26 Temmuz 2021 Pazartesi

SA9305/SD2146: Sıkıntı (Roman); 2. Bölüm-Yer 35

        Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Hangimizin farkında olmadan ‘samirî' olduğunu ayırt edebilecek bir ferasetten yoksunduk, çocuklarının ve torunlarının Allah’ı bilmeyen, Şeytan’ı Tanrı kabul eden bir Samirî olarak yetiştirilip yetiştirilmediğinden emin olamadığı bir derin yüz yıl geçirmişti dedelerimiz ve babalarımız, bizim sorumluluklarımız çok büyüktü artık."



‘Yer Yazarı’, TDV İslam Ansiklopedisi’nin dünyanın her kıtasını, her ülkesini saran gizli Samirî ağının, meşhur adıyla Mason ağının gerekçesini özetlediğini not etmişti: “19. yüzyılın ikinci yarısında artan Avrupaîleşme eğilimleri, Avrupa yüksek sınıflarının ve hânedan mensuplarının mason olmaları ve masonluğun sosyal ve entelektüel bir statü sayılması gibi sebepler Osmanlı seçkinleri arasında da masonluğun kabul görmesini teşvik etti.”

Bekçi’nin soruları etkiliydi: “Sebep sadece bu muydu? Masonluk Batı’dan mı Doğu’ya, Osmanlı’ya geliyordu; yoksa aslında hep buralarda bir yerde yerin altındaki dehlizlerde, gizli tarikatlerde, İslam’ın ruhuna kasteden Tasavvuf perdesinin arkasında var ve mevcut muydu? Osmanlı’da Padişah deviren, öldüren ve tehdit eden güç hangisiydi peki? Osmanlı’da ilk yenileşme hareketlerini başlatan III. Ahmed’in tahttan 1730’da tahttan indirilmesi ile sonuçlanan Patrona Halil ve İslam’ın temsilcisi, Hilafet hanedanı Osmanlı’nın yıkılmasını engelleyecek olan yenilikleri Nizam-ı Cedid (Yeni Düzen) adıyla başlatan III. Selim’in 1808’de devrilmesini ve öldürülmesini sağlayan Kabakçı Mustafa isyanlarını örgütleyenler, ardından II. Mahmud’a şantajla Sened-i İttifakı imzalatarak İktidarı ellerine geçirenler, Abdülmecid’i bal tuzağı ile devletten dışlayanlar, Abdülaziz’i öldürenler ve II. Abdulhamid’i tahttan indirenler Avrupa’daki mason kardeşleriyle eşgüdümlü çalışan dergahlarda şeyh, medreselerde müderris, bürokraside paşa, Yeniçeri’de ağa kılığında görünen masonlar değil miydi?”

Yer Yazarı’na göre, Avrupaîleşme eğilimi açıklayıcı değildi; tehdit, şantaj, para, isyan, savaş, iç savaş gibi araçlarla Avrupa yüksek sınıflarının ve hânedan mensuplarının mason olmaları ve mason olmayanların sosyal ve entelektüel bir statü edemez hale gelmesi, işte bu şeytanî ağın tarih boyunca yapageldiği şeydi ve güçlendikleri zaman pervasızca açığa çıktıklarını da yeni bir örneğiydi.
İslam Ansiklopedisi’in ‘masonluk’ maddesinden yapılan alıntı devam ediyordu:

“Masonların 1789 Fransız İhtilâli’yle olan fikrî bağları, Avrupa’dan mülhem bir ideoloji geliştiren Yeni Osmanlılar’ın masonluğa ilgi göstermesinin önemli âmillerinden biri olmuştur. Bu arada Veliaht Murad Efendi ile iki şehzadesinin de mason olması masonluğun gördüğü ilginin boyutlarına işaret eder.
Sultan Abdülaziz’den sonra tahta geçen V. Murad’ın birkaç ay içinde tahttan indirilmesi Osmanlı masonluğunda yeni bir dönem başlattı. Üstat mason olan Cleanti Scalieri’nin V. Murad’ı tekrar tahta geçirme gayretleri, Ali Suâvi ve Çırağan Vak‘ası gibi olaylar II. Abdülhamid’in masonluğa bakışında etkili oldu, böylece Osmanlı masonluğu dönemin genel karakteri çerçevesinde bir kısıtlanma süreci yaşadı. Bu durum masonların II. Abdülhamid muhaliflerine destek vermesine, İttihat ve Terakkî ile iş birliği içine girmesine zemin hazırladı. İlk irtibat, Selânik’te İtalyan Büyükdoğu Locası’nın üstâd-ı a‘zamı olan yahudi asıllı Emanuelle Carasso (Karasu) ile sağlandı. 1901-1908 arasında bu locada tekris edilen 154 kişiden on sekizi memur, dokuzu subay olmak üzere kırk ikisi Türk idi. Talat Paşa da bu locaya 1903’te katılmıştı. 1909 yılına kadar Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren toplam kırk beş locada 3000 kadar üye bulunduğu ve bunların büyük çoğunlukla gayri müslimlerden meydana geldiği belirtilmektedir.

II. Meşruiyet’in ilânı ile birlikte yeni düzende kendilerine yer bulmak isteyen binlerce kişi, Meşrutiyet’in arka planında masonların bulunduğu inancıyla kendilerinin de mason olduğunu söylemeye başladı. Aynı zamanda yeni rejimi nüfuzları altına almak için İngiliz, Fransız ve İtalyan locaları arasında bir rekabet canlandı. İttihatçılar, başka bir locaya bağlı olmak yerine bağımsız Osmanlı Yüksek Şûrası’nı kurmayı tasarladılar. İskoç ritine bağlı olarak faaliyetine başlayan Türkiye Büyükdoğusu zamanla basında ve mecliste muhaliflerin yoğun eleştirilerine uğradı. 

Eleştirilerin yoğunlaştığı husus, İslâm’ın masonlukla bağdaşmadığı iddiaları ve İttihatçılar’ın Şeyhülislâm Mûsâ Kâzım Efendi’nin de mason olduğunu açıklamasıydı. 1913’ten itibaren İttihat ve Terakkî’ye Enver Paşa liderliğinde mason olmayan askerî kanat hâkim olunca masonlar siyasetin dışında kaldılar ve sosyal faaliyetlere yönelerek Himâye-i Etfâl Cemiyeti gibi dernekleri kurdular. 1918 yenilgisinin ardından İttihatçı liderler ülke dışına kaçınca Türkiye Büyükdoğusu’nun başına Rızâ Tevfik geçti. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Besim Ömer, Servet Yesâri, Fikret Takiyeddin, Edip Server gibi isimler Türk Mason Cemiyeti’nde büyük üstatlık yaptılar. Ayrıca Türk Teâlî Cemiyeti adlı başka bir mason cemiyeti faaliyete başladı.”

Masonlar, Osmanlı Devleti’ni diğer Hanedan devletlerini yıktıkları gibi binbir entrika ile yıkmışlardı. Diğer ülkelerdeki hanedan harabelerinden sonra yapıldığı gibi diledikleri yönetim sistemlerini kurmuşlar, umutla kurulan Cumhuriyet’i de şekillendirmişlerdi.

‘Yer Yazarı’ uçuk, absürd, teori bazlı kaynaklar yerine sağlam resmî kaynaklara önem veriyordu, çünkü diyordu, eğer bunlar da somut olanları yazıyorlarsa, bu Samirî ağı artık insanların bilinçlenmesinden etkilenmeyecek kadar güçlüydü ve her türlü sahte gerçeği inşâ ve imal edip insanların kavramlarla ilişkisini bozacak akla ve bilgi birikimine sahip olduklarını biliyorlardı.

Cumhuriyet dönemi alıntısı çok yüzeysel de olsa ana hatların anlaşılmasına yardımcı oluyordu:

“Cumhuriyet’in ilk yıllarında masonluğa cephe alınmamakla birlikte ön plana da çıkarılmadı. 1930’larda Türkiye’de yirmi üç loca ve 2000 kadar üyenin mevcudiyeti hesaplanıyordu. Atatürk’ün tâlimatı üzerine Türk Mason Cemiyeti bütün mal varlığını halkevlerine devrederek 14 Ekim 1935’te çalışmalarına son verip “uyku dönemi”ne girdi. Çok partili siyasî hayata geçilince masonluk faaliyetleri 1948’de tekrar başladı; ardından masonlukla ilgili tartışmalar da yeniden gündeme geldi. 1951’de mason localarının kapatılması için meclise verilen teklif reddedildi. 1965’te bir siyasî liderin masonluğuna dair ortaya çıkan tartışmalar Türkiye masonları arasında bölünmeye yol açtı ve masonlar üç gruba ayrıldı. 1998’de uyanışın ellinci yılı, 1999’da Türkiye Büyükdoğusu’nun kuruluşunun doksanıncı yılı kutlamaları çerçevesinde Türkiye’deki bazı localar basına gezdirildi. Günümüzde Türkiye masonluğunun 160 loca ve 12-13.000 üyeli bir organizasyon halinde faaliyet gösterdiği belirtilmektedir.”

Hangimizin farkında olmadan ‘samirî olduğunu ayırt edebilecek bir ferasetten yoksunduk, çocuklarının ve torunlarının Allah’ı bilmeyen, Şeytan’ı Tanrı kabul eden bir Samirî olarak yetiştirilip yetiştirilmediğinden emin olamadığı bir derin yüz yıl geçirmişti dedelerimiz ve babalarımız, bizim sorumluluklarımız çok büyüktü artık.

FETÖ ustalık eseri entrikalar ve iç içe katmanlarla işleyen diğer bütün masonik örgütler gibi basit bir masonik örgüttü ve büyük acılar çektirdiği ülkemizde çaresiz kalınca açığa çıkmıştı. Müslümanların bir çıkış harekâtı olmuştu FETÖ’yü deşifreye zorlamak ve maskesini indirmek… 15 Temmuz bu anlamda geçmişimizin de intikamını alma, hesap sorma imkânı vermişti bize. Erdoğan bu çıkışın lideriydi, onu bütün kusurlarıyla özel yapan da buydu.

‘Yer Yazarı’ İslam Ansiklopedisi’nden yaptığı son alıntıyı tam zamanında eklemişti notlarına:

“Genel olarak I. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Arap devletlerinde ve diğer İslâm ülkelerinde masonluk gittikçe yoğunlaşan siyonizm hareketleriyle ve özellikle İsrail Devleti’nin kuruluşuyla irtibatlandırılarak yahudilerin İslâm’a karşı bir komplosu ve Avrupa sömürgeciliğinin İslâm ülkelerine yönelik bir aracı olarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmede Fransız kolunun dinî değerleri dışlayan karakterinin yanı sıra XX. yüzyıl başlarındaki İngiliz masonluğunda yahudilerin tesiri ve İsrail Devleti’nin kuruluş sürecinde İngiliz ve Amerikan masonlarının çalışmaları etkili olmuştur.” 


<< Önceki                      Sonraki>>


[(18.07.2021, (2/70 (188))]


Seçkin Deniz, 26.07.2021, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

 

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı