21 Nisan 2024 Pazar

SA10704/SD3085: Sıkıntı (Roman); 7. Bölüm-Vadi 16

       Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Benim için bir standart vardı, bir insan neye inanırsa inansın, nasıl yaşarsa yaşasın eğer huzurlu değilse, içinde insan aklına uymayan, Kur’an’a uzak ve aykırı içeriklere sahip olduğu kesin olan o yaşantı bütünüyle Allah’ın menettiği bir yaşantıydı ve Şeytan’a hizmet ederdi. "


Ona bakarken, onun yaşadığı acıyı izlerken, ona bunları yaşatanların Allah’tan korkmadıklarını da görüyordum, hatta onlara bu yaptıklarının hesabını soracak olan Allah’a ve ahiret gününe inanmadıklarını da. 

Gencecik, dürüst ve çalışkan bir insanı bu hale getirmek ancak şeytanın işi olabilirdi. Hiç kimseye bir zararı olmayan, beş vakit namazını kılan, yaptığı her işi zamanında ve eksiksiz yapmaya çalışan, anne-babasına, kardeşlerine, arkadaşlarına, eşine ve çocuklarına düşkün, ince, dikkatli ve yardımsever bu genç ve yakışıklı insanı bu hale getiren bir yapı asla masum olamazdı.

‘Seni bu noktaya getiren şeylerden bahsetmek ister misin?’ diye sordum katılaşan ruhunu yumuşatmak için. ‘Dedim ya her şeyin bir hal çaresi vardır, yeter ki Allah’a inancımız güçlü olsun, o bize yardım eder!’

‘Abi, evde benim değil, şeyhinin sözü geçiyor. En küçük bir şeyi bile aracılar vasıtasıyla şeyhine soruyor. O ne derse onu yapıyor. İnsanız nihayetinde, bazı ihtiyaçlarımız oluyor, kırk tane bahane üretiyor ve her seferinde o ihtiyaçlar giderilemediği gibi yeni tartışmalar çıkıyor!’ dedi gittikçe soğuyan bir sesle. ‘Bir erkek niçin evlenir, bir kadınla hangi amaçla bir yuva kurar, en mahrem ihtiyaçlar bile giderilemezse erkek o evde ancak bir hizmetkâr olmak için vardır. Bir kadın şeyhinden izin alıp kocasıyla ilgilenemez. Böyle bir evlilik olamaz, böyle bir hayat olamaz. Karım kendi tarikatının kendisine verdiği hiçbir işi ihmal etmiyor, kendisine verdiğim aylık harçlığın büyük çoğunluğunu tarikatın vakfına aktarıyor; benim, evin, çocukların ve kendisinin ihtiyaçları her zaman ikinci planda. Hatta ben karımın planlarına son sıradan bile dahil edilmiyorum. Ben evde neyim bilmiyorum. Evde bulunması gereken bir eşya ya da yiyecek olmadığında ve ben neden yok dediğimde parayı vakfa bağışladığını söylüyor. Ben her seferinde daha fazla para veriyorum, ama ne kadar verirsem vereyim, evin ve çocukların ihtiyaçlarını gidermek yerine o para vakfa akıyor. Olsun dedim yıllarca, vakıf da ihtiyacı olanlara harcıyordur. Yok Abi, vakfın hiçbir yoksula ulaştığı yok, şeyh ve onun etrafındakilerin şatafatlı hayatını finanse ediyorlar. Evrak yok, kayıt yok, zaten devlet de denetim yapmıyor. Kendimi enayi gibi hissediyorum!’

Korkunç bir hayat başka nasıl tanımlanabilirdi ki? Binlerce örneği vardı böyle hayatların; cehennem hayatı başka nasıl olabilirdi ki bir insana bu acıları yaşatırken. Hepimizin yaşadığı aşılabilir sorunlar vardı; ancak bu tip sorunların aşılması imkânsızdı. Fırtına kendinden vazgeçmişti, ama çocuklarını o cehennem hayatının birer kurbanı olmasını istemiyordu.

‘Bunları onunla konuştun mu?’ diye sordum. ‘Senin ne kadar rahatsız olduğunun farkında mı?’

‘Yıllardır konuşuyorum Abi!’ dedi Fırtına. ‘Ama bir şey değişmiyor ve artık tahammül edemiyorum. Annemin akrabası olduğu için annem suskun, ama o da farkında yaptığı hatanın, evlenince tarikatla bağının zayıflayacağını düşündüğünü söylüyor annem. Babamla da konuştum, babam benden daha kızgın, ‘Git evlen!’ diyor, ‘Çocukları da al, hiçbir sünepeye verilecek torunum yok!’ diyor, ‘Gitsin şeyhinin ayağının dibinde yatsın, kalksın. Bunların bütün derdi senin paran, bir de bu ahmak gibi köleler; şeyhi onu cennete götürecek ya!’

‘Karına karşı içinde herhangi bir sevgi hissi var mı?’ diye sordum. ‘Mahremin ama bu çok önemli!’

Durdu, yüzüme baktı ve acı acı gülümsedi:

‘Başlangıçta vardı biraz sevgi Abi!’ dedi. ‘Tarikata devam ettikçe benden uzaklaştı, bendeki sevgi bitti, merhamet vardı içimde, şimdi o merhameti de yedi bitirdi şeyhi için!’

‘Yemek yapıyor mu?’ diye sordum dikkatle. ‘Temizlik, çamaşır, ütü falan?’

Kızgın bir gülüşle karşılık verdi Fırtına:

‘Tarikat işlerinden, zikirden zamanı kalınca yapıyor, ama bu her gün akşam yemek yaptığı anlamına gelmiyor Abi, haftada bir veya iki kez yapıyor!’ dedi. ‘Akşam yemeklerini ya burada bekarlarla ya annemde yiyorum. Çamaşırlarımı da ben atıyorum makineye, şu an üstümdekiler gibi, ütü gerektirmeyen kıyafetler seçiyorum. ‘Dinen, yemek yapmak zorunda değilim, çocukları emzirmek, onlara bakmak zorunda değilim’ diyen birinden ne bekleyebilirsin. Hangi şeytan bunu din diye pazarlamış, bilmiyorum Abi, ama böyle inanan ve yuvasını cehenneme çeviren tarikat kurbanları çok fazla!'

Karısının yüreğinde eşine, çocuklarına ve yuvasına karşı herhangi bir sevgi ve merhamet yoktu gördüğüm kadarıyla. Travmatik bir olaydı, birçok çözüm serisi geliyordu aklıma ama… kesin bir çözüm olma olasılıkları yoktu hiçbirinin.

‘Sen yeniden evlenince çocukları nasıl alacaksın, onlara nasıl bakacaksın?’ diye sordum gözlerinin içine bakarak.

‘Bilmiyorum Abi!’ dedi. “Zaten yıllardır onlara ne olacak diye düşündüğüm için sabrediyorum, ama şimdi işler değişti, tarikat parayla yetinmedi, onları da istiyor; buna babam da annem de izin vermez, ben böyle bir olasılığı düşünemiyorum bile. Bu çağda bu kadar geri kafalı insanların olabileceğini asla düşünmemiştim. Basit, sıradan bir insanın kendisini cennete götürebileceğine nasıl inanabilir bir insan Abi ya? Annem de karımdan umudu kesti, anne-babasıyla konuşmuş onlar da söz geçiremiyorlarmış kızlarına ‘Git evlen, yeni karın bakmazsa çocuklara ben bakarım!’ diyor.’

Fırtına’nın içinde gerçek bir fırtına vardı. Tarikat karısını almıştı elinden, parasını zaten düzenli olarak alıyordu, en son çocuklarına göz dikmişti. Bu zamana kadar susan, sabreden adam gitmiş şimdi onun yerine şeytana karşı mücadele etmeye kararlı bir insan gelmişti. Hayatını bütünüyle çalmıştı Şeyh; hırsızlık başka ne olabilirdi ki?

‘Gidip şeyhiyle konuşmayı denedin mi?’ diye sordum durumun vehâmetini anlamak ve çözüm teklifleri hazırlayabilmek için. Bu da açık bir sistem sorunuydu. Detayları bilmem gerekiyordu.

Birdenbire güldü Fırtına, sinirli sinirli sesler çıkarıyordu:

‘Abi, bu yaratığa ulaşmak kolay değil!’ dedi. ‘Yalanları açığa çıkacağı için çevresi dışında kimseyle görüşmüyor, sürekli hasta, sürekli başka şehirde ya da zikirle meşgul. O bir Seyyid. Onu o yüce zikirden nasıl ayırabilirim ki, ben kimim ki gelip benle konuşsun, beni kabul etsin huzuruna?’

Toplumda şahit olduğum birçok olay vardı bu türden. Zaten ‘Sıkıntı’nın ortaya çıkışının asıl sebebi, hangi dinden, meslekten, yaştan ve cinsiyetten olursa olsun, bütünüyle bu şekilde kuşatılan, beyni yıkanarak köleleştirilen insanların varlığının artmasıydı. 

Benim için bir standart vardı, bir insan neye inanırsa inansın, nasıl yaşarsa yaşasın eğer huzurlu değilse, içinde insan aklına uymayan, Kur’an’a uzak ve aykırı içeriklere sahip olduğu kesin olan o yaşantı bütünüyle Allah’ın menettiği bir yaşantıydı ve Şeytan’a hizmet ederdi. 

Fırtına’ya yardım edebilir miydim, bilmiyordum, ama bu durumda eğer bir şirket olsaydı sahiplerine önerebileceğim tek şey konkordato başvurusu yapmaları, başvuru mahkeme tarafından kabul edildiğinde bunu ilan ederek arkasından şirketin iflasını istemeleri olacaktı. Çünkü başka türlü kurtulmak çok zordu. 

Fırtına’nın yapacağı iş iyi bir avukatla çalışarak aile bütünlüğünün bozulduğunu, buna sebep olarak da tarikatı ve karısının tarikatla ilişkilerinin evliliğini fiili olarak sona erdirdiğini beyan edip boşanma davası açmaktı. 



<< Önceki                      Sonraki>>



[20.04.2024, (7/33 (659))]

Lütfen gitmek istediğiniz bölümü tıklayınız:


Seçkin Deniz, 21.04.2024, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

    

Seçkin Deniz Twitter Akışı