25 Kasım 2019 Pazartesi

SA8160/SD1546: Sıkıntı (Roman); 1. Bölüm-Gök 8

"Bir süre sonra ben sesimi onların seslerinin arasından onlara hissettirmeden sıyırıp aldım. Çocuklar çiftlikle meşgul iken beni unuttular, yavaşça yanlarından ayrıldım ve karıma çalışacağımı söyleyerek bilgisayarımın başına geçtim. Büyük an gelmişti."


İki saatlik uyku, bedenimin ya da ruhumun ihtiyaç duyduğu enerjiyi temin etmeme yetmişti. Allah ruhumu ‘belli bir süreye kadar bırakmıştı.’ Dinlenmiştim. Ailece kahvaltı yaptık, çocuklarla şakalaştım. Büyük oğlum dün gece nereye gittiğimi sordu. Ona bir toplantım olduğunu ve toplantının geç saatlere kadar sürdüğünü anlattım, alışkındı bu tür toplantılara. Telefonumu evde unuttuğumu söyledi. Unutmadığımı, toplantıya hiçbir iletişim aracı götürmemem gerektiğini belirttim. Sonra dört yaşımdaki oğlumun şirinlikleri ile ilgilendim ve beraberce çiftlik yapmaya gittik odalarına…

Bir sürü ahşap ve plastik legonun arasına daldık; saman balyalarını, inekleri, atları, koyunları, kedileri, köpekleri, tavukları, horozları, çitlerle ve ağaçlarla özene bezene yaptığımız çiftliğe istediğimiz şekilde dağıttık. Aslanları, kaplanları, zebraları, zürafaları, gergedanları çitlerin dışına yerleştirdik. Yabani hayvanların yüzü çiftliğimize dönüktü; evcil hayvanlarımız ise beslenmekle meşgullerdi. Tabi kamyonetler ve arabalar da çiftliğin garajındaydı. Çiftlik evimiz de iki katlı çok güzel bir ev olmuştu.

Çocuklara vahşi hayvanların saldırısı olursa nasıl korunacağımızı sordum. Çiftliğin çevresini saran kulelere birer bekçi yerleştirmemiz gerektiğini söyledi büyük oğlum. Küçük oğlum da zil takmamızın da iyi olacağını söyledi. Bekçilerin ve zillerin kötü adamlara karşı da korunma sağlayacaklarını hatırlattım. Kamera takıp takmamayı da çok sonra konuşacaktık.

Sonra Matematik çalıştık. Kümeleri anlattım onlara… Doğa’nın alt kümelerden oluşan büyük bir küme olduğunu, doğadaki ilişkilerin de hem küme içi hem de kümeler arası ilişkilerden ibaret olduğunu öğrendiler. Küçük oğlum merakla bakıyordu yüzüme. Zihninde açılan dosyalar vardı artık; şimdi tam öğrenmeyecek olsa da küme kavramı ile tanışmıştı. İnsanlar kümesi, bitkiler kümesi ve hayvanlar kümesi zihninde netleşmişti. Her bir kümenin de kendi içinde başka alt kümelere ayrıldığını öğrettim. İyi insanlar-kötü insanlar, evcil hayvanlar-vahşi hayvanlar gibi ayrımlardan ve daha bir sürü psikolojik, sosyolojik ve biyolojik farklılıklardan bahsettim. Okulda daha teknik ayrıntıları da öğreneceklerini belirttim. Evrenin daha çok alt kümeleri vardı.

Çocuklarla iş bölümü yapıp hayvanları besledik, sonra herkes çiftlikte bir iş yapmayı seçti. Çiftlikteki işlerin sorumluları belirlendi ve günlük, haftalık, aylık, yıllık neler olabilir onu tartıştık. Hava durumunu, çiftliğin gelir ve giderlerini, çalıştıracağımız kişileri, ibadet edeceğimiz, misafirlerimizi ağırlayacağımız, spor yapacağımız ve eğleneceğimiz yerleri konuştuk. Her yerde sohbet edebilirdik. Muhtemelen kavga da edeceklerdi ve bu kavgalarla başa çıkmanın yollarını da çok sonra konuşacaktık.

Bir süre sonra ben sesimi onların seslerinin arasından onlara hissettirmeden sıyırıp aldım. Çocuklar çiftlikle meşgul iken beni unuttular, yavaşça yanlarından ayrıldım ve karıma çalışacağımı söyleyerek bilgisayarımın başına geçtim. Büyük an gelmişti.

Yaptığımız çiftlik zihnimdeki kurgunun netleşmesini sağlamıştı. Hepimiz, dünyada yaşayan biz insanlar, yaptığımız bu çiftlikte yaşıyormuş gibi farkında olmalıydık. Tâ-Hâ Suresi 53-55. ayetlerde bizim için yarattığı çiftliği tarif ediyordu, toprakla olan ilişkimizin sınırlarını belirliyordu:

'“Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir.” Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri çift çift çıkardık. Yiyin, hayvanlarınızı yayın. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için deliller vardır. Sizi topraktan yarattık, sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız.’

 Allah bizi ve dünyayı yaratıp özgür bırakmıştı ve farkında olmamızı istiyordu ve Kıyâme Suresi 36. Ayet’te beyan ettiği gibi, bizi asla başıboş bırakmamıştı: “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?”  Üstümüze düşeni yapacak, sonra Allah’tan yardım isteyecektik, her şey bu kadar basit ve sade idi. Yirmi iki insan, çiftliğimizin silahlı bekçileriydi ve onların silahları da yazıp bana verdikleriydi; akıldı, üstümüze düşenlerdi bütün hepsi.

Heyecanlanmıştım. Bir roman yazacaktım ve okuyan herkes roman bittiğinde çiftliklerine nasıl sahip çıkmaları gerektiğini anlamış olacaktı. Bu bir tür nöbetçilerin çiftlik sakinlerini bilgilendirme süreci gibi bir şeydi. Çünkü insan uzun süredir dünyadaydı ve çokça kez unutmuştu sorumluluklarını. Şimdi ise her şey yeterince karışıktı ve hiçbir çiftlikte düzen kalmamıştı, her yer tehlikelerle doluydu, sorumluluklar darmadağınık bir belirsizliğe dönüştürülmüştü ve bu da yeni bir düzen diye dayatılmıştı insanlara. Güçlüler dilediklerini yapıyorlardı; istediklerini aç bırakıyor, tutukluyor, öldürüyor, istediklerini de zirvelere çıkarıp herkesin onlara itaat etmesini sağlıyorlardı. Kasas Suresi, 4. Ayet bugüne benzer olan geçmişi anlatıyordu:

‘Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.’

Dün akşam saat 21:43’ten bu yana geçen zamanı düşündüm; bir asır kadar uzun bir zamandı bu, ama geçen süre henüz yirmi dört saat bile olmamıştı. Flashdisklerin içeriklerini sistematik bir düzenin parçaları olarak inşâ etmem gerekiyordu. İlk flashdiskin içeriğine uygun olarak tasarladığım yolculukta yine rehberim Kur’an’ın ayetleriydi. Mü’minûn Suresi 112-116. ayetler izleyeceğim yolu bana net bir şekilde gösteriyordu:

‘Allah, (inkârcılara) “Yeryüzünde kaç sene kaldınız?” diye sorar. Onlar, “Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor” derler. Allah, şöyle der: “Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız. Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. O’ndan başka hiç ilâh yoktur. O, şerefli ve yüce Arş’ın Rabbidir.’

Allaha döndürülecektik, çünkü gerçek hükümdar olan sadece Allah’tı ve Şeytan Allah’tan geleni, en tepeden geleni engellemeye çalışacaktı. İnsanlar, yeryüzünden ve dağlardan daha yukarıda olduğu için gökleri değerli buluyordu; göklerden gelen her şeyi mü’minler için Allah’tan ya da müşrikler için kendi tanrılarından gelen şeyler olarak kutsuyorlardı. Müşrik Antik Yunan’ın tanrılarının mekânı olarak kutsal sayılan dağları, yine müşrik Antik Mısır’ın Firavunlarının piramidleri, Nemrutların dağların tepesine çıkardıkları heykeller, yapılan haşmetli ve güç gösterisi tapınaklar ve saraylar hep göğe yakın olanın yüceliğine vurgu yapmak içindi.

Allah, Teoloji, Dini İnançlar, Mitoloji, Tanrılar, Şeytan, Satanizm, Ateizm gibi temel konular insanların zihinlerini ve yaşantılarını doğrudan etkiliyordu. O halde Şeytan öncelikle buralarda çalışacak Allah’ın varlığı ile ilgili tartışmalar başlatacak ve sonra elde ettiği insanın inanma ihtiyacını dilediği gibi şekillendirecekti. Allah’ın meleklerden ve insanlardan elçiler aracılığı ile kurduğu iletişim ağına paralel olarak Şeytan ürettiği inanç sistemleri ile kendi iletişim piramidini kuracaktı. İlk flashdiskin içeriği tam olarak bu problemin çözümüne odaklanmıştı.

Yirmi iki kişinin her birinin birer adı, soyadı ve mesleği vardı, ama ben onların isteğine bağlı kalarak, ilgili her bölümde onlardan yazar diye bahsedecektim. Kimi zaman da çiftliğin gönüllü bekçileri olarak onları anacaktım. Mesleklerinin bilinmesi ile ilgili bir sıkıntılarının olmadığını, ancak kendilerinden sadır olacak herhangi iyi veya kötü bir kanaatin meslektaşlarına mal edilmemesi gerektiğini ifade etmişlerdi. Bu tamamen kişisel bir şeydi. Ne belirli mahfillerin, grupların desteği ile birtakım makamlar ve pâyeler almış meslektaşları ile anılmak istiyorlardı ne de gerçekten akleden ve mesleklerinin hakkını veren insanlara kem söz söylenmesine sebep olmak istiyorlardı. 

Elbette kaygıları anlaşılacak bir şeydi; dünya kötülüğün bu kadar yaygınlaştığı bir yer hâline gelmişse bütün meslek gruplarının bunda büyük katkısı vardı ve cadı avlarının acımasızca sürdüğü daha üst sıralarda ne yazık ki iyilerin sayısı çok azdı.

Gün yarılanırken, ilk flashdisk’i açmış ve romanıma dahil edeceğim bir şekilde yeniden incelemeye başlamıştım.




<<Önceki                              Sonraki>>




 [(24.11.2019, (1/16 (40))]



Seçkin Deniz, 25.11.2019, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman



Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı