25 Mayıs 2024 Cumartesi

SA10768/SD3124: Sıkıntı (Roman); 7. Bölüm-Vadi 25

         Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

‘Bence bu kadarı fazla!’ dedi Karım biraz sertleşen bir sesle. ‘Kadın her yerde olmamalı, her işte çalışmamalı. Hem aşırı yıpranıyor hem de değersizleşiyor, kendi dengesini kaybettiği gibi erkeklerin de dengelerini sarsıyor!’


İkimiz de göle bakıyorduk, karım rüzgârın etkisiyle masanın üstüne düşen bir çınar yaprağını sapından tutmuştu, farkında olmadan yaprağı elinde bir sağa bir sola döndürüyordu.

‘Hepimiz zamanı geldiğinde bu yaprak gibi düşüyoruz hayattan!’ dedim. ‘Anne-babalarımızı ve diğer yaşlıları düşünüyorum bazen. Ağır aksak ilerleyen yaşlıların her adımına dikkatle bakmamız gerek. Sığındığımız limanlarda değil, kaçtığımız dağların tenha mağaralarında değil, hayatın hay huyu içerisinde iken, ellerimiz ayaklarımız tutarken, hırıltılarımız göğüs kafesimizi titretmezken bakmak gerek diye düşünüyorum. Bir gün, eğer ömrümüz vefa ederse, o yaşa gelirsek bu adımlar bizim adımlarımızmış gibi bakıyorum attıkları o her bir adıma. O her bir adıma yüklenen yeni nesillerin sırtındaki kırbaçların izlerini görüyorum. İşte onlar, o ağır aksak ilerleyen yaşlılar attıkları adımlarda sırtlarındaki kırbaçların izini ararlar, onlara ‘Ben neden buradayım?’ dedirten ve kendilerinden sonrakilere de aynı şekilde miras bıraktıkları o izlerdir. Yaşlılar bazen hatırlarlar nefislerinin kahırlanmaları arasından çıkıp gelen ve ellerinde salladıkları kırbaçların izlerini... Kim bilir hangi ‘Ben neden buradayım?’ sızlanmalarının müsebbibi olmuşlardır!’

Karım söylediklerimi düşünüyordu. Gülümseyerek baktı bana:

‘Filozof tarafını özlemişim Mühendis!’ dedi.

‘Sende mi?’ dedim gülümseyerek.

‘Sana ‘mühendis’ diye hitap etmenin farklı bir tarafı var, bilmem fark edebiliyor musun?’ diye sordu başını hafifçe benden yana eğerek. ‘İnsan seninleyken güvende hissediyor, senin için yakın veya uzak biri diye düşünmeden; senden öylesine emin oluyor. Ama bu sana özgü bir şey; her mühendis için aynısını söylemek mümkün değil filozof mühendis!’

‘Belki de ömrü boyunca cinsiyetinden ya da mesleğinden yayılan bir kimlik dokuyor insan, isimlerden daha çok bu kimlik öne çıkıyor!’ dedim yine uçacakmış gibi hafif bir sesle. ‘Kişinin kendisi olurken oluşan özellikler, isimleri geriye iterek daha güçlü bir hale geliyor.’

‘Bana ‘mimar kız’ dediler başlangıçta, biliyorsun!’ dedi karım gülümseyerek. ‘Siz istemeye geldiğinizde baban da benim için öyle demişti, “mimar kızınızı, oğlumuz…’

‘Zaman ne kadar çabuk geçiyor işte bak, Mimar Kız!’ dedim canlanan bir sesle. ‘Ama kimse mimar anne, mimar eş demiyor, tıpkı mühendis baba, mühendis koca demedikleri gibi. Hayat hızla akıp geçiyor ve gençlik ikindi vaktine evriliyor; insan yavaş yavaş sahnenin ortasından kenara doğru itiliyor, herkes kendisinden sonra gelene yer açıyor!’

‘Kış güneşi gibi!’ dedi Karım. ‘Biz güneşin aldatıcı dokunuşlarına kanıyoruz… Kış ansızın çöküyor insanın başına, tıpkı uzak ufuklarda ölümünü gözleyen yaşlılara ansızın çöken ecel gibi. İD bana bunu hissettirdi. Senin yoğun iş hayatına karşılık sana vermem gereken şeyleri veremediğimi fark ettim. Çocuklar, Bân, Kô derken ne kadar çok şey atlamışım!’

‘Yabancı şaşkınlığı!’ dedim gülümseyerek. ‘İD bana da yaşattı bunu. Batı’daki özgürlük yanılsaması bize o kadar uzak ki, onlar için normal olan şeyler bizim için o kadar yabancı ve tamamen şaşırtıcı!’

‘Nefislerine çok uyuyorlar’ dedi Karım kaygılı gözlerle. ‘Ama bu sadece onlarla sınırlı kalmıyor, çevrelerine de yansıyor. Türkiye de değişiyor, onlara benziyor!’

Onu onaylayarak, ‘İstanbul, İzmir, Antalya çok daha karmaşık bir ruh haline sahip, her yerde normaller karmaşası var aslında!’ dedim. ‘Yükümüz gerçekten çok ağır; bir yandan çevredeki dengesizlik, bir yandan nefs, bir yandan Şeytan. İyi ile kötü arasında sürekli gidip gelen hayat çizgileri sosyal bir varlık olan ve bu çizgilerle sık sık karşılaşan insanı ağır bir baskı altına almış durumda. Kadın ya da erkek fark etmiyor artık. Kadın sosyal hayatın tam ortasında ve eskisi gibi çekinik olan değil, tam aksine baskın olan!’

‘Bence bu kadarı fazla!’ dedi Karım biraz sertleşen bir sesle. ‘Kadın her yerde olmamalı, her işte çalışmamalı. Hem aşırı yıpranıyor hem de değersizleşiyor, kendi dengesini kaybettiği gibi erkeklerin de dengelerini sarsıyor!’

‘Sarsılmış gibi mi görünüyorum?’ diye sordum onun buraya gelme nedenini belirginleştirerek. Bu konuyu dosdoğru konuşmalıydık.

Hüzünle bana baktı Karım, ‘Seni hiç böyle görmemiştim!’ dedi. ‘Gözlerindeki o bitmek bilmeyen parlaklık artık eskisi gibi değil sanki!’

‘Sana öyle geliyor olabilir mi?’ diye sordum serinkanlı bir uzaklıkla. ‘Çünkü Richmond’a gitmeden önce de sen böyle bakıyordun bana!’

Güldü:

‘Kıskançlığın da etkisi var tabi!’ dedi. ‘Ama bak itiraf etmeliyim, senin etrafında dönen çirkin bir kadın olsaydı gerçekten üzülürdüm!’

‘İnanılmaz!’ dedim gülerek. ‘Kadınlar her gün, yok, yok aslında her ân yeni bir şeyler öğretiyorlar bana. Oysa çirkin bir kadına karşı daha avantajlı olur bütün güzel kadınlar. Hem hani çirkin kadın yoktu?’

‘Orası doğru da!’ dedi karım. ‘Kaybedince en azından çirkin birine kaybetmemiş olmak gibi bir teselli imkânı var. Ayrıca kimse kimseyi kandırmasın, bunu en iyi kadınlar bilir; güzel kadın da var, çirkin kadın da. Tıpkı yakışıklı erkek, çirkin erkek olduğu gibi. Allah her şeyi bir sınama aracı olarak yaratmış. Kim neye aldanıyor, nasıl anlaşılacak? Cisimdeki güzelliği kişilikteki güzellik tamamlamıyorsa ne işe yarar? Hemen anlaşılır cisimdeki güzelliğin arkasındaki çirkin karakter!’ 



<< Önceki                      Sonraki>>

[24.05.2024, (7/51 (677))]

Lütfen gitmek istediğiniz bölümü tıklayınız:


Seçkin Deniz, 25.05.2024, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

    

Seçkin Deniz Twitter Akışı