25 Haziran 2023 Pazar

SA10241/SD2788: Sıkıntı (Roman); 5. Bölüm-Dağ 30

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"İnsan zihninin iradeden habersiz işlediği zamanlar yaşlandıkça artıyor muydu? Bu soru bir süredir cevap arıyordu zihnimin hiç kesintisiz akan, okyanus genişliğinde ama usul usul akan küçük derecelikler gibi hareketli derinliklerinde."


Cevval dinlenme salonuna girerken yüzüne yayılan samimi tebessümü çarpmıştı gözüme ilk. Kumral saçları dağınıktı. Onu görünce zihnimin gerçekten yorulduğunu fark etmiştim. Bu deli çocuk hiç yorulmuyordu. Yanıma geldi ve kollarını açarak ‘Ayağa kalkar mısın?’ dedi.

Ayağa kalktım, boyu benimkinden biraz kısaydı, bana bir kardeş gibi sarıldı; defalarca teşekkür etti. Ben onu ilk kez böyle görüyordum. Teşekkür etme alışkanlığı yoktu, teşekkür yerine daha sıcak ve samimi davranırdı hep...

Otururken şaşırdığımı söyledim gülümseyerek. Niye teşekkür ettiğini anlamamıştım.

‘Sana iş için teşekkür etmiyorum ki!’ dedi iki kolunu yana açarak. ‘Sen beni karanlıklarımdan çekip aldın. İlk defa yaşadığımı, hayat diye bir şeyin var olduğunu hissediyorum, ruhumdaki fırtınalar dindi!’

‘Abartma!’ dedim umursamaz bir şekilde. ‘İnsan insanın ilacıdır da!’

‘Mutlaka bir gün bunun karşılığını ödeyeceğim sana, Mühendis!’ dedi heyecanla, yeşil-gri arası gözleri parlıyordu: ‘Sen istersen karşılık bekleme; bu beni ilgilendirmiyor. Bu yaşadığım iyilik hissi hiçbir şeye benzemez ve ben de sana böyle bir karşılık vereceğim!’

‘Geç bunları!’ dedim soğuk soğuk. ‘Toplantı istediğin gibi bitti mi?’

‘Geçmeyeceğim bunları, ama neyse, toplantı istediklerimizden daha fazlasını almamızı sağladı!’ dedi keyifle. ‘Şirketi batmaktan kurtardın!’

‘İşimi yaptım diyeceğim ama, işim bu değildi zaten!’ dedim. ‘Senin zorlamanla oldu her şey!’

‘Hayır, hayır!’ dedi Cevval ısrarla. ‘Bu işi dünyada senden başka yapacak kimse yoktu, tek seçenek sendin. Sen işi kabul edince de ben sonuçtan zerre kadar kuşku duymadım. Ama inanılmazdın, nelerden bahsedeceğini hiç söylemedin, üzerinde çalıştığımız her şey benim konuşacaklarımla ilgili imiş; nasıl bir kafa var sende ya?’

‘Sana nelerden bahsedeceğimi söyleseydim, sen kendi konuşmana odaklanmakta zorluk çekerdin!’ dedim serinkanlı bir şekilde.

‘Amerikan sinemasını, sanatını, ruhunu, toplumsal ve siyasal yarılmasını ve iş-siyaset dünyasını bütünleşik bir şekilde koydun önlerine!’ dedi heyecanla. ‘Amerikan İmparatorluğu’nun can çekiştiğini gösterdin onlara. Türkiye’nin Amerika için tek kurtarıcı olduğuna ikna oldular. Senatörü görmedin mi, nasıl da büyük bir saygıyla davrandı sana?’

‘O beni bir Osmanlı olarak gördü!’ dedim usulca. ‘Amerikalı bir elite denk ve asla ezik hissetmeyen ve öyle de görünmeyen bir tarih kaçkını olarak saygı gösterdi!’

Kahkahayla güldü Cevval. ‘Bu konuda çok haklı, ama!’ dedi coşkusunu saklamayarak. ‘İD ile toplantı salonuna girişin ve çıkışın mükemmeldi; o anda kendini ve bizi dokunulmazlaştırdın!’

‘Tarih bilmeli bence her insan!’ dedim yine soğuk bir dille.

‘Sadece Tarih bilmek yetmez Mühendis!’ dedi Cevval. ‘İnançlı olmalı ve senin gibi hiç aralıksız çalışan bir zihne de sahip olmalı her insan!’

Kahvelerimizi sipariş etti gelen görevliye, ‘CIA-FBI sizi takip etti mi sonra?’ diye sordu.

‘Hayır!’ dedim. ‘Senatör sözünü tuttu!’

İD’yi sormuyordu. Dikkatimi çekmişti. ‘Senatör ısrarla seni Kongre’ye davet ediyor!’ dedi. ‘Ben de senin istemediğini bildiğim için, değerlendireceğimizi söyledim. İrtibata geçerse bakarız!’

Kahvelerimizi içtikten sonra ikindi namazı için ayrıldım Cevval’den; akşam yemeğinde buradaydık. Büyükelçi’nin nezâketi takdir edilecek düzeydeydi. Muhtemelen Ankara’dan kesin talimatlar almıştı; bu toplantı sadece özel bir şirketin iş ilişkileri ile sınırlı değildi. Yaptırımlarla sindirilmeye çalışılan Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin çıkarları söz konusuydu. Yemek neşeli geçecek gibi görünüyordu.

Namaz sonrası tekrar dinlenme salonuna döndüm. Cevval yoktu. Zihnim biraz daha sakinleşmişti. Karıma mesajla elçilikte olduğumuzu bildirdim, onun ve çocukların iyi olup olmadığını sordum. Asla işimi sormazdı, ben anlatırsam dinlerdi.

‘İyisin değil mi?’ diye yazdı bana, sanki her şeyi biliyormuş gibi.

Bir an fotoğrafların eline geçmiş olabileceğini düşündüm, ama bu imkansızdı. Ki o fotoğraflar eline geçseydi benden kuşkulanmazdı ama üzülürdü; bana da üzüldüğünü belli etmezdi. ‘Şükür, Allah’a emanet olun hepiniz!’ diye yazdım kısaca. ‘Elhamdülillah. Allah’a emanet ol, sağ-salim gel!’ diye karşılık verdi.

İçimi bir huzursuzluk kaplamıştı. İD’den haberdârdı, onun duygularını hissetmişti ve haklı çıkmıştı. Şimdi olanlardan sonra neyi, nasıl açıklayacağımı bilmiyordum. İD’den etkilenmiştim ve bunun neden-nasıl mümkün olduğu sorusu derinlerde bir yerde zihnimi kemiriyordu.

İnsan zihninin iradeden habersiz işlediği zamanlar yaşlandıkça artıyor muydu? Bu soru bir süredir cevap arıyordu zihnimin hiç kesintisiz akan, okyanus genişliğinde ama usul usul akan küçük derecelikler gibi hareketli derinliklerinde.

Zaman çok şey biriktiriyordu bu akışta. Her birikinti kendi bağımsızlığını ilan ederek zihnin en işlek caddelerini ansızın işgal edebiliyordu, en küçük boşluklarda birdenbire kabarıyor ve kendisini belli ediyordu.

Bu benim için büyük bir problemdi, bu problemi çözmeliydim. İrademin geçen yılların askıntılığına mahkûm olmasına izin veremezdim. Kontrol dışına çıkmış bir zihnin çok tehlikeli olduğunu biliyordum, ‘Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul!’ diyordu Allah. Zihnim boş durmamalıydı.

İnşirâh Suresi’nin 1-8. ayetlerini okudum sessizce: ‘Senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı? Senin şânını yükseltmedik mi? Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul. Ancak Rabbine yönel ve yalvar!’

Kur’an zihni dinginleştiriyordu, ancak her an Kur’an’a odaklanmak üzere yaratılmamıştı insan; hayat devam ediyordu ve devam eden her şey kendi ihtiyaçlarını dayatıyordu.

Su içmeliydi insan, o halde suyu bulmalıydı. Zaten ‘su bulma’ sorunu diğer sorunların bağıl olarak ortaya çıkmasına neden oluyordu. İşte insan Kur’an’ı böyle unutuyordu hayatın akışı içerisinde…

İnsan zihninin işlerliğinin en aktif olduğu yaşanan ânlarda hissedilen sıkışmalarda, yani göğüs sıkıştığında ne yapacağını bilmeyenler için cehennem azabı gibi ruhsal kasılmalar, dağılmalar, bozulmalar, şizofreni ve diğer psiko-nevrotik sorunlar ortaya çıkıyordu. 


<< Önceki                      Sonraki>>


[23.06.2023, (5/61 (485))]

Lütfen gitmek istediğiniz bölümü tıklayınız:


Seçkin Deniz, 25.06.2023, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

    

Seçkin Deniz Twitter Akışı