21 Şubat 2016 Pazar

SA2518/KY23-NN22: Bir Graham Fuller Paranoyası: "Türkiye Dış Politikası'ndaki Dağılmışlığın Üstesinden Nasıl Gelebilir?"

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıdaki Fuller metni, 7 Haziran 2015 seçimlerinden önce "Türkiye Erdoğan’dan Kurtulabilecek mi?" başlıklı, özellikle kuklalarına birer direktif olarak sayılabilecek stratejik metninin bir devamı olarak değerlendirilebilir. 1 Kasım seçimlerinden sonra tüm planları altüst olan Fuller, aşağıda saydığı tüm 'tavsiye'lerin karşıtı olan durumlar Erdoğan'ın dış politikadaki çok boyutlu adımları sonrasında gerçekleştirildiği ve Türkiye böylelikle BMGK-AB'den görece bağımsız bir strateji izlediği için, 'dağılmış' olarak nitelediği Türkiye dış politikasını çökertmeye çalışmaktadır. Türkiye, aşağıda metne eklediğim haritalardan da izlenebildiği gibi, Fuller'in sahiplerinin harita çizme gücüne müdahale etmektedir. Doğal olarak bu da tamamen dağılmak üzere olan bir BMGK-AB işbirliğidir. Yani Fuller, başarısızlıklarını yansıtma tekniği ile gizleyerek Erdoğan'a saldırmaya devam etmektedir. 1 Kasım'da yenilmiştir; yenilmeye devam edeceğini bilerek Türkiye'nin stratejik bir girişimi olan Sünni Ordusu'na, Kral Selman'la çok boyutlu işbirliğine karşı paniğe kapılmaktadır. Esed'in kalmasını isterken, Türkiye-İran ilişkilerinin geliştirilmesini tavsiye edebilmektedir. Kuşkusuz bu metin sıradan bir metin olarak kalabilirdi, ancak günümüzde koyu Erdoğan taraftarı görünen bazı muhafazakar medya yazarlarının "Türkiye'nin Suriye Politikası yanlıştı" diyerek öfke krizine girmeleri ile birlikte değerlendirildiğinde birer talimat niteliği taşımaktadır.
Seçkin Deniz, 21.02.2016


How Can Turkey Overcome its Foreign policy Mess?

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en fiyasko dış politikasının üstesinden gelebilmek için ne yapmalıdır?

İronik olan, tüm bu başarısızlığın arkasında olan ekip, şimdinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eski Dışişleri Bakanı ve şu anki Başbakan Ahmed Davutoğlu, on yıllık bir sürede yeni, yaratıcı ve başarılı politikalarının da arkasında olan kişilerdi. Peki yanlış giden ne? Ve Ankara kendi kazıp düştüğü bu kuyudan nasıl kurtulabilir? Cevap basit; Erdoğan ve Davutoğlu 10 yıl önce başarı sağladıkları ve düşüncesizce terk ettikleri orijinal prensiplerine geri dönmelidirler.

Ankara için yapılması geren en acil iş, Suriye’den çıkılmasıdır.

Türkiye’nin Suriye politikası, tüm diğer faktörlerden çok daha fazla Türkiye’nin uluslararası duruşuna zarar vermiştir. Ama gelin açık olalım; Ankara Suriye’nin şu anki durumunun başlıca sorumlusu değildir, sorumlu olan Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’dır. Ama Erdoğan problemi büyük ölçüde körüklemiş, Suriye’de savaşan radikal cihatçı grupları cesaretlendirmiş, mezhepçiliği kışkırtmış ve Suriye Kürtlerine yönelik politikayı kötü yönetmiştir. Tüm bu politikalar; İran, Irak, Rusya, Çin, ABD, Avrupa Birliği, Kürt halkları gibi Türkiye için önemli ülkelerle ve tabii Suriye ile de Türkiye’nin ilişkilerini bozmuştur. 



Ankara Suudi Arabistan’la tehlikeli, şaibeli ve geleceği olmayan bir koalisyona girdi. Bu durum Türkiye’yi zaten kaybedeni olacağı Rusya ile karşı karşıya kalma durumuna soktu. Peki Ankara şimdi ne yapmalı?

1. Esad’ın yakın bir gelecekte düşmeyeceğini varsayalım (Ki bu 2011’de olaylar başladığında bile mantıklı bir iddiaydı). Ankara Esad’ı indirme takıntısından vazgeçmelidir. Rusya, ABD, Avrupa Birliği, Çin, Mısır ve Suriyelilerin büyük bir kısmı, Esad’dan sonrasının Esad’ın olduğu dönemden daha kötü olacağına inanmaktadırlar. Türkiye’nin bu nafile mücadelesinde, kayıpları kazanımlarından çok daha fazla olacaktır.

2. Suudilerin Şam’ın kontrolünü ele geçirmek için kurmak istedikleri absürd Sünni ordu fikrini bir tarafa bırakıp, Suriye’ye barış getirmek için ABD, Rusya ve Avrupa Birliği gibi büyük güçlerle çalışmalıdır.

3. Bölgede eski prensibi olan mezhepsel kavgalardan uzak durma politikasına tekrar dönmelidir. Türkiye ağırlıklı Sünni olmakla beraber, büyük bir Alevi ve Şii nüfusa da sahiptir. Türkiye yüzyıllar boyunca Sünni İslam’ın en iyisi olmak gibi bir arayışta olmadı. Türkiye, Sünni ve Şiiler arasında tarafsız durarak büyük bir saygı ve nüfuz kazanmış olup şimdi bir Sünni kayırma yoluna gitmenin hiç bir manası yoktur.

4. İran’la ilişkilerini geliştirmelidir. İran bir demokrasi yapımı aşamasındadır ve bölgedeki rolü istikrarlı bir şekilde artmaktadır. İran Türkiye için stratejik ve ekonomik bakımdan çok önemlidir. Türkiye’nin, İran’ın önemli müttefiki Esad’ı devirmeye kalkışması ilişkileri ciddi bir şekilde zedelemiştir.

5. Sünnilere taraf olmadan, Irak’taki mezhepsel problemlerin çözümü için Irak ile ortak çalışmalıdır. Bölünmüş bir Irak’ın ne Türkiye’ye, ne de İran’a faydası olmaz. Birleşmiş ve stabil bir Irak, gücünü bu ülkeye eriştirmeye çalışan İran’ın da yararına olacaktır. Türkiye Irak’ta mezhep birliği sağlanması içi gayet donanımlıdır ve Bağdat’la olan kusursuz ekonomik ilişkileri ve ortak çıkarları sayesinde Irak Kürdistanı'nın da iyiliğinedir.

6.Suudi Arabistan ile ilişkiler geriye çekilmelidir. Suudi Arabistan, Türkiye için önem taşıyan; ılımlı İslam, dini ve etnik tölerans, mezhep karşıtlığı, demokrasi, globalleşen piyasalar, kültürel cazibe ve ılımlı güç gibi tüm değerleri reddetmektedir. Suudi Arabistan; Ankara’yı en önemli Sünni ülke yapmayı ve Esad’a, Irak Şiilerine, Yemen’deki Şii Zeydi’lere ve İran’a karşı birleşmeye sürüklemek istemektedir.

7. Mezhepsel esaslardan uzak, Körfez ülkeleri ile işbirliği yapmalıdır. Özellikle Katar ile ilişkiler verimli olabilir.

8. Rusya ile ilişkilerini düzeltmeye öncelik vermeli ve NATO’yu da Rusya ile olan bu karşı karşıya kalma durumunun içine çekmeye çalışmamalıdır. Moskova’nın Suriye denklemine girmesi Ankara’nın bu ülkedeki hareket özgürlüğünü kısıtlamıştır. Ankara diplomatik olarak Rusya’yı yenemez. Beğenin veya beğenmeyin, aslında Moskova Suriye’de politik bir uzlaşma oluşturmak için uygun bir durumdadır. Eğer Türkiye, yukarıda özetlenen 6 prensip için girişimde bulunursa, Moskova ile ilişkileri de otomatik olarak düzelmeye başlayacaktır. 

9. Türkiye kendini bölgede tüm Kürt ögelerle yakın bir ilişkiye adamalıdır. Daha önceki akıllı politikaları doğrultusunda Irak Kürtleri ile yakın bir ilişki kurmuştu. Ama Erdoğan PKK ile olan barış sürecinin dağılmasına izin verdi. Ankara, Suriye’de IŞİD ile etkili savaşan Suriye Kürt grupları ile diyalogu reddetti. Bu, cephede kazandıran, ama masada kaybettiren bir sonuç doğurur.

Bölgede Kürt gücünün son 25 yıldır büyüdüğü bir gerçek. Ve bölgedeki her karışıklık bu gelişimi olumlu yönde etkilediği gibi, dünyanın ilgisini de üzerlerine çekmekte.

Eğer Ankara, bölgenin herhangi bir yerinde Kürtlerin büyük bir otonom oluşumunun önüne geçmeye çalışırsa, bu sadece Kürtleri kendinden soğutmaya ve daha etkin bir Kürt politikasını hızlandırmaya ve Kürtlerin ekonomik, politik ve kültürel taleplerinin arttırmasına yarar. Böyle bir engelleme sadece Kürt oluşumunu engellemeyle kalmayıp aynı zamanda gelecekte Türkiye ve bölge için daha tehlikeli ve çirkin ilişkilere sebep olacaktır.
Suriye 2014
 (Ekleyen; Seçkin Deniz)


Ama ironik olan, durum doğru tahlil edilip kapsamlı bir otonom verildiği takdirde, Kürtler mutlaka Türkiye’yi bölgesel koruyucu, ekonomik antrepo ve kültürel bir mıknatıs olarak göreceklerdir. Kürtler bölgede başka kimle jeopolitik bir bağa sahip olabilirler ki?

ABD-Rus Ortak Politikaları sonrasında
Suriye 2015
 (Ekleyen; Seçkin Deniz)

kobani̇.20150701144704.jpg

Ankara 2,5 milyondan fazla Suriyeliyi cömertçe ve insani bir şekilde ülkesine kabul etmekle büyük bir saygıyı hak etmektedir. Suriye iç savaşı bittiğinde, birçok Suriyeli ülkesine dönecektir, ama hepsi değil. Bu durum Türkiye için problem olmakla beraber bir fayda da sağlayacaktır. Osmanlı Araplar için bir imparatorluk geleneği demektir. Yeni Türk-Suriyeli vatandaşlar, Türkiye’nin Arap dünyasına girmesine yardımcı olarak Türkiye’yi güçlendirebilirler. Türkiye Kafkaslardan, Orta Asya’ya ve Balkanlara kadar farklı etnik gruplara sahip olmasıyla zaten çok uluslu bir ülkedir.  Daha güçlü bir Arap sesi, Türkiye’ye bölgesel nüfuz, ekonomik erişim ve vasıf kazandırır.


New York Times'da Eylül 2013'te yayımlanan makaledeki Robin Wright haritası
(Ekleyen; Seçkin Deniz)

hari̇ta.20150701144507.jpg

Son olarak, Türkiye, politikaları bölgeye yapıcı ve akıllı bir katkısı olduğu sürece Washinghton ile işbirliği yapmalıdır. Amerika’nın 11 Eylül’den beri (hatta çok daha öncesi) Ortadoğu politikaları, Ankara’nın da işbirliği yapamayacağı gibi, feci şekilde kötü, sorunlu ve yıkıcıdır. Bununla beraber, Obama Amerika’nın bölgede, özellikle şimdi Suriye’de müdahale ve saldırganlık seviyesini aşağı çekmiştir. Eğer Ankara tüm bu politika değişikliklerini garanti ederse ABD ile ilişkileri de gelişecektir. 

ABD Ulusal Savaş Akademisi'nden emekli Albay Ralph Peters'in 2006'da "Armed Forces Journal" dergisindeki bir makalede çizdiği harita
 (Ekleyen; Seçkin Deniz)

ortadogu.jpg


Tüm bu sanılar, ABD’nin yeni başkanın pozitif yaklaşımları ve tabii ki Erdoğan’ın şimdiki gibi kişisel gücü için Türk dış politikasını pervasız ve bölücü yaklaşımına kurban etmeyi bırakması üzerine yapılmaktadır.

Erdoğan daha önce Atatürk’ün ‘Yurtta barış, dünyada barış’ sözünü benimsemiş ve uygulamış olsa da şimdi bu prensipler terk edilmiştir.

Graham E. Fuller, 19 Şubat 2016


Nehir Nil, 21.02.2016, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Çevirmen Yazar, Çeviri



Orijinal Metin:

http://grahamefuller.com/how-can-turkey-overcome-its-foreign-policy-mess/

Seçkin Deniz Twitter Akışı