“Elleri dolaşıktı insanların, ayakları kavgalı. Anlamsızdı
sesler, öyleydi ölüm; öyle soğuk, öyle alışılmaz.”
Kanatları o kadar hızlıydı ki; gözlerimle takip
etmem imkânsızdı. Geldi, tam burnumun karşısında durdu. Yakut yeşili alnı, yakut
kırmızısı boynu, koyu çimen yeşili gövdesi vardı. Kanatlarının rengi göğün
rengine karışıp duruyordu. Anlatacak çok
şeyi vardı Kolibri’nin. Çok uzak topraklardan gelmişti, gördüklerini anlatacaktı
bana.
Tüm dikkatimle ona baktım; kulaklarımı seslerden
arındırdım… Kanatlarından yükselen şarkıları dinledim. Anlayamadım önce; gözlerine
baktım. Burnumun bir karış uzağında havaya sabitlemişti kendisini. Güneş akşama
dönmek üzereydi yüzünü, acelesi vardı. Onu anlamalıydım.