24 Şubat 2016 Çarşamba

SA2526/KY36-CK50: Salih Müslim'in Ağabeyi Kardeşini Anlatıyor

"Suriye’deki Kürtler ve PYD Abdullah Öcalan’ı PYD için bir sembol olarak görüyorlar ve onu kutsal Kabul ediyorlar.”


Geçtiğimiz hafta yayınlanan "Şimdi ve Burada" programında ilginç bir konuğumuz vardı... Mustafa Müslim aslında Kobanili bir ilahiyat profesörü. 2011'den beri Türkiye'de yaşıyor, ilmi faaliyetler yürütüyor. Müslim aynı zamanda PYD'nin başkanı olan Salih Müslim'in ağabeyi.

Peki ne diyor Mustafa Müslim kardeşi hakkında? Kendi sözlerinden aktaralım:

“Suudi Arabistan’daydım ve kardeşim Salih de benimleydi. Benimle 10 yıl yaşadıktan sonra 'Suriye’ye gideceğim' dedi. Suudi Arabistan'a 1977’de geldi ve 10 yıl kaldı, 1987’de Suriye’ye gitti. PKK’yla çalıştı. Suriye kanadının da bir PKK’sı vardı. Sonra duydum ki 2005 civarı, Suriye’de PKK’nın silahsız, sivil kanadını kurmuşlar. 2005’te PYD partisini kurduklarını duydum.

23 Şubat 2016 Salı

SA2525/SD386: Kaygusuz Dem/ Duru Demler 20

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Fotoğraf: Seçkin Deniz, 2013, Yıldız Sarayı Parkı, İstanbul

İnce, taptaze bir ses, bir metal direğin tepesinde asılı, sırt sırta duran irice kepçe büyüklüğündeki üç hoparlörden fırlayarak toprak damlı evlerin üzerinden dağlara doğru yankılanmaya gidiyordu... yankılanıyordu sevimlice... minik coşkuların dağların kabaran göğsünde defalarca yankılanacağını bilerek gidiyordu ses...

İrice kepçe büyüklüğündeki üç hoparlörden aşağı, metal direkten sarkınca aklın gözleri... aşağıya, direğin dibinden giriverdi merakın elleri... aşağıda, beton damın altında bir topluluk vardı...

SA2524/SD385: "terk edişler ve dönüşler" /21.04.2006/ 467. patika


...önce düşünceler uzaklaşır, terk edişlerde...
...bulundukları yerden fersah fersah uzaklara dolanarak arayışlara başlarlar...
...sonra davranışlar değişir...
...aydınlıklar gölgeliklere, parıltılar somurtuk çizgilere yol verir...
...ve en son, duygular çekip giderler...
...kişi yavaş yavaş kopar eskiden...
...eski ne kadar taze ve ne kadar yeşil durursa dursun...
...yine önce düşünceler yaklaşır geri dönüşlerde...
...ki; bu, terk edişlerdeki başlangıç gibi zordur...
...tahrip edilmiş inceliklerin onarımına zahmet gerekir upuzun vakitlerde...
...hassas kıvrımlar yeniden sevilir, yıkanır...
...davranışlar kolayca söndürür acıların ateşini...

SA2523/SD384: Değirmenler/ Kiler 13 (Palaspandıras Yaşanan Şey)

    Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"İmâların, onları sayfa sayfa anlattıklarını sandılar..."


Dediler ki: ”Aşka büyü yapılmaz!”

İnandı adamlar...

Adamlıklarının erk’i, eridi yuvasında aşkın...

Dağıldılar zerre zerre...

"Sevgili", dediler umarsızca... yıkılıp gittiler doğasında aşkın...

Unutamadılar bildiklerini; bildikleri sevdiklerine yetmedi...

SA2522/SD383: Sonsuz Ark’ta Bir Tasavvuf Avcısı: Puran Tilmiz

“Puran Tilmiz’e, çok büyük bir emek ve dikkat gerektiren ‘Tasavvuf; Bir Düşünce Virüsü’ başlıklı derlemesi ile neredeyse arkeolojik bir çalışma yaparak meraklısı için önemli bir başvuru kaynağı ortaya koyduğu için teşekkür ediyoruz.”

Bazen büyük işler büyük çaba gerektirir, bazen de büyük çaba ancak değerli bir araştırmacının ısrarlı araştırmaları sonucu ortaya konabilir ve büyük işler sadece böyle ortaya çıkabilir. Türkiye’nin en değerli yitiği olan araştırma kabiliyeti, yaklaşık olarak 350 yıldır mağaralarda tutuldu, zindanlarda çürütüldü ya da kör bir kurşuna, yağlı bir ipe, hınçlı bir sürgüne kurban gitti…

Sonuçta, Batı’ya bugünkü medeniyeti ikram eden Müslüman akıl, araştırma diye bir kabiliyeti olduğunu unuttu, gitti. Bilimsel araştırmalarda tek tük kişisel çıkışlar yakalasak da, beşerî-dinî araştırmalarda pek fazla yol alamadığımız apaçık ortada… 1400 yıl sonra bile henüz Sahih Hadis, Sapkın Tefsir ve Sağlam İslam Akaidi gibi konularda ciddi bir beyin fırtınası yaşamadığımız gerçeği somut olarak ortada.

22 Şubat 2016 Pazartesi

SA2521/KY28-ATA124: Kıbrıs’ta İnsan Harası (1)

"İstiyorlar ki, Türkler hep azınlıkta olsun, o veya bu nedenle, parasız bırakılarak, silahla tehdit edilerek, elinden toprakları alınarak ve can korkusu yaşatılarak yurtdışına göç etmeye zorlanmış Türkler bir daha adaya asla geri dönmesinler ve adada hep Rumlar ezici çoğunlukta olsunlar." 


Çocukluğumda okuduğum ve benim çocuksu hayal dünyamı çok etkilemiş olan bir kitaptı “İnsan Harası”(Haras Humain). Çağlayan Yayınevi tarafından 1953 yılında I. Basımı yapılmış olan bu kitabın yazarı Louis-Charles Royer, çevirmeni ise B. Ersoy’du. Sonradan Royer’in bu ünlü kitabını 5 çevirmen daha Türkçeye çevirdi. 

Kitabın içinde biraz gerçek, biraz da hayal gücü vardı. Tarih içeren kurgu romanı da denilebilir bu kitaba. Nazilerin üstün insan ırkı (Ari veya Aryen Irk) yetiştirmek amacıyla kurdukları bir insan çiftliğini anlatmaktadır özetle. Etrafı yüksek dikenli tellerle çevrili olan bu çiftliğe sadece savaşta kahramanlık göstermiş Alman erkekleri ve Alman ari ırkının tüm verilerini taşıyan genç ve güzel kadınlar kabul edilmektedir. Giriş vardır, ama vazgeçmek veya da kaçış yoktur.

21 Şubat 2016 Pazar

SA2519/KY26-CA43: Klişeleri Ne Zaman Aşacağız?

"Aliya’nın sözlerini hatırlatıyorum: “Ben olsam Müslüman Doğu'daki bütün mekteplere eleştirel düşünme dersleri koyardım" diye yazıyor Zindan Notları'nda."


“Ömrün ucu uzun” derdi rahmetli annem beni aceleci, sabırsız ve hayal kırıklığı üzüntüsü yaşarken gördüğünde. Bu söz, kuşkusuz öncelikle yaş itibarıyla uzun bir ömrü kastetmiyor. Bir ömrün içine çok fazla şey sığabilir, kısa bile olsa. Birbirini tamamlayan, şaşırtan ibret verici ne çok tecrübe barındırıyor bir hayat! 

İlk dizi yazılarımdan biri Siyonizm üzerineydi ve Milli Gazete’de yayımlanmıştı, 1980’lerin ortalarında. Yeni Devir’de düzenli olarak yazmaya başladığım 1982’den bu yana Baasrejiminin zihniyetini birçok yazımda eleştirdim. Bu yazılardan en oylumlularından biri Doğu Konferansı’nın Lübnan bombalanırken Suriye’ye düzenlediği yolculuktan dönüşümde Dergâh dergisinde yayımlanmıştı. Üstelik o dönemde etrafımdaki yazar ve siyasilerin çoğu Şam rejimi ile iyi geçinmenin erdemlerinden başka bir şey söylemiyordu. 

SA2518/KY23-NN22: Bir Graham Fuller Paranoyası: "Türkiye Dış Politikası'ndaki Dağılmışlığın Üstesinden Nasıl Gelebilir?"

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıdaki Fuller metni, 7 Haziran 2015 seçimlerinden önce "Türkiye Erdoğan’dan Kurtulabilecek mi?" başlıklı, özellikle kuklalarına birer direktif olarak sayılabilecek stratejik metninin bir devamı olarak değerlendirilebilir. 1 Kasım seçimlerinden sonra tüm planları altüst olan Fuller, aşağıda saydığı tüm 'tavsiye'lerin karşıtı olan durumlar Erdoğan'ın dış politikadaki çok boyutlu adımları sonrasında gerçekleştirildiği ve Türkiye böylelikle BMGK-AB'den görece bağımsız bir strateji izlediği için, 'dağılmış' olarak nitelediği Türkiye dış politikasını çökertmeye çalışmaktadır. Türkiye, aşağıda metne eklediğim haritalardan da izlenebildiği gibi, Fuller'in sahiplerinin harita çizme gücüne müdahale etmektedir. Doğal olarak bu da tamamen dağılmak üzere olan bir BMGK-AB işbirliğidir. Yani Fuller, başarısızlıklarını yansıtma tekniği ile gizleyerek Erdoğan'a saldırmaya devam etmektedir. 1 Kasım'da yenilmiştir; yenilmeye devam edeceğini bilerek Türkiye'nin stratejik bir girişimi olan Sünni Ordusu'na, Kral Selman'la çok boyutlu işbirliğine karşı paniğe kapılmaktadır. Esed'in kalmasını isterken, Türkiye-İran ilişkilerinin geliştirilmesini tavsiye edebilmektedir. Kuşkusuz bu metin sıradan bir metin olarak kalabilirdi, ancak günümüzde koyu Erdoğan taraftarı görünen bazı muhafazakar medya yazarlarının "Türkiye'nin Suriye Politikası yanlıştı" diyerek öfke krizine girmeleri ile birlikte değerlendirildiğinde birer talimat niteliği taşımaktadır.
Seçkin Deniz, 21.02.2016


How Can Turkey Overcome its Foreign policy Mess?

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en fiyasko dış politikasının üstesinden gelebilmek için ne yapmalıdır?

İronik olan, tüm bu başarısızlığın arkasında olan ekip, şimdinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eski Dışişleri Bakanı ve şu anki Başbakan Ahmed Davutoğlu, on yıllık bir sürede yeni, yaratıcı ve başarılı politikalarının da arkasında olan kişilerdi. Peki yanlış giden ne? Ve Ankara kendi kazıp düştüğü bu kuyudan nasıl kurtulabilir? Cevap basit; Erdoğan ve Davutoğlu 10 yıl önce başarı sağladıkları ve düşüncesizce terk ettikleri orijinal prensiplerine geri dönmelidirler.

Ankara için yapılması geren en acil iş, Suriye’den çıkılmasıdır.

SA2517/KY1-CÇ198: Pazar Yazıları 13

"Sevgili karîlerimin (okuyucularımın) inanılmaz baskıları karşısında yelkenleri indirip yazmam isteklerine boyun eğdiğimi itirafla:)"


PAZAR YAZILARI -13-

ÖFKENİN KÖKENİNDE GİZİL GÜÇLERİN PARMAĞI
-ya da Eris'in sungusu elmayı yeme hevesine kapılışın acıklı öyküsü-

Gördüm ve söylüyorum işte Eris’in sungusuna hiç düşünmeden atılmışsınız tüm uyarılara karşın. Paylaşmışsınız. Paylaşmaktasınız. Bu yüzden öfkelerinizin ökçeleri pek sert pek haşin. Eris sizi en zayıf yerinizden yakalamış, burnu halkalı bir köle haline getirmiş ve bu halinizle gönenmişsiniz. 

Tavus kuşları gibi yahut hindiler gibi kabarmaktan, kabarıp sataşmaktan haz almakta aldığınız hazla coşmaktasınız, coşturmaktasınız. Oysa söylenmişti size öfkesine galebe çalandır kahraman, öfkesine baş eğdirendir gerçek inanç erleri. Siz ne çabuk tüketmişsiniz kendinizi, ne çabuk tükenmişsiniz.

SA2516/KY37-AZ54: Amerika’nın Önlenemez İflası...

"Eğer amaç, neocon beyinlerden çıkan “üretici kaos”, yani, “yeni bir dünya düzeninin kurulabilmesi için büyük bir yıkımın olması gerektiği” stratejisi ise, bu yıkımdan Amerika’nın sağ çıkabileceğini kim garanti edebilir?"


"Amerikan politikası endişeleri yatıştırmaktan çok, yükselten bir yapı gösteriyor. Karşılaştığı meydan okuma, iki çok sert ve ilahi zeminde ilerleyen bloktan kaynaklanmaktadır: Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinden oluşan Sünni Blok ile İran, başkent Bağdat dahil Irak’ın Şii kesimi, İsrail’le yüzyüze durumdaki Lübnan’ın güneyinde Hizbullah ve Yemen’deki Husi’lerden oluşan Şii Blok. Bu şart altında, klasik düşmanımın düşmanı dostumdur kuralı geçerli değildir. Çağımızın Ortadoğu’sunda düşmanının düşmanı, senin de düşmanın olarak kalacaktır.” (Henry Kissinger, Çöken Ortadoğu’dan Çıkış Yolu, Wall Street Journal, 16 Ekim 2015)

SA2515/KY35-YTK62: Şehir Değil Kalpler Kararınca

"Resmi açıklamalar Diyarbakır, Suruç veya Gar için “Işid” dediğinde tamam, ama “YPG” dediğinde hayır, asla, olamaz…"


İllâ bir renk verilecekse gridir evet bu şehrin rengi. O yüzden haklı olarak su kenarından gelmiş kimse kolay sevemez onu. Zaman ister emek ister yeşilin mavinin hatta bozkırın sarısının içinde büyüyüp sonra bu griliği sevmek.

Zaman verirsen seversin. Doğup büyüdüğün yerden fazla sevmen gerekmez, zordur da zaten; ama vakit geçince anlarsın ki dürüsttür bu şehir. Sürpriz yapmaz. Beklemediğin yerden kazık atmaz.
Hatta başka şehirlerin suçlarını üzerine atarsın, sesini çıkarmaz.

SA2514/KY5-PT98: Tasavvuf; Bir Düşünce Virüsü/ Din Dersi Öğretmeni Mehmet Erol-Özel Bir Değerlendirme 2

 بسم الله الرحمن الرحيم
Bismillahirrahmanirrahim

“Tasavvuf” İslâm dünyasına hicri II. asırdan itibaren girmeye başlamış bir “düşünce virüsü"dür. 

***


ABDULKADİR GEYLANİ

Tasavvuf dininin mezhepleri olan tarikatların kurucuları bütün mutasavvıflar En'am suresi 93.âyetin şümulü içine girmişlerdir. Böyle inanan kimselerin hakkında nazil olmuştur. Beyazıd-ı Bestami ve Hallac-ı Mansur'dan Said Nursi'ye kadar geçen bütün mutasavvıflar ayetin dediği gibi inanmışlardır. Bazıları açıktan vahiy geldiğini ve eserlerinin vahiy ile yazdırıldığını söyledikleri halde, bazıları ise insanların tekfir etmesinden korktukları için eserlerinin ilhamla yazdırıldığını söylemişlerdir. Bunlardan bir iki örnek verebiliriz.

20 Şubat 2016 Cumartesi

SA2513/KY26-CA42: Yüzen Dünyanın Resimleri

"Şimdiki zamana ilişkin soruları ertelemeye çağıran acil durum halinde kesifleşiyor gaybi evsizlik hissimiz..."


Zaman hiçbir dönemde bu kadar hızlı akmadı gibi geliyor bana. Yapılacak işlerin çoğalması buna karşılık “süre”nin daralmış olabileceği hissi olmalı bunun sebebi. Zamanın daraldığı veya parçalandığı hissini mekânlar da güçlendiriyor. Hiçbir şey aynı, sürekli, güvende ve korunaklı değil sanki…

Ara dönemlere özgü bağlamı kararsız cümleler siyasetten mimariye her alanı kuşatıyor. Denenmedik bir üslup ve yol kalmamış gibi bir çaresizliğe teslim oluyor sorgulamalar. Geleceğe dönük karamsarlık bu sıfırlama hırsının önünü alamayan acizlikle de ilgili. Küreselleşme böyle bir şey, deniyor. Protestoların buldozerlere gücü yetmiyor. Nüfus dalgalanmalarının tek bir sebebi yok, ancak göçmenlere de barınak gerek. Le Corbusier’in mahiyet olarak geri dönüşünden söz edilebilir.

SA2512/KY32-YR34: Elektrik, Savaş ve Hakikat

"Masa başında ülkeye, dünyaya nizam veren, bana barıştan kardeşlikten söz etme diyerek herkese öfke yağdıran, uzlaşma yerine çatışmayı savunan gençlere bakıyorum da elektriğin kesilmesine bile hazır değiller, gerçi hangimiz hazırız ki. Çırayı, gaz lambasını, mum yakmayı eğlence sanıyoruz."


Savaşlarda ilk kaybedilen şey hakikatse eğer, ikincisi elektrik. Halkları cezalandırmaya dönüşen saldırıların ilk hedeflerinden biri elektrik trafoları çünkü. Türkiyat profesörü dostumuz Amina Şilyak, Saraybosna elektriğini kaybettiğinde nasıl ilkel bir hayata dönüş yaptıklarını anlatmıştı. 

Hayatlarında doğru dürüst ev işi yapmamış entelektüel kadınlar ekmek açıyor, kuru odun toplayıp ateş yakıyor, hatta çaresiz kalınca uzun süre yanabiliyor diye spor ayakkabılarını ateşe atıyorlardı. Geceleri sığınaklarda mum ışığıyla aydınlanıp cephedeki yakınlarından hiçbir haber alamadan beklemeleri de elektrik yokluğundandı.

SA2511/KY46-EE3: Diziler ve...

"Nasıl oldu da Türk televizyonları dizi mezarlığına döndü?"


Eskiden diziler çok izleniyor diye düşünürdüm. Şimdi seyircinin başka seçeneği yok ki diye düşünüyorum. Diziler, televizyon sektörünün kanayan yarası haline geldi. Süreler kısalsın derken daha da uzadı. Ekmek parası derdindeki sektör çalışanları neredeyse evlerine zor gider oldular. Ama yine de bu çarkın içinde sessizce çalışmaya devam ediyorlar. 

Geçenlerde bir arkadaşımın tavsiye ettiği diziyi internette bir video sitesinde izlemek istedim. Beşinci dakikada aklıma geldi, süresi ne kadar acaba diye baktım. O da ne! Yüz otuziki dakika. Yıldım, vazgeçtim, izlemedim. Bu dizinin yapımında, rejisinde çalışanlar geldi aklıma. Her hafta bir sinema filminden daha uzun dizi çıkarıyorlar ortaya.

19 Şubat 2016 Cuma

SA2510/KY28-ATA123: Berimene re Skilos! -Bekle be İt!-(3)

"Şimdi de birileri çıkmış, bizi ne pahasına olursa olsun ortak bir devlet çatısı altında birleştirmeye çalışıyor. Ne oldu acaba, biz Rumların aklında “Skilos” olmaktan çıkarıldık ve terfi ederek “Gaydaros” (eşek) sınıfına mı konduk?… "


Herkes yan yana, ucu Makarios’ta biten dört-beş sıranın içinde, arka arkaya durmuş öne doğru gitmeye, ite kaka Makarios’a ulaşmaya çalışıyordu. Önlerde, rakiplerini saf dışı bırakarak Makarios’un elini tutmaya başaran hızlıca Makarios’un elini öpüyor ve sıradan çıkma uğraşı vermeye başlıyordu. Sıraya girmek ne kadar zor idiyse, çıkmak da o denli zordu.

Ağır ağır öne doğru yaklaşmaya başladık. Önümüzde bir ana-kız duruyordu. Kızı bizim yaşlarda ve bizim boydaydı. Üstünde, uzun kollu, yakası beyaz, kız manastır okulunda giyilen tek parça koyu lacivert renkli bir elbise vardı. Terra Santa (manastır) kız okulundan veya da Faneromeni (kilise) kız okulundan olmalıydı. Annesinin elini sıkı sıkı tutmuştu, o kalabalıkta kaybolmamak ve ezilmemek için. O kıza bir vücut çalımı atıp bir sıra öne geçtik, ama annesi bir kartal gibi elimi tutarak, Aydın’la beni geriye fırlattı. Bayağı canı sıkılmıştı anlaşılan önlerine geçmemizden.

SA2509/ME33: Hiç Kimse Hiç Kimseyi Sevmiyor

“Bir sürü yalancıyla birlikte yaşamak ne kadar kötü. Herkesin kendisinden başka kimseyi sevmediğini anladığın zaman, sen de büyük bir yalancı olduğunu anlıyorsun işte.”


Bir gökdelenin tepesinde rastladım ona. Çok yüksekti, kaç kat olduğunu sayamadım. Saymak zor bu zamanda. Ama alnına konduğumda sıcak, hem de çok sıcaktı teni. Terlemişti. Gözleri gökyüzünün sonsuzluğuna dalmıştı ve bence hiçbir şey görmüyordu. İçine baktığını, içinde derin bir konuya daldığını anlayabiliyordunuz. Terinin arasından bulduğum yolla alnından içeri girdim. Zihnini bulduğumda epey yorgun düşmüştüm. İçeride çok büyük bir vızıltı vardı, sanki milyonlarca makine son hızla çalışıyordu. Dinlemeye koyuldum merakla, yüzümdeki teri silip.

“Derin tahlillere gerek yok; yaşlanmak yeterli bunu anlamak için. Büyük bir deha ya da düşünür, filozof, âlim, ârif, şeyh, papa falan olmaya da gerek yok, çünkü sır değil. Sadece çocuklar ve gençler bunu bilmiyorlar, öğrenene kadar da zamanları var. Bu zamanı yaşamadan şüphelenecekleri, ancak anlayamayacakları bir şey bu. Çünkü bizim gibi onlar da aldatılmışlar. Sır değil bu; hiç kimse hiç kimseyi sevmiyor.

SA2508/KY33-YO74: Bir Şöhretli Şarkıcının Hüzün Verici Hikâyesi...

"Aslında İstanbul gazinolarından Adana pavyonlarına düşmüş eski şöhretli şarkıcılarınki kadar hüzün verici bir hikâye bu..."


Akademisyenler bildirisinin tartışıldığı günlerde bir iddia ortaya atılmıştı. İddiaya göre 11 Eylül saldırısından sonra ABD’li 75 akademisyen “11 Eylül’ü Amerikan devleti yaptı” diye bir bildiriyi imzalamış, bildiriyi imzalayan akademisyenler FBI tarafından sorgulanmış, çoğu üniversitelerinden atılmıştı.

Hatta akademisyenlerin tutuklandığını, kongre üyelerinin akademisyenlerin tutuklanmaları ya da işten atılmaları için teklif verdiklerini, bu teklifi imzalayanlar arasında ABD Başkan Yardımcısı Biden’ın da olduğu bile yazıldı.

18 Şubat 2016 Perşembe

SA2506/KY1-CÇ197: Düşlerin İsyanı/Roman-Bölüm 3-VI

"Yaşamım düş kurmakla geçti ya!"

“Dünyada senden sonra da yaşayabilecek olan şey sözdür! Sen sözü hor görme!”
Firdevsî

Bölüm Üç
-VI-

Ernüvaz Hanım’ın odasının demir parmaklıklı pencerelerden, Akdeniz’in çelik bir levha gibi uzanan mavi suları görülebiliyordu. Hafif dalgalı olduğuna göre yaz ortaları olmalıydı. Kumral saçlara döndüm; bir dönem bu saçlar yüzünden heba olup, gitmişti.. onları ‘havada dans eden rakkaselere benzetme’ fikri yine benden çıkmıştı; beni bu yüzden geçen yüzyılın edebiyatçılarına benzeten büyük hala kedileri köşkte bir onun sevdiğinden, ama intihar edenini hiç bağışlamadığından söz açınca surat yapıp bir köşeye çekilen kızı da Şehrazat’ın uzak akrabalarından biri olarak düşünmüştüm; ‘üzerinde fazla durulmayacak genç kadın kaprisi’ diye yorumlayan zabit eskisini de aynanın pusu görünmez kılmıştı. İki de bir yüzüme dokunurken bunlardan bir tutamı.. sonu gelmez hayallerimin birine daha yelken açmış; eski bir korsanın öyküsünü düşünmüştüm. 

SA2505/KY35-YTK61: Sorular ve Dolambaçlı Cevaplar

"Milyon soru var tek kelimelik cevapları olan, ama asla verilmeyen. Verilmeyecek de zaten."


"Ya aslında ta öyle değil de tam şu açıdan eğilerek bakınca öyle görünüyor…”

“Tabii siz de haklısınız fakat malûm… şartlar…”

“Hakkımızda nasıl bunu düşünürsünüz… olur mu hiç öyle şey; o ayrı bu ayrı…”

“Biz ayrım yapmadan taraflara teenni tavsiye ediyoruz…”

Bu ve benzeri sayılamayacak kadar cümle kurmak mümkün. İnsan aklı, dili, zekâsı basit birkaç cümle, kelimeyle bir şeyi doğrudan söyleme imkânına sahip. Diğer yandan o basit gerçeği, cümleyi, tek bir kelimeyi kullanmamak için etrafından dolanma yöntemleri bulmada ise yüzlerce kat daha fazla kabiliyetli.

Seçkin Deniz Twitter Akışı