18 Kasım 2019 Pazartesi

SA8142/SD1540: Sıkıntı (Roman); 1. Bölüm-Gök 7

"Her şeyleri planlıydı; sembollerden inançlara, paradan eğitime, sanattan düşünce akımlarına kadar her şey adım adım planlanıyor ve uygulanıyordu."


Sabah ezanı okunurken okumalarım sona erdi; yirmi iki flashdik’in de içeriğini okumuş, ilk flashdisk’teki özel nota binaen, yirmi üçüncü flashdisk’i tasarladığım her şey gerçekleştikten sonra okumak üzere bir kenara koymuştum. Zihnim aşırı yüklenmişti. Yorgundum ve sabah namazını kılıp uyumak istiyordum. Ezan sesi gecenin karanlığında yankılanan bir huzur çağrısıydı. Gözlerimi kapattım ve içimdeki bütün sesleri susturarak oturduğum bilgisayar koltuğunda ezanı dinlemeye devam ettim.

Uyuyan insanları namaza çağırıyordu müezzin. Allah’ın en büyük olduğunu, Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik ettiğini ilan ediyor; Namaz’a ve kurtuluşa çağırıyordu. Namaz’ın uykudan hayırlı olduğunu hatırlatıyor ve tekrar coşkuyla Allah’ın en büyük olduğunu haykırıyordu: ‘Allah-u Ekber’

Kaç kişi duyuyordu bu saatte bu çağrıyı? Bir insansız hava aracı olsa da Adana’nın tepesinde dolanıp ışıkları saysa... Huzura ve kurtuluşa çağıran bu sesi uykuda karşılayanlar ve hiç duymayanlar bir yana, duydukları halde rahatsız olanlar da vardır, diye düşündüm. Kurtuluşa çağrıdan insan neden rahatsız olurdu ki? İç huzursuzluklarını, ruhsal dengelerini kaybetmiş insanların doktor kapılarında bekledikleri şey neydi?

Oysa o kadar kolaydı ki, huzur ve kurtuluş. Uykusunu bölecek, abdest alacak ve kendisini yaratıp her türlü ihtiyacını gideren, sayısız nimetler veren Allah’a ibadet ederken teşekkür edecek ve onun gönderdiği son kitaptan, Kur’an’dan ayetler okuyarak dinginleşecekti insan. Herhangi bir doktor bunları veremezdi, herhangi bir büyücü de.

Sabah namazına kalkıp bir tek olduğuna inandığı rabbine, Allah’a ibadet edecekti insan ve diğer vakitlerden farklı olarak, onun bu kulluğuna şahitlik edecek olanlar olacaktı.

‘Güneşin zevalinden gecenin karanlığına kadar namazı kıl. Bir de sabah namazını (Fecr Kur’an’ı) kıl. Çünkü sabah namazı (Fecr Kur’an’ı) şahitlidir. Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın.” diyordu Allah, İsrâ Suresi 78 ve 79.ayetlerde.

Namaz kılmanın insana bir zararı yoktu; kılınan namazın başka insanlara verdiği, vereceği bir rahatsızlık da yoktu. Gecenin ve yalnızlığın kendibaşınalığında, hiç kimse görmeden Allah’a ibadet etmek kadar huzur verici bir iyilikten daha iyi bir şey olamazdı. Daha fazla uyumak değildi daha iyi bir şey. Öyle olsaydı eğer uyku namazdan hayırlı olurdu, namaz uykudan değil.

Ezan bittiğinde İsrâ Suresi’nin sonraki üç ayetini de okudum.

‘De ki: “Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” De ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.” Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını arttırır.’

Allah’tan yardım istemek kadar insanı güçlü kılan hiçbir şey olamazdı. En büyük olan ve her şeye gücü yeten bir rab elbette insana huzur da verirdi, şifâ da. Bütünüyle rahmet olan Kur’an, insan aklının ihtiyacı olan her şeyi, tek tek, eksiksiz veriyordu; ama insan zayıftı, zayıf yaratılmıştı; kimi zaman bizzat kendimiz her zaman her şeyin farkında olarak yaşamıyorduk, nankördük. İsrâ Suresi’nin 83 ve 84. ayetleri bunu olduğu gibi anlatıyordu oysa:

‘İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince de yese düşer. De ki: “Herkes kendi yapısına uygun işler görür. Rabbiniz, en doğru yolda olanı daha iyi bilir.”’

Tan yeri ağarırken abdest tazeledim ve sabah namazını eda ettim. Zihnim okuduğum metinlere geri dönmeye çalışıyordu. Namazda da sık sık rahatsız ediyordu Şeytan içimdeki sükûneti. Namaz kılarken Kur’an okur insan ve Şeytan elbette okuduğunun farkına vararak ibadet etmenden rahatsız olurdu... ‘Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.’ diye uyarıyordu Nahl Suıresi 98. ayette Allah. 

Her seferinde Allah’a sığınarak zihnimi sadeleştiriyor ve namaza devam ediyordum. Bu bir mücadeleydi biz ölmeden bitmeyecek olan. Şeytan Allah’ın yolunun üstüne oturmuştu ve o yoldan gidenleri saptırmaya çalışıyordu. Ne yazık ki çoğumuz, Allah’ın yardımını istemediğimiz gibi, bizi doğru olan yoldan saptırmak için bütün yeteneklerini seferber eden Şeytan’a karşı da yeterince tedbir alma ihtiyacı duymuyorduk. Bütün bunlar kendiliğinden olmamıştı, olmuyordu ve olmayacaktı. Şeytan ve ona iman edenler gece-gündüz çalışıyordu ve insanı Hak’tan Batıl’a sürüklemek ve Batıl’ı Hak zannettirip özgürlükten köleliğe doğru sürüklenen yolda zevkle ilerlemeye teşvik ediyorlardı.

Yirmi iki insanın yazdıkları bunu bâriz bir şekilde kanıtlıyordu. Hiçbir şey kendiliğinden olmadığı gibi, bugün yeryüzünü kana bulayanlar, ahlaksızlığı, değersizliği yayanlar kendiliklerinden bir işe girişmiyorlardı. Her şeyleri planlıydı; sembollerden inançlara, paradan eğitime, sanattan düşünce akımlarına kadar her şey adım adım planlanıyor ve uygulanıyordu. 

Hepimiz birçok şeyin farkında olduğumuz halde, ortaya çıkan kötülükler yüzünden bütün insanları suçlayarak Şeytan’ın kurduğu bir başka tuzağa düşüyorduk. Oysa insan kurbandı, hem dünyada hem de Ahiret’te cehennemi yaşayacak olan zavallı bir kurban. Bugün her insan bunu dehşet verici bir şekilde hissediyordu, ama aynı insan çözüm aramak yerine bir diğerini suçlamayı seçiyordu. Çok kolay olan şey belliydi; Şeytan’a uymamak.

Biraz uyuyacak ve sonra tasarladığım şeyleri yapmaya çalışacaktım. Sonuncusu dışında bütün flashdiklerin içerikleri zihnimdeydi ve benim de çok farkında olmadığım, ama sistem mühendisi bilincimin bir şekilde inşâ ettiği bir formda, bir yol ortaya çıkıyor, her şey yerli yerine oturuyordu.

Karım ve sekiz yaşındaki büyük oğlumuz da namaz için hareketlenmişlerdi. Bunu sağlayabildiğimiz için de huzurluydum. Sorumluluklarımız sınırsız değildi, ancak sınırlı sorumluluklarımızın da gereklerini eksiksiz yerine getirme çabamız olmak zorundaydı. Aksi halde huzurlu bir tek ânımız bile olmayacaktı; ne şimdi ne de daha sonra… Tıpkı şu anda yeryüzünde bulunan insanların büyük çoğunluğunun yaşadığı gibi.

Uyumak iyi gelecekti ruhuma... Çünkü o sahibine gidecekti ben uyurken. Zihnimde Zümer Suresi 42. ayetle uyumaya başlıyordum:

‘Allah, insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.’



<<Önceki                              Sonraki>>


 [(1/14 (38)]


Seçkin Deniz, 18.11.2019, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı