26 Kasım 2022 Cumartesi

SA9946/SD2609: Sıkıntı (Roman); 4. Bölüm-Cehennem 19

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

‘Ama biliyor musun, gerçekten de öyle, başörtü bana da günahkâr olduğumu hatırlatıyor!’ dedi. ‘Ama ben başörtüye düşman olmak gerektiğini düşünmüyorum, bence günah işlediğimiz için kendimize düşman olmalıyız. Ayrıca başörtü takanların da günahsız olduğunu düşünmüyorum, günahsız hiç kimse yok!’


Navigasyon ekranına bakıyordum. Biraz ileride döner kavşaktan sola, yukarıya E Main St uzantısına girmiştik, oradan da az ileride Libby Hill Parkı gören kavşaktan sağa Williamsburg Avenue’ye geçiş yapıyorduk.

‘Evet, büyük bir nefret var, anlamadığım!’ dedi İD. ‘Tesettürlü, başörtülü kadınlara karşı büyük bir ön yargı var! Küçümsüyor ve aşağılıyorlar. Anlamıyorum, herkes gibi onlar da özgür olmalı. Kimsenin kıyafetine karışılmamalı!’

‘Seni tenzih ediyorum!’ dedim. ‘Kim günahkâr olduğunun hatırlatılmasını ister ki? Başörtü ateistlere ya da İslam düşmanlarına çıplak ve günahkâr olduklarını hatırlatıyor; fakat bahsettiğimiz türler iki yüzlüler, Batı dünyasının Hristiyan rahibelerin ya da kadın Haredi Yahudilerinin örtülerine düşmanlık edemiyorlar, çünkü dünyaya egemen olanların dinleri bunlar.’

‘Tenzih ne demek?’ diye sordu İD merakla.

‘Bu bir deyim aslında. ‘Seni tenzih ediyorum’ demek, seni bundan ayrı, bunun dışında tutuyorum anlamında!’ diye cevap verdim. ‘Arapçası ise ‘kusur ve ayıplardan uzaklaştırmak’ demek!’

Çok hoşuna gitmişti bu ayrıntı… Sevecen bir şekilde, ‘Lütfen sen beni hep tenzih et!’ dedi.

Güldüm elimde olmadan, ‘İşte bu imkânsız’ dedim. ‘Sen insansın, ‘hep tenzih edilemez’ bir şekilde yaratıldın. Her zaman tenzih edilecek olan, hatadan, kusurdan uzak olan sadece Allah’tır! Dilimize yerleşmiş, deyimleşmiş bu; karşımızdakini bahsettiğimiz konudan uzakta tutmak için, onu suçladığımızı zannetmesin diye. Ama tabi, senin için hoş bir şey, bir nezaket yansıması gibi gelebilir, gerçekte de öyledir, ne yazık ki bu da deforme edilmiş bir durumda. Bazen bazı iki yüzlü insanlar karşılarındakini doğrudan suçlarken de amaçlarını saklamak ve o anda gerilim oluşmasını engellemek için ‘seni tenzih ederim’ diyebiliyorlar.’

O da gülerek, ‘Sen beni gizlice suçlamadın ama değil mi? Dürüstçe söyledin!’ dedi.

‘Evet!’ dedim. ‘Ne düşünürsem onu söylerim, ikiyüzlü insanlardan da tiksinirim.’

Arabayı Williamsburg Avenue’den sola Stony Rund Rd’a doğru döndürürken, ‘Senin bu özelliğini seviyorum!’ dedi İD. ‘Çok uzun süredir tanıyorum seni, ama bir kez bile insanlara iki yüzlü davrandığını görmedim. Ama ne olur sen beni hep tenzih etsen?’

‘Pazarlık yapıyoruz yani, sen mutlu olasın diye!’ dedim gülümseyerek. ‘Ben seni hep tenzih edince kusursuz olacaksan ol, çok güzel olur üstelik; ama sen hep hata yap ben seni hep tenzih edeyim, o zaman seni kandırmış olurum… Ben papaz değilim Hanımefendi, seni hep tenzih edemem!’

Bu sefer kahkahalarla güldü, az daha arabayı solumuzda, kırmızı toprakta akıp giden küçük dereye, Gillie Creek’e sürecekti, iyi araba kullanıyordu, hemen direksiyonu toparladı ve gülmeye devam etti.

‘Ama biliyor musun, gerçekten de öyle, başörtü bana da günahkâr olduğumu hatırlatıyor!’ dedi. ‘Ama ben başörtüye düşman olmak gerektiğini düşünmüyorum, bence günah işlediğimiz için kendimize düşman olmalıyız. Ayrıca başörtü takanların da günahsız olduğunu düşünmüyorum, günahsız hiç kimse yok!’

Arabayı çok hızlı kullanıyordu, ilk kavşaktan sola Government Rd’ye çıktık ve derenin üzerindeki köprüden geçtik. Dere ile tırmanacağımız tepe arasında bir demiryolu olduğunu fark etmiştim. E Broad St’ye dönünce küçük bir yerleşim yerine gelmiştik… Dere ve tren rayları bu kez solumuzda, aşağıda kalmıştı.

‘Haklısın!’ dedim. ‘Mümkün olanı yapmaya çalışmalı insan, günahlarını arttırmadan yaşamaya odaklanmalı ve bu çok da zor bir şey değil; tam tersine günah emek ister, çaba ister, istikrar ister!’

Biraz ileride Chimborazo Park’ın girişinin karşısına düşen, sağdaki Chimborazo BLVD 400’a döndük. İki katlı bitişik krem ya da beyaz renkli evlerin sıra sıra dizildiği, önlerinde tek tük arabaların park ettiği ağaçlı gölgeli yeşil sokaklarda ilerliyorduk. Navigasyon son noktaya yaklaştığımızı gösteriyordu. Saat 15:45’ti.

Chimborazo BLVD 400 ile Marshall ST 3300’ün kesiştiği köşede krem-bej arası renge boyanmış tuğla duvarlı, tek katlı, bir köşesi gök maviye boyalı binaydı Mescid. İD sağa döndü ve giriş kapısının az ilerisine ağaçların altına park etti.

Mescidin tabelası da vardı tepede; üstte siyah zemin üzerine buğday renkli Arapça ‘لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ مُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ- Lailahe illallah Muhammedün Resulullah’, altta gerilmiş bez ya da plastik beyaz zemin üzerine siyah Latin harfleriyle ‘MASJİD BILAL’ yazıyordu, parke taşları döşeli araç yolu ve büyük kare kaldırım taşları, ahşap elektrik direği ve yanında yangın hortumlarının bağlanacağı geniş ve kalın döküm boru ve sıralı evlerden başka hiçbir şey yoktu.

Mescid’in sağdan sol içerideki cam giriş kapısına doğru kavis çizen büyük pencere çarptı gözüme… griye boyalı iki kanatlı metal kapının üst yarısı cam. Üstte solda yine bej rengi plastik bir tabela…. ‘Building world-class leaders one student at a time. Enroll Now. Grades 6 through 11- Her seferinde bir öğrenci olmak üzere dünya çapında liderler yetiştirmek. Hemen kayıt. 6'dan 11'e kadar olan sınıflar.” yazıyordu; bir internet sitesinin adresi ve bir telefon numarası da vardı üzerinde.

‘Sevap da emek ister, çaba ister, istikrar ister bence, bak sen namaz kıl diye ne kadar uğraşıyoruz!’ dedi İD gülümseyerek. Güneş gözlükleri neredeyse bütün yüzünü kaplıyordu, sarı saçlarının çevrelediği yüzünde beyaz dişleri ve konuşurken hızla hareket eden uçuk mor rujlu dudakları vardı sadece. ‘Ân ve görüntü arasında ne kadar büyük bir tezat!’ diye düşündüm. İnsanın düşünceleri su gibiydi, girdiği her ortama uyum sağlamakta zorluk çekmiyordu.

‘Günah kadar emek, çaba, istikrar gerekmiyor sevap işlemek için!’ dedim arabadan inerken. ‘Keşke herkes hayatın akışına onu kırmayacak kadar hassas bir şekilde dokunsa, hayatın akışını olduğu gibi kabul etse. Ne kadar büyük bir heyecan olurdu kuşkusuz!’

‘Hadi, kıl gel namazını!’ dedi İD. ‘Seni arabada bekliyorum, dışarısı çok sıcak...’

Ne yazık ki Mescid’e giremedim. Kapalıydı; Cuma günleri 12:00-15:00, Pazar günleri de 10:30-12:30 saatleri arasında açık olduğu yazıyordu kapıda... 


<< Önceki                      Sonraki>>


[22.11.2022, (4/39 (363))]

Lütfen gitmek istediğiniz bölümü tıklayınız:


Seçkin Deniz, 26.11.2022, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

    

Seçkin Deniz Twitter Akışı