11 Kasım 2019 Pazartesi

SA8124/SD1535: Sıkıntı (Roman); 1. Bölüm-Gök 6

"Yolun ayrıntılarla ilgili mimarîsi, yolda ilerlerken gelişecekti kuşkusuz, ancak o yol nasıl bir yol olacaktı?"


İşim zordu; ama zor olanı başarmaktı bütün mesele. Peki zor neydi? Hangi kıstaslara göre bir şeyi zor ya da zor değil yahut kolay olarak tanımlıyorduk? Yol boyunca bunu düşündüm. Eve vardığımda saat 23:40’tı. Çocuklar uyumuştu, ancak karım beni beklemişti. Saatlerdir benden haber alamamış olmanın ruhuna yüklediği gerginliği yüzünden okuyabiliyordum. Ona olan biteni olduğu gibi anlattım. Endişeli bir ifadeyle yüzüme baktı. Bugüne dek ona anlattığım hemen her olayda onun bu bakışlarıyla karşılaşmıştım; bu nedenle şaşırmadım.

Günlerce süren o derin sessizlikte beni izleyecekti; çünkü işime odaklandığım aşırı yoğun zamanlarımda hayattan kopuyordum. Zamanla bağım zamanı hatırlayamayacak kadar zayıflıyordu; gündelik, haftalık, aylık, yıllık sorumluluklarımın gerektirdiği her şeyi yıldırım hızıyla yerine getiriyor ve tekrar işime odaklanıyordum. Bunu başka türlü yapmam imkansızdı çünkü. Bütün olarak odaklanmadığım herhangi bir iş muhtemel bir eksikliğe, hayatî derecede önemli sistematik hatalara neden olabilirdi.


Çocukluğumdan itibaren böyle alışmıştım, böyle yapmanın dosdoğru davranmak demek olduğunu yaşayarak öğrenmiştim. İnsan her şeyden önce, hangi işi yaparsa yapsın, onu önemseyerek ve tamamen ciddiye alarak yapmalıydı. Baştan savma yapılan işlerin kolayca baştan savılabilecek sonuçları olmuyordu maalesef, kasten ihmal edilen her bir küçük ayrıntı geometrik bir şekilde artıyor, başa sarılan binlerce derde dönüşüyordu.

Ertesi gününü planlamadan uyuyarak günden kopanların rüyâları bile kabusa dönüşürken, ertesi gün yaşanacak olanların nelere dönüşeceğini düşünmek bile yorucuydu. Böyle bir hayatı sevmiyordum, böyle bir hayatın sevilecek bir tarafı olduğunu da düşünemiyordum. Karımın endişeleri her zamanki gibi yersizdi, ona bunu defalarca izah etmiştim. Başka türlü davranırsam benim için endişelenmesi gerektiğini söylemiştim.

Bu benim en sağlıklı hâlimdi, böyle yaşamaya alışmıştım. Bu nedenle başkaları için ‘zor’ olan her şey benim ölçeklerimde, tanımlarımda yer bulamıyordu. Çünkü başkaları gibi tanımlamıyordum şeyleri ya da olayları. İlgilendiğim konu neler yapabileceğimle ilgili şeyleri ölçebiliyorsam ilgilenmeye başladığım bir konu oluyordu her zaman, aksi halde, zorunda değilsem, herhangi bir şekilde o konuyla ilgilenme ihtiyacı duymuyordum.

İnsanların ilgilenmek zorunda oldukları ya da kimi zaman ilgilenmek istedikleri konularla ilgili yaptıkları ölçümleri ciddiye almadan başladıkları işleri ‘zor’ olarak tanımlamalarının nedeni de buydu. Oysa herkes boyunun ölçüsünü bilirdi ve hangi kapıdan geçip geçemeyeceğinin aşırı derecede farkındaydı. Bir tür küstahlık veya haddini aşmak olarak değerlendiriyordum, herhangi bir şeye zahmetsiz bir şekilde ‘zor’ denmesini.

Bu bir hüküm vermeydi; doğruluğunu yanlışlığını denetleyemediği bir hükmü birdenbire, ansızın ve rahatlıkla veren bir insan kadar küstah, haddini aşan başka bir varlık yoktu. Elbette benim de ‘zor’ diyebileceğim, kolaylıkla yapamayacağımı bildiğim şeyler vardı; ama bu konuda ne kendimi küçük görmeye ne de haddimi aşmaya niyetim vardı. 

Biliyordum ki, ‘Şüphesiz zorlukla (güçlükle) beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla (güçlükle) beraber bir kolaylık vardır. Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul. Ve sadece Rabbine yönel ve iste!’ diyordu Allah, İnşirâh Suresi 5, 6, 7 ve 8. ayetlerde.

Bir matematik problemi, matematiksel düşünebilme becerileri gelişmiş birisi için uğraşılması ve çözüme ulaştırılması gereken bir şeydi, ama matematikle ilişkisi zorunluluklarla yürümüş olan birisi için herhangi bir matematik probleminin kokusu bile ‘zor’ kaosunun doğması için yeterliydi; bu fark bile ‘Zor’un ne kadar izafî bir sıfat küstahça verilmiş bir hüküm olduğunu kanıtlıyordu. Oysa, ‘Bunu bilmiyorum, bu konuda bilgim yok, bu konuda yeterince gelişmiş bir beceriye sahip değilim’ diyerek gerçeği dillendirebilirdi insanlar. Ne yazık ki bunu da yapabilecekleri bir dünya yoktu karşılarında. Aşağılanacaklar, ayıplanacaklar ve cezalandırılacaklardı.

Hemen her şey insana yapılan dayatmaların eseriydi işte. ‘Zor’ bu zavallı karanlıktan çıkıyordu. Doğan her insan, çevresiyle ilişki kurmaya başladığı andan itibaren diğer benzerleriyle aynı şeylere ilgi duymuyordu, duymak zorunda da değildi.

Dünyanın her yerinde, örgün ya da yaygın eğitim sistemleri politikacıların amaçlarına uygun olarak hazırladığı kanunlarla ve o kanunların emrettiği şekilde düzenlenen yönetmeliklerle insanları dar bir sokağa sokuyor ve onları o sokakta dizili her şeyle ilgilenmeye mahkûm ediyordu.  İnsan özgür ruhlu bir varlık olarak yaratılmıştı, kendisini yaratan Allah’a bile başkaldırma potansiyeli ile doğan insan, diğer insanların dayatmalarına sonsuza dek sessiz kalamazdı. ‘Zor’ diyerek başlıyordu başkaldırmaya.

Acıkmıştım. Karımın hazırladığı yemeği yerken işimin ‘zor’ olan kısımlarını düşünmeye başlamıştım. Tasarladığım yol, zahmetliydi. Öncelikle yirmi üç flashdiskin içeriğini okumam gerekiyordu. Hepsini okumadan, tasarladığım yolun bütün ayrıntılarını tek tek tasarlayamayacaktım. 

Yolun ayrıntılarla ilgili mimarîsi, yolda ilerlerken gelişecekti kuşkusuz, ancak o yol nasıl bir yol olacaktı? Tasarladığım, zihnimde haritasını çizdiğim yolu inşâ etmek için o yirmi iki insanın anlattıklarını bir an önce okumam ve tasarımımın hayat bulması için bir an önce çalışmaya başlamam şarttı, malzemelerim onların anlattıkları olacaktı.

Karıma yapmayı tasarladığım yolu anlattım. Anlattıklarımı dinleyen karımın yüzündeki endişeli ifade yavaş yavaş belirsizleşti ve yerini heyecanlı ayrıntılara bıraktı. Bana varlığıyla, vereceği destekle yardımcı olacağını görünce içimdeki huzursuzluk dağıldı. O gece uyumayacağımı ikimiz de biliyorduk çünkü. Yatsı namazını kıldıktan sonra bir süre dinlendim. Televizyon izledim, haberleri gözden geçirdim. Karım uyuduktan sonra da bilgisayarımı açtım ve ilk flashdiski usb girişine taktım. 


<<Önceki                              Sonraki>>


[1/12 (36)]



Seçkin Deniz, 11.11.2019, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman


Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı