28 Ocak 2021 Perşembe

SA9052/SD1949: AB-Çin Yatırım Anlaşması: 'Değerlere Dayalı' Bir İlişki mi?

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Sonsuz Ark'ın Notu:
Çevirisini yayınladığımız analiz, İtalyan Donanma rezervinin komutanı ve Orta Doğu'daki birkaç barışı koruma misyonuna ve Akdeniz'de arama-kurtarma misyonlarına katılan Milano Üniversitesi Cattolica'da Ekonomi ve İleri Uluslararası İlişkiler Okulu (ASERI) uluslararası ilişkiler profesörü ve direktörü, Il Messaggero'nun köşe yazarı Vittorio Emanuele Parsi ve aynı zamanda Cenevre'deki ASERI'de çalışan, Radikal Sağın Analiz Merkezi'nde siyasi analist ve kıdemli araştırmacı Valerio Alfonso Bruno'nun ortak çalışmasıdır ve Avrupa Birliği'nin Çin ile yaptığı yatırım anlaşmasına odaklanmaktadır. Analistler, Merkel liderliğindeki Avrupa Birliği'nin, Biden'ın gelişi ile birlikte AB'ye fırsat ve öncelik verilmeden, Trump dolayısıyla ABD ile bağlarını koparmasına ve yakın gelecekte dünyanın en büyük ekonomisi olacak olan ve Covid-19'un yayılmasını kontrol altına almadığı için  avantaj elde eden otoriter Çin ile anlaşma yapmasına karşı itirazlarını dile getirmektedirler. ABD-Çin rekabetinde Avrupa'nın Çin'i tercih etmesine uzunca bir süredir direnen liberallere rağmen, ABD'nin temsil ettiği vahşi Kapitalist Liberalizmin etkisiyle artan yoksullaşma ve eşitsizliğe karşı, başta Almanya olmak üzere, Çin ile ayrı ayrı anlaşmalar imzalayan Avrupa Birliği ülkeleri, tercihlerini yaparak taraflarını seçmişlerdir. Analistlerin, Almanya'nın ihracatının Amerikan ordusunun Avrupa Kara Kıtası'na konuşlanarak verdiği güvence ile mümkün olduğunu hatırlatması ve sanki ABD-AB arasındaki ilişki değerlere dayanıyormuş gibi 'değerlere' atıfta bulunması ilginçtir. ABD'nin, Avrupa'nın birçok ülkesinde, özellikle Almanya'da bulunan ordusu Rus tehdidi bahane edilerek konuşlandırılan bir işgal ordusudur. Avrupa Birliği-Çin Yatırım Anlaşması sadece Avrupa ile Çin arasında yapılan sınırlı bir anlaşma değildir, aynı zamanda Avrupa Birliği para birimi olan Euro'nun da, küresel mübadele ve rezerv aracı olan ABD Dolar'ı karşısında 1 Ocak 2002'deki doğumundan 2008'deki ekonomik krize kadar süren kaybettiği birinci raunda karşılık, şansını yeniden deneyeceği Para-Kur Savaşlarının Çin destekli ikinci raundudur. 1 Ocak 2002 sonrası kullanıma giren Euro karşısında Dolar'ı destekleyen Çin bir taşla çok kuş vurmakta ve ekonomik ve siyasi olarak çökmüş olan Avrupa'yı çaresizliğinden yakalayarak ABD ile rekabetinde masadaki bir piyon seviyesine indirmektedir. ABD NATO'yu bir ticari birlik ve Bilgi Savaşı aracı haline dönüştürememiştir. Türkiye, dizlerinin üzerinde ABD'den Çin'e doğru sürünen Avrupa Birliği'ne karşı koruyucu ve yönetici elini uzatmalı, tarihî rolüne duyulan acil ihtiyacı bütün ayrıntılarıyla planlamalıdır.
Seçkin Deniz, 27.01.2021

EU-China investment deal: a ‘values-based’ relationship?

"AB-Çin yatırım anlaşmasının yıl sonunda netleşen sonucunu Hong Kong'da demokrasi yanlısı figürlerin tutuklanması izledi; bu iyi görünmüyor."

Avrupa Birliği, 2020'nin sonlarına doğru Çin'deki önemli açık alanlar da dahil olmak üzere AB yatırımcılarına her zamankinden daha fazla pazar erişimi sağlayan iddialı bir Kapsamlı Yatırım Anlaşması (CAI) için sürdürülen Çin müzakerelerini sonuçlandırdı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'e ve ticaretten sorumlu başkan yardımcısı ve komiser Valdis Dombrovskis'e göre, CAI, zorla çalıştırma taahhütleri ve Uluslararası Çalışma Örgütü'nün ilgili temel sözleşmelerinin onaylanması dahil "tarafları sürdürülebilir kalkınma ilkeleriyle desteklenen değerlere dayalı bir yatırım ilişkisine bağlayacak".

Ancak, AB ve Çin anlaşmayı imzalarken, Çinli yetkililer 37 yaşındaki gazeteci ve eski bir avukat olan Zhang Zhan'ı hapse attılar. Mayıs ayından bu yana gözaltında bulunan Zhang, "kavgaları kışkırtmak ve sorun çıkarmak" suçlamasıyla dört yıl hapis cezasına çarptırıldı; Wuhan'daki koronavirüs salgınının erken evreleri ile ilgili gerçek dinamikleri dünyaya anlatmaya katkıda bulunmuştu. Blog yazarı, gözaltına alınmasını protesto etmek için birkaç aydır açlık grevindeydi ve zorla beslenmeye maruz bırakılmıştı.

Wuhan'da Aralık 2019'un sonlarında, Sars-Cov-2 salgınıyla ilgili ilk uyarıyı vermeye çalışan bir göz doktoru olan Li Wenliang, benzer bir uygulama görmüştü. Polis tarafından çağrılan Li, sosyal düzeni bozan yanlış yorumlar yapmakla suçlandı ve "dedikodular yaymaktan" soruşturuldu. Geçtiğimiz Şubat ayında 34 yaşında Covid-19'dan öldü; ailesine Çin Komünist Partisi tarafından "ciddi bir özür" teklif edildi.

Çin'de eleştiri, - konuşma özgürlüğü ya da hukukun üstünlüğü gibi insan haklarını talep etmek şöyle dursun- kaçınılmaz bir şekilde ortak bir kadere götürür; zengin Hong Kong metropolünü, Uygurların yaşadığı, milyarderlerle sıradan vatandaşların yaşadığı Sincan'ın yoksul bölgeleri ile ilişkilendirir.

Aralık ayı başlarında, bir Hong Kong demokrasi aktivisti olan Joshua Wong (24), son yıllarda kitlesel protestolara karıştığı için meslektaşlarıyla birlikte bir kez daha hapse atıldı. Net değeri 48,2 milyar dolarlık bir varlığa sahip olan Jack Ma, Ekim ayında Çin'i eleştirirken, bankacılık ve finans sistemi reformlarını savunurken "yakalandı"; birkaç haftadır kamuoyunda görünmüyor.

Köle işgücü endişeleri

Yatırım anlaşması, AB başkanlığı yaptığı dönemin son günlerinde Almanya tarafından güçlü bir şekilde savunuldu. Bu, İtalya, İspanya ve Belçika da dahil olmak üzere diğer üye devletlerin Çin'deki köle işçiliğe ilişkin endişeleri ve Birleşik Devletler başkan adayı Joe Biden'in onaylamadığını gösteren eleştirilere neden oldu.

Gideon Rachman'ın Financial Times'da işaret ettiği gibi, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in anlaşmayı sonuçlandırma konusundaki kararlılığı, en azından kısmen, Avrupalıların ABD'nin geleceğiyle ilgili şüpheleriyle açıklanabilir. Avrupa'nın 75 yıldır dünyanın en güçlü ulusunun liberal bir demokrasi olduğu gerçeğinden nasıl büyük fayda sağladığını düşünürsek, Pasifik'teki Amerikan güvenlik politikasını baltalarken Avrupa'da bir ABD güvenlik garantisine güvenmek pek mantıklı değil.

Özellikle Almanya, son yıllarda sivil güç olarak kendine özgü bir rolü (Zivilmacht), jeo-ekonomik terimlerdeki ulusal çıkarını çerçevelendirirken savunmasını 'dış kaynak kullanmaya' dayalı olarak gerçekleştirebildiyse - Araçlardan silah ihracatına kadar dünya çapında Made in Germany ihracatını teşvik etmek- bu tam olarak ülkenin eski kıtadaki ABD birliklerinin varlığıyla güvence altına alınmış olmasından kaynaklanıyor.

Washington, ABD'yi ve özellikle de yeni gelen Biden yönetimini beklenmedik bir şekilde dışlayan bir anlaşmaya ilişkin endişelerini dile getirme fırsatını kaçırmadı. Buna göre, dört yıllık anarşik ve fırsatçı bir başkanlık döneminden sonra, transatlantik ilişkilerin yenilenmesi bir önceliğe sahip olmalıdır.

15 yıllık iktidarın ardından Merkel, Eylül ayında Almanya'da yapılacak seçimlerde aday olmayacak. Donald Trump'ın Beyaz Saray'da Barack Obama'nın yerini aldığı 2017'den beri dünya çapında en güvenilir lider olarak yaptığı anlaşma, onun için belki de ideal bir siyasi miras değil. Trump, Jair Bolsonaro, Vladimir Putin ve Boris Johnson gibi liderlerin popülist, yerlileştirici otoriterlikten siyasi bir servet kazandığı bir dünyada Merkel, haklı olarak küresel bir 'liberal demokrasinin savunucusu' olarak anılıyor.

Otoriter model mi?

Anlaşma, Çin'in 2028'de dünyanın en büyük ekonomisi olarak ABD'yi geride bırakacağına dair açıklanan yeni bir tahminle birlikte geldi, bu da esas olarak Covid-19'un asimetrik etkisi nedeniyle önceki tahminlerden beş yıl önce gerçekleşeceği anlamına geliyordu. Aslında, bu tür krizlerde hangi faktörlerin - siyasi, coğrafi veya başka türlü- politika hareketliliğini etkilediğine dair önemli bir tartışma sürüyor. Çin acil durumlarda izlenecek bir modeli temsil edebilir mi? Eğer öyleyse, ne pahasına?

Liberal-demokratik toplumların sosyal tahayyülünde, otoriter bir rejimin krizlerle başa çıkmaya daha verimli ve hazır olarak görülme riski vardır; Bu durumda olduğu gibi, salgının başlangıçta kontrol altına almayarak yayılmasına katkıda bulunduğu zaman bile.

Vittorio Emanuele Parsi, Valerio Alfonso Bruno 11 Ocak 2021, Social Europe

(Vittorio Emanuele Parsi, Milano Üniversitesi Cattolica'da Ekonomi ve Uluslararası İlişkiler İleri Okulu'nun (ASERI) uluslararası ilişkiler profesörü ve direktörü, Il Messaggero'nun köşe yazarıdır. İtalyan Donanması rezervinin komutanıdır ve Orta Doğu'daki birkaç barışı koruma misyonuna ve Akdeniz'de arama-kurtarma misyonlarına katılmıştır. Valerio Alfonso Bruno, Merkezi Radikal Sağın Analiz Merkezi'nde siyasi analist ve kıdemli araştırmacıdır ve aynı zamanda Cenevre'deki ASERI ve Observatoire de la Finance ile birlikte çalışmaktadır.)


Seçkin Deniz, 28.01.2021, Sonsuz Ark, Çeviri, Çeviri ve Yansımalar


Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı