14 Şubat 2015 Cumartesi

SA1160/ÂA28: Batı Bloku'nda Derin Çatlak; Obama-Cameron & Merkel-Hollande

"Unutulmaması gereken en önemli şey ABD'nin her türlü araziye uyan bukalemun yapısı..."

Nostalji & Gelecek

ABD'nin Doğu Avrupa ülkelerine harıl harıl silah sattığı, Avrupa Birliği üyesi NATO ülkelerine savunma harcamalarını arttırmayı tavsiye ettiği, İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa Kıtası'nda konuşlandırdığı Amerikan üslerinden işlevsiz olanları kapatıp Doğru Avrupa'da yeni üsler açmayı planladığı, Ukrayna'nın NATO bünyesine katılmasının tartışıldığı ve buna karşılık Rus Bombardıman uçaklarının İngiltere Hava sahasını ihlal ederek tehdit edici bir şekilde uçtuğu, Doğu Ukrayna'da  ayrılıkçıların daha ağır silahlarla savaşabilmesi ve moral güçlerinin artması için Rus askerî birliklerinin sınırlarda tanklarla desteklendiği bir anda, yani büyük bir savaşın başlamasından birkaç gün önce Hollande ve Merkel önce Kiev'e sonra Moskova'ya uçtular ve savaşı durdurdular.

Minsk'te de  ABD destekli Ukrayna Devlet Başkanı Poroşenko'nun homurdanmalarına, Putin'in 16 saat süren dörtlü görüşmede elindeki kalemi kırmasına rağmen 15 Şubat 2015'ten geçerli olmak üzere ateşkes sağlandı.

Ukrayna'yı NATO'da istemediklerini
ilan eden Fransa Devlet Başkanı François Hollande ve Almanya Başbakanı Angela Merkel, ABD Devlet Başkanı Obama ve İngiltere Başbakanı David Cameron'un çıkarmak istediği Rus-Batı savaşını 12 Şubat 2015 Minsk Anlaşması'yla durdurmuşlardı.  

Obama ve Cameron'un adım adım planladığı savaş Doğu Avrupa'da gerçekleşecekti. Savaşın başlayacağı yer Ukrayna'ydı, savaş sebebi Kırım'ın ayrılmasıydı. ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Nuland, Nisan 2014'te, ABD'nin Sovyetler Birliği'nin dağıldığı 1991 yılından bu yana Ukrayna'ya 5 milyar dolar yatırım yaptığını itiraf etmişti: "Bu para, çıkarlarını temsil edecek güçlü, demokratik bir hükümete sahip olmak için Ukrayna halkının özlemlerini desteklemek için harcandı" 

Dünya'nın, yani Ukrayna'nın 2004'te Turuncu Devrimler'le  tanıştığı yıllarda, dünya bu türden Pentagon operasyonlarını sivil toplum örgütlerini finanse ederek gerçekleştiren  Soros adlı yahudi bir milyarderle de tanışmıştı.

Mart 2014'te Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı ile NATO Rusya sınırında askeri varlığını güçlendirmeye başladı. NATO’ya göre Rusya, Ukrayna’nın egemenlik ve toprak bütünlüğünü tehdit ediyordu ve NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen de NATO’nun Doğu Avrupa’da askeri üs kurmayı planladığını açıklamıştı. 

NATO Baltık ülkelerinde koruma sağlamak için Polonya’ya “hızlı hareket gücünün” yerleştirilerek yeni bir üs kurabileceğini dillendirmekteydi. Baltık bölgesinde hava savunma gücünü artıran NATO, Karadeniz’e de savaş gemilerini gönderecekti. Nisan ayında da Washington, Polonya, Litvanya, Letonya ve Estonya’ya hava gücü desteği gönderdi. Ağustos 2014'e gelindiğinde, NATO’nun sınırlarına doğru genişlemesine karşı çıkan Rusya, karşı tedbirler alıyor, Rusya 2020’ye kadar askeri varlığını güçlendirmek için 600 milyar doların üzerinde harcama yapacağını açıklıyordu

Rusya'nın Kırım'ı ABD'nin ve İngiltere'nin kuşatma harekatını kırmak amacıyla ilhak etmesi, savaşın planlayıcıları için istenen, beklenen ve tahmin edilen bir hamleydi. ABD de Panama Kanalı'nda bir Çin egemenliğini istemezdi sonuçta. (Çin, Panama'da değil komşusu Nikaragua'ya Panama Kanalı'na paralel bir kanal açmayı tasarlıyor) Putin savaşmaktan çekinmeyecek ve en batıdaki ABD ile İngiltere kendilerini doğrudan etkilemeyecek olan bir Doğu Avrupa Savaşı'nı diledikleri gibi başlatacak, genişletecek, şiddetlendirecek ve sona erdireceklerdi. Temelde Fransa ve Almanya'dan oluşan Avrupa Birliği de yayılan bu savaşla beraber hızla çözülecek, yıkılacak, ekonomik olarak rekabet edemez hâle gelecekti.

Doğu Avrupa'da NATO-Rusya Savaşı olarak tasarlanan yeni binyılın ilk büyük savaşı genişleyerek Türkiye'yi de içine alacak ve böylece Ukrayna'da iç çatışmaları başlatan İngiltere, ABD ve İsrail (İsrail IDF askerileri ile  Özgürlük Meydanı'nda suikastler gerçekleştirmiş ve iç savaşı başlatacak karışıklıklarla meşgul olmuşlardı) bu savaşın dışında kalarak dünyaya son şeklini verecek olan ülkeler olacaklardı

Cameron uzun süredir Avrupa Birliği'ni tehdit ediyordu. Birlik yönetiminde daha fazla söz hakkı istiyor, aksi halde İngiltere'nin AB'den ayrılacağı söylemini kurumsallaştırmaya çalışıyordu. İngiltere Başbakanı David Cameron, lideri olduğu Muhafazakar Parti'nin 2015'te yapılacak genel seçimleri kazanıp tek başına iktidara gelmesi halinde, ülkesinin AB üyeliği koşullarını yeniden müzakere etme ve 2017'de AB üyeliğini referanduma götürme sözü vermişti. 

Almanya ve Fransa'nın İngiltere'ye yanıtı, "AB üyeliği koşullarının yeniden müzakere edilemeyeceği" olmuştu. ABD başkanı Barack Obama da  Cameron'u destekleyerek AB'yi uyarmış, "İngiltere'nin AB içindeki sesinin kısılmasının ABD'nin çıkarlarıyla çeliştiğini" söylemişti

Merkel ve Hollande, İngiltere ve Ukrayna'daki bu baskılardan hemen sonra 2015'in ikinci sürprizi ile sıkıştırılmaya başladılar; Yunanistan ve Syriza, yani Aleksis Çipras. Syriza, Troçkistlerden yeşillere, Maoistlerden Avrokomünistlerine kadar on üç farklı sol grup ve çeşitli bağımsız politikacılardan oluşuyordu; 25 Ocak 2015 tarihinde yapılan genel seçimlerde 149 sandalye kazanarak birinci parti olmuştu. Çipras'ın yaptığı ilk şey aşırı sağcı bir partiyle ittifak yaparak hükümeti kurmak, ikinci şey de Yunanistan'ın yaklaşık 315 Milyar Euro olan borcunu ödeyemez durumda olduğunu söylemek oldu.

Çipras 'Çözüm' istiyordu. Borçlar silinecek ya da yapılandırılacak ya da Yunanistan Eurozone dışına çıkacaktı. Merkel, Yunanistan'a borç veren bazı bankaların ve özel kredi kuruluşlarının daha önce ülkenin borcunun bir kısmını (2012'de 100 milyar Euro) sildiklerini, ancak bunun tekrarlanmasının mümkün olmadığını söyledi; bununla birlikte seçimden önce Yunanistan'ın Euro Bölgesi'nden ayrılmasına hazır olduklarını sızdırmasına rağmen şimdi Euro Bölgesi'nde kalmasını istiyordu.

Ukrayna'da savaş patlamak üzere iken Başbakan Çipras ve Almanya'ya çağrıda bulunan Yunanistan'ın yeni Maliye Bakanı Yanis Varufakis, ülkesinin borçları yüzünden küçük düşürülmemesini istiyordu.

Merkel ve Hollande, Euro Bölgesi'nin çökmesiyle ve Ukrayna'da çıkacak olan ve bütün Avrupa'ya yayılması kesin olan Büyük Savaş'la Avrupa Birliği'nin tarihe karışacağından emindiler. Batı'daki Çatlak derinleşmişti. Ve bu derinlik Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'na neden olan derinlikten çok daha kapsamlı bir derinlikti. Döndürülemez sonuçları olacak bir olan bir Avrupa Savaşı'nda var olan nüfus problemi daha da büyüyecek, belki de bazı Avrupa ırklarının yeryüzünden silinmesi anlamına gelecekti.

Merkel ve Hollande, Krize meyilli bir küresel ekonomi, Yönetim boşluğu, Artan çatışma ihtimali, Bölgesel istikrarsızlığın kapsamının artması, Yeni teknolojilerin etkisi, ABD'nin rolü gibi 6 'Oyun Değiştirici' elemanı aktif bir şekilde kullanan ABD'nin farkına vardıklarında yapacakları iki şey olduğunu anladılar. Ukrayna'da savaşı engellemek ve Yunanistan'ı Kurtarmak.

10 Aralık 2012 Pazartesi günü yayınlanan Ulusal İstihbarat Direktörlüğü'ne bağlı, Ulusal İstihbarat Konseyi tarafından hazırlanan ve 5 yılda bir yayınlanan raporlardan sonuncusu 'Küresel Eğilimler 2030: Alternatif Dünyalar' Raporu, günümüzdeki kaosu açıklamaya yetiyor: 30.12.2012 tarihinde ‘ABD-2030 Alternatif Dünyalar; Özdeği ve Şişedeki Cin’ başlığıyla incelediğim rapora göre ABD, dünyanın 2030'a kadar dünyayı nasıl şekillendireceğini açıklamıştı ve her şey bu plana göre ilerliyordu. İngiltere ve İsrail bu planın küçük birer parçasıydı sadece.

Ukrayna'dan aşağıya doğru Türkiye, Suriye-Irak Mısır, Sudan-Yemen hattında ve Afrika'da yaşanan çatışmaların, dökülen kanların, Paris'te Charlie Hepdo Tiyatrosu sonrası Avrupa'ya yayılan İslam Karşıtlığı ve Müslüman Avı'nın Kaos Planı'ndan başka açıklaması olamazdı.

"ABD Panik Odası’nda/ Küresel Kaos’ta ABD’nin Rolü" başlıklı 20 Şubat 2014 tarihli son analizimde detaylıca incelediğim Kaos'un ayrıntılı vantuzlarından  kurtulan Türkiye, Kaos'un pençelerinde kıvranan (ve doğal olarak ABD'ye yem olmamak için Türkiye'yi yem yapmaya çalışan, ancak Erdoğan'ı deviremeyince birbirine düşen kirli ortaklar) Almanya ve Fransa'ya güç verdi. Yunanistan ve sonrasında İspanya'da hareketlenen sol ittifaklar da Erdoğan'ın stratejilerinin başarılı olduğunu görerek insanlarına umut verdiler.

Merkel ve Hollande'ın Obama ve Cameron'a karşıt olarak aldıkları inisiyatif Ukrayna'da savaşı durduracak, Yunanistan'ın Euro Bölgesi'nde kalmasını sağlayacaktı. Aslında bu Avrupa Birliği'nin bir kurtuluş mücadelesiydi.

Görünen o ki, Batı Bloku'ndaki çatlak, Erdoğan'dan dönen Kaos Planı'nın içe doğru bükülmesi sonucu ortaya çıkan çatlaktı ve artık derinleşecek. İngiltere, eğer bir neocon-siyonist destekli Cameron'u seçerse Birlik'ten ayrılacak. NSA İstihbarat Ağları'nı bahane ederek, ABD'yi Avrupa'dan atmayı planlayan Merkel, Pentagon'un yaptırım kararlarıyla bozulan Rusya ile ilişkilerini daha karmaşık ve kapsamlı anlaşmalarla geliştirecek.

Ancak unutulmaması gereken en önemli şey ABD'nin her türlü araziye uyan bukalemun yapısı... Çünkü; 12 Şubat'taki Minsk Anlaşması sonrası bütün kaosun, savaş planlarının sorumlusu olan Obama, yani Pentagon yani Kerry "ABD Rusya'ya yaptırımları kaldırmaya hazır!" diyerek hiçbir şey olmamış gibi rutin hayatına devam edecek derecede ahlaksız.


Âkil Ağazâde, Sonsuz Ark, 14.02.2015




Seçkin Deniz Twitter Akışı