3 Şubat 2020 Pazartesi

SA8338/SD1605: Sıkıntı (Roman); 1. Bölüm-Gök 18

"Bu çelişki neden ortaya çıkıyordu, bu insanlar hangi sebebe binaen kendilerini ve geçmişlerini inkâr ederek insanları yönetmeye talip oluyorlardı ya da onları bu işe sevk eden, icbar eden güç nasıl bir güçtü?"


Zamanın sakinleştirici etkisini kullanmak gerekiyordu, sağlıklı değerlendirmeler yapmak için. Roma uçağı bulutların arasında süzülürken o yılları düşünüyordum. On dokuz yaşında üniversite öğrencisi bir gençtim, ilk oyumu kullanmıştım 2002 genel seçimlerinde. Doğrudan Allah'a bağlı olduğumu ilan ettiğim, bilimin, aklın, özgür düşüncenin yok edildiği, sağcı, solcu, cemaatçi veya tarikatçı güçlerin ele geçirdiği, birilerinin kanatlarının altına sığınan kifayetsiz gençlerin akademisyen olduğu üniversitelerin birinde okuyordum. Baş kaldırmıştım bu sefalete, ancak tek başıma yapabileceğim fazla bir şey yoktu. Bu böyle gitmeyecekti, gitmemeliydi.


3 Kasım 2002 seçimleri bir devrin sona erişinin başlangıcıydı; halk sandıklarda ayaklanmıştı. Doğal olarak Recep Tayyip Erdoğan'ın kurduğu ve komik gerekçelerle siyasî yasaklı hale getirildiği için Genel Başkan olarak meclise giremediği Adalet ve Kalkınma Partisinin seçimlerde birinci parti olması ve hükümet kuracak büyük çoğunluğu elde etmesi en çok NATO Medyasını ve NATO zenginlerini rahatsız edecekti.

NATO'nun bütün yerel unsurları Erdoğan'a karşı harekete geçmişti, medya ve zenginler kulübü yeni bir askerî darbe peşindeydi 2003-2004 yıllarında... güç kaybediyorlardı ve her yerel genel seçim sonrası Erdoğan halkın arttırarak verdiği destekle yokluğa ve yoksulluğa karşı adım adım zafere yol alıyordu.

NATO'nun kurduğu ağ ve işlettiği sistem gittikçe tıkanıyordu ki NATO yedek kuvvet olarak (dünyanın bütün benzer ülkelerinde) tasarladığı ve inşâ ettiği din kisveli FETÖ'yü devreye soktu. FETÖ din karşıtı NATO unsurlarının devlet içinde yerleştiği her yeri din taraftarı maskesiyle ele geçirmişti ve NATO'nun tüm unsurları birbirleriyle savaşır görünseler de merkezde ve merkeze yakın yerlerde kim kimdir sorusunun cevabı herkesçe biliniyordu.

NATO zenginlerini ve medyasını FETÖ formatına uygun olarak yeniden inşâ ediyordu. Halk yokluğu ve yoksulluğu yenmeye devam ederken, FETÖ bu kez kurduğu başka sistemlerle hem halkı hem de devleti NATO yararına sömürmeye devam ediyordu. Geçmiş yıllara göre farklı bir formattı bu ve FETÖ halkın çocuklarına sahibi olmadıkları bir serveti kullanmayı ve güce dönüştürmeyi öğretiyordu. Halk da gelişen ekonominin yararlarını eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, kentsel dönüşümde artan hizmet ve kalite ile, maaşlarda, gelirlerde iyileşme ile görüyordu.

2012, 7 Şubat Mit Müsteşarını tutuklama girişimi ile başlayan ve 2013 Gezi terörü, 17-25 Aralık suikastleri ve emniyet yargı darbeleriyle devam eden NATO operasyonları Erdoğan'ın ve halkın direnişiyle başarısızlığa uğradı. NATO zenginleri ve NATO medyası son bir hamle ile FETÖ ile aynı kulvara girmek zorunda kalmışlar ve böylece elli yıllık gizli işbirlikleri halkın görebildiği alana taşmıştı.

15 Temmuz 2016'da bütün NATO unsurları bu kez NATO ülkelerini de deşifre edecek bir şekilde saldırdılar ve halkın direnişi, Erdoğan'ın liderliği ile anlamlı bir zafer elde etti. Halk yokluğu ve yoksulluğu reddediyordu.

15 Temmuz bir milat olmuştu. NATO medyası ve NATO zenginleri, NATO askerleri, bürokratları, akademisyenleri, yargıçları, savcıları gibi tasfiye edileceklerini anlayınca teker teker varlıklarını yurt dışına çıkardılar, aile şirketlerindeki hisse senetlerini sattılar...

Bugün halkın NATO'yu kesin bir yenilgiye uğrattığı bir gün değil henüz, ancak NATO'nun yerel unsurlarının devlete hâkim olmalarını, hükümetlere emir vermelerini engellediği, ülkeden gitmek zorunda bıraktığı bir gün; halkın kesin bir kararlılıkla NATO tasarımı olan hükümet sistemini değiştirdiği ve geleceğe açıldığı bir dönemdi.

Rusya parlamentosu alt kanadı Duma Savunma Komisyonu Başkanı Birinci Yardımcısı Aleksandr Şerin'in, "Eğer Erdoğan gibi mücadele etmezsek ABD’yi devre dışı bırakmamız zor olacak. Erdoğan darbe girişimini yapanlara karşı sert şekilde mücadele ediyor. Çıkarlarımızı korumamız için Erdoğan’ın bu sert mücadelesini örnek almamız lazım. Eğer biz de ABD ve onun işbirlikçilerine karşı böyle bir mücadele edersek Washington sakinleşir" dediği bir dönem...

ABD liderliğinde dünyaya kan kusturan Küresel Emperyalizm'in bütün kurumsal direktörlerinin yas tuttuğu bugünde ABD ve ürettiği küresel ağ çöküyordu, bu artık bütün çıplaklığıyla görünüyordu.

Yeni Türkiye NATO ve karşıtı gibi konumlanan Sovyet Rusya arasında ezilme dönemini geride bırakmıştı, artık seçeneklerini kendi belirleyen bir devlet olarak hızla yol alıyordu. Halkının zenginleşmesinin önündeki engelleri birer birer kaldırmaya kararlı Cumhurbaşkanları olduğu sürece de bu hız eksilmeden, aksine artarak devam edecekti.

İyi ki akıl vardı; bugün insanlar kendilerini yönetmeye talip olanları bu imkanla sorgulayabiliyorlardı ve halkın çoğunluğu 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde de ortak payda olan akılla bakmıştı. Cumhurbaşkanı adaylarının politik kökenlerini ve söylemlerini kıyaslarken ortaya çıkan çelişkileri bu ortak akılla sorgularken düştükleri şaşkınlık insanların asla yok edemeyeceği bu değişmez-ortak akla mahkumiyetten dolayı zorunluydu. 

Ancak; köken ve söylem çelişkisinin ortak akla düşen izlerinin sebeplerini irdelemek analitik akla ihtiyaç duyuruyordu. Bu çelişki neden ortaya çıkıyordu, bu insanlar hangi sebebe binaen kendilerini ve geçmişlerini inkâr ederek insanları yönetmeye talip oluyorlardı ya da onları bu işe sevk eden, icbar eden güç nasıl bir güçtü?

Sadece Refah Partisi'nin devamı olan ve temel özelliği din sömürüsü olan Saadet Partisi (SP) genel başkanı Temel Karamollaoğlu'nun akıl dışı söylemleri ya da CHP ile girdiği ittifak çalışmaları değildi mesele; ya da laik-solcu- din karşıtı CHP'nin ezeli düşman olarak tanımladığı, irticanın kaynağı olarak suçladığı siyasi gelenek olan Milli Görüş'ün temsilcisi olduğunu iddia eden Saadet Partisi ile ortak Cumhurbaşkanı adayı göstermeye çalışması veya terör örgütü PKK ile ideolojik ve siyasi yol arkadaşlığı yapan ateist-solcu HDP'nin, kendisini bu ittifakın dışında bırakan FETÖ ile ilişkili olduğu iddia edilen milliyetçilik sömürüsü yapan İP, CHP ve SP'ye sitem etmesi de. 

Birbirine düşman dört ayrı politik eksenin kardeşçesine, 16 yıldır Türkiye'ye ve müslümanlara hizmet uğruna her türlü saldırıya maruz kalan Erdoğan'a karşı ittifak görüşmeleri yapmalarının kökenine inmekten başka çaremiz yoktu.

Ki; bu kökende Erdoğan'ın 2001'de kurduğu Ak Parti'nin kurucuları arasına da giren, bakan ve milletvekili düzeyinde siyaset yapan, bürokrat olarak sisteme dahil olanların da var olduğu gerçeğine artık herkes şahitti. Türkiye'de eğer her türlü politik-dinî alan tarla olarak sürülmüş ve tohumlar başkaları tarafından atılmışsa en başa dönerek bu sorgulamayı yapmak zorundaydık.



<< Önceki                      Sonraki>>




[(27.01.2020, (1/35 (59))]


Seçkin Deniz, 03.02.2020, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman



Sıkıntı






Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı