18 Şubat 2016 Perşembe

SA2504/TG177: ABD-İRAN-İSRAİL: İran Devrimi, İsrail-İran Silah Satışı / Olaylar Kronolojisi (1)

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıdaki çeviri, Sonsuz Ark'ın, İslam'a ve Müslümanlar'a mal edilen 1979 İran Devrimi'ne yönelik Sistematik Eleştirileri'nin yaygınlaştırılmasını amaçlayan bir stratejinin parçası olarak yayınlanmaktadır. Çevirmenimiz Tamer Güner ve ben, İran Devrimi'nin 'Masonik Bir NATO Projesi' olduğunu düşünmekteyiz. Bununla ilgili kanıtlarımız, Türkiye'de ve İslam Dünyası'nın kontrol altında tutulmuş tüm ülkelerinde yayınlanmamış olan ve aslında masonik egemenlik altındaki medya-basın-yayın dünyasında yayınlanması ve çevrilmesi mümkün olmayan bu tür batı kaynaklı metinler olacaktır; siz değerli okuyucularımız kendi birikimleriniz ve analizlerinizle sonuçları daha sağlıklı bir şekilde değerlendirebileceksiniz. Bu metinlerin 37 yıldır kamuoyunun gündeminden uzakta tutuluyor olması, -aşağıdaki analizde belirtilen hedeflere uygun olduğu için- dikkatle ve titizlikle uygulanan yayın yasağının günümüzde de sürmesi ve 'Günümüz Ortadoğusu'nda İran'ın herhangi bir İslamî kaygı taşımadan Yemen, Irak ve Suriye'de yüzbinlerce müslümanın katliamına girişmesi, İran'ın halen 'Masonik Bir NATO Projesi' olarak çalışan mekanik bir sistem olduğuna dair inancımızı güçlendirmektedir. Humeyni'ye İran Devrimini yaptıran Henry Kissinger, Bernard Lewis ve Zbigniew Brzezinski birer yahudidir. Bu çeviri serisinin, -uzantılarının 40 yıldan fazla bir süredir Türkiye'de ve diğer müslüman ülkelerde de aktif olan Müslüman kimlikli ünlü isimler dahil- İran'daki insanlık dışı sistemin sorgulanmasına katkı sağlayacağını umut ediyoruz.
Seçkin Deniz, 18.02.2016


EIR(*) Cilt 13, Sayı 49, 12 Aralık 1986
U.S. Trafficking with Khomeini's Iran

1975-76: Ulusal Güvenlik Danışmanı Gen. Brent Scowcroft’un emri altında bulunan Ulusal Güvenlik Konseyi (UGK) Politika Koordinasyon Ofisi, İran’ın başında bulunan Şah Rıza Pehlevi’nin artık ABD tarafından desteklenmeye devam edilemeyeceğini belirten Ulusal İstihbarat Tahmin revizyonuna yönelik çalışmalarını tamamladı. Scowcroft’un selefi Henry Kissinger, gizlice desteklediği bir Kürt isyanı aracılığıyla Şah rejimini istikrarsızlaştırma çalışmalarına başlamıştı.

SA2503/KY29-YA50: Gavura Kızıp Oruç Bozuyoruz

"Gerçek dışı haberlerle dini duygular köreltiliyor, kötü örnekler güzel bir pazarlama anlayışıyla tüm topluma servis ediliyor. Siyasi nefretimiz, tüm gerçekliklere galebe çalmakla kalmamış, muhakeme yeteneğimizi de alıp götürmüş."


“Kimi insanları her zaman, bütün insanları kimi zaman kandırabilirsiniz ama tüm insanları her zaman kandıramazsınız” demiş Abraham Lincoln.

Sosyal medyada paylaşılan bir fotoğraf hatırlattı bu sözü… Vücudunun görünen tüm yerleri dövmeli, mini etekli sarışın hanımefendi eğilmiş, minik ama zayıflıktan daha da minik görünen bir çocuğa elindeki pet şişeden su içiriyor.

Yorumlar “bu kadın kapalı değil lakin bakın görün nasıl vicdanlı” nevinden… Pet şişedeki suya indirgenen vicdan, bizim zaaflarımıza çok güzel dokunmuş Allah için. Başarılı mizansenden, çok başarılı bir manipülasyon çıkmış.

17 Şubat 2016 Çarşamba

SA2502/KY28-ATA122: Berimene re Skilos! -Bekle be İt!-(2)

 "Biraz önümüzde siyah cübbesinin içinde bütün haşmeti ile Makarios durmaktaydı. Başında da silindir biçiminde, üstü düz, siyah renkli, kenarlarından aşağıya doğru da siyah bir kumaşın indiği başlık vardı. Boynunda ise iri gümüş renkli bir zincire takılı kocaman bir ıstavroz (haç) sallanıyordu."


Regina Otel’in tam karşı sağ çaprazında da, sonradan adada yaşanan tüm felaketlerin kaynağı olacak olan Polis merkezi yer almaktaydı. Dönemin Polis (Genel) Müdürü Lağudontis idi. Üç yıl sonra Kıbrıslı Türklere toptan saldırıların başlangıcını teşkil edecek olan Tahtakala’daki saldırının talimatını veren, İçişleri Bakanı Polikarpos Yorgacis’in de has adamı olan Lağudontis…

Otelin önünden geçip Polis merkezinin önünden iniş aşağı hızlanıp, Baf kapısının içinde yer aldığı tünele hızla girdik ve oradan da surların dışına adeta fırlayarak çıktık. Bundan sonrası dümdüz tabak gibi bir yoldu. Yunanistan Elçiliği'nin önünden geçtikten sonra yarışmaya başladık Aydın’la… Soluğumuz kesildiğinde artık Lefkoşa Genel Hastahanesi'ne gelmiştik.

SA2501/KY37-AZ53: Meğer Cizre’de ABD ve Rusya ile Savaşıyormuşuz!

"Oyun açıktır ve oyunun iki aktörü ABD ile Rusya bu kez tasarladıkları finalden emin bir şekilde hareket etmektedirler."


Doğrudur...Biz, yıllardır PKK ile mücadele ediyoruz diye düşünüyorduk, meğer Amerika ve Rusya ile savaşıyormuşuz!.. 

Öcalan’ın 9 Ekim 1998’de Şam’dan çıkıp indiği ilk havalimanı Atina’ydı. PKK lideri, zaten yakın işbirliği içinde olduğu Yunan istihbaratının kendisini Türkiye’ye karşı koruyacağından emindi. Devamında Moskova ve Roma serüvenleri yaşandı, nihayetinde onu, Kenya’nın başkenti Nairobi’de Yunan Büyükelçiliği’nde bulduk. Bütün bu süreçte, kendisiyle birlikte olan Yunan istihbaratından Savvas Kalendiris, Öcalan’ın Moskova’da “gayrı resmi bir törenle karşılandığını” belirtiyor...

SA2499/KY36-CK49: Neden Rus Mühendisler Suriye'de DAEŞ'in Kontrol Ettiği Bir Gaz Rafinerisinde Çalışıyor?

"DAEŞ'e karşı savaşma gerekçesi ile Suriye'yi bombalayan Rusya'nın DAEŞ'le bağlantısı konusunda bugüne kadar çıkan en somut bulgulardan biri oldu bu haber."


Foreign Policy dergisinde Sabah gazetesinin Washington muhabiri Ragıp Soylu ile kaleme aldığımız makalenin başlığı buydu.

Aslında bu haber Genel Yayın Yönetmenliğini Yıldıray Oğur'un yaptığı Habertürk'te yayınlanan "Şimdi ve Burada" programında hazırladığımız bir dosyanın genişletilmiş versiyonuydu.

Suriye'de DAEŞ'e karşı savaştığını iddia eden Rusya'nın rejim ve DAEŞ ile ortak gaz işi yapması elbette mevcut Rusya yönetiminin Suriye konusundaki tavrı konusunda önemli soru işaretleri oluşturuyor.

16 Şubat 2016 Salı

SA2498/SD382: Kaygusuz Dem/ Duru Demler 19

 Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Fotoğraf: Seçkin Deniz, 2013, Yıldız Sarayı Parkı, İstanbul

Gözlerini düşüncelerinin her yerinde gezdirmeye çalıştı...

Düşüncelerini göremedi; göz bebekleri anlamsız ve sonsuz bir boşluğa bakıyordu... görmüyordu düşüncelerini... göremezdi de...

Yapmaya çalıştığı şey imkânsız olandı... o bunu biliyordu açıkça...

SA2497/SD381: "ölüm, sarışın bir kız çocuğu ve kır çiçekleri" /22.04.2006/ 468. patika


...defne yaprakları hoyratça koparıldı; sıyrıldı dallarından...
...ve birçok el yağmur gibi yağdırdı koparılmış yemyeşil yaprakları, toprakla hemdem olmaya hazır beyaz örtüsüyle meyyitin her yerine...
...toprak ıpıslaktı...
...gök kendi grisinde mahzun..
...bir anne salınmıştı toprağın kucağına...
...ötelerde bir sarışın çocuk; kız çocuğu...
...gözleri koca altı yıl acının tek rengiyle bakan baba; şaşkın...
...alışılmış gibi görünen her şey toprağın kucağına verilen annenin yarım varlığının sona erişine alışılamayacağını fısıldıyor...

SA2496/SD380: Değirmenler/ Kiler 12 (Hüzün Kalıpları)

    Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Onlar, diledikleri zaman dokunurlar size..."


Tarihin tozlu sayfaları arzı endam edince gözbebeklerinizde, küçük dokunuşlarla titrer ruhunuz... bu tarih sizin tarihinizdir...

Kişisel hâtırâlarınız somutlaşırken durduğunuz herhangi bir yerde, durduramadığınız tüm coşkular çağlayan oluverir; durdurmak istemezsiniz...

Kırılgan bir mutluluk doluverir, yüreğinizin boşluklarına; hüzünlenirsiniz. Hüzün sarınır dudaklarınız... hüzün giyinir çehreniz...

SA2495/SD379: Seçkin Deniz Twitter Günlükleri 69 (06-10 Temmuz 2012)

 “Tarih, yazanların değil yorumlayanların toprağıdır.”

  (Lütfen Twitter tweet akış grafiğine göre, aşağıdan yukarıya doğru okuyunuz)

06-10 Temmuz 2012  (82 Tweet)

10 Temmuz
32423. selamlar gece...

10 Temmuz
32422. üsküdardayız öyle....

10 Temmuz
32421. @aligm44 bende her zaman selam veririm:)

15 Şubat 2016 Pazartesi

SA2494/KY28-ATA121: Berimene re Skilos! -Bekle be İt!-(1)

"Bana kim olduğumu ve nerede yaşadığımı hatırlatan 2 buçuk kelimelik bu cümleyi çok sık duyardım Rumlardan, özellikle de Rum bürokratlardan."


1974 öncesinde, Rumların mutlak hakimi oldukları Kıbrıs’ta yaşamımı sürdürürken, Rum kişi ve bürokratlardan sıklıkla duyduğum bir cümleydi bu (Bekle be it!). Çocukluğumuzda “skilosgagi” (Küçük it) idik,  Rum çocuklar bize öyle hitap ederlerdi, büyüyünce de “skilos”a (it) terfi ettik hep birlikte, “gagi”si kaldırıldı. 

Bana kim olduğumu ve nerede yaşadığımı hatırlatan 2 buçuk kelimelik bu cümleyi çok sık duyardım Rumlardan, özellikle de Rum bürokratlardan. Daha doğrusu ister devlet dairesi olsun, ister Belediye veya da şantiye, tümü böyle hitap ederlerdi Kıbrıslı Türklere. Randevu almış olsanız bile, saatinde gitmenize rağmen önce bu hitabı duyar sonra da saatlerce bekletilirdiniz. Herkes gelir, işi olur biter giderdi, ama sizin işiniz yapılmaz ve hep sona bırakılırdınız, çoğu zamanda ertesi güne veya da ertesi haftaya veya da adı konmamış çok uzaktaki bir tarihe. 

SA2493/KY13-AO54: PKK Başka PYD Başkaymış!

"Sonuçta AB(D), PKK ile elde etmek istediklerini onun yerine koyduğu, bünyesinde PKK ve PJAK'ın militanlarının da bulunduğu PYD'nin askeri gücü görüntülü YPG üzerinden emellerine ulaşmayı denemektedir."


ABD'nin PKK'yı terör örgütü görmeyi sürdürmesine rağmen PYD/YPG'yi silahlandırması tipik bir ABD ikiyüzlülüğünden başka bir şey değil.. Çok açık ki, PYD/YPG Kandil'in Suriye'de konuşlandırdığı silahlı terör örgütüdür.

Bilindiği gibi 1978'de Öcalan liderliğinde Türkiye topraklarında kurulan PKK (Kürdistan İşçi Partisi), TC' yi işgalci olarak değerlendirip, IRAK, SURİYE, İRAN ve TÜRKİYE'de bulunan Kürtleri birleştirerek büyük Kürdistan'ı kurma hayaliyle yola çıkmış olan silahlı bir örgüt.

SA2492/KY33-YO73: Sen Abdülhamit’i Savundun!

"Ama galiba, haftalardır işi gücü bırakmış bütün meselesi  farklı nüansları olsa da yanında duran insanlara sataşıp, mümkünse bir şekilde tasfiye etmek olanlar herhalde büyük bir tehlikeyi bertaraf etme hazzı yaşıyorlar."


10 Şubat İkinci Abdülhamit’in vefat yıl dönümüydü. Abdülhamit’in nasıl bir etki bıraktığının en güçlü delili o tartışmadır. Yıllarca iki farklı fraksiyonda devrimcilik yapıp büyük kavgalar etmiş Doğu Perinçek ve Ertuğrul Kürkçü yıllar sonra 32. Gün’de Mehmet Ali Birand’ın yönettiği bir tartışmada karşı karşıya gelmeyi kabul ederler. Tartışma hafif sertlikte ama medeni sınırlar içinde devam ederken, birden Perinçek, anlaşılan o camiada birine en edilmeyecek lafı eder: “Sen Abdülhamit’i savundun!”

İzlemeyenler için kavganın “Hayır savunmadım, ispatla, yalancı, alçak”la başlayıp “Dev-Genç’in yumruğu beyninde patlardan”dan p.şt’a kadar vardığını hatırlatalım.

14 Şubat 2016 Pazar

SA2490/ÇY4-DB58: Çocuklara Dair Spekülatif Bir Araştırma: Fedakarlık, Adalet, Merhamet, Sadaka

Sonsuz Ark'ın Notu:
Aşağıdaki analiz, içeriğindeki bir başka cümle ile, "Bulgular Müslüman olarak yetiştirilen çocuklarda daha güçlü bir adalet duygusuna; Müslüman veya Hristiyan olarak yetiştirilen çocuklarda ise kurbana karşı daha fazla hassasiyete işaret edebilir." başlığı ve temel çerçevesi ile yayınlanabilirdi; ancak araştırmanın iyi niyetli olmadığı içerikteki çarpıklıklardan net bir şekilde anlaşıldığı için, çoğunlukla her türlü din karşıtı ve ateist bir perspektifle hazırlandığına kanaat getirdiğimiz bu türden çalışmaların tek amacı var; dinin gereksizliğini ve sonuç olarak din eğitiminin de ortadan kalkması gerektiğini kanıtlamak(!). Bu sebeple bu türden din düşmanlığının daha net görülebilmesi için PEW ve benzeri kötü niyetli araştırma gruplarına dikkat çekmek istiyoruz.
Seçkin Deniz., 14.02.2016


MIND
Children with a Religious Upbringing Show Less Altruism
A controversial study with a surprising finding

Din Eğitimi Alan Çocuklar Daha Az Fedakarlık Gösteriyor
Şaşırtıcı bir bulgu ile tartışmalı bir çalışma

Örgütlü din dünyada manevi toplum ve kültürün temel taşıdır. Din, özellikle din eğitimi seküler destek de alıyor, çünkü birçok insan dinin ahlakı beslediğine inanıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin büyük çoğunluğu, (bir PEW Araştırmasına göre) bir tanrıya inanmanın ahlaklı bir insan olmak için gerekli olduğunu düşünüyor. (Bakınız: Sonsuz Ark'ın PEW Araştırması)

SA2489/KY1-CÇ196: Pazar Yazıları 12

"Sevgili karîlerimin (okuyucularımın) inanılmaz baskıları karşısında yelkenleri indirip yazmam isteklerine boyun eğdiğimi itirafla:)"


PAZAR YAZILARI -12-

Not 1: Arada sırada sizlerden gelen mektupları derleyip toparlamayı vazife addediyorum.
Not 2: Abartmayı itiyat edinenlerin kaçınamayacağı nenlerden biri de abartı ile gerçeği karıştırdıklarının ayrımında olmayışıdır.
Not 3:  
Not 4: Hiçbir im imlediğini göstermezlik yapamaz. Buna kanıt not 3’ün durumudur.
Not 5: Makalenin başlığı görüldüğü gibi kısa. Öyle ise kısa ve uzun olmayı belirleyen içeriktir. Burada öz-kabuk gibi bir metefora gönderme yaptığı sanılmasın. Öz kabuk benzetisi bir yanılgıdır. İç dışı dış içi belirler.. demek ki iç dış aynıdır. Bu yanılgı üzerine daha geniş bir çalışma yapacağımızı belirtelim.

OKUYUCUDAN GELEN MEKTUPLAR
- ya da kurgusallığın kırılganlığı üzerine bir deneme-

"Cemal, pazar yazılarını büyük bir iştahla okuduğumu itiraf etmekle beraber anlamakta zorlandığımı beyan ederek –burada bir parantez açarak sizin de beğeneceğinize inandığım bir uslamlamayı paylaşmama müsaade ediniz; evet kişi “anlamadım!” dediğinde bize bildirdiği şey “anladığı”dır. İlk bakışta burada bir çelişki olduğu söylenecektir. Oysa değil. daha ileri giderek görünüşte bile bir çelişki olmadığını söyleyeceğim. Kişi “anlamadım!” diyerek neyi anladığını söylemiş olmuyor mu?

SA2488/KY5-PT97: Tasavvuf; Bir Düşünce Virüsü/ Din Dersi Öğretmeni Mehmet Erol-Özel Bir Değerlendirme 1

 بسم الله الرحمن الرحيم
Bismillahirrahmanirrahim

“Tasavvuf” İslâm dünyasına hicri II. asırdan itibaren girmeye başlamış bir “düşünce virüsü"dür. 

***




İncelemelerime Başlayışım

1971 yılından başlayarak 2000 yılına kadar 466 tarikat inceledim. Her tarikatın öz kaynakları temin edilerek bir kütüphane meydana gelmiş durumda. Hiç kimseye iftira edilmiş değildir. İftiradan Allah'a sığınırım. Okuyanlar göreceklerdir ki, tasavvufçulara bir iftirada bulunmadım. Ve kendi inançlarını kendilerine göstermekten başka bir şey yapmadım. Haklarında şu veya bu kişilerin söylediklerine değil, bizzat tasavvuf kitapla¬rından inançlarını açıkça ifade eden metinlere ve sözlere yer verdim. Bunları Kur'an-ı Kerim âyetleri ve Resulullah'ın (s.a.v.) sünnetiyle karşılaştırdım. Böylece hiçbir tasavvufçu Allah'a (c.c.) birer iftira olan kendi sözlerini kendilerine aktarmamın dışında her¬hangi bir iftirada bulunduğumu iddia edemez.

SA2487/KY37-AZ52: Evet; Bu Artık Bir Hıristiyan-Müslüman Savaşıdır...

"Suriye’de iş Müslüman öldürmeye gelince bir anda kendini gösteren ABD-Rus ittifakının nerelere dayandığını da artık görüyoruz."


Takvimlerin 12 Şubat 2016 gününü gösterdiği saatlerde, yani, dünyada milyonlarca Müslüman’ın Cuma namazı için buluştuğu günde, Küba’nın başkenti Havana’nın havalimanı “tarihi” bir buluşmaya ev sahipliği yapacak.

Tam 1.000 yıl (yazıyla bin yıl) sonra, Katolik dünyasının ruhani lideri Papa 1.Francis ile Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill, Havana’nın 1930’lardan kalma Jose Marti Havalimanı’nda, “Ortadoğu’daki Hıristiyanları elbirliğiyle kurtarmak” için el sıkışacaklar.

SA2486/KY35-YTK60: Karanlıktan Kara Hayâller

"Murad ettikleri şey gerçekleşmeyecek."


İstanbul'da peş peşe kahve kafe dernek taranmaya başlayınca insan dikkat kesiliyor ister istemez. Öyle laf olsun diye de değil, insanlar ölüyor bu saldırılarda. Ölmese de bir anlamı var gerçi. 1995'te yedek subay olarak askerliğimi yaparken tugaya gelen tek Yeni Şafak'ı okuyacak vaktim çoktu.

O zaman fark etmiştim, ara sıra ama mutlaka düzenli olarak askeri bir tesis veya birliğin bahçesine kapısına manasız gibi görünen ufak tefek patlayıcılar atıldığı haberleri çıkardı küçük küçük. Belki kesip biriktirmeye başladım hatta gazetecilik refleksiyle. O zaman internet falan yok, neredeyse daktilo terk gitmişim askere zaten.

13 Şubat 2016 Cumartesi

SA2485/KY32-YR33: Maria’nın Dikenli Tâcı

"Hareketsiz kamera belki de yaşamın yaşamaya değmeyecek kadar durağan, sabit ve ölüme dönük oluşunun iması, göstergesi. Dünyevi ve dini olanın acımasızca çarpıştırılması çok sarsıcı."


Adultorum nostrum in nomine domini.
Qui testi caelum et terram.
(Bizim efendimiz adına yetişkinler/ Göklere ve yere şahit olanlar)

Filmekimi 2014’te yılın ilginç yapımlarından 'Çile' filmi (Kreuzweg) gösterilmişti. Vasat filmler arasında dolaşırken salonlardan birinde parıldayan namı diğer ‘Stations of the Cross’. Dini aşırılıkların daha ziyade Müslümanlar üzerinden okunduğu dünyada köktenci bir Katolik yapının işlenmesi, din adamlarını genelde yüksekte tutan Avrupa sinemasında bu sefer radikal bir eleştiri getirilmesi sersemletici.

SA2484/KY26-CA41: Niyetine El Konulamayan Münzevi

"İnsan safralarından kurtulmaya çalıştığında kendisini nereye kadar indirgeyebilir? Bir yudum suya, bir dilim ekmeğe, bir niyete…"


İnsan olmayı öğrenmenin ne okulu var ne yaşı. “Neysen o ol”, diye bağırıyor kültür; “Neysen o olmamalısın” diye bastırıyor bilinç… Gerçekte ne olduğuna/olabileceğine karar vermek nasıl da sahih bir niyet talep ediyor oysa… Kimiz biz, büyük ölçüde bildiğimizi sanıyoruz. İnsan kendini nereye kadar indirgeyebilir? Neysen işte o insan olmalısın bir açıdan, diğer açıdan ise kendini bulmak için neysen işte o halde kalmaman gerekiyor. Kültür ve görgü manzumeleri bu çelişkiyi mazur göstermenin bir sürü açıklamasını yapıyor.

Kimileri katlanamaz bu karmaşık açıklamalara, sade bir cevap peşinde kaçıp gitmeyi dener. İçlerinden bir kısmı geri döner, bir kısmı erken yola çıkmış veya gecikmiştir. Kimisi hesaplı, kimisi hesapsız olduğu için “niyet” yüzünden sürekli yitirir. Kiminin yitimi kazançtır, zamanla anlaşılır. Ergüder Yoldaş’ın bünyesi de bir yere kadar dayanabildi mazeretler ittifakına. Başkaları nasıl dayanıyor veya organize ediyor? Çünkü, içinde kalamadığı haliyle “sanat ortamı” öncelikle medyaya bağımlı bir organizasyon başarısı anlamına geliyor/du.

SA2483/KY46-EE2: Bir Zamanlar İzmir'de....

"Sinema ile düşünen, gören, hisseden, fark eden insan yanım gelişti. Gelişmeye de devam ediyor."


İzmir’de üniversitede okurken Fransız Kültür’ün sinema kulübüne üye olmuştum. Haftanın iki akşamı Fransız yönetmenlerin filmleri gösteriliyordu. 80’li yılların başıydı. 12 Eylül öncesi gergin siyasi bir ortam yaşayan İzmir, askeri darbe sonrası dingin ve sessizdi. Ailesinden uzakta okuyan bir öğrenci için akşamları okul çıkışında film izlemek iyi bir seçenekti. Üstelik kulübe üye olurken yapılan ufak bir ödeme dışında, sezon boyunca film izlemek tamamen bedavaydı. 

Okul ikinci kordonda, Fransız Kültürün karşısındaydı. Perşembe ve cuma akşamları, ders bitiminden filme kadar köşedeki yaşlı amcaların mekanında ayranla döner-ekmek yemeye yetecek kadar bir süre kalırdı.

Seçkin Deniz Twitter Akışı