4 Kasım 2019 Pazartesi

SA8105/SD1527: Sıkıntı (Roman); 1. Bölüm-Gök 5

"Umutla, heyecanla ve sevinçle çıktım bulunduğum mekândan... Arabama binerken de serinlemişti gökyüzü; 'Bismillah' diyordu içimdeki tüm sesler; 'Bismillah'."


Kaostan çıkışın yolunu, huzur bulma iklimini inşâ etmenin başka bir yolu olmadığını düşünüyordum. Kaçarak, saklanarak, itilmiş bir halde karanlık kuyularda bekleyerek varacağımız hiçbir şey, yer, umut yoktu. Dünya ve ahireti nasıl ayırıyorlardı, ben anlamıyordum... Allah'ın insan için indirdiği ölçü Kur'an'daydı ve Kur'an tamamen dünya hayatını dizayn ediyor ve sonuç olarak da Ahiret'ten bahsediyordu.


Tanrı, din, aile, kadın, erkek, çocuk, ahlak, barış, sevgi, yardım, iyilik, kötülük, hayat, ölüm, ahiret kavramları insanın hayatından çekip çıkarılmak üzereydi. Tanrı kavramını tanımsızlaştırdıklarında zaten o Tanrı'nın tanımladığı hayata ait her kavram o ana dek tanımsızlaşmış oluyordu. İnsanların yarısından fazlası 'Tanrısız' yaşıyordu; insandan ve cinden-şeytandan tanrılarla ve onların emirleriyle yaşadıklarından habersiz oldukları halde herhangi bir 'Tanrı'ya inanmıyorlardı. 

Yahudilerin ve Hrıstiyanların tapındıkları 'Tanrı' biraz daha güçlü bir insan gibi olan bir Tanrı'ydı ve karmaşık bir tanrı koleksiyonunun temsilcisiydi. Sufizm'in şeyhleri tarafından Kur'an'daki Allah'tan başka bir şekilde tanımlanmış olan Müslümanların Tanrısı ise, Sufizm'in her insanın içindeki 'Tanrı'ya işaret etmesiyle yarattığı insanların tümünün içine yerleşmiş olan ve aslında insanın bizzat kendisi olarak yaşayan ve her şeyden kendisi sorumlu olan tuhaf bir Tanrı'ydı. 


Biraz Budizm'den biraz Hinduizm'den yontulmuş, biraz da Antik Çağ Yunan felsefesinden çalınıp alınmış parçacıklarla inşa edilen Sufizm'de herkes Tanrı'ydı; herkes tanım yapabiliyordu, herkes kendisine göre doğru olanı belirleyebiliyordu, zaten kötülük diye de bir şey yoktu, Şeytan görevini yapan bir yaratılmıştı... ama iyilik her geçen gün artan bir hızla azalıyordu ve onlar bütün çabalarına rağmen bunu saklayamıyorlardı. İnsanların soru sormalarına engel olamıyorlardı. Şeytan'ın içine de girmemiş olması tuhaf değil miydi o Tanrı'nın, neden ayrımcılık yaparak insanların içine girdiği halde cinlerin de içine girip onların tanrılarını kendi içlerinde aramalarını emretmiyordu? 

Zaten kısa bir süre sonra Şeytan'ı Tanrı edinmiş olarak bütün kavramları Şeriat, Tarikat, Hakikat, Marifet büyüsüyle bozmuşlardı. Ekmek bu yüzden bugün eski ekmekle ilgisizdi, ibadet yahut iyilik, sevgi, merhamet ve ahiret. Kur'an'a çağrıldıklarında verdikleri tek tepki vardı, uzaklaşmak... Nisâ Suresi  61. ayette anlatıldığı gibi tıpkı:: 'Münafıklara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygambere gelin” dendiği zaman, onların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.'

Zihnim yavaş yavaş durulanıyor, günün ve tarihin getirdiği karmaşayı sadeleştirerek normalleştiriyordu. Saat 22:57 idi. Yorulmuştum. Yürüyen, konuşan insanları görüyordum. Doğru ve çarpıtılmamış olanı dillendirmekten korkuyordu insanların çoğu... Buna karşılık yanlış ve çarpıtılmış olanı dillendirenlerin sesleri çok yüksek çıkıyordu, hemen hepsi pervasızdılar, cesurdular; sanki başka bir Tanrıları vardı ve o Tanrı bütün Tanrıları yenecek kadar güçlüydü. 


Hayır; Allah'tan başka Tanrı yoktu. Bunu bilecek ve güvenecekti insanlar ve cesur olacaklardı. Yüzlerce yıldır saklandıkları onursuzluktan çıkıp her yerde var olacaklardı. Zuhruf Suresi 44. ayet müslümanın ihtiyaç duyduğu onurun, şerefin çerçevesini çiziyordu: 'Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.' 

Bu mümkündü, önce her ben tek tek inanacaktı ve inandığını yaşayacaktı, sonra biz inanacaktık ve sonra bütün herkese anladığımızı yaşayarak anlatacaktık. Bu yirmi iki insanın bana anlattığı şeyleri anlayacak ve insanlara anlatacaktım; bunun da yolunu bulmuştum. 


Bugüne dek olduğu gibi, açık ve berrak bir tutumla tasarladığım her şeyi adım adım gerçekleştirecektim. Bu büyük bir riskti, ama aynı zamanda büyük bir imkandı da. Kötülüğün binlerce yıl süren sinsi, gizli, örtük, hazza, güce ve paraya dayalı çürük cesaretinin Allah’a güvenen bir cesaret karşısında herhangi bir şansı yoktu. 


Ne yazık ki bunu, zihinleri kuşatılmış milyarlarca insan bilmiyordu. Yalnızlığa sıkıştırılarak kendilerini yaratan Allah’ı unutan insanlar, yine onları köleleştirenlerin sunduğu seçeneklerin arasında kendilerini uyuşturacak olan nesnelere ya da olgulara odaklanıyor ve umut arıyorlardı.


Her şeylerini kaybetmiş olanların fark edecekleri tek şey açık olandı, samimi olandı, doğal olandı; her şeyden önemlisi onların ruhuna iyiliğin görünen elleri ile dokunacak olandı. Ben bunları dikkate alarak tasarladığım şeyi gerçekleştirecek ve bana emanet edilen işi hakkıyla tamamlayacaktım. Böyle umuyordum; Allah’tan da bunun için yardım istiyordum.

Eve gitmeye karar verdim. Verilen dosyaları okumaya hazırdım. Bu gece sabah zor olacaktı belki ama dünden daha kolay geçeceği kesindi gelecek günlerin. Umutla, heyecanla ve sevinçle çıktım bulunduğum mekândan... Arabama binerken de serinlemişti gökyüzü; 'Bismillah' diyordu içimdeki tüm sesler; 'Bismillah'. 



<<Önceki                              Sonraki>>


[1/10 (34)]



Seçkin Deniz, 04.11.2019, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman


Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı