8 Eylül 2017 Cuma

SA4839/KY57-AHCZD38: Sûre Sûre Kur'an'da Mü'minlerin Vasıfları 1: Fatiha

 "Bütün tanımlar ve Kuran bütünlüğü dikkate alındığında sâlih amel şöyle tanımlanabilir. İnsanın; kendisi, Allah, insan ve çevre ile ilişkilerini olumlu yönde etkileyen ve geliştiren dünya ve ahirette değeri olan bireysel ve toplumsal boyutu olabilen her türlü iyi, güzel, yararlı eylem sâlih ameldir.”


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Bizi yaratan ve bize doğru yolu gösteren, kendine imân etme şerefini nasip eden, yediren ve içiren, hastalandığımızda da bize şifa veren, bizim canımızı alacak ve sonra diriltecek olan, hesap gününde, hatalarımızı bağışlayacağını umduğumuz (Şuara, 26/78-82) Âlemlerin Rabbi olan Allah’a sonsuz hamd’ü senâlar olsun. “Üsve-i hasene” olan Resûlü Muhammed Mustafa (sav)’e  salât u selâm olsun.


SÛRE SÛRE, KUR’AN’DA MÜ’MİNLERİN VASIFLARI


Rabbim izin verirse Allah’ın kuluna insanları uyarmak ve gözlerini açmak üzere indirdiği Kuran’ı anlama çabası olmak üzere gerçekten uzun soluklu bir çalışma olacak olan her bir suredeki, dinin sahibi olan Rabbimizin razı olduğu, sınırlarını belirlediği ve insanlığın yegane ümidi olan “İslâm insanı”nı, mü’min vasfını -gücümüz ve aklımız kadar- anlamaya çalışacağız inşallah. Bu bir Müslümanın, Allah’ın razı olduğu ve standartlarını belirlediği vasıfları anlamaya çalışma gayretidir.



 Allah’ın adıyla ve her şeye gücü yeten Rabbimden yardım dilenerek, rızasına uygun olmasını isteyerek ve kabul buyurmasını niyaz ederek başlıyorum.

KUR’AN-I KERİM’DEKİ MÜMİN ve MÜSLÜMAN

Kur'an-ı Kerim’de belirtildiği gibi mü’min, “önde gidenler (es-sabikune’s-sabikun)”,( Vâkıa,56/10.) Allah emri ve ilahi mesajı her şeyin üstünde tutan (muttakî), tevhîdi “La ilâhe illallâh Muhammedü’r-rasülullah” kabul eden[1] , kullara kul olmanın pençesinden kurtulup yalnız Allah'a kul olmayı başaran  (İsrâ, 17/23; Enbiyâ, 21/25) , ubûdiyet statüsünü ulûhiyet statüsüne karıştırmayan, imanlarına hiçbir zulüm/şirk bulaştırmadan (En’âm, 6/82.) her türlü küfrü, şirki reddeden (Nisa, 4/36; En’am, 6/14; Yunus, 10/105; Kasas, 28/87; Rum, 30/31.) kimsedir.


 Kulluğu/ibâdeti yalnız Allah’a yapan (Bakara,2/163) , Allah’ın ipine vahye (Kur’an’a)  sımsıkı sarılan (Âli İmrân,3/103), Kur’an’ın bir kısmını kabul edip bir kısmını kabul etmeme gibi bir duruma düşmeyen[2], gerçeği gizlemeyen ( Bakara, 2/ 146.),  Allah’ın elçisi Muhammed Mustafa’ya ittibâ edip rehber edinen; izzet ve şerefi Allah’tan başka bir yerde aramayan (Fâtır, 35/10), Allah’a hamd edip sadece O’nun şânını yücelten (İsrâ, 17/111.), hevâ ve hevesini ilâh edinmeyen (Furkan,25/43), gecesi, gündüzü gibi aydınlık olan (en küçük şüpheyi barındırmayan, gayet açık) dinden sapmayan[3], emrolunduğu gibi dosdoğru olan (Hûd,11/112.), aşırı gitmeyen, (Bakara,2/190), insanlar görsün diye namaz kılmayan,( Nisa, 4/142-143.) kâfirlerin yanında başka, müslümanların yanında başka türlü davranmayan,( Bakara, 2/12-14.), korkak ve ürkek olmayan (Muhammed, 47/20), emânetleri ehline (sahiplerine) teslim eden (Nisâ, 4/58), şükreden ve nankörlük etmeyen ( Bakara, 2/152.),  bile bile hakka kulak tıkamayan(Bakara, 2/19.), dinlerini parça parça etmeyen insandır. (Rum, 30/32.)

Mü’min, Allah ile kendi aralarında şefaatçi kabul etmeyen (En’am, 6/94; Ra’d, 13/33; Zümer, 39/3, 43-44.), putlardan yardım beklemeyen (Ra’d, 13/14; Yasin, 36/75.),  âdil olan (Nahl,90.), kasılıp böbürlenmeyip, şımarmayan (Nisa, 4/36), bozgunculuk yapmayan (Maide, 5/64), fesat peşinde koşmayan (Kasas,28/77), kendini beğenip övünmeyen (Hadid, 57/23),  israf etmeyen (En’am, 6/141 / A’raf, 7/31),  ‘ma’ruf’u emreden, ‘münker’den sakındıran (Âl-i İmrân, 3/104, 110; Tevbe, 9/71, 112), zâlim (Kâf, 50/24-25.), yalancı (İnşikâk, 84/22) ve  hâin (Hac. 22/38.) olmayan,  sadece Allah’ı velî edinen (Bakara,2/257; Nisâ, 4/45, 75, 119, 123, 173; Mâide, 5/55; Tevbe, 9/23), “Lâ ilâhe illallâh” deyip tâğutları reddeden (Bakara,2/256; Zümer, 39/17; Nahl, 16/36) kişi olarak tanımlanmıştır.[4]

FÂTİHA SURESİNDE MÜ’MİN/MÜSLÜMANLARIN VASIFLARI

“Rahmân ve rahîm[5] olan Allah'ın[6] adıyla. Hamd, Âlemlerin Rabbi[7] , Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) mâliki Allah’a mahsustur.[8] (Allahım!) Yalnız sana ibadet/kulluk ederiz[9] ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil[10].” (Bakara,1/1-7.)


Bize “Müslüman” adını veren (Hac,22/78.) âlemlerin Rabbi olan Allah’ın, Fâtiha Suresinde bize haber verdiğine göre;


1- Mü’minler, “Rahmân ve rahîm” olan Allah'a iman ederler. Her işlerine “Rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla başlar, O’nun rızasını kazanabilmek için yaşarlar. Her işlerinde sadece O’nun rızasını gözeterek ve karşılığını yalnız Allah’tan bekleyerek iş yaparlar. Rahmân ve rahîm olan Allah'a sığınır, dayanır ve güvenir.  “Şeytandan, şeytanlaşmışlardan, nefisten ve bütün sıkıntılardan, rahmeti her şeyi kuşatan Allah’a sığınarak bir işe başlamak, başlarken kazanmaktır. Görünen sonucu ne olursa olsun kazanmaktır. Allah’ın adı ile başlanan bir işin sonu, ateşe atılmak bile olsa ondan acı çekmemek, belki acıdan da haz almaktır. Aciz ve ölümlü, korkularla kuşatılmış bir insanın kudreti sınırsız, her dilediğini yapan, himayesine gireni koruyan Allah’a sığınması, O’nun adı ile başlaması ve bitirmesi kulluğun görülebileceği en açık amellerdendir. Besleme ile başlamak yasak bir işi yapmamanın garantisidir. Çünkü Müslüman yasak bir işe “ Allah’ın adı” ile başlamaz. Allah’ın adı ile başlanabilecek bir iş mübah olan bir iştir. Bu açıdan “besmele”, ölçüleri aşmamanın teminatıdır.”


“İslâm kültürü bir kimsenin her işe Allah adı ile başlamasını gerektirir. Eğer bu bilinçli bir şekilde ve samimiyetle yapılırsa şu üç güzel sonucu doğuracaktır: Birincisi, bu, kişiyi kötülükten uzak tutacaktır. Çünkü, Allah ismi onun, kötü bir niyeti veya yanlış bir davranışı O'nun adını anarak yapmaya hakkı olup olmadığı konusunda düşünmesini sağlayacaktır. İkincisi, kişi meşru bir işe başlarken Allah'ın adını anarsa, onun her hareketi tabiatıyla Allah'ın rızasına uygun yapılmış olur. Üçüncüsü, o kişi Allah'ın yardım ve nimetiyle karşılaşacak ve Şeytan'ın aldatmalarından korunacaktır. Çünkü kim Allah'a yönelirse Allah da ona yönelir.”[11]


2- Mü’minler, “din/cezâ günü” yani kıyâmet/âhiret/hesap gününe iman[12] ederler. Bu bilinçle yaşarlar. İnsanların dirilecekleri gün mahcup olmaktan korkarlar." (Şuarâ,26/87.)


"Onlar Allah'a ve Âhiret gününe iman ederler.” (AI-i İmran,3/114; Tevbe,9/44; Mücadele,58/22.) 


Âhirete iman, insan davranışları için bir yön ve hedef belirler. İnsan ancak nereden geldiği ve sonuçta nereye gideceğinin bilgisine sahip olduğu ölçüde kendisine bir gaye ve hedef belirleyebilir. Âhiret inancı aynı zamanda insanı Allah'ın çizmiş olduğu hudutlar dahilinde yaşamaya zorlayan bir kontrol mekanizmasıdır.


يَا رَسُولَ اللهِ مَتَى السَّاعَةُ؟ قَالَ: «وَمَا أَعْدَدْتَ لِلسَّاعَةِ؟»


Müslim’in rivayetinde, Rasûlullâh (sav) Efendimiz’e bir adam gelir ve:

“–Yâ Rasûlallâh! Kıyâmet ne zamandır?” dedi. Efendimiz (sav):
“–Kıyamet için ne hazırladın?” cevap ve sorusunu unutmamak gerekiyor. (Müslim, Birr, 163, H.No: 2639)

3- Mü’minler, hamd’i, âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) mâliki Allah’a mahsus kılarlar. Kur’an’da hamd, hepsi Allah’a nisbet edilmiş olarak 43 yerde geçmektedir. “El-hamdü lillâh” cümlesi ise 23 yerde tekrarlanır. El-hamdü lillâh cümlesiyle başlayan 5 sûre vardır.[13]

فَلِلَّهِ الْحَمْدُ رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَرَبِّ الْأَرْضِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

“Demek ki bütün hamdler, övgüler göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” (Câsiye, 45/36.)


قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’am,6/162.) 


Hamd O’na ait olduğu gibi her şeyimiz de O’na aittir.


Kâinat çapında görülen, hamd ve şükrü gerektiren ne kadar güzellikler, iyilikler, nimetler varsa, bütün bunların sahibi Allah’tır. O halde, kimden gelirse gelsin, kime yapılırsa yapılsın, hangi nimetler yüzünden edilirse edilsin, ezelden ebede kadar söz konusu yapılan bütün hamd-u senâlar, şükürler, övgülerin hapsi -gerçek anlamda- Allah’a mahsustur, ona aittir. Çünkü, yaradan, yaşatan, öldürecek ve hesaba çekecek olan O’dur. Her şey O’nundur, her güzellik, her iyilik ondan gelir, her nimet ona aittir. Allah’a hamd etmek ise, bize her iyiliği, her nimeti ihsan eden Allah’a karşı, bu ihsan ve nimeti vermesi yüzünden, yalnız sözle değil; fiil ile de ta’zim etmektir. Bu hamd işi de kalp, dil ve organlarla yapılabilir. Yani, hamd yalnız dil ile yapılan bir şey değil; gönül ve bütün organlarla yapılan bir görevdir.


4- Mü’minler, yalnız Allah’a sana ibadet/kulluk eder ve yalnız Allah’tan yardım dilerler.


İslam dini, Allah’tan başka rabler edinmeden, dini yalnız Allah’a has kılarak kulluğu/ibadet etmeyi ve O’nun rızasına uygun olarak insanlığa hizmet etmeyi esas alır.  İbâdet/kulluk ise, hayatın her anını Allah’ın emirlerine uydurmaktır.[14] ‘Tevhid’[15] hem inanç açısından Allah’ı zatında, sıfatlarında ve fiillerinde ‘bir’lemek, hem de ibadeti yalnızca Allah’a mahsus kılmaktır. "Lâ İlâhe İllallâh”, ulûhiyyeti, yaratıcılığı, Rabliği[16], saltanat ve hâkimiyeti sadece Allah'a tahsis etmek kâidesidir. Bu kâide; gönülde inanç; duygu ve hareketler­de ibâdet, hayat sahasında da kanun ve nizam olarak tezahür etmelidir.[17]


( وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لا إِلَهَ إِلا هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ ) [ سورة البقرة الآية: ١٦٣]


"(Ey insanlar!) Sizin ilâhınız bir tek ilâh olan Allah'tır. O'ndan başka -hakkıyla ibâdete lâyık- hiçbir ilâh yoktur. O Rahmân ve Rahîm'dir." (Bakara,2/163)


وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولاً أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ وَاجْتَنِبُواْ الطَّاغُوتَ


“Biz her ümmete; ‘Allah’a kulluk/ibâdet edin ve tâğutlardan sakının’ diye tebliğat yapması için bir peygamber gönderdik.” (Nahl: 16/36)


"Kim Allah'ın dışında ibadet edilen her türlü ilahı terkederek, sadece O'na bağlanırsa, bedbahlıktan, dünya ve ahiret korkularından kurtulmuş, kendisini saadete ulaştıracak kopmayan bir kulpa yapışmış demektir"[18] şeklinde olur.[19]


Mü’minler, yalnız Allah’tan yardım dilerler. Allah kuluna yeter!


أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ


“Allah, kuluna kâfî değil midir/yetmez mi?” (Zümer,39/ 36)


يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَنتُمُ الْفُقَرَاء إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ


 “Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Halbuki Ganî (hiçbir şeye muhtaç olmayan), Hamîd (hamd edilmeye yegane layık olan) ancak Allah’tır.” (el-Fâtır 35/15) âyet-i kerimesi bu hakikati en açık şekilde beyan eder.


“Yalnızca Sana kulluk eder ve yalnızca Sen’den yardım dileriz” (el-Fâtiha 1/5) muhtevasında bir kulluk ömrü sürmemiz ve yardımı sadece kendisinden istememiz gerektiğini haber vermekte; bu yardım talebinin öncelikli şartının da “kulluk” olduğunu bildirmektedir.


O halde kul önce Allah’tan hidayet isteyecek, hayatında hidayette olmanın kararlılık ve cehdini gösterecek ve sadece Allah’a kulluk edecek, yardımı sadece Allah Teâlâ’dan isteyecek ve yardımın sadece Allah’tan gelebileceğine iman edecektir.  Zira,


وَمَا النَّصْرُ إِلاَّ مِنْ عِندِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ


“Yardım ancak Allah tarafındandır. Şüphesiz ki Allah Azîz (kudret ve kuvveti her zaman üstün gelen), Hakîm (her işi hikmetle olan)dır.” (el-Enfâl 8/10) İlâhî yardımın gelmesi için onu celbedecek yollara ve vesilelere tevessül etmek lazımdır. Yüce Rabbimiz, şu âyet-i kerimede bunlardan ikisini bildirir:


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ


“Ey iman edenler! Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım isteyin. Muhakkak Allah sabredenlerle beraberdir.” (el-Bakara 2/153)


5-  Mü’minler, Hidayet üzere olmak niyet, azim ve çalışmasını ortaya koyduktan sonra Mü’min hidayeti sadece Allah’tan ister. “Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.”  Kendisi himmete ve hidayete muhtaçlardan, sahte hidayet dağıtıcılardan kendini kurtarır. Böylece kula kul olmaktan da kurtulmuş olur. Gerçek izzet ve özgürlüğe sahip olmuş olur. 

Mü’min hem bu duayı hasretle dile getirir hem de korku ile ümit arasında Allah’tan ümidini kesmeden ve şeytanın kendisini aldatıp gevşemesine izin vermeden son nefesine kadar bu duanın hakkını vermeye çalışır. Zira hidayeti isteyip delalette bir hayat yaşamak/yaşama razı olmak; kendilerine nimet verilenlerden olmayı isteyip, gazaba uğrayan ve sapanlar gibi yaşamak mü’min için muazzam bir felaket ve aldanıştır. 


Yani bu istek, hem bir dua hem de Allah’a verilen bir sözdür. Yani, Rabbim “ben, kendilerine nimet verdiklerin gibi sırât-ı müstakim üzere olacağım, nankörlük eden, gözden düşen, kaybetmeyi seçen gazaba uğrayanlar ve sapkınlar gibi olmayacağım” demektir. Allah’ta “hodri meydan, buyur bu va’dini sana verdiğim hayatta bana ispat et, arzuladığını söylediğin cenneti hak et” demektedir.


Kur'ân’ın başında yer alan ve özü olarak nitelenen Fatiha Suresi‟nde insanlar, nimet verilenler, gazaba uğrayanlar ve dalâlette olanlar şeklinde üç kısma ayrılmıştır.


وَمَن يُطِعِ اللّهَ وَالرَّسُولَ فَأُوْلَئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِم مِّنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاء وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ أُولَئِكَ رَفِيقًا ﴿٦٩﴾


“Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.” (Nisâ,4/69)


“Bizim istediğimiz "doğru yol", "senin nimet verdiğin ve desteklediğin kimselerin takip ettikleri yoldur." Bundan da anlaşılacağı üzere "nimetler" kelimesi ile zalimlerin, Firavunların, Nemrudların ve Karunların bile yararlandıkları ve bugün de doğru yoldan sapan, birçok kötü işlerle uğraşan kimselerin yararlandıkları bu dünyanın geçici faydaları değil, doğru bir şekilde yaşamanın ve Allah'ın rızasını kazanmanın sonucu olarak bahşedilen hakikî ve sürekli nimetler kastedilmektedir.”[20] 


Kendisine nimet verilenler, Allah’a iman eden ve O’nun istediği gibi yaşam sürenlerdir. Allah’ın gönderdiği mesajlara olumlu cevap veren, yok saymayan, gerektiğinde bunun bedelini ödeyebilen insanlardır. Allah'ın istediği inanç ve davranışa sahip olan insanların başında da akredite edilmiş/örnek “peygamberler, sıddîk, şehit ve sâlihler” akla gelir. Mü’minlere düşen de Allah’ın kendilerine nimet verdiği, sırât-ı müstakîm üzere olan sıddîk, şehit ve sâlihler zümresinden “güzel bir kul- نِعْمَ الْعَبْدُ” (Sa’d,38/30), “ne ticaretin ve ne de alışverişin Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyamadığı, gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkan” (Nûr,24/37);  “Allah’a verdikleri söze sâdık kalan” (Ahzâb,33/23) (adamlardan-رِجَالٌ) olabilmektir.


وآخر دعوانا أن الحمد لله رب العالمين ، والصلاة والسلام على أشرف الأنبياء والمرسلين .





Ahmet Hocazâde, 08.09.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Muhâfız ya da Muârız'a dair

Ahmet Hocazâde Yazıları






[1] Bkz: Bakara, 2 /255; Al-i İmran,3 / 2; Nisâ,4 /87 Hûd, ı ı / 14; Taha, 20/ 8 Enbiya, 21/25; Neml, 27/26; Kasas, 28/88; Saffât, 37/35; Mü'min, 40/ 33; Duhân, 44/8; Teğabun, 64/ 13. Hadisler için bkz. Buhârî: Namaz Kitabı, bab: 46, H.No:: 425, (1/672); Müslim: İman 1; Mesâcid Kitabı, bab: 47, H.No:: 1494, (3/161).

[2] Nisa, 4/150, 151. Ayrıca bkz. Bakara, 2/2, 26, 39, 89, 102, 105, 161, 171, 212, 257; Ali İmran, 3/4,
10, 12, 55, 56, 90, 151, 156, 178,196; Nisa, 4/42, 51.
[3] İbn Mâce, Mukaddime 6, H.No: 43; Ebû Dâvud, Sünnet, 6, H.No: 4607; Tirmizî, İlim, 16, H.No: 2815; Dârimî, Mukaddime 16, H.No: 96.
[4] Buhari , “İman”, 2.
[5] “Kur’ân-ı Kerîm’de rahmet kavramı Tevrat’a, Kur’an’a, Hz. Peygamber’e ve insanlara nisbet edilmiştir. Allah’a izâfe edilen rahmet kavramı 119 yerde fiil kalıbında, doksan iki yerde rahmet şeklinde geçmektedir. Rahmân ismi elli yedi, rahîm ismi -Hz. Peygamber’e nisbet edildiği (et-Tevbe,9/128) bir yer hariç- 114 yerde tekrarlanmıştır. Dört âyette “erhamü’r-râhimîn” (merhamet edenlerin en merhametlisi), iki âyette “hayrü’r-râhimîn” (merhamet edenlerin en hayırlısı) terkipleri geçmektedir. Rahmân ismi altı âyette rahîm ile birlikte, diğer yerlerde tek başına kullanılmıştır. Rahîm ise yine esmâ-i hüsnâdan olan gafûr, azîz, raûf, tevvâb, ber, vedûd isimleri ve bir yerde rab ismiyle birlikte, üç âyette de müminlerle ilişkili olarak zikredilmiştir (M. F. Abdülbâkī, el-Mu’cem, “rhm” md.).” Bkz. Bekir Topaloğlu, “Rahmân”, DİA, XXXIV,415.
[6] Ayrıntılı bilgi için bkz. SA4404/KY57-AHCZD11: Kur'an Allah'ı Nasıl Anlatır? -1-
http://www.sonsuzark.com/2017/06/sa4404ky57-ahczd11-kuran-allah-nasl.html
SA4417/KY57-AHCZD12: Kur'an Allah'ı Nasıl Anlatır? -2-
http://www.sonsuzark.com/2017/06/sa4417ky57-ahczd12-kuran-allah-nasl.html
[7] Kur’ân’ın belirttiği gerçek şudur: Göklerde ve yerde bütün egemenlik, otorite ve yetkilere mâlik olan ancak Allâh’tır. Yakarma O’na mahsustur. Emretmek sadece O’na aittir. O’ndan başka otorite yoktur. Göklerde ve yerde O’ndan başkasının hükmü geçmez. Hükmünün selahiyetleri hususunda kimse O’na ortak olamaz. İşte bunun için gerçekte O’ndan başka ilâh yoktur. Kur’ân-ı Kerim’de konuyla ilgili şöyle buyrulmaktadır. “O hüküm ve hikmet sahibidir. Her şeyi hakkıyla bilendir.” (Nûr,24/18; Zâriyât, 51/30; İnsan,76/30)
[8] لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
“O’nun (Allah’ın) benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (Şûrâ,42/11)
مَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ
“Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. (O'nu gereği gibi bilemediler/tanıyamadılar.) Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” (Hac,22/74.; En’âm,6/91.)
وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالْأَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّماوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
“Onlar Allah'ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü O'nun tasarrufundadır. Gökler O'nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.” (Zümer,39/67.)
[9] Allah, kâinata bir ölçü ve denge koyup ve her şeyi insanın hizmetine sunmuş, insanı özgür irade sahibi kılmış ve insanı halife tayin edip ve ilâhî emaneti üstlenme fırsatı vermiştir.  Allah verdiği ve kullanılmasını istediği bu akılla, kendini yaradan Rabbini tanıması ve sadece O’na kulluk etmesini kullarından istenmiştir. İslâm’ın akıl sahibi olan ve ergenlik çağına gelmiş bulunan insanlara yüklediği ilk görev, kendilerinin ve kâinattaki her şeyin yaratıcısı olan, her şeyi bilen, düzene koyan ve idare eden, yerde ve gökte ne varsa hepsinin kendisine muhtaç olduğu ve kendisi hiç bir şeye muhtaç olmayan, tek olan, ezeli ve ebedî olan Allah Tealâyı tanımak, O’na inanmak ve O’nun istediği ve râzı olduğu şekilde, ihlâs ve takvâ üzere küfür, şirk ve nifâktan uzak   kulluk etmektir. İslam inanç sisteminin özünde tevhîd yani “Allah’ın birliği” ilkesi vardır. Allah’a imanın ilk şartı O’nun varlık ve birliğini kabul etmektir. Her insana Allah’ın varlık ve birliğini kavrama gücü verilmiştir, herkes hangi şartlar altında olursa olsun, bundan sorumludur.
[10] عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «اليَهُودُ مَغْضُوبٌ عَلَيْهِمْ وَالنَّصَارَى ضُلَّالٌ» [حكم الألباني] : صحيح
Adiyy İbnu Hâtim (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
(Fatiha’da Geçen) Elmağdûb Aleyhim (Allah’ın Gazabına Uğrayanlar) Yahudilerdir, Eddâllîn (Sapıtanlar) da Hıristiyanlar’dır. Tirmizî, Tefsir 2, (2954).[20]
Ayrıntılı bilgi için bkz. Bkz. SA4440/KY57-AHCZD15: Kur'an Uyarıcıdır; Sapkınlığa ve Gazaba Karşı Uyarır
http://www.sonsuzark.com/2017/06/sa4440ky57-ahczd15-kuran-uyarcdr.html
[11] http://www.enfal.de/tefhim/
[12] Geniş bilgi için bkz. SA4650/KY57-AHCZD30: İslâm'ın Kavramları: Âhiret'e İman
http://www.sonsuzark.com/2017/07/sa4650ky57-ahczd30-islamn-kavramlar.html
[13] 1/Fâtiha, 6/En'am, 18/Kehf, 34/Sebe' ve 35/Fâtır sûreleri.
[14] Prof. Dr. Muhammed Kutub, İslam İnancı, Risale Yayınları, İstanbul, 2012, 6.baskı, s.160.
[15] Bkz.
[16] Rabb; efendi, terbiye eden, rızık veren, ıslâh eden, şansları mahlukat arasında taksim eden iyilik yapan, malik olan manalarına gelir. Bk. Cihad Tunç, “Rabb” maddesi, Şamil İslam Ans., VI, 355.
[17] Prof. Dr. Yusuf el-Karadâvî, İman ve Hayat, Hilal Yayınları, Trc.,Abdülvehhab Öztürk,s.30-39.
[18] el-Humeydi, Abdulaziz b. Abdillah, Tefsiru lbn Abbas ve Merviyyatulıu fi-Tejsir min Kitübi 's-Sünne, Makka, tsz. I, ı53.
[19] Bkz. SA4318/KY57-AHCZD3: İslâm'ın Kavramları: Kelime-i Tevhid
http://www.sonsuzark.com/2017/05/sa4318ky57-ahczd3-islamn-kavramlar.html
[20] Tefhîmu’l-Kur’an, http://www.enfal.de/tefhim/



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı