27 Mayıs 2014 Salı

SA698/FT15: Nostalji 2010/ Medya Etiği, Merkez Medya ve Görsel Problemler

"Çıkarlar zedelendiğinde yandaşlar yer değiştirir." 
Faruk Tamer, 27.05.2014


Doğrunun eğriyle oturduğu, dost olduğu, sohbet ettiği ve ortak işler pişirdikleri yerler o kadar çok ki. Şaşırmamaya alıştık. Ve doğruyla eğrinin düşman olduğu yerler ise bir hayli ‘az’. Tersine alışkın olduğumuz, eğriyle bazen ancak teğet olur, diye bildiğimiz naftalin kokulu doğrular medya evreninde burulmuşluklarının hesabını yapamaz oldular.

Saçmalıklarına itiraz etmeye yeltendiğimiz her seferde Medya’nın ilkeler demetiyle karşılaşmış olmaktan da pek fazlaca sıkıldık. Sıkıldık, çünkü; ilkeler hegemonyasında boğulan, ancak ciddî, etkili ve kişilikli medya potansiyeline sahip olmayan Medyamız, Avrupa ve Amerika basınıyla kıyas kabul etmez ikiyüzlülüklerle işleyen çarklara sahip.

26 Mayıs 2014 Pazartesi

SA697/SD131: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 25 (16-30 Eylül 2011)

 “Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

 (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

16-30 Eylül 2011 ( 149 Tweet)

23 Eylül 2011
9377. heyecanlar, umulmadık trenlere umulmadık yolcular bindirmekten hoşlanırlar

22 Eylül 2011
9376. Neden hep mazisi çirkinlere özgürlük istiyorsunuz ki?

19 Eylül 2011
9375. @_aysunn_ Evet:) hayat budur çünkü

19 Eylül 2011
9374. @_aysunn_ yapamayınca da yapabilince de zayıfız insan olarak... Güçlenince de hatalar yaparız... aslında her an onarım yapmak gerek

SA696/KY11-TG21: ABD Silahlı İHA’larla Pakistan Evlerinde Katliam Yapıyor

"ABD’nin Silahlı İnsansız Hava Araçlarının Pakistan’daki Hedeflerinin %60’ı Evlerden oluşuyor."
25 Mayıs 2014


Araştırmacı Gazetecilik Bürosu (BIJ) tarafından ifade edildiğine göre; ABD tarafından başlatılan insansız hava aracı (İHA) savaşlarında CIA, son on yıldan beri herhangi bir hedeften daha fazla Pakistan’ın yerleşim birimlerini bombalamıştır.

Londra merkezli çıkar amacı taşımayan bir haber grubu olan Araştırmacı Gazetecilik Bürosu (BIJ) tarafından bildirildiğine göre, Pakistan’da ABD tarafından gerçekleştirilen İHA saldırılarının neredeyse üçte ikisi ya da %60’ı insanların ikamet ettiği binaları hedef almıştır.

Pakistan’ın Federal Yönetimli Aşiret Bölgeleri’nde (Fata) gerçekleşen İHA saldırılarına yönelik verileri elde etmek için yapılan çalışmada binlerce medya raporu, şahitlere ait ifadeler ve saha araştırmaları analiz edilmiştir.

25 Mayıs 2014 Pazar

SA695/SD130: 2014 Avrupa Parlamentosu Seçim Sonuçlarına 2008'den Bir Perspektif

AP/ Mayıs 2014 Seçim Sonuçları:  
Aşırı sağ: % 25  France, % 23 Danimarka, % 22 İngiltere, % 20 Avusturya ,% 15  Macaristan, %13 Finlandiya, % 12 Yunanistan
"İngiltere'de AB karşıtı UKIP, Almanya'da Euro karşıtı AFD, Yunanistan'da solcular, Fransa'da ırkçı parti birinci" 
25.05.2014



Napoli'nin Çöplerinden Hasta Avrupa'ya; Avrupa Türkiye'ye Neden İhtiyaç Duyuyor

İtalya'da Sardunyalılar dağ gibi yığılan Napoli çöplüklerine karşı protesto gösterileri yapıyorlar. Onların çöplerini istemiyorlar. Tepkilerini proteste yaparak dile getiren göstericiler polisin sert tedbirleriyle karşılık buluyorlar. Bir Avrupa ülkesinde şu ana kadar sorun olmayan "çöp" sorun olmaya başlıyor. Yerel yönetimler merkezi yönetimdeki koalisyonel gevşeklikten kaynaklanan "vurdumduymazlık" içindeler. Bununla birlikte İtalya'da Kuzey -güney ayrımı ırkçı siyasetçiler tarafından körükleniyor. Bunu besleyen siyasi istikrarsızlık ise belirsizlerle birlikte sürüyor. Şiddet artıyor (Mussolini de böyle bir İtalya'da doğmuştu).

Fransa'da yerleşik Fransız kültürü bitiyor, banliyölerin "karmaşık ruhu" tüm Fransa'ya yayılıyor. Fransız milliyetçiler ve Katolik din adamları ulusalcılık kavramlarını ve dinî temelleri yeniden diriltmeye çalışıyorlar. Şiddet ve ayrımcılık yaygınlaşıyor.

SA694/KY1-CÇ61: Çırpınış

Niye kerevet değil bu koltuk?”


 dün sabaha yakın bir saat

Elinin ceketin sağ cebine doğru uzanacağını biliyordum. Sezgi falan değil anlatmak istediğim. Tırnakları oldukça uzamıştı ve gözlerimle tedirgin etmiştim O’nu. Tırnaklarının kesilmesi gerektiğini duyurmuştu bakışlarım. Oysa öylesine bakmıştım. Her hangi bir şeye ya da her hangi bir yere bir bakıştan ayrımsızdı.

İlk kıpırdayan parmaklar oldu. Bakmamam için yalvardılar adeta, utandılar, utançtan kıvrandılar... bütün bunlardan öylesine habersizdi ki, önceleri düpedüz şaşırdı adam. Tırnak makasını çıkardı, tam bir pişkinlik ve işgüzârlıkla tırnaklarını kesmeye koyuldu. Ellerinin utancı hala sürüyordu umursamazlığına inat. Tırnak makasının her çıtırdayışı, her o garip “hırt!” sesinin yankılanışı ve zarların tiz sesi, kulaklarımı bir yontu ustasının yontarı gibi yontuyordu.

“Neden ilgilendiriyor benim bakışlarım? Nedir gördüğünüz? O kadar önemsiz sandığınız bakışlarla benimkiler arasında ne fark var?”

SA693/ME29: Öfkeli Adam

“Bizi küçümsediğiniz için gittiniz, bizi küçümsemek ve hayret duygumuzu yok etmek için geri geldiniz."


Öfkeli adamın öfkesi sesinde ve mimiklerindeydi. Gözleri kısık, dili sivriydi. Kaşları kalktığında, anlaşılıyordu ki; hayret edilecek bir şeye hayret edilmemesine kızmıştı. ‘Hayret’ sözcüğünün olur olmaz kullanılışına ve özenle cümlede kullanılmasına da kızmıyordu. Alışılageldik alışkanlıklara, düşüncelere, davranışlara ve ilkelere apaçık aykırı olan bir şey gerçekleştiğinde onu yadırgayanların duygularının temsilcisiydi, hayret; ama o kadar yüceleştirilmiş, o kadar çok  ayrımcılığın belirtisi hâline getirilmişti ki bu sözcük, hayret fiili kendi anlamgeçmişinden kopuk bir şekilde, sadece kendisi olarak kalmıştı.

Hayret, hayret etmeyi imkânsız kılan bir küçülme ve daralma yaşıyordu; tuhaflaştırılmışlığıyla öylesine büzüşmüş, öylesine seçkinci bir kibirle donatılmıştı ki, sadece hayretten bahseden metinlerin seyrek, gerçekle ilişkisiz yayılmacılığı bile mide bulandırıyordu. Normal olanların hepsi hayretle geçiştiriliyor, hayret başka bir dağın arkasında özenle saklanan bir düş perisine benzetiliyordu. Kimse hayret edebilecek kadar derin bir bilge olma hakkını hâiz değildi; hayret üzerine sayfalar dolusu yazılar yazanlar bile.

24 Mayıs 2014 Cumartesi

SA692/AŞ46: “Türkiye Ağustos’a Kadar Böyle Gergin Olacak”

“Kim, neyi, nasıl, nerede, kiminle konuşuyor bilmiyorum, ama gördüğüm hiçbir şey bana hiç de tesadüf gelmiyor.”


Teori kasıntılarından yorgun düşen bu memleket, teori denerek küçümsenen tüm kumpasları, komploları hemen her gün canlı canlı yaşıyor. Koskoca imparatorluk parçalandı, yok oldu; dağ gibi tarihî belgeler ve itirafnâmeler hatırât kaydıyla kitap olarak piyasada fakat itibar eden yok, buna karşılık itibar edene de komplo teorisyeni gözüyle bakan bir sürü insan var.

Cumhuriyet tarihi gözler önünde, görmemek için gözünü kapatan ya da sağa sola bakanların mide bulandıran ikiyüzlülüğü ile hiçbir şey doğru dürüst analiz edilmiyor, ders çıkarılmıyor. Türkiye her an saldırı altında; bu saldırılar her gün yeni darbe tehditleri, finansal saldırılar, siyasî krizler, yargı krizleri, yangın, terör, kaza olarak karşımızda somut biçimde duruyor ve bas bas bağırıyor, can alıyor, maddî manevî zararlar veriyor; bunların tesadüf olmayacağını dillendirenler ciddiye alınmıyor ve piyasadan siliniyor.

23 Mayıs 2014 Cuma

SA691/SD129: "bayram, cehâlet eliyle posası çıkarılmış basit bir ziyaret kuruluğu değildir" /24.10.2006/ 564. patika



...bayramlar şimdilerde...
...çoğunlukla...
...ziyaret ve diğer insanî telakkilerle doldurulmuş hâlleriyle, günahlarını bayramdan bayrama çıkarmaya utanmayanlar için bilinir oldular...
...fırsat oluşturup affedemeyen, ziyaret edemeyen, özür dileyemeyen ve yaşlılarına saygıda/sevgide kusurdan çekinmeyip küçüklerine merhametle sevgi/saygı vermeyenlerin sığındığı limanlar oldu, bayramlar...
...senede iki kez, içlerine binen yükleri temizlemek adına binbir mazeret üreterek kaçamadıkları için yakınlarına yaklaşanlar...
...yeni dedikodularla yüklenmiş olarak, bayramlardan sonraki zamanlara öfke biriktirenler...
...işte onlar, bayramların anlamına anlamsızlıkla dolu elbiseler giydirdiler...
...oysa bilmiyorlar ki; içi dingin olmayanın bayramı olmaz, dingin olanın ise bayrama erteleyecek bir şeyi kalmaz...

22 Mayıs 2014 Perşembe

SA690/ KY11-TG20: Emperyal İşgal: Amerika’nın İnsanlığa Karşı “Uzun Savaşı”/ Çeviri

“ABD, AB, Rusya ve Çin’in, yani Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Üyesi ülkelerin insanların evrensel haklarına saygı göstererek sona erdirebilecekleri ‘Vahşi Savaş Kurguları’nın, katliamların daha karmaşık süreçlerle sona erdirilebileceğini öne süren tüm analizler kuşku vericidir. Aşağıdaki analizin, yerküredeki hemen herkesin iletişim teknolojisini kullanarak öğrendiği, bildiği ya da tahmin ettiği bilgileri derlemiş olma özelliği ile savaş karşıtı gibi görünmesine rağmen, savaş lobilerinin bir propaganda çalışması olduğunu düşünüyoruz. Ancak içerdiği tespitler sıralı ve bağlantılı bir şekilde irdelendiği için analizi yayınlamayı ve ilgili yerlerde açıklamamızı eklemeyi uygun bulduk.”
Sonsuz Ark

Imperial Conquest: America’s “Long War” against Humanity(*)

ABD Askeri Doktrini=Uzun Savaş=II. Dünya Savaşının devam ettirilmesi=Dünya nüfusunun büyük kesimini fakirleştiren neo-liberal ekonomik politika modeli.

ABD, insanlığın geleceğini tehdit eden YENİ bir askeri maceraya girişmiştir.

ABD’nin “sınırları olmayan savaş” politikası=Dünya nüfusunun büyük kesimini fakirleştiren, Dünya tarihinin en ciddi ekonomik krizi= Pentagon’un dünyayı ele geçirme isteği. ABD-NATO güçlerinin eşzamanlı olarak dünyanın çeşitli bölgelerine yayılması.

SA689/ÇY3-BŞ8: Çok Merkezli Dünya Düzeni/ Ölüm-Yaşam Korelasyonu

 "Taktik olmadan strateji, zafere giden en yavaş yoldur. Stratejisi olmadan taktik, yenilgi öncesi yapılan kuru gürültüdür."
Sun Tzu (Savaş Sanatı)

Uzun seneler "çift" kutuplu olarak dizayn edilen dünya düzeni, soğuk savaşın sona ermesiyle yerini "tek" kutuplu dünya düzenine bırakmıştı. Aslında güç mücadelesi ve "seçkinci" düzen, tarihsel süreci itibariyle iddia edilenin aksine Fransız devriminden çok daha öncelere dayanır.

Muhakkak "sıcak-soğuk" her savaş hem nedenleri hem sonuçları dolayısıyla yeni bir çığır açmıştır. Soğuk savaşın başlaması ile uluslararası ilişkilere yeni kavramlar getirildiği gibi bitişiyle de özellikle uluslararası ilişkilerde bir dönüm noktası olmuştur.

Aralarında herhangi bir silahlı çatışma olmaksızın birbirlerine karşı üstünlük sağlamak için başka devletleri ve grupları kullanan ABD ve Sovyetler, zoraki denge ve korku politikalarıyla kendi sosyo-politik düzenlerini de dünyaya dayatma mücadelesi verdiler. Elbette bu mücadele çok ciddi sonuçlar doğurdu.

SA688/FT14: Beyaz Melek; Dramatik/Çıplak Gerçeğin Filmi

"Ne yazık ki; Beyaz Melek filmi, büyük bir sosyal sorumluk örneği olarak topluma takdim edilmedi."


Sinema salonunda derin bir sessizlik vardı. Herkes bir iç hesaplaşma içindeydi. Hıçkırıklar hafızanın her yerini kilitlemiş, gözlerin tazyik sınırları çıplak gerçeği apaçık karşılarında bulmaktan ve zorlanmaktan dolayı yıpranmıştı. Bazıları ağlıyordu, bazıları ise derin bir kederle kavrulmaktaydılar. Bir duygu filmi izlemişlerdi yine, Babam ve Oğlum’dan hemen sonra. Çağların direnci yıkılıyordu bir nevi. Ne doğulu ne de batılı olamayan, arada bir yerde kalıp modernite sandıkları sanal gerçeklikten kuşku duyan bu insanlar, akıllarında çocukları, verdiklerini alacakları müstakbel zamanı düşünüp korkuyorlardı da.

Çıplak gerçek yıldırım gibi çarpmıştı onları, Beyaz Melek filminin kare kare işlenen neredeyse kusursuz senaryosuyla. Usta oyuncularla demi artan, seyir zevki yüksek bir filmin, görselliğe ayırdığı zaman Dicle Nehrinin üzerinde yüzen karpuz kabuğundan mumluklara dikilmiş mumların yüze yüze getirdiği ışıkla duruyordu. Gelenek depremle dümdüz olan mekanik moderniteye karşıydı işte. Ama modernite asla bu değildi. Belki de köydeki çocuğun elindeki oyuncak silahı çekip alan ve onun kullanılmasından doğan felaketi anlayan bir şeydi.

SA687/AS58: Devlet Ağa ile Kamuoyu Önünde Hasbihâl

"Benim özel hayatım toplumu ilgilendirmez, toplumu düşüncelerimin ilgilendirmesi lazım. Benim hayatım dümdüz bir ülkücü cizgidir, zigzag yoktur ki renkli olsun."
                                                Devlet Bahçeli, MHP Genel Başkanı


Bugün güzel bir cumartesi. Ama ben şaşkınım. Şaşkınım, çünkü; gözlerim açık, bugün Devlet Bahçeli’nin ‘gerilim ve çatışma yüklü yeni dönemin baş aktörü‘ dediği AK Parti’nin eseri olan 17. Anayasa Değişiklikleri ile ilgili yaptığı yazılı açıklamayı okuyorum MHP’nin resmi internet sitesinden. Gerçeküstü bir dünyadayım ve muhteşem bir imitasyon filmi izliyorum, (ajitasyon değil, lütfen). İnönü, Demirel, Erbakan, Baykal, Cindoruk, Yılmaz ve benzeri bir yığın orijinal ağızdan sonra bu imitasyonu izlemek gerçekten hârika. Bu imitasyon muhteşem bir karma, maksikarma.

***
Ama ben onu 2002’de genel seçim kararı aldırmasındaki ısrarı ve 2007’deki Cumhurbaşkanlığı seçimi meselesindeki tutumu ile ayrı tutmuştum diğerlerinden. Bu ülkeyi iki kez berbat kilitlenmelerden çıkarıp almıştı, ferâsetli tutumuyla. Ne yapacağım şimdi?
***
Neyse… Miras, müsrif tarafından tüketilir zaten. Muhteşem bir yazı zamanı tasarladıysam bu vakitte, demek ki; Devlet Ağa muhabbet mirasını günbegün tüketmişti. Bizde ona, müsrif hâline hürmeten eskimiş bir muhabbetle bakmaya devam edeceğiz. Eski muhabbetler ekşi koksa da nitekim…

21 Mayıs 2014 Çarşamba

SA686/KY9-NK16: Ameliyatın İkinci Günü Sinemaya Gidiyoruz

“Şimdi düşündüğümde “Ne cesaret yahu?” diyorum. ‘Normale dönme’ diye bir şey var ya onun peşindeydim galiba, bilmiyorum.”


Evimizle 19 Mayıs Hastanesinin arasındaki mesafe uzaktı ve kolumda takılı direnle (diren dediğim kibrit kutusundan biraz büyükçe bir kutu, ama sürekli sağ yanımda sallanması asap bozucu)  oraya gitmek mecburiyetindeydim. O günlerde sevgili Fevziye, Gökhan ve Emira oldukça yardımcı oldular. Arabayla götürüp getiriyorlardı. Benim için yapılan yaptıkları fedakârlıkları hiçbir zaman unutmayacağım inşallah.

Demir çubukların üzerinde uyuyorum; uyuyor muyum?

Ameliyattan sonra yatakta uyumaya çalışmak zor mu zor bir iş. on tane yastık desteği ile kendime bir konum bulup, kıpırdamadan öylece uyumak istiyorum ama ne mümkün. Sanki sağ tarafımda sırtımı boydan boya kaplayan kalın demir çubuklar var ve onlar sürekli batıyor. Bu şekilde hissederken sağa sola dönmek zor. Ağrı kendisini sürekli hissettiriyor. Herhalde bir gün geçer diye düşünüyorum ama şimdi zorlanıyorum.

20 Mayıs 2014 Salı

SA685/KY1-CÇ60: Hira /Roman- 2/2

"Derin düşüncelere dalmıştı iblis. Hira ve konuğunun buluşmasını engellemekte kararlıydı. Başkaca bir seçeneği yoktu. Tüm seçeneklerini kibrine kurban etmişti."


-2-
Hira, özlemle konuğunu bekliyordu. Heveslerinin oyuncağı olanların duyduğu özlemle değil, heveslerinin peşinde koşanların büyütüp beslediği özlemle değil, kendisinde dinlenecek olanı değil, kendisinde dinlenmek için yola çıkanı değil, olma yolunda yürüyeni bekliyordu büyük bir özlemle. Yakıp yıkan bir özlemle değil, varlığı, varoluşu diri tutan bir özlemle bekliyordu konuğunu Hira.

Hira bekleyişin koynunda serpilip gelişiyordu. Serpilip gelişmişti. Hira her zerresiyle bekliyordu konuğunu. Her zerresiyle özlem yüklüydü. Her zerresinde özlem filizlenmişti. Her zerresinde özlem dipdiriydi. Hira düğün gününü iple çeken taze gelin ve güveyin heyecanıyla dopdoluydu. Durduğu yerde duramıyordu.

19 Mayıs 2014 Pazartesi

SA684/SD128: Neo Türkiye: Yükseklik Korkusuna Yer Yok

“Bölgemizde uçan kuştan haberimiz olacak ve gereğini yapacağız.” 

Ahmet Davutoğlu, TC Dışişleri Bakanı, 07.07.2010, TBMM


Türkiye’nin Benlik idrâki, Türkiye’nin Kıskaca Aldığı Üç Ağır Hasta: ABD, AB ve İsrail, Emperyalist Neo-Con Genlerinin Kuşattığı Hussein’i Adında Yük Olarak Gören Zavallı Obama, Enerji Savaşları Irak’ın Yağmalanan Petrol Rezervleri, İran ve Petrol Tröstlerinin Savaş Çığlıkları.

Sekiz yıllık koşu sonunda bugün sırtı terli bir yarış atı gibi burnundan soluyan Türkiye, oynanan büyük oyundan kaynaklanan saiklerle önüne çıkarılan Anayasa Mahkemesi engelini aşmış olmaktan dolayı daha rahat; kazandığı büyük özgüvenle 12 Eylül referandumuna doğru korkularını azaltarak ilerliyor. Terini rahvan yürüyüşle soğuturken, içeride ve dışarıda tartışılan ‘Benlik İdrâki’ni, üçüncü dünya ülkelerinden klonlanıp kendi ruhuna monte edilmiş bulunan resesif genlerini ayıklayarak, milenyum’un üç ağır hastası ABD, AB ve İsrail’e dayatmaya devam ediyor. Tüm görünüm parametrelerine göre de sonuç fena değil; üç ağır hasta paniklemiş durumda.

18 Mayıs 2014 Pazar

SA683/SD127: "dokuz boğum ve korkaklık" /27.10.2006/ 565. patika

...insanın boğazındaki dokuz boğumdan bahsederler...
...söz'ün boğazdan çıkarken takılacağı 'dokuz süzgeç' demektir bu...
...boğum işinin aslı ve astarı, zihinsel işletim sistemi ile irâde arasındaki muhabbetin düzeyidir...
...o düzeydeki niteliktir...
...zihnin her işlediğini derlediğini düşünürseniz, işlenenin derlenmeden önce, derlenme aşamasında, boğazdan çıkan sese dönüşmesi/dönüşmemesi eyleminde irâde'nin yüklendiği en önemli sorumluluktur...
...sabırla da dolaysız/doğrudan ilgilidir...
...fakat biraz tecrübe, biraz da uyanıklık gerektirir...
...her insan boğazındaki dokuz boğumu fark etmek durumunda değildir...
...lâkin; umumiyetle orta yaşa tekâbül eden bir emekler zinciri bileşimi olan yaş, insanın dokuz boğumun çoğunu kullanmayı öğrendiği yaştır...

17 Mayıs 2014 Cumartesi

SA682/FT13: Ruh’un Karanlık Deliklerinde Gezinen Dizi: Ezel

Çünkü herkes öldürür sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez
(Oscar Wilde, Reading Hapishanesi Baladı)

Kenan İmirzalıoğlu’nun Kabadayı filmindeki Devran karakterinin az daha gelişmiş, cin fikirli tamamlanmış tablosu Ezel. İyi ile kötü arasında her an gidip gelen başrol oyuncusunun çevresindeki iyilerle kurduğu, sürekli sarsılan ama kopmayan ilişki, karşısındaki kötülerden yayılan libido yangınından nasibini alıyor. 

Yardımcı oyuncuların ustalıkla canlandırdıkları karakter çizgilerini psikanalitik bir incelik ve didaktik bir söylevle işliyor, yönetmen Uluç Bayraktar. Biraz egosantrik kaygıyla Ezel’e soyadını taşıtsa da yönetmenin işindeki ustalığa şapka çıkarmamak neredeyse imkânsız; fonda çınlayan Tuncel Kurtiz’in, her yerde gözü-kulağı-eli olan tek başına yaşlı bir adamın, Ramiz’in sesine, eski kulağı kesiklerin acımasızlığı ile Dostoyevski’nin Kumarbaz’ına tırmanan bir yarı aydınlık yarı karanlık bilgelik sıkıştırıyor, yönetmen.

SA681/ KY5-PT19: Kiziroğlu Mustafa Bey/ Roman- 2/9: Oyun İçinde Oyun

Kiziroğlu Mustafa Bey


-9-
Sancağın büyük hamamının önünde Döngel Murat’ın on adamı yalın kılıç nöbet tutuyorlardı. Atlarını mezarlığın yanındaki hana bırakmalarını istemişti Murat Ağa. Bu isteğe bir anlam veremeyen kahya şaşkın şaşkın bakakalmıştı. “Yine ne şeytanlık peşinde!” diye geçirmişti içinden. Hamamı birileri basmaya kalksa ya da Aysema hamamdan çıktığında atlı biri –ki o büyük bir ihtimal Kiziroğlu olurdu- atının terkisine atsa kendileri yaya olarak ne yapabilirlerdi ki? Bu akılsızca bir şeydi.

Kılı kırk yaran Murat Ağa hamamın yanındaki han dururken ne diye şehrin ta ucundaki hana atları bıraktırmıştı? Hem hamamın bir de arka kapısı vardı. Oraya da birkaç adam koymayı teklif eden kâhya azar işitmişti. “Bu adam aklını mı kaçırdı acep?” diye soramadan edememişti kendi kendine. Pek neşeliydi Ağa.

16 Mayıs 2014 Cuma

SA680/SD126: Siyaset Kime Hizmet Eder?

"İnsana hizmet etmeyi değil, insanı seçkinlere hizmet etmeye yöneltmeyi hedef seçen siyasi doktrinler, elbette hedeflerini masum insan hedefleri üzerinde kurumlaştırmalıydılar ve öyle de yaptılar."

1948/ABD; Fakirlikten dolayı 4 çocuğunu satılığa çıkaran bir aile..

Dünya'da ve Türkiye'de siyasetin insanlara hizmet etmeyi amaçladığını iddia etmek için akıllı olmamak gerek şarttır... Sadece siyaset değil, eğitim, sağlık, güvenlik ve adalet gibi temel toplumsal kurumlar da aynı amacı gütmekte değiller... Eğer dinî işlerle görevli kurumları da aynı kategoriye sokmak fazla abartılı sayılmayacaksa, dinî kurumları da insanlara hizmet etmemekle suçlayabiliriz... Kendisinden sonra sayılan tüm kurumlar kendisi varken varolan kurumlar oldukları için siyasete geri dönelim...

Siyasî tarihleri incelerseniz, siyasetin seçkin azınlıkların hayat standartlarını yükseltmekten başka hedefi olmadığını görürsünüz... Kuşkusuz insanlık tarihinde sürekli düşünenler ve hedef belirleyenler, siyasetçi olmasalar dahi, diğer insan toplulukları tarafından yargılanamayan, yadırganamayan ve yüceltilme zorunluluğu olan sınıfların temsilcileri idiler... Muhakkak ki; düşünceleri dolayısıyla baskı altına alınan, ezilen, hapsedilen ve öldürülen akıl insanları söylediklerimizin dışındadır...

15 Mayıs 2014 Perşembe

SA678/AS57: Steril Karmaşa; Sorular ve Cevaplar, İyilik ve Kötülük

"Gerçek; sebep olunan her şeyden insanın pay alacağıdır. Zerre kadar iyilik ile zerre kadar kötülük mahsub edilecektir insandan."


"Bilgeler düşünür, cesurlar savunur ve işçiler üretir" diyen Platon, soruların  ve cevapların ilk katilidir.

Derinlerde kaynaşan soruların en donanımlısı karşınıza dikilirse bir gün, ne yaparsınız? O soruya dair fikir mâziniz mevcut ise herhangi bir mesele olmaz size göre; dimağınızdaki tortular geçiştirilmiş değilse o soruları sormuş ve cevaplarınızı yeterlileştirmişsinizdir; ama ya size yönelen sorunun sahibine göre “ mesele” varsa? Onun fikir mazisi ile size yönelmiş olan sorunun sizdeki cevapları yeterince örtüşecek midir? O kendi minik sorgu burgularıyla kendi zihninde açtığı yere sığdırabilecek mi cevaplarınızı? Veya gerçekten buna niyetli midir?
***
Tenkid sıfatlı ise sorunun içeriği, biliniz ki; o buna niyetli değildir... Zira; kendi kabuklaşmış cevaplarıyla sizin davranışlarınız zıt göründüğü için size yöneltmiştir sorusunu ve cevaplarınızın fayda oranı onun için yüksek ölçülerde olmayacaktır. Merak kurgulu içeriğe sahipse soru, yine problem vardır... Zira; kendi zihninde yeteri kadar yer açmış değildir, fikir mazisi yetersizdir ve cevaplarınızı anlayıp anlayamayacağı belirsizdir...

Seçkin Deniz Twitter Akışı