23 Kasım 2016 Çarşamba

SA3675/KY1-CÇ329: Bir Öykü'nün Yazılmasında Yazar'ın Çektiği ya da Çekeceği Sıkıntıların Öykülendirilme Denemesinin Öyküsü

“Bir sözcük bulmalıyım. Önce bir sözcük bulmalıyım. Bir sözcük.. öyle bir sözcük ki dikkatli okuyucunun bile daha önce duymadığı ayrımsamadığı bir sözcük olurken alelade bir okuyucunun dahi dikkatini çeksin ve dikkatli bir okuyucu oluşa götürecek ilk adım olsun. Bir sözcük.” diye düşündü yazar ceviz kaplamalı masasının başında.


“Neyse ki elimde kalem, çalışma masasının üstünde kâğıt var!” diye geçirdi içinden yazar. Masa ceviz kaplamaydı. Her halinden özel yapım olduğu belliydi masanın. Sözün kısası masa ceviz kaplama ve köşeli bir çalışma masasıydı ve iki parçadan oluşuyordu. Çok sağlam bir masa olduğu daha ilk görüşte anlaşılırdı. Masanın her iki tarafında bir çekmecesi ve iki kapaklı dolabı mevcuttu. Her iki taraf da yüz otuza yüz otuzdu. 

“Eğer başka bir masa olsaydı yazabilir miydim? Sanmıyorum. Tıpkı daktiloda, PC yahut Laptop'ta yazamadığım gibi e1 kalite standardında 18 milim suntalamdan üretilmiş bir masada da yazamam. Bu o kadar belli ki!” Tümceleri ağzından döküldü yazarın, “Neyse ki elimde kalem, çalışma masasının üzerinde kâğıt var!” iç geçirmesinin hemen ardından.

SA3673/KY38-SevDur33: Mülteci Çalışmalarını Kilise Yönetiyor


Takdim

Uluslararası Mülteci Derneği Başkanı Uğur Yıldırım, geçtiğimiz haftalarda Avrupa’nın önemli kentlerindeki mülteci kamplarını ziyaret etti. Ziyaretlerinin arasında Fransa’daki Calais kampı da var. Bugünlerde güney kısmının dağıtıldığı, yıkılıp yakıldığı haberleriyle gündemimize giren Calais kampıyla ilgili gelen bilgilere göre; 29 Şubat Pazartesi günü Lille İdare mahkemesi, Nord-Pas-Calais Valiliğinin kampı boşaltma kararını onayladı. Sebep olarak da devletin resmi ağzıyla ‘‘6000 mülteciyi o küçük alanda barındıramayız, imkanlar yetersiz” denildi. 

SA3672/KY36-CK122: Kimlik Siyasetinin Çöküşü...

"Trump'a oy verenleri suçlayan, bu insanları aşağılayan, halkı küçümseyen bir söylemle avuntu bulmaya çalışan Amerikan liberalleri teselliyi “biz güzeliz, iyiyiz ama halkımız bizi anlamıyor”da buldu."


Geçtiğimiz günlerde, New York Times gazetesinde ABD'de liberallerin kimlik siyasetine saplanmasının Hillary Clinton'a nasıl seçim kaybettirdiği yönünde bir yorum yazısı çıktı. Yazının New York Times gibi kimlik siyasetinin popülerleşmesinde en çok katkı sağlayan mecralardan birinde çıkması, Amerikalı liberallerin öz eleştiriye başladığını gösteriyor.

Clinton'ın kampanyası, aslında Obama'dan yadigâr kalan bir strateji üzerinden ilerledi. Kadın, azınlık ve eşcinsellerin hakları, yani Amerika'da ezilen kimliklerin meselesi başkanlık kampanyasının ana eksenini oluşturdu.

22 Kasım 2016 Salı

SA3671/SD568: "her şey yok'tan yaratılmıştır" /24.12.2005/ 428. patika


...yok/yokluk yok'sa yok'tan var etmek ne demektir?...
...yüce yaratıcımızın her şeyi yok'tan var ettiği, insanın bildiği en kesin gerçeklerden biridir...
...bilimsel çalışmalar bugün insanı ikna edebilecek düzeye geldiyse de, henüz birçok iblis ardılı insan bunu kabullenmiş değildir...
...zaten bu ardılları tartacak değiliz...
...varlık, Allah'ın var ettiği her şeyi içerir ve Allah, varlığı yoktan var etmiştir...
...ancak hiçbir şey yok iken sadece Allah vardı...
...yokluğun yokluğunu, yaratılmış olan insanlar için kabullendiğimizi hatırlatarak, insanın yokluğa dair ürettiği ne varsa, onun zaman, mekân ve zekâ ile diğer yardımcı araçlardan yararlanılarak varlığa dair terimlerle ölçülebildiğini tekrarlayalım...
...ve varlık ve yokluğun insanların algılarına göre değişen bir temelle sorgulandığını söyleyelim...
...yokluğun yokluğuna kadar ulaşan çıkarımların tamamı insan bilgisine dayalıdır...

SA3670/SD567: Telveler 23

"Siz en çok annenizi üzdüğünüz vakit, anne-evlat mâzisine ihanet edersiniz."


Zamanın en küçük parçasında bile sizi hissettiler...

Sizi dünyaya getirene kadar içlerinde ağırladılar, hiçbir misafire davranılamayacak kadar cömert; bedenlerini de paylaştılar...

Onlara sevgi duygularının refakatinde acılar verdiniz.

Siz varlığınızın en bilinçsiz döneminde, onları zevklerinden mahrum ettiniz. Kederlerini size bağladılar, sevinçleriyle beraber. Bedenleri normal değildi; sizler için öğürdüler, sizler için tedavi olamadılar; hastalıklarını bedenleriyle aştılar.

SA3669/SD566: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 131 (21-25 Mayıs 2013)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

  (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

(21-25 Mayıs 2013)  ( 673 Tweet)

25 Mayıs
65.459. @ahamitbilici hımm...özgürlükçü bir çıkış... sanırım propagasyon etkisi devam ediyor... gerçekten tuhaf...

25 Mayıs
(…) Anlatılmaz diyorsun Baktığında gözlerine Gördüğün haykıran, doğuran ve ölen acı Anlatılmaz diyorsun ve Susuyorsun sonsuzark.blogspot.com/2013/05/sa246k…

25 Mayıs
@markaresayan Endişelenmeyin islam hakkında yaptıkları tartışmalar da aynı kalitede... saçma ve temelsiz safsatalar:)

Markar Esayan @markaresayan
25 Mayıs
İsa Roma askeri olarak çarpışmış ve ölmüş. Bunu da ilk defa duydum:)

21 Kasım 2016 Pazartesi

SA3668/KY1-CÇ328: Kumpas/ Roman - Bölüm V-7

"Bu hekat ölümü, ölümleri kutlayan değil yaşamayı ve yaşatmayı seçenlerin hekatıdır. Bu hekat bir dirilişin sessiz çağıltısıdır."


Bölüm Beş
-7-

Kaan Ardıç makam odasında oturmuş gazeteleri gözden geçiriyordu. Tamim denen ifritlerin gazetesini didik didik etmişti. Birinci sayfada hemen hemen başka gazetede olmayan –bir iki gazetede daha vardı onlar da aynı grubun gazetesiydi- bir haber dikkatini çekmişti. 

Mafya tarafından infaz edilen genç bir güvenlikçi. İki kurşun sırtına bir kurşun da alnına sıkılmıştı. Hemen olayla ilgili detayları emniyetten istedi. Tanık yoktu. genç güvenlikçinin evinde adamın anasının bile haberdar olmadığı bir çanta bulmuşlardı, çantadan yüz elli bin dolar çıkmıştı. Çanta havalandırmaya ustaca gizlenmişti ve fakat emniyetten külyutmaz bir ekip eliyle koymuş gibi bulmuşlardı ilk üstün körü aramada.

SA3667/KY28-ATA229: Rumlar Sadrazam’a Karşıymış

" Anastasiadis’in kendisine ve heyetteki tüm DISY’lilere itirazım var, 1976 yılında Glafkos Klerides DISY’i kurarken, 15 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs adasını Yunanistan’a bağlamak için darbe yapan katil EOKA B’cileri bünyesine alarak partiyi kurduğu için..." 


Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın Mont Pelerin görüşmelerinde bulunan heyet içinde Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'ndan emekli Kurmay Albay Halil Sadrazam'ın da yer alması, 1996 Derinya olaylarıyla alakası olduğu iddiası ile Rum tarafında "ciddi soru işaretleri" oluşturmuş. İtirazları varmış Sadrazam’ın heyet içinde yer almasına. 

Yedikleri naneye bakın siz. 

Bu faraziyeye dayalı, ipe sapa gelmez iddiaya Kantara’nın Keçileri bile güler.

SA3666/KY33-YO146: Franca Viola’nın Âhı...

"79 yıl boyunca geçen laik, muhafazakâr, merkez sağ, sol hükümetler tarafından  Türk Ceza Kanunu’nda yapılan 62 büyük değişiklik sırasında da tecavüzcüyle evlenme maddelerine dokunulmadı, üzerine çok dar çevreler dışında yüksek sesli itirazlar da duyulmadı."


Franca Viola, Sicilya’nın Alcoma kasabasında yaşayan bir çiftçi ailesinin kızıydı.

15 yaşındayken 23 yaşındaki Filippo Melodia ile nişanlandı. Fakat Flippo, bir süre sonra hırsızlıktan tutuklanınca Franca’nın babası nişanı bozması için kızına baskı yaptı. Nişan bozuldu. Filippo Almanya’ya taşındı. İki yıl sonra Franca 17 yaşındayken başka bir adamla nişanlandı. Bu sırada Almanya’daki Filippo, Sicilya’ya geri döndü. Haberi alınca sürekli Franca’yı, nişanlısını ve babasını rahatsız etmeye başladı.

20 Kasım 2016 Pazar

SA3665/YB41: Zihninizde Dolanan Yankılar / Sınanmış Renkler 40

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Belki de bir riyânın yürüyen ayak sesleridir o türden bazı susuşlar ve sırf susarak bir kötülüğü sürdürmeye hizmet edersiniz o türden zamanlarda."

Sustuğunuz zaman içiniz de susar mı dostlarım? Susmayı konuşarak mı konuşsak, susarak mı? Bugün bunu konuşalım mı? Güvertede uzun kaldınız biliyorum; tıpkı hayat gibi, hem zaten hayat bir güverte değil midir?

Yazın o sıcak ve uzun günlerinden bugüne dek çok şey sustuk, çok şey söyledi içimiz, gördük; dilimiz sussa da içimiz susmadı. Açıkça anladık hepimiz, biz asla susmuyoruz, uykumuzda bile, gündüz susarak ya da konuşarak içimize taşıdığımız, içimizden dışımıza sürüklediğimiz, hem bazen kollarından tutarak dışımıza taşıdığımız her şey uykumuzda, gece rüyalarımızın içinden hiç anlamadığımız, hatta anlayamayacağımız biçimde, ilginç bağlantılarla tekrar tekrar susuşlarımızın tepesinde patladı.

SA3664/KY35-YTK135: Devlette Devamlılık Esası

"Ve tarih bütün bu benzer olup bitenlere karşı o değişmez esasları olan devletlerin nasıl davrandığını yeterince açıklayabilir mi rica etsek acaba?"


Yazıya başlayacağım son dakikalar izin verirse.

Küresel piyasalar brent petrol dolar falan zaten hep bir son dakika içinde yaşıyorlar. Onlar değil dediğim.

“Devlette devamlılık esastır” sadece bizim için geçerli değil tabii ki. Kimdi hatırlamıyorum, bir ülke yıkılınca bile istihbarat örgütü yoluna aynı şekilde devam eder diye. Devletlerde devamlılık karışık ama belli ki değişmeyen bir iş, değişmeyen bir özellik.

SA3663/KY13-AO97: Cinsel İstismar Suçlarıyla İlgili Değişiklik Önergesi Üzerine

"Toplumsal tepkiler oluşturabilecek olan böylesi değişiklik önergeleri meclise getirilirken en azından tepki odaklarına yapılmak istenen değişiklik anlatılmalı, onların bu konudaki görüşleri de alınmalıydı."


Ak Parti'nin Meclise sunduğu değişiklik önergesi, zamanlaması, içeriği ve hazırlanış şekli açısından bir çok yönden hatalıdır.

Yasa tasarısı "Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın 16/11/2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçundan, mağdurla failin evlenmesi durumunda, Ceza açıklanmasının geri bırakılmasını, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesini" amaçlamakta.

19 Kasım 2016 Cumartesi

SA3662/KY20-MEK45: Ruhumun Türküleri

"Veya bir yağmur sonrası ellerimde ekmeğe sıkıştırılmış yeşil soğan ile damda kedi köpek kovaladığım... Sonra..."


Ruhumun içinde kıpraşan bir melodi var.

Bazen acılı Doğu türkülerine benzetirim ve söz gelimi iç paralayan bir feryadı umarsız bir iniltiye dönüştüren 'Sarı Gelin'i tuttururum.

Her sabah uyku ile sarhoş ruhumu hayata adapte etmeye uğraşırken dilimde hep o anı iniltiyi, o coşkulu hüznü yakalarım.

SA3661/KY1-CÇ327: Hayır

"Öfkeyle kalktım yerimden. Filmin sonunu getiremeyecektim. Filmin kötü kahramanı zenci bir köşeye sıkıştırılmıştı ve teslim olmayacağı, öldürüleceği de açıktı. Sonu belliydi.. belli olan sonu görüntüye yüklemenin bir anlamı da yoktu."


“Hayır! Hayır!  O seri katil olmasın! Hayır zenci seri katil olamaz!” diye bağırdım. Kendimi kaybetmiştim. Filmin sonuydu artık ve dedektif seri katilin kim olduğunu apaçık öğrenmiş çevresindekilere de kanıtlamıştı. Ve fakat kabullenemiyordum. 

Böyle sinemada yahut tiyatro ve benzeri yerlerde bağırmak kuşkusuz çirkin bir şeydi, hatta düpedüz görgüsüzlüktü. Dönüp dönüp bakanlar mı, mırıldananlar mı, ürkenler-korkanlar mı ne ararsan var, katı açılmamış ve her hallerinde küfretmeye susamış oldukları belli kişilerin savurduğu küfürler.. bu tür filmlerin izleyici üzerinde ilginç etkiler bıraktığına tanığım.

SA3660/KY27-ŞT69: Kitap Günlüğü 3/ Biraz Dante, Biraz Guenon

"Guenon’a göre özellikle İtalya topraklarında gözlenecek biçimde hiç kopmadan süregelen bir gelenek söz konusudur ve bu geleneğin izleğinde de bütün dünya için söz konusu edilebilecek bir kadim bilgeliğin sırları gizlidir." 

Kitap Günlüğü(*)

13 Ağustos 2016 - 003

Cennet, cehennem ve ezoteri... ek: alemin hükümdarı, sembolizm, tradisyonalizm, vergilius, ilahi komedya

İnsan yayınları arasında 2014 yılında oldukça şık bir baskı ile yayınlanan Rene Guenon’un İsmail Taşpınar çevirisi 'Dante ve Ortaçağ’da Dini Sembolizm' adlı kitabını, adeta bu kitabı detaylandırarak tamamlayan yine İnsan yayınları arasında yine İsmail Taşpınar çevirisiyle çıkan ‘Âlemin Hükümdarı’ ile birlikte okumak gerekiyor. Hem Guenon’un kendi ifadesiyle de;‘Bize göre, coğrafi vakıalar ve aynı zamanda tarihi vakıaların kendisi, her şey gibi bir sembolik değere sahiptir. Zaten öyle olması, onlarınbir vakıa olmaları gerçeğinden bir şey eksiltmez…’ deyişini de göz önüne alacak olursak böylesi bir okuma bir gereklilik olmaktan çok neredeyse bir şart haline geliyor.

SA3659/KY26-CA97: Maraş Bereketi

"İstanbul’da kitapevlerinin toplanma mekanı olma özelliklerini yitirdiğini dile getirmiştim bir yazımda. Maraş’ta ise şehrin çeşitli mekânlarında kitap, hâlâ bir toplanma sebebi."


Maraş Kitap Fuarı bu sene bölgesel bir cazibe merkezine dönüşmüş gibi göründü bana. Çevredeki şehirlerden kafileler halinde gelen kitapseverler vardı. Radyo programcısı Hatice Durmuş ve Sema Vursalı, Adana’dan gelmişlerdi. Osmaniyeli Din Kültürü dersi öğretmeni Cevat Bal ve Türkçe Öğretmeni Zeki Özkan 20 kadar öğrenciyle dolaşıyorlardı stantları. Günlerden cumartesi olduğu için belki de kalabalıktı fuar. Bununla birlikte konuştuğum yayıncılar, memnuniyetsizliklerini dile getirdiler.

İlk sene fuar bitiminde İstanbul’a boş elle dönen yayınevi temsilcileri, bu sene mevcut kitapların yarısını geri götürecekler muhtemelen. İz Yayıncılık standının yöneticisi Ömer Tofa şöyle yorumladı fuarın bu seneki manzarasını: "Maraş’ta belli bir okuyucu oranı var. Bu okuyucu önceki fuarlarda alması gereken kitapları zaten aldı."

18 Kasım 2016 Cuma

SA3658/KY28-ATA228: Rumların Garantörlük Yalanı

"Ne vakit Rusya’nın Ukrayna üzerindeki garantörlüğü tartışılmaya açılır, o vakit Türkiye’nin Kıbrıs adası üzerindeki garantörlüğünün konuşulmasına da sıra gelebilir. 1897 yılında Girit’te yaşanan katliamlar ile 1963-1974 yılları arasında yaşadığımız soykırım zihinlerde olduğu müddetçe Türkiye’nin garantörlüğün asla sonlanmayacağı, Türk askerinin de KKTC’yi terk etmeyeceği gerçeğini konu ile ilgili herkesin kabul etmesi gerekmektedir ve böyle de olacaktır…"


Rum lider Anastasiadis, sözcüsü, görüşmecisi ve diğer tüm Rum liderler ağız birliği etmişlercesine “Garantörlük ve Garantiler” konusunda gözümüze baka baka yalan söylüyorlar.

İnanılmaz derecede pişkin insanlar. Yalan söylemekten ve inanılırlıklarını yitirmekten hiç çekinmiyorlar ve de son derece pişkinler. Söylediklerinin yalan olması durumunda da yüzleri asla kızarmıyor. Rum siyasilere baktıkça, söylediklerini duydukça aklıma 3 Mayıs 1469  tarihinde doğmuş,  21 Haziran 1527 tarihinde 58 yaşında ölmüş olan tarih ve politika biliminin kurucusu sayılan Floransalı düşünür, devlet adamı ve askerî stratejist Niccolò di Bernardo dei Machiavelli, Türkçe kısa okunuşu ile Makyavelli, geliyor hep. 

SA3657/SD565: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 130 (16-20 Mayıs 2013)

“Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

  (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

(16-20 Mayıs 2013)  (646 Tweet)

20 Mayıs
64.786. @chn_aktas roman, özel olarak tasarlanmak üzere tartışılmalı...insana harflerle ulaşan en etkili damar bu

20 Mayıs
@chn_aktas Zeytinburnu sunumunuzu dinledim; katıldığım bir çok nokta var; teşekkür ederim:)

HNF
@H_N_F
20 Mayıs
Mercan Dede, İsrail'den konser teklifi geldiğinde şu cevabı veriyor; "Ancak '67 sınırlarına geri döndüğünüzde" #israilyargılanıyor

SA3656/KY1-CÇ326: Kısık Sesler

"Asıl öncelikli olan bir sağa bir sola giden parmaktı. Hiç hoş bir görüntü değildi ve kahretsin ki sabahın körü denecek bu vakitte parkta kendisinden ve biraz önce can havliyle kaçan kediden başka kimse yoktu."


İhtiyar adam çekinerek –adeta korkarak- fısıltıyla -neredeyse sessizlikle fısıltı arası bir tonla- “Onları buraya bırakamazsınız! Bırakmamalısınız!” dedi.

İri yarı kendinden emin etrafına korku salmakta mahir ve bu halden oldukça memnun kasıntılı kaslı adam ihtiyar adama yaklaşıp, “Bir şey mi dedin bunak?” dedi. 

İhtiyar adam bir adım geri çekildi –yahut geri çekildiğini sandı, evet bu bir sanıydı. İmdi bir takım okuyucular bu kendinden emin olmayış anlatımdan kuşkuya düşecek ve anlatılanın gerçek olup olmadığından yani gerçekliğinden kuşku duyacaktır. Olsun. Başkalarının kuşkusuyla bir şey anlatacak durumumuz yok. Eğer böyle ikircikli yani kendinden emin olamayış anlatımı birilerinde kuşku doğuracak olursa da olan bitene fazladan katacak bir şeyimiz yok. Olan ne ise o.- ihtiyar adam bir adım geri çekildiğini sanıyordu. Daha fazla geri gitmesinin bir anlamı yoktu. Nasıl olsundu ki zaten sırtı duvara değdi değecekti. 

17 Kasım 2016 Perşembe

SA3655/KY49-İTIĞLI22: Timbuktu Bizim Ruhumuz

"Timbuktu’da Bamako’da olduğu gibi yüksek katlı oteller yoktur. Modern tarzda bir şehir yapılanması da yoktur. Rüzgarın esintisine kendini teslim etmiş ağaçlarla karşılaşırsınız. Toprak ile insan arasındaki uyumun ne kadar derinden olduğunu burada hissedebilirsiniz. Balçıktan yapılmış şehrin en büyük camisine girdiğinizde, sıcak hava yerini serin bir havaya teslim eder."


Afrikalıların tarihi var mı? Oryantalist batılılar için bu sorunun cevabı basittir. Afrikalıların bir tarihi yoktur, olamaz da. Afrika için sadece Mısır tarihi ve medeniyetinden söz edilir. Bu koca kıtada yaşamış insanlar onlara göre bir medeniyet oluşturamamışlar, şehirler kuramamışlar, miras olarak sözlü kültür dışında nesillerine bir şey bırakamamışlardır. Afrikalıların tarihi olmadığı için hafızalarının da olmadığına inanırlar. 

Oysa Afrikalıların hayranlıklar uyandıracak bir tarihi geçmişi vardır. Afrikalıların tarihi insanlığın tarihi kadar eskidir. Gana, Mali, Habeşistan ve Sudan’da büyük devletler kurmuşlar ve kendilerine has bir medeniyet oluşturmuşlardır.

Seçkin Deniz Twitter Akışı