüzsüz Patikalar
,
Seçkin Deniz
7 Nisan 2014 Pazartesi
SA625/ÇY3-BŞ3: Neocon Seymour Hersh’ün, Bir Tetikçinin Türkiye Harekâtı
“Esad Sadece 1600 kişinin değil, 160 bin kişinin katilidir.”
[Çarpıtılan gerçeğin en parlak ucu]
Ne yazık ki bu günlerde Türkiye'nin 'savaş suçlusu' ilan edilmesi için her türlü alçakça kumpasın oluşturulmaya çalışıldığına şahit olmaktayız. Halk 17 Aralık Darbe Teşebbüsü’nden bu yana üzerine her türlü siyasi ve menfi iftiranın tereddütsüzce atıldığı hükümete yapılan seçimlerde sahip çıkmıştır. Bu kez seçim öncesi başlatılan uluslararası karalama kampanyasının zamanlaması itibariyle manidar bir şekilde sürdürülüyor olduğunu görmek, milli irademize sahip çıkarak aslında ne kadar doğru bir yerde durduğumuzun net bir göstergesidir.
Feraset sahibi milletimiz yaşanan bu kirli sürecin sorumlularının, sadece devletimiz içinde oluşmuş paralel yapı olmadığını, bunun küresel destekli bir savaş olduğunu zaten idrak etmişti. Bugün gelinen nokta bu süreçte gerçekten bir bağımsızlık savaşı verdiğimizi bize gösteriyor.
Labels:
Analiz
,
Berrak Şebnem
,
Çırak Yazar
,
Sarin
,
Seymour Hersh
,
Suriye
SA624/ KY11-TG14: Seymour M. Hersh ve Sarin Gazı Yalanları
Paranoya mı, bir neocon operasyon mu?
6 Nisan
2014 tarihinde London Review of Books, Seymour M. Hersh (Pulitzer ödüllü Amerikalı gazeteci) imzalı bir makale
yayınladı (1). “The Red Line and The Rat Line” (Kırmızı Hat ve Sıçan Hattı)
ismini taşıyan makalede Hersh, Suriye Guta’da 21 Ağustos 2013 tarihinde
gerçekleşen insanlık dışı saldırının, Erdoğan’ın bilgisi dâhilinde Türkiye
tarafından gerçekleştirildiğini iddia ediyordu.
Söz konusu makaleye geçmeden bu
saldırı hakkında Brown Moses’un blogunda (2) yayınlanan, kimyasal silah uzmanı
Dan Kaszeta tarafından yapılmış, sarin gazı ile ilgili analize bir göz atmakta
fayda var.
Kaszeta, Nigel Farage tarafından daha önce ortaya sürülen
kimyasal silah kullanımını muhaliflerin işi olarak gösteren iddia ile ilgili
olarak, bu iddianın saçma bir komplo teorisi olduğunu ifade ediyor ve olayın
teknik açıdan ayrıntılarını sunuyor.
Labels:
Analiz
,
Çeviri-İnceleme
,
Konuk Yazar
,
Seymour Hersh
,
Stratejik Araştırmalar
,
Suriye
,
Tamer Güner
SA623/KY7-NY10: Aldanmak
''Ey insan, seni kerem sahibi Rabbine karşı aldatan
nedir? ''
İnfitar/6
Nefeslerin
anlık alınıp verilişleri ile sınırlı dünya hayatında yaşıyoruz.
Ecel
kelimesinde anlamını bulan dünya hayatımızın sonunun, nefes alış verişlerimizin
kaçıncı durağında bizi yakalayacağı yine aynı bizlerce meçhul.
Lakin "ÖLÜM" biz onu unutsak, yok saysak ve hiç beklemesek de zaman içindeki salınımında keskin gerçekliğiyle
en umulmadık anda gelip bizi bulacak. Tıpkı hiç ummadığımız anlarda
yakınlarımızı bulduğu gibi..
Ne yazık
ki ölümün yakınımız veya uzağımızdaki hayatları apansızın sona erdirmesi,
hayatı alıp götürmesi bile onun yakın bilgisi için yetmiyor biz insanoğluna.
Labels:
Aldanmak
,
Konuk Yazar
,
Neşe Yıldız
,
Ölüm
6 Nisan 2014 Pazar
SA622/SD113: Başkent Ruhu
“Tanrısal
gücünü kaybetmek istemeyenler susmayı seçiyorlar, herkes hep birlikte
kirlenene ve kapkaranlık olana kadar.”
Ankara,
başka bir ruha sahip. ‘Başkent Ruhu’ diyorum ben buna. O ruha İstanbul’un
derinliklerinde de rastlayabilirsiniz. Berlin, Roma, Londra,Washington ve Paris’te de bu
ruh var; ancak Moskova kadar benzemez Ankara’ya. Atina’dan alır köklerini.
Tanrılara yakın olmakla ilişkili bir şey bu. Pagan kültürlerin panteonlara
yakın hizmetkârlarının ruhudur bu ruhu şekillendiren ruh. -Sinsidir;
hissettirmeden bütün dinî referansları içten içe çökertebilir, sırf bu yüzden iyi
incelenmelidir.-
Ankara’ya
İstanbul’dan bütün ihtişamıyla transfer edilen ve gökten inmeyen ilkelerle
desteklenerek daha da güçlenen bu tanrısal ruh, Ankara’nın bütün ara sokaklarına
kadar incelerek, katmanlaşarak yayılmış durumda. Bir ara sokakta,
büyükelçilerin makam araçlarına rastlayabilirsiniz mesela. Bir strateji
enstitüsündeki beyin fırtınasına katılmak için gelmişlerdir ve bu şehrin
sokaklarında bu sıradan bir olaydır, kimse umursamaz.
Labels:
Ankara
,
Gezi Notları
,
Seçkin Deniz
5 Nisan 2014 Cumartesi
SA621/AŞ43: Pennsylvania'daki Beyefendi'yi Unutalım mı?
“Arınmak
için kirlenmek mi lazım? Meydan Savaşı
ilan edip yenilmek mi lazım? Var bu işte bir terslik ama…”
"Siyaset Pazarında Can Çekişen Cemaat Kan Davası’nın Kapısını Açık mı Bırakacak?"
30 Mart
akşamı bütün dünyanın merakla beklediği sonuçlar, Türkiye adına kaygılanan
samimi insanları rahatlattı önce, sonra da Başbakan’ın balkon konuşması düştü
ekranlara. O gece muhtemelen CHP ve MHP genel merkezlerinde büyük bir yas
vardı; Fethullah Gülen’in Pennsylvania’daki çiftliğinde de bütün ışıklar
hüzünlüydü. Cemaat medyasının haber ve sinir merkezleri sessizdi; zihinler öfke
dolu klavye tıkırtılarıyla acaba bu mağlubiyeti nasıl galibiyet olarak
algılatırız endişesiyle kirli bir karanlığa gömülmüştü.
Labels:
Arif Şahin
,
Cemaat
,
Seçim
,
Sonsuz Ark
,
Şaşkınların Tarihi
Kaydol:
Kayıtlar
(
Atom
)



















