15 Eylül 2017 Cuma

SA4867/KY57-AHCZD39: Sûre Sûre Kur'an'da Mü'minlerin Vasıfları 2: Bakara (1-100)

 "Müminler,  Allah’ın kurtuluş reçetemiz olarak gönderdiği Kur’an’a sımsıkı sarılırlar ve içindekileri düşünürler, anlamaya ve hayatlarına taşımaya çalışırlar. Allah’ın kitabından uzak ve gaflet içinde bulunamazlar. 


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Bizi yaratan ve bize doğru yolu gösteren, kendine imân etme şerefini nasip eden, yediren ve içiren, hastalandığımızda da bize şifa veren, bizim canımızı alacak ve sonra diriltecek olan, hesap gününde, hatalarımızı bağışlayacağını umduğumuz (Şuara, 26/78-82) Âlemlerin Rabbi olan Allah’a sonsuz hamd’ü senâlar olsun. “Üsve-i hasene” olan Resûlü Muhammed Mustafa (sav)’e  salât u selâm olsun.


BAKARA SURESİNDE MÜ’MİN/MÜSLÜMANLARIN VASIFLARI (1- 100. Ayetler)[1]


1- Müminler, Allah’ın gönderdiği kendisinde şüphe olmayan ve müttakîler için hidâyet olan, mev’ıze/öğüt (Nur 24/34.), zikir olan (Hicr 15/9)  ve ibret almamız için kolaylaştırılan, burhân ve beyyine (delil) olan, (Nisa 4/174; Enam 6/157.) Rabbimizden gelen besâir -gerçekleri gösteren deliller/idrâk kabiliyeti olan (Enam 6/104; A’raf,7/203; Enbiya,17/102), insanların elde etmek için çalıştıkları-biriktirdikleri her şeyden daha hayırlı olan (Yunus 10/58.), hayata hükmetmesi gereken Hâkim ve hikmet dolu olan (Yasin 36/2.), Rab’den Ruhu’l-emin aracılığıyla gelen (Nahl 16/102.) bir hakikat olan (Ra’d 13/1.),  mufassal (açık,detaylı) (Enam 6/114.),  her şeyin tafsil edildiği bir kitap olan (Yusuf,12/111.) Kur’ana iman ederler.

İnananların inançlarını sağlamlaştıran, en güzel söz olan (Zümer 39/23.), müslümanlara doğru yolu gösteren ve onlara bir müjde (Nahl,16/102), hak ile batılı ayıran furkân ve mübârek (Enam 6/92, 155) olan kitabı (Bakara 2/185; Furkan 25/1.) (Kur’an’ı) yaşarlar. Hayatlarını, karar ve tercihlerini Kur’an’ın yönlendirmesine izin verirler. İman edip, yokmuş gibi hareket etmezler, kitâbı mehcûr bırakmazlar. Allah (c.c.), gerçek müslümanın yani Rablerinden haşyet duyanların, vahyi işitmelerinden dolayı derilerinin titrediğini, sonra da Allahın zikriyle derilerinin ve kalplerinin yumuşadığını ifade etmektedir.( Enfal 8/2; Zümer 39/23.)

ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ

“Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.” (Bakara, 2/2)

2- Müminler, gayba iman ederler, namazı ikâme ederler ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiklerinden de rezzâk olan Allah yolunda harcarlar.

الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ

“Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar”. (Bakara,2/3)

3- Müminler, Allah’ın son elçisi olan Muhammed Mustafa (sav)’den önce gönderdiği kitaplara da Kur’an’a da iman ederler. Ahirete de kesin olarak iman ederler.

والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

“Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar.” (Bakara, 2/4)

4- Müminler, hidâyet üzere olan ve kurtuluşa erenlerdir.

أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

“İşte onlar Rab’lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.” (Bakara, 2/5)

5- Müminler, küfre saplananlar gibi, uyarılsalar da, uyarılmasalar da imana aykırı bir tavır sergilemezler. (Bakara,2/6) Uyarıldıklarında yanlışlarından dönerler. Vahye sımsıkı sarılırlar.

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ

Yanlışlarında ısrar etmezler, günahı savunmazlar ve tevbe ederler. (Âl-i İmran,3/135) Ayrıca tevbe itaat ve ibadettir, yapılması emredildiği için, sevap verilmektedir.[2] Tevbe, insan için arınma mekanizmasıdır.  Zaten Allah “kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.” (Şûrâ, 42/25.) “Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar başkadır. Zira ben onların tevbelerini kabul ederim. Ben tevbeyi çokça kabul eden ve çokça esirgeyenim.” (Bakara, 2/160.) Allah şöyle buyuruyor: “Hiç şüphesiz Allah, çok tevbe edenleri ve çok temizlenenleri sever.”(Bakara 2/222).

6- Kendi seçimleri doğrultusunda kafirlerde olduğu gibi Mü’minlerin kalpleri ve kulakları  mühürlü değildir (Bakara, 2/7), gözleri üzerinde de bir perde yoktur. İman etmeleri ve hidayet üzere olmalarından dolayı hakikate karşı kör, sağır, dilsiz olamazlar. Hakikati yok sayamazlar, hakikati değiştirmezler.

خَتَمَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عظِيمٌ

7- Müminler, inanmadıkları hâlde, “Allah’a ve ahiret gününe inandık” diyenler gibi olamazlar. (Bakara,2/8) İman ederler ve iman eden bir Müslüman oldukları hayatlarından bellidir.

وَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ آمَنَّا بِاللّهِ وَبِالْيَوْمِ الآخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ

Allah kendilerine hidayeti nasip ettikten sonra iman etmeleri dolayısı ile Allah’a verdikleri sözlerine sâdıktırlar, ihânet edemezler. (Enfâl,8/27.)

8- Müminler, Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalıştığını sanan oysa sadece kendilerini aldatan kendilerine zulmeden (Nisâ,4/97), kendilerine yazık edenler/hüsrâna uğrayanlar (Zümer,39/15; Mü’minûn,23/103.) gibi olamazlar. (Bakara,2/9)

يُخَادِعُونَ اللّهَ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلاَّ أَنفُسَهُم وَمَا يَشْعُرُونَ

9- Müminlerin kalplerinde münafıklık, küfür, şirk, fâsıklıktan kaynaklanan helâk edici bir maraz/hastalık yoktur. (Bakara,2/10) Bu hastalıkların belirtilerini hissettikleri anda imanlarını kontrol ederler.

فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَهُمُ اللّهُ مَرَضاً وَلَهُم عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ

10- Müminler, kafir ve münafıkların zıddına yeryüzünde fesat ve kaos çıkarmazlar, zulüm etmezler, zulme meyletmezler (Hûd,11/113) ancak ıslah edici, onarıcı insânî bir tavır sergilerler. (Bakara,2/11)

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ

11- Müminler, inkar edenlerin zannettiği gibi iman etmeyi akılsızlık/sefihlik olarak görmezler. (Bakara,2/13) İmanı kurtuluş olarak görürler. Asıl imansızlığı acınası bir akılsızlık/sefihlik olarak görürler.

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُواْ كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُواْ أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاء أَلا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاء وَلَكِن لاَّ يَعْلَمُونَ

12- Müminlerin Allah’ın murâkabesi altında tek bir yüzleri ve tutumları vardır, şeffaftırlar. İman ettikleri gibi vâr olurlar. Olduklarından farklı görünmeye çalışmazlar. Kaba göre şekil almazlar. (Bakara,2/14) Özü de sözü de yüzleri de birdir Müslümanların.

وَإِذَا لَقُواْ الَّذِينَ آمَنُواْ قَالُواْ آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْاْ إِلَى شَيَاطِينِهِمْ قَالُواْ إِنَّا مَعَكْمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُونَ 

13- Müminler, hidayete karşılık sapıklığı satın almış, kendine kendi elleri ile yazık etmiş ve  bu yüzden alışverişleri onlara kâr getirmemiş, yaptıkları berbat ticaretle iflas etmiş kimseler gibi olamazlar. (Bakara,2/16) Zaten Müslümanın, Rabbimizin berirlediği kurallar çerçevesinde Allah’ın rızası için yapamayacağı, Ahireti kazanabilmek için feda edemeyeceği hiçbir şeyi yoktur.

أُوْلَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرُوُاْ الضَّلاَلَةَ بِالْهُدَى فَمَا رَبِحَت تِّجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُواْ مُهْتَدِينَ

Zaten, “Allah mü’minlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır.” (Tevbe,9/111.)  Allah ile yaptıkları bu ticarete sâdıktırlar.

إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللّهِ فَاسْتَبْشِرُواْ بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُم بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

14- Müminler karanlıklar ve delâlet/sapıklık içinde kalanlardan değildir. (Bakara,2/17) Tam tersine şirkin ve küfün karanlığından İslam’ın aydınlığına ve hidayetine kavuşmuş olanlardır.

مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَاراً فَلَمَّا أَضَاءتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمَاتٍ لاَّ يُبْصِرُونَ

 Çünkü, “Allah, iman edenlerin velîsidir (mevlâsı/dostu/destekçisi). Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarmıştır.” (Bakara,2/257)

اللّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُواْ يُخْرِجُهُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّوُرِ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ أَوْلِيَآؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ

15-  Müminler, iman etmeyenler gibi hakikate karşı “sağır, dilsiz, kör” bir tavır sergileyemezler. (Bakara,2/18) Hakkı gizlemezler, hakkı dönüştürmeye çalışmazlar.

صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ

Müminler hakkın yılmaz savunucusu ve hakikatin aşığıdırlar. Hakkı tavsiye edip yayılmasını sağlamaktan da geri durmazlar. (Asr, 103/3.)

16- Müminler, “Şüphesiz Allah’ın, her şeye hakkıyla gücünün yettiğine” (Bakara,2/20)

إِنَّ اللَّه عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Bütün güç ve kuvvetin ancak Allah’ın olduğuna (Kehf,18/39) iman ederler.

 مَا شَاء اللَّهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ

17- Müminler, müttakî[3] olabilmek için kendileri ve kendilerinden öncekileri yaratan Rabblerine ibadet/kulluk ederler. (Bakara,2/21) Bu izzet onlara yeter ve kula kul olmaktan ya da Allah’ın dışında bir mahlûkata kul olmaktan kurtulurlar.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ 

18- Müminler, “yeri kendileri için döşek, göğü de bina yapan, gökten su indirip onunla kendileri için rızık olarak çeşitli ürünler çıkaran Allah’a şirk/ortaklar koşmazlar.” (Bakara,2/22)[4] 

 فَلاَ تَجْعَلُواْ لِلّهِ أَندَاداً وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

Muvahhid olarak Allah’tan başka ne bir ilâh ne de bir Rab tanımazlar. Tabiatlarına aykırıdır bu.

الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الأَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَاء بِنَاء وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَّكُمْ فَلاَ تَجْعَلُواْ لِلّهِ أَندَاداً وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ 

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a karşı nankörlük etmezler. “(Yalnızca) Bana şükredin ve (sakın) nankörlük etmeyin.” (Bakara,2/152)     

فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُواْ لِي وَلاَ تَكْفُرُونِ

Allah’ın emrine itaat ederler. Bilirler ki, “Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.” (Neml,27/40.) 

وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ 

19- Müminler, Allah’ın kulu (Muhammed’e) indirdiği (Kur’an)[5] hakkında şüphe duymazlar. (Bakara,2/23)

وَإِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَأْتُواْ بِسُورَةٍ مِّن مِّثْلِهِ وَادْعُواْ شُهَدَاءكُم مِّن دُونِ اللّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

 Kur'an'ı terk etmez ve mehcûr tutmazlar.” (Furkân,25/30)

إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِن بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ أُولَئِكَ يَلعَنُهُمُ اللّهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ

“İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de bütün lânet etme konumunda olanlar lânet eder.” (Bakara,2/ 159) 

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ﴿٢﴾

Allah (c.c.), gerçek müslümanın yani Rablerinden haşyet duyanların, vahyi işitmelerinden dolayı derilerinin titrediğini, sonra da Allahın zikriyle derilerinin ve kalplerinin yumuşadığını ifade etmektedir.( Enfal 8/2; Zümer 39/23.)

فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّى عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا ﴿٢٩﴾

“Öyle ise bizim zikrimizden (Kur’an’dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir.” (Necm,53/29)

20- Müminler,  kâfirler için hazırlanmış olan yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sakınırlar. (Bakara,2/24)

 فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ وَلَن تَفْعَلُواْ فَاتَّقُواْ النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ

“ Ey Rab’bimiz! Bize dünyada da iyilik ver ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru derler.”   (Bakara, 2/201)

رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ 


21- İman edip sâlih amelleri işleyenler cennetle müjdelenmiştir.

وَبَشِّرِ الَّذِين آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُواْ مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍ رِّزْقاً قَالُواْ هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِن قَبْلُ وَأُتُواْ بِهِ مُتَشَابِهاً وَلَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

“İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, “Bu (tıpkı) daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!” diyecekler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada ebedî kalacaklardır.”( Bakara,2/25)

22- Müminler,  Allah’ın Kur’an’da verdiği misallerin Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Bununla müminleri hidayete erdirir/doğru yola iletir.

إِنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَحْيِي أَن يَضْرِبَ مَثَلاً مَّا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ

“Allah, bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler onun, Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler.” ( Bakara,2/26)

23- Müminler ise, Allah’a verdikleri söze sâdık olan,  Allah’ın korunmasını emrettiği bağları koruyan ve yeryüzünü ıslâh eden, yeryüzünün ifsâdına izin vermeyen kimselerdir.

الَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

“Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah’ın kurulmasını ve korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşerî ve ahlâkî bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir.” ( Bakara,2/27)

24- Müminler, insanları cansız (henüz yok) iken dirilten (dünyaya getiren) sonra onları öldürecek, sonra yine diriltecek ve en sonunda kendisine dönecekleri Allah’a iman ederler. ( Bakara,2/28)

كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنتُمْ أَمْوَاتاً فَأَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ 

25- Müminler, yeryüzünde olanların hepsini insanlar için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök hâlinde düzenleyen ve her şeyi hakkıyla bilen Allah’a iman ederler. (Bakara,2/29)

هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُم مَّا فِي الأَرْضِ جَمِيعاً ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

26- Müminler, yeryüzünde bir halife olarak yaratıldıklarını bilirler. Onlar, Allah’ı hamd ederek daima tesbih ve takdis ederek yeryüzünde bozgunculuk yapmadan, kan dökmeden ıslâh ediciler olarak sorumluluklarının bilincinde olarak Allah’a kulluk ederler. (Bakara,2/30) Şerefli bir varlık yaratıldıktan sonra “esfali sâfilin” denilen hayvanlardan bile daha aşağı bir dereceye düşüp, bir canavar haline gelmekte mümkündür. İşte bunun olmamasının mücadelesini verirler.

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَ
حْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

27- Müminler, tefekkürü, öğrenme ve öğretme sürecini terk edemezler.

وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

“Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin” dedi.” (Bakara,2/31)

Istılahlar insanoğlunun eşyayı algılamasına yarayan araçlardır. Gerçekte insanoğlunun eşya ile ilgili tüm bilgisi, onlara isimler vermesine dayanır. Bu nedenle Hz. Adem'e (s.a.) her şeyin isimlerinin öğretilmesi, onlarla ilgili bilginin de öğretilmesi anlamına gelir. Ne yazık ki bugün bir kavram kargaşası da yaşamaktayız. Kavram karmaşası, Türk insanının günlük hayattan akademik bilgiye kadar karşılaştığı yeni kavramları özümseyememesidir. Alev Alatlı, Türk toplumunun yabancılaşma sürecinde önemli evrelerden birisinin yaşadığı kavram karmaşası olduğunu dile getirmiştir.[6]

28- Müminler, Allah’ı her türlü noksanlıktan tenzîh ederler/uzak tutarlar. Kul olmaları hasebi ile acziyetlerinin farkındadırlar, haddi aşmazlar. Allah’ın öğrettiklerini emrettiği şekilde hayatlarında uygularlar.

قَالُواْ سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا إِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

“Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin” dediler.” (Bakara,2/32)

29- Müminler, Allah’ın göklerin ve yerin gaybını yegane bilen olduğunu ve kullarının açığa vurduklarını da, gizli tuttuklarını da bildiğine iman ederler.

قَالَ يَا آدَمُ أَنبِئْهُم بِأَسْمَآئِهِمْ فَلَمَّا أَنبَأَهُمْ بِأَسْمَآئِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ

“Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?” (Bakara,2/33)

30- Müminler, Allah’ın meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” dediğinde de İblis hariç bütün meleklerin hemen saygı ile eğildiğini, sadece ezeli düşmanımız İblis’in (bundan) kaçınıp, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olduğunu bilirler. (Bakara,2/34)

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلاَئِكَةِ اسْجُدُواْ لآدَمَ فَسَجَدُواْ إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ

31- Müminler, Allah’ın aynı ataları Adem (as) ın haramlara karşı uyarıldıkları gibi kendilerinin de Rableri tarafından uyarıldıklarını bilirler. Şeytana uyup zalimlerden olmamak için azami özen gösterirler. (Bakara,2/35)

وَقُلْنَا يَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلاَ مِنْهَا رَغَداً حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الْظَّالِمِينَ

32- Müminler, ezeli düşmanları şeytanın, ataları Adem’in  ayaklarını kaydırdığı gibi kendilerinin de ayaklarını kaydırmak için yılmadan çalışacağının farkındadırlar.  (Bakara,2/36) Mücadelemiz imanla son nefesimizi verene kadar devam edecektir.

فَأَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُواْ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ

33-  Müminler ayakları kayıp günah işlediklerinde tövbelerinin  kabulü için hemen Rabb’lerine yalvarıp tevbe ederler.  Bilirler ki şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir, çok bağışlayandır. (Bakara,2/37)

فَتَلَقَّى آدَمُ مِن رَّبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

34- Müminler, Allah’ın yol gösterici olarak gönderdiği peygambere uyar ve tâbî olurlarsa, onlar için herhangi bir korkunun olmadığını  ve üzülmeyeceklerini de bilirler. (Bakara,2/38)

قُلْنَا اهْبِطُواْ مِنْهَا جَمِيعاً فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَن تَبِعَ هُدَايَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

35- Müminler, inkâr edenler ve Allah’ın âyetlerini yalanlayanların cehennemlik olduğunu bilirler. (Bakara,2/39)

وَالَّذِينَ كَفَرواْ وَكَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

36- Müminler, Allah’ın kendilerine verdiği nimeti unutmazlar, İsrailoğullarının lanetlenmelerine ve azaba uğramalarına sebep olan yanlışlarına düşmezler, ibret alırlar. Allah’a verdikleri sözü yerine getirirler. Yalnız Allah’tan korkarlar. (Bakara,2/40)

يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُواْ نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَوْفُواْ بِعَهْدِي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ

37- Müminler, lanetlenmiş ve kaybetmiş sefil Yahudilerin yaptığı gibi Allah’ın âyetlerini az bir karşılığa değiştirmezler. Allah’tan korkar ve Ona karşı gelmekten sakınırlar. (Bakara,2/41)

وَآمِنُواْ بِمَا أَنزَلْتُ مُصَدِّقاً لِّمَا مَعَكُمْ وَلاَ تَكُونُواْ أَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ وَلاَ تَشْتَرُواْ بِآيَاتِي ثَمَناً قَلِيلاً وَإِيَّايَ فَاتَّقُونِ

38- Müminler, lanetlenmiş ve kaybetmiş sefil Yahudilerin yaptığı gibi (Ellerindeki Kitaba ilavelerde ve o Kitapta değiştirmelerde bulunup, sonra da bunları Allah’a mâl etme, kelimeleri asıl manâlarından saptırma, gerçeği gizleme, bile bile yanlış ve yalan şahitlikte bulunup yanlış hüküm verme gibi yollarla) Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemezler. (Bakara,2/42)

وَلاَ تَلْبِسُواْ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُواْ الْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

39- Müminler, namazı ikâme ederler/hakkını vererek kılarlar, zekâtı verirler. (Bakara,2/43)

وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ وَارْكَعُواْ مَعَ الرَّاكِعِينَ

40- Müminler, lanetlenmiş ve kaybetmiş sefil Yahudilerin yaptığı gibi (Tevrat’ı) okuyup durdukları hâlde, kendilerini unutup başkalarına iyiliği emretme hatasına düşmezler. (Bakara,2/44) İyiliği hem kendileri yaşar, başkalarına tavsiye eder ve iyiliğin yayılması için yoğun gayret gösterirler.

أَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنسَوْنَ أَنفُسَكُمْ وَأَنتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ 

41- Müminler, huşû (kalbleri Allah’a karşı saygı ve ürperti ile dolu)  sahibidirler, sabır ve namazla Allahtan yardım isterler.

وَاسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلاَّ عَلَى الْخَاشِعِينَ

“Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.” (Bakara,2/45)

42- Müminler, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O’na döneceklerini çok iyi bilirler. Allah’a verdikleri sözlerine sâdık kalırlar.

الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلاَقُو رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَاجِعُونَ

“Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O’na döneceklerini çok iyi bilirler.” (Bakara,2/46)

43- Müminler, lanetlenmiş, kaybetmiş, gözden düşmüş ve sefil Yahudilerin yaptığı gibi Allah’ın kendilerine verdiği nimeti ve değeri unutmazlar, nankörlük etmezler. (Bakara,2/47)

يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُواْ نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ 

44- Müminler, hiç kimsenin bir başkası adına bir şey ödeyemediği, hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmadığı ve  fidye de alınmadığı bir gün olan Kıyamet gününden ve verecekleri hesaptan endişe ederler.

وَاتَّقُواْ يَوْماً لاَّ تَجْزِي نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْئاً وَلاَ يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلاَ يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلاَ هُمْ يُنصَرُونَ 

“Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez.” (Bakara,2/48)

45- Müminler, Allah’ın kendilerini sınamak ve kendi kalitelerini kendilerinin belirlemesine olanak sağlamak için kullarını büyük imtihanlardan geçirdiğini ve kendilerine olan Allah’ın yardımlarını unutmazlar. Allah’ı sadece dar da kaldıklarında değil her zaman hatırlarlar. Yahudilerin düştüğü ihanet ve gaflete düşmezler. (Bakara,2/49-50,55-57.)

وَإِذْ نَجَّيْنَاكُم مِّنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوَءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَاءكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءكُمْ وَفِي ذَلِكُم بَلاء مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ 

46- Müminler, Yahudilerin düştüğü hak yoldan sapıp, kendilerine onca nimet verilmesine ve onca mucizeye şahit olmalarına rağmen tevhidi terk edip buzağıyı tanrı edinebildikleri sapmayı ve sefâheti asla unutmazlar, ibret alırlar. Hidayetten kopmamak ve sahte tanrılara gönül kaptırmamak için Allah’tan yardım isterler ve Kur’an’a sımsıkı sarılırlar. (Bakara,2/51) Hak’tan sonra sadece sapıklık vardır.

وَإِذْ وَاعَدْنَا مُوسَى أَرْبَعِينَ لَيْلَةً ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِن بَعْدِهِ وَأَنتُمْ ظَالِمُونَ

47- Müminler, günah işlediklerinde hemen Allah’a tevbe etmeleri, nefislerini ıslâh etmeleri gerektiğini bilirler. Mü’min, Mü'min imtihan hâlindedir. Düşer kalkar, düşer kalkar. Ama düşüp kalmaz..! إِAllah’ın tevbeleri kabul ettiğini bilir.

وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَا قَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُواْ لَى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُواْ أَنفُسَكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ عِندَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

“Mûsâ, kavmine dedi ki: “Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilâh edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün (kendinizi düzeltin). Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah da onların tövbesini kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.” (Bakara,2/54)

وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُواْ فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُواْ أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُواْ اللّهَ فَاسْتَغْفَرُواْ لِذُنُوبِهِمْ وَمَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُ وَلَمْ يُصِرُّواْ عَلَى مَا فَعَلُواْ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

“Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir.” (Âli İmran,3/135.)

أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَأْخُذُ الصَّدَقَاتِ وَأَنَّ اللّهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ 

“Onlar, kullarının tövbesini kabul edenin ve sadakaları alanın Allah olduğunu; tövbeyi çok kabul edenin, çok merhametli olanın Allah olduğunu bilmediler mi?” (Tevbe,9/104.)

48- Müminler, tevazu sahibidirler, tescilli zalim, kendi elleri ile kendilerine yazık eden Yahudiler gibi kibirli davranmazlar. Allah’tan af dilerler, hatalarının bağışlanmasını isterler. Bilirler ki Allah, iyilik edenlere ise daha da fazlasını verecektir.  (Bakara,2/58)

وَإِذْ قُلْنَا ادْخُلُواْ هَذِهِ الْقَرْيَةَ فَكُلُواْ مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَداً وَادْخُلُواْ الْبَابَ سُجَّداً وَقُولُواْ حِطَّةٌ نَّغْفِرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْ وَسَنَزِيدُ الْمُحْسِنِينَ

49- Müminler, kendilerine yazık eden Yahudiler gibi Allah’ın kelâmını değiştirmezler, tahrîf etmezler, haktan ayrılmazlar.  Müminler, kendi elleri ile belirledikleri vahiy dışı, Muhammed Mustafa’nın (sav) öğretmediği ve göstermediği kültürel İslam denilen şeyle yoğrulmuş, keşif/rüya ile konumunu güçlendirebilen, takiyyeci, bâtıni (ezoterik) ve mistik (gizemli) bir inançla gecesi gündüz gibi apaydınlık tevhîde zarar veremezler, verilmesine de izin vermezler. Din Allah'ındır. Gerisi ya muhâfız ya da muârızdır. Haktan ayrıldıklarında üzerlerine azap geleceğini bilirler.

فَبَدَّلَ الَّذِينَ ظَلَمُواْ قَوْلاً غَيْرَ الَّذِي قِيلَ لَهُمْ فَأَنزَلْنَا عَلَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ رِجْزاً مِّنَ السَّمَاء بِمَا كَانُواْ يَفْسُقُونَ

“Derken, onların içindeki zalimler, sözü kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de haktan ayrılmaları sebebiyle, o zalimlere gökten bir azap indirdik.” (Bakara,2/59)

50- Müminler, Allah’ın kendilerine aynı zamanda bir imtihan olarak verdiği nimetlerden istifade eder, rızıkları yer, içer ve bu nimetlerin sahibine şükreder, nimetin sahibine nankörlük etmezler. Yahudiler gibi her türlü sınırı aşıp, azgınlık ve kibirle yeryüzünde fesat çıkarmazlar, belalarını istemezler. (Bakara,2/60)

وَإِذِ اسْتَسْقَى مُوسَى لِقَوْمِهِ فَقُلْنَا اضْرِب بِّعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْناً قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَّشْرَبَهُمْ كُلُواْ وَاشْرَبُواْ مِن رِّزْقِ اللَّهِ وَلاَ تَعْثَوْاْ فِي الأَرْضِ مُفْسِدِينَ

51- Müminler,  Yahudilerin Allah’ın âyetlerini inkâr edip, peygamberleri de haksız yere öldürmeleri, isyan edip ve aşırı gitmelerinden dolayı Allah’ın gazabına uğradıklarını,  zillet ve yoksulluğun onları kapladığını bilirler ve ibret alıp aynı hatalara düşmezler. Allah’ın kulu olduklarını unutmazlar. Bugün aynı azgınlık, kibir ve fesat ile yeryüzünü yaşanmaz hale getiren ve Müslümanlara kan kusturan siyonist İsrail’i benzer bir akıbetin beklediğini bilirler. Çünkü Allah’ın (sünnetullâh) kanunlarında değişiklik yoktur. Allah Teâla zulmün cezasını erteleyebilir, ama kesinlikle ihmâl etmez.  (Bakara,2/61)

وَإِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسَى لَن نَّصْبِرَ عَلَىَ طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنبِتُ الأَرْضُ مِن بَقْلِهَا وَقِثَّآئِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ أَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذِي هُوَ أَدْنَى بِالَّذِي هُوَ خَيْرٌ اهْبِطُواْ مِصْراً فَإِنَّ لَكُم مَّا سَأَلْتُمْ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَآؤُوْاْ بِغَضَبٍ مِّنَ اللَّهِ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُواْ يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ بِغَيْرِ الْحَقِّ ذَلِكَ بِمَا عَصَواْ وَّكَانُواْ يَعْتَدُونَ

52- Müminler,   Allah’a ve ahiret gününe iman eden (sahîh bir iman) ve sâlih ameller (“Ahsen-i takvim” olarak yaratılanın “ahsenü’l amel”i) işleyenler için Rableri katında mükâfatın olduğunu; onların korkuya uğramayacaklarını, mahzun da olmayacaklarına iman ederler.

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ هَادُواْ وَالنَّصَارَى وَالصَّابِئِينَ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَعَمِلَ صَالِحاً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

“Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve sâlih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir). (Bakara,2/62)

53- Müminler,  Allah’ın kurtuluş reçetemiz olarak gönderdiği Kur’an’a sımsıkı sarılırlar ve içindekileri düşünürler, anlamaya ve hayatlarına taşımaya çalışırlar. Allah’ın kitabından uzak ve gaflet içinde bulunamazlar. Allah’a ve Rasülüne ihanet etme, kitaptan uzaklaşma, tahrif suçu Yahudi ve Hristiyanların bir özelliğidir, bununla azaba uğramışlardır. Müslümanların benzer bir âkibete düşmemesi gerekmektedir. Eğer Kitâba gereken önem verilmezse Müslümanları da benzer bir âkibet beklemektedir. Diğer türlü  Yahudilerin ve Hristiyanların evire çevire, tekraren bize anlatılmasının başka ne anlamı olabilir ki? Ey Müslümanlar aynı hatalara düşmeyin! Yoksa sizi de benzer bir sonuç beklemektedir.

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُواْ مَا آتَيْنَاكُم بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُواْ مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

“Hani, (Tevrat ile amel edeceğinize dair) sizden sağlam bir söz almış, Tûr dağını da tepenize dikmiş ve “Sakınasınız diye, size verdiğimiz Kitab’ı sıkı tutun, onun içindekileri düşünün (gafil olmayın)” demiştik. “ (Bakara,2/63)

54- Allah’ın verdiği bunca nimete karşı nankörlük eden, azan, fesât çıkartan, Peygamberlerini öldüren, kibirlenen Yahudilere Allah yine merhamet etmiş ama onlar tabiatları gereği Allah’ın bu kredisini yine kendi aleyhlerine kullanmışlardır. Bugün ki Siyonist, azgın, işgalci ve katil Yahudileri hatırlayınca konumlarını ve zalimliklerini hiç değiştirmedikleri, tuğyâna devam ettikleri görülebilir. Alışık oldukları ve hak ettikleri Allah’ın azabından başka bir şey beklemiyorlar.

ثُمَّ تَوَلَّيْتُم مِّن بَعْدِ ذَلِكَ فَلَوْلاَ فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنتُم مِّنَ الْخَاسِرِينَ

“Bundan sonra yine yüz çevirdiniz. Allah’ın bol nimeti ve merhameti olmasaydı, herhâlde ziyana uğrayanlardan olurdunuz.” (Bakara,2/64)

55- Müminler,  birer imtihan olarak belirlediği yasakları çiğnerlerse aynı Yahudilerde olduğu gibi azaba uğrayabileceklerini bilirler. Allah bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kılmıştır.

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذِينَ اعْتَدَواْ مِنكُمْ فِي السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُواْ قِرَدَةً خَاسِئِينَ

“Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, “Aşağılık maymunlar olun” demiştik. Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.” (Bakara,2/65-66)

56- Müminler,  Yahudilerin Allah’ın âyetlerini inkâr edip sonra da hafife aldıkları, dalga geçtikleri gibi muazzam bir günaha ve cehâlete düşmezler. Allah’ın ayetlerinin hafife alınmasına, istismâr edilmesine de izin vermezler.

وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَذْبَحُواْ بَقَرَةً قَالُواْ أَتَتَّخِذُنَا هُزُواً قَالَ أَعُوذُ بِاللّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ 

“Hani Mûsâ kavmine, “Allah, size bir sığır kesmenizi emrediyor” demişti. Onlar da, “Sen bizimle eğleniyor musun?” demişlerdi. Mûsâ, “Kendini bilmez cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” demişti.” (Bakara,2/67-71)

57- Kur’anın haber verdiği Yahudi örneğinde olduğu gibi işlenen günahlar, isyan, kibir, azgınlık, zulüm, yoldan çıkma, Kitab’ı terk etme/tahrîf vb.  günahlar neticesinde insanın kalbi katılaşır hatta taştan daha katı hale gelir. Allah’a karşı vazîfelerini hakkıyla yerine getirmeyen hatta gerektiğinde Rabbini ve emirlerini hazırladığı bir kılıf/bahane ile yok sayabilen,  ma’rufu terk etmiş münkerde karar kılmış, istikametten ayrılmış, gırtlağına kadar şehvetlere gömülmüş, hevâsını Tanrı edinen biri haline dönüşmekten ve  katılaşmış, hakikatin önünde perdelenmiş, karanlıklara gömülen marazlı bir kalbe sahip olmaktan Allah’a sığınırız.

ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُم مِّن بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاء وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّهِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

“Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.” (Bakara,2/74)

الَّذِينَ آمَنُواْ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ اللّهِ أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ 

“Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d,13/28)

58- Allah Müminlere, Yahudilerin İslam’a karşı konum ve duruşlarını anlatıyor.   

Yahudilere gelince; onlar o denli bozulmuş ve taş kalpli olmuşlardı ki, daha önceden kızlarını öldüren putperestlerin kalbini yumuşatan bu ayetler bile onları harekete geçirememişti. Bu taş kalpli Yahudiler, sadece bu kadarla da kalmayıp ayetlerle alay da ediyorlardı. Bu nedenle bu şevkli müslümanlar, kendi arzularına uydurmak için Hakk'ı bozan ve kendi değiştirdikleri dine ümit bağlayacak küstahlığı gösteren Yahudilerin gerçek durumunu anlamaları için uyarılıyor. Bu tür kişilerin, kendilerine sunulduğunda Hakk'ı hemen kabul edeceklerine inanmak yanlıştır. Günümüzde de tecrübe aynı yöndedir. Bir de şimdi “İslamfobia-Antiİslam” ile İslam’a ve Müslümanlara alenî düşmanlık sergilenmekte, İslam terörle anılarak ötekileştirilmeye/şeytanlaştırılmaya çalışılmaktadır.

أَفَتَطْمَعُونَ أَن يُؤْمِنُواْ لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلاَمَ اللّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِن بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

“(Ey mü’minler topluluğu! Allah’ın onca nimetlerine rağmen O’na karşı hep vefasızlıkta bulunmuş böyle bir kavmin) size (sizin inanıp onlara da anlattığınız İslâm’a, Kitaba ve Peygamber’e) hemen inanıvereceklerini mi umuyorsunuz? Hele içlerinde bir grup vardı ki, Allah’ın Kelâmı’nı dinlerler, onun gerçekten Allah Kelâmı olduğuna akılları yatar, fakat sonra bile bile onu tahrif ederler, kelimeleri başka manâlara çekip asıl manâlarından saptırırlar ve farklı farklı yorumlara tâbi tutarlardı.” (Bakara,2/75)

59- Allah Müminlere, Yahudilerin İslam’a karşı ikiyüzlü, alaycı tavırlarını, korkularını, çaresizliklerini ve saldırganlıklarını  haber verir. Bugün de aynı alçak tavrı sergilemektedirler.  

وَإِذَا لَقُواْ الَّذِينَ آمَنُواْ قَالُواْ آمَنَّا وَإِذَا خَلاَ بَعْضُهُمْ إِلَىَ بَعْضٍ قَالُواْ أَتُحَدِّثُونَهُم بِمَا فَتَحَ اللّهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَآجُّوكُم بِهِ عِندَ رَبِّكُمْ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ

“Onlar iman edenlerle karşılaşınca, “İman ettik” derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında da şöyle derler: “Rabbinizin huzurunda delil olarak kullanıp sizi sustursunlar diye mi, Allah’ın (Tevrat’ta) size bildirdiklerini onlara söylüyorsunuz? (Bu kadarcık şeye) akıl erdiremiyor musunuz?” (Bakara,2/76)

Yahudiler bu iki yüzlülüğe niçin ihtiyaç duymuştur? Kendilerinin bekası için gücü ve iktidarı elinde bulunduran Müslümanlara direk muhalefet etme erdem ve cesaretini kendilerinde bulamadıklarından kolay,ucuz, erdemsiz ve kahpece bir tavrı yani münafıklığı seçmişlerdir. Bunu Hz.Ömer döneminde Perslilerin İslam ile karşılaşmalarında da görmekteyiz. Bugün de ne yazık ki aynı nifak duruşlarını ve münafık tipleri görmekteyiz.

Müslümanlar olarak bizler güçlü, iktidarda, zengin olmakla mükellef değiliz, bunlara ulaşabiliriz ya da ulaşamayız bu çok da önemli değildir. Zaten böyle bir nihâi hedefimiz de yoktur, nihâi hedefimiz Rabbimizin rızasını kazanabilmektir. Bize her hâlukarda Müslüman olmak emredildi. 

Bununla beraber biz tevhid, adalet, emaneti ehline verme, Allah için doğru şahitlik yapma, doğru-dürüst olma, vicdan ve merhamet sahibi olma, zulmün karşısında daima hakkın yanında bulunma, ma’rufu/iyiliği tavsiye/yayma ve münker/kötülükten sakındırma, Allah’ın bize emrettiği şeyleri yapma ve yasakladığı şeylerden kaçınma ile mükellefiz.  Bizim şu dünya denilen yerde bulunma gayemiz, Rabbimizin bize sunduğu imtihandan alnımızın akıyla çıkabilmek,  bizi yaradan ve her şeyin sahibi olan Allah’a râzı olacağı bir kul olup, O’nun sevgisini ve olurunu kazanabilmektir. (Zâriyât, 51/56) Geri kalan ne varsa teferruattır.

60- Allah Müminlere, herkesin gizli tuttuklarını da açığa vurduklarını da bildiğini haber vermektedir. Hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. Yahudiler ya da diğer İslam’a düşmanlık edenler yaptıklarının gizli kaldığını sansa da durum böyle değildir. Tabi Müslümanların tavır, tutum ve davranışları da aynı şekildedir. Hiç kimsenin Allah’ı devre dışı bırakması, atlattığını sanması ve aldatabilmesi mümkün değildir.

أَوَلاَ يَعْلَمُونَ أَنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ

“Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da.” (Bakara, 2/77)

61- Allah Müminlere Tevrat’ı bilen, bilgisine ihanet eden, bilgiyi gizleyen, Allah’ın emirlerini değiştirenleri haber verdikten sonra şimdi de bilgi sahibi olmadan sadece zann ile hareket eden câhil ümmî takımını haber veriyor. Müslümanlar açısından da benzer bir tehlike gittikçe gün yüzüne çıkmaktadır ki bu, câhil, Kur’an’dan uzak, Allah’ın elçisini tanımayan ve din simsarlarının (bu aldanan ve aldatanlar tencere-tava gibidirler, suça ortaktırlar) yönlendirmelerine olabildiğince açık/istekli, kendi kuruntularını din zannedenlerin varlığı.

وَمِنْهُمْ أُمِّيُّونَ لاَ يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ إِلاَّ أَمَانِيَّ وَإِنْ هُمْ إِلاَّ يَظُنُّونَ

“Bunların bir de ümmî takımı vardır; Kitab’ı (Tevrat’ı) bilmezler. Onların bütün bildikleri bir sürü kuruntulardır. Onlar sadece zanda bulunurlar.” (Bakara,2/78)

لِّيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَن بَيِّنَةٍ وَيَحْيَى مَنْ حَيَّ عَن بَيِّنَةٍ 

“Helâk olan, (kendi tercihi ile bâtıla uymakla helâki hak ettiğini gösteren) açık bir delile göre helâk olsun; (kendi tercihi ile bilinçli bir şekilde hakka tâbi olmakla) hayatta kalmayı, ebedî hayat ve kurtuluşu hak eden de açık bir delile göre hak etsin.” (Enfal,8/42.)

62- Allah Müminlere muazzam bir tehlikeyi ve alçaklığı haber veriyor. Bu yıkım ve yok oluş bizden önceki kavimlerde meydana gelmiş, ne yazık ki Müslümanlar arasında da aynı muazzam cürüme cesaret edenler olanca pervasız halleri ile devam etmektedirler.

فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَذَا مِنْ عِندِ اللّهِ لِيَشْتَرُواْ بِهِ ثَمَناً قَلِيلاً فَوَيْلٌ لَّهُم مِّمَّا كَتَبَتْ أَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَّهُمْ مِّمَّا يَكْسِبُونَ

“Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab’ı yazarlar (Allah’ın Kitabı’nda keyfî tasarrufta bulunan), sonra da onu az bir karşılığa (kazanç elde etmek) değişmek için, “Bu, Allah’ın katındandır” derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların hâline! Vay kazandıklarından dolayı onların hâline!” (Bakara,2/79)

Kur'an ve Sünnet rehberliğinde değil; belli bir “üst akıl” ile sevk ve idare edilen, mesiyanik özellikli, karizmatik ve otoriter kimlikli bir dinî liderliğe dayanan, sıkı bir hiyerarşik yapılanması bulunan, açık teşkilat biçimlerini kullanmakla birlikte gizli, kendine mahsus ve komplike bir iç örgütlenmeye sahip bir yapılanmaya sahip olan, her türlü yolu mübah gören, dini ve dinî duyguları istismar eden; fitne, fesat, yalan ve desiselerle kendine insan ve imkân devşiren; hurufîlik ve cifir ile meşgul olan; kendinde teşrî yetkisi görüp helal ve haram tesis eden; velâ ve berâ kavramlarını hiçe sayan; Müslümanca yapması gereken işleri yapmadığından, sorumluluğunu hiçe sayarak gelecekte kurtarıcı mehdi/mesih bekleyen bu bâtıni (ezoterik) ve mistik (gizemli) inanç, imanın ve akîdenin sınırlarını zorlamaktadırlar. Vahiy dışı, kültürel İslam denilen şeyle yoğrulmuş, keşif/rüya ile konumunu güçlendirebilen, takiyyeci, bâtıni (ezoterik) ve mistik (gizemli) bir inanca sahipler. Neredeyse çiğnenmeyen bir esas ve hüküm, istismar edilmeyen bir değerin kalmadığı bir sapmadan bahsediyoruz.

Bu zalimler, işte bu alçaklığı ve muazzam suçu, Müslümanlara haber veren Allah’ın kitabından uzaklaştırarak yapmaktadırlar. Vahiyden ve Allah’ın Elçisinden uzak ne kadar insan varsa potansiyel müşterileri olmaya aday gözükmektedir. Sonrası ise bellidir, hem kendileri sapıyor hem de peşlerinden sürükledikleri yığınları sapıtmaktadırlar.

63- Allah Müminlere başka bir ölümcül aldanışı haber veriyor. Bu ciddiyetsizlik, dini hafife alma, kibir ve adeta “Allah bizi kıramaz, biz O’na ne istersek yaptırırız, biz torpilliyiz” demektedirler. Helak edilen ve lanetlenen Yahudilerin bu akılmaz sapık tavırları günümüz Müslüman dünyasındaki hele de batînî, mistik sûfîlerin “bizim şeyh sırattan bizi kurtaracak, azap melekleri gelse bile falanca tarikattan olduğumuzu söylersek bizi bırakacak” gibi sefih bir cehaletin vıcık vıcık alaycı tavırlarında da müşahede edilmektedir. Yahudilere sorulan kendi uydurdukları din anlayışına tabi olan batînî, mistiklere de sorulmalıdır: “Allah'tan bir söz mü aldınız?” Siz ne dediğinizin farkında mısınız? Yahudilerle aynı suçu aynı cehalet ve sefâhetle işlemektesiniz!

وَقَالُواْ لَن تَمَسَّنَا النَّارُ إِلاَّ أَيَّاماً مَّعْدُودَةً قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِندَ اللّهِ عَهْدًا فَلَن يُخْلِفَ اللّهُ عَهْدَهُ أَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

“(Yahudiler) dediler ki: Ateş, bizi yaksa bile birkaç gün yakar. De ki: Allah'tan bir söz mü aldınız? Aldınızsa Allah sözünden hiç dönmez. Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz?” (Bakara,2/80)

قُلْ إِن كَانَتْ لَكُمُ الدَّارُ الآَخِرَةُ عِندَ اللّهِ خَالِصَةً مِّن دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُاْ الْمَوْتَ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

De ki: “Eğer (iddia ettiğiniz gibi) Allah katındaki ahiret yurdu (cennet) diğer insanlar için değil de, yalnız sizinse ve doğru söyleyenler iseniz haydi ölümü temenni edin! Fakat kendi elleriyle önceden yaptıkları işler yüzünden ölümü hiçbir zaman temenni edemezler. Allah, o zalimleri hakkıyla bilendir.” (Bakara,2/94-95)

“O'nun izni olmadan, O’nun katında kim şefaat etme yetkisine sahiptir?” (Bakara,2/255)

“O gün Rahman'ın izin verip sözünden hoşlandığı kimseden başkasının şefaati fayda vermez.” (Ta ha, 20/109.)

" ... Onlar, (Allah'ın) razı olduğundan başkasına şefaat edemezler ve O'nun korkusundan titrerler" (Enbiya, 21/28.)

"Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse, kimsenin cezasını çekemez (borcunu ödemez); kimseden şefaat (aracılık, iltimas) da kabul edilmez; kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım yapılmaz" (Müddessir, 74/48)

64- Allah Müminlere, işlediğimiz günahlar tarafından kuşatılabileceğimizi, kötülüğün böyle kimselerde hâkimiyet kuracağını ve Allah muhafaza bu tehlikenin de asıl helak olan şirke taşıyabileceğini haber vermektedir.

بَلَى مَن كَسَبَ سَيِّئَةً وَأَحَاطَتْ بِهِ خَطِيئَتُهُ فَأُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ 

“Evet, her kim, günah olduğu apaçık bir fenalığı iradesiyle işler ve bu şekilde (niyetiyle de, ameliyle de) kazandığı günahlar çepeçevre kendisini kuşatırsa/benliğini kaplarsa (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara,2/81)

"Günah kazanmak" ne demektir? Bu deyimle kasdedilen zihni anlam "günaha girmek"tir. Fakat, bu deyim bilinen bir psikolojik duruma işaret ediyor ki, o da şudur: Günaha giren kimse onu alışkanlık sonucu işler, ondan haz duyar, onu tatlı bulur, şu ya da bu anlamda kazanç sayar. Eğer onu çirkin birşey olarak algılasaydı, onu işlemezdi. 

Eğer onu kendisi için bir kayıp, bir zarar olarak algılasaydı, onu hırsla yapmaya girişmez, onun, duygularına egemen olmasına meydan ve iç dünyasını kuşatmasına fırsat vermezdi. Tersine, eğer onu kendisi hesabına zararlı birşey olarak algılasaydı, onun gölgesine yanaşmaması, istemeyerek işlese bile, ondan dolayı Allah'tan af dilemesi ve ondan kaçıp başka birşeye sığınması beklenirdi. O zaman günah, benliğini kuşatamaz, duygularına egemen olamaz, tevbe ve kefaret kapılarını yüzüne kapatamazdı.

Ayetteki "Günahı tarafından kuşatıldı" deyimi bu anlamı somut biçimde ifade ediyor. Bu üslup Kur'an'a özgü ifade tarzının bir özelliği, yalnız O'nda rastlanabilen karakteristik bir anlatım biçimidir. Bu üslup, sözlere soyut zihni anlamlarından farklı bir etkileme gücü yükler, hareket ve imajdan yoksun ifadelere somutluk algısı kazandırır. 

Düşünelim ki, "inatla günaha girme"yi ifade eden hiçbir anlatım tarzı, burada canlandırılan imajı okuyucuya veremez. O ki, gözümüzün önünde kasıtlı, isteyerek günaha giren, günahının tutsağı olmuş, onun etkisinde yaşayan, onun havasını soluyan, onunla birlikte ve onun için nefes alıp veren bir imajı gözlerimiz önünde canlandırmaktadır. O zaman, yani, günah zindanına kapanan nefsin yüzüne tevbe kapıları kapatılınca, işte o zaman şu kesin ve adaletli ceza gerçekleşir: "Onlar içinde ebedî olarak kalmak üzere Cehennemliktirler."

65-  Allah Müminlere, sahîh bir iman ve o imanın hayata yansıması olan sâlih amelle ancak cennete girebileceğimizi haber vermektedir. 

وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

 “İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara,2/82)

66-  Allah tıpkı çağrıya kulak tıkayan ve lanetlenen Yahudilere emrettiği gibi Müminlere de, Allah’tan başkasına ibadet/kulluk etmemelerini, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik etmelerini, herkese güzel sözler söylemelerini, namazı ikâme edip, zekâtı vermelerini emretmiştir. Ama bu emri zamanında ve bugün Yahudiler nasıl terk etti iseler, Müslümanların bir kısmı da aynı kötü gidişatı sergilemektedirler.

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ لاَ تَعْبُدُونَ إِلاَّ اللّهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَقُولُواْ لِلنَّاسِ حُسْناً وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنكُمْ وَأَنتُم مِّعْرِضُونَ

“Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.” (Bakara,2/83)

67- Allah tıpkı çağrıya kulak tıkayan ve lanetlenen Yahudilere “Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız” diye emretmesine rağmen Siyonist Yahudiler bu suçların ve zulümlerin hepsini dün olduğu gibi bugün de hunharca işlemeye devam etmektedirler. Kan dökmeyin ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayın emri Müslümanlar için de geçerlidir. 

Müslümanlardan bazıları ne yazık ki sanki bu ve benzer Allah’ın emirleri yokmuş gibi tam tersine hareket etmekte, birbirlerine zulmetmekte ve Müslüman coğrafya ve sakinleri gerçekten zor zamanlar yaşamaktadır.

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ لاَ تَسْفِكُونَ دِمَاءكُمْ وَلاَ تُخْرِجُونَ أَنفُسَكُم مِّن دِيَارِكُمْ ثُمَّ أَقْرَرْتُمْ وَأَنتُمْ تَشْهَدُونَ

“Hani, “Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız” diye de sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece kabul etmiştiniz. Kendiniz de buna hâlâ şahitlik etmektesiniz.” (Bakara,2/84)

68- Ey Müslümanlar! Yoksa sizde sizden önceki Yahudiler gibi Kitab’ın (Kur’an’ın) –işinize gelen- bir kısmına inanıp, bir –işinize gelmeyen- kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Bunun cezası dünya da rezillik, ahirette ise azaptır. Allah ile yaptığımız iman sözleşmesi böyle bir saçmalığa izin vermiyor. Ya hepsine iman ya hiç.

ثُمَّ أَنتُمْ هَؤُلاء تَقْتُلُونَ أَنفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَرِيقاً مِّنكُم مِّن دِيَارِهِمْ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِم بِالإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَإِن يَأتُوكُمْ أُسَارَى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ إِخْرَاجُهُمْ أَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاء مَن يَفْعَلُ ذَلِكَ مِنكُمْ إِلاَّ خِزْيٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرَدُّونَ إِلَى أَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

“Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu hâlde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (Bakara,2/85)

69- Ey Müslümanlar! Sakın ha, Yahudiler gibi asıl hayat olan ahiretinizi verip geçici dünya hayatını satın almayın, böyle berbat bir ticarete girişmeyin, kaybedersiniz!

أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُاْ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا بِالآَخِرَةِ فَلاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلاَ هُمْ يُنصَرُونَ 

Allah (c.c) müslümanlara ve bütün insanlara dönerek yahudilerin mahiyetini ve tutumlarının içyüzünü şöyle açıklıyor: 

“Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez.” (Bakara,2/86)

Yahudilerin bu politika ya da berbat ticaretleri, yüce Allah'a güvenmeyen, O'na verilen söze bağlı kalma endişesi taşımayan, bütün güvencesini politik ustalığa ve uluslararası antlaşmalara bağlayan, Rabbinin desteği yerine kulların desteğine bel bağlayan bir temel yaklaşımdan kaynaklanır. Oysa yüce Allah'tan beslenen iman, bu imanın bağlılarının, yarar sağlamak ve güvenlik bulmak amacı ile Rabblerine vermiş oldukları söze ters düşen ve şeriatlerinin yükümlülükleri ile çelişen paktlara ve kamplara katılmalarını yasaklar. Çünkü Allah'a inananlar için dinlerine bağlı kalmaktan daha öncelikli bir menfaat ve Rabblerine vermiş oldukları sözün gereklerini yerine getirmekten daha önemli bir güvence düşünülemez.

70- Ey Müslümanlar! Siz Allah’ın emirlerine “işittik ve itaat” ettik demekle mükellefsiniz sakın Yahudiler gibi işinize gelmediğinizi düşünüp beğenmediğiniz diye Allah’ın ayetlerini inkar/tanımamazlıktan gelmeyin! Sonuç felaket olur!

Okuduğumuz ayetlerin devamında yahudilerin peygamberlerine karşı takındıkları tutum ele alınarak, insan arzularına, daha doğrusu kendi arzularına ters düşen ve boyun eğmeyen gerçeklerin peygamberler tarafından her açıklanışında bu milletin gösterdiği sert tepki ve peygamberlere yaptıkları kötü muamelelerin anlatımına geçiliyor.

وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِن بَعْدِهِ بِالرُّسُلِ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ أَفَكُلَّمَا جَاءكُمْ رَسُولٌ بِمَا لاَ تَهْوَى أَنفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقاً كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقاً تَقْتُلُونَ

“Andolsun, Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya mucizeler verdik. Onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi?” (Bakara,2/87)

71- Yüce Rabbimiz Yahudilerin başka bir özelliğini bize tanıtır. Ne yazık ki bu öldürücü hastalık Müslümanlar arasında da nüksetmiştir.

وَلَتَجِدَنَّهُمْ أَحْرَصَ النَّاسِ عَلَى حَيَاةٍ وَمِنَ الَّذِينَ أَشْرَكُواْ يَوَدُّ أَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ أَلْفَ سَنَةٍ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهِ مِنَ الْعَذَابِ أَن يُعَمَّرَ وَاللّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ ﴿٩٦﴾

 “Andolsun, sen onların (Yahudilerin), yaşamaya, bütün insanlardan; hatta Allah’a ortak koşanlardan bile daha düşkün olduklarını görürsün. Onların her biri bin yıl yaşamak ister. Hâlbuki uzun yaşamak, onları azaptan kurtaracak değildir. Allah, onların bütün işlediklerini görür.” (Bakara,2/96)

Hangi tür hayat olursa olsun! Bu hayatın onurlu ve seçkin düzeyde olması asla önemli değil! Hayat sadece! Böylesine sefil, azar ve aşağılama bombardımanına tutulmuş bir hayat da olabilir. Varsın kurtların ve böceklerin yaşadığı hayat olsun! Hayat, o kadar!

Karşımızda yahudi var. O, geçmişinde de, şimdiki zamanında da, geleceğinde de hep aynıdır. Başına çekiç ineceğini görünce hemen başı öne eğiverir. Ancak çekiç ortadan kaybolunca başını kaldırır. Korkaklıktan ve yaşama hırsının aşırılığından dolayı alnı öne eğiktir. Hangi tür hayat olursa olsun, onun için farketmez! Tekrar okuyalım:

"Onları, insanların hayata en düşkünü, puta tapanlardan bile daha tutkunu olarak bulacaksın. Her biri ister ki, bin yıl yaşatılsın. Oysa uzun yaşamak kendilerini azaptan kurtaracak değildir. Hiç şüphesiz Allah onların yaptıklarını görür."

Onlar ölümü kesinlikle istemeyeceklerdir. Çünkü Ahirette karşılarına çıkacak olan kendi el ürünlerinin birikimi onlara ne sevap ümidi vermekte ve ne de azaptan kurtuluş güvencesi sağlamaktadır. Tersine onları orada bekleyen akıbet azaptır. Üstelik yüce Allah zalimleri ve onların işlemiş oldukları amelleri iyi bilmektedir.[7]

Ne yazık ki benzer bir tehlike ve benzer bir aldanış Müslümanlarda da gözlemlenmektedir. Hâlbuki dünyaya saplanıp kalmak ve ahireti yok sayarak bir hayatı uzun yaşamak, onları azaptan kurtaracak değildir.

72- Ey Müslümanlar! Allah Kur’an’ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü’minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak göndermiştir. Müslümanlar Allah’ın meleklerine iman ederler, farklı bir şey düşünmeleri mümkün değildir.

قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللّهِ مُصَدِّقاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ

De ki: “Her kim Cebrail’e düşman ise, bilsin ki o, Allah’ın izni ile Kur’an’ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü’minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir.” (Bakara,2/97)


73- Ey Müslümanlar! Allah’ın düşman kabul ettiği inkar edenleri siz dost kabul etmeyin!

 Aşağıdaki ayette, Cebrail'i, Mikâil'i, yüce Allah'ın diğer bütün meleklerini ve peygamberlerini birarada anarak hepsinin bir olduğunu, bunlardan birine karşı düşman olanın hepsine birden düşman olmuş sayılacağı gibi yüce Allah'ı da düşman bilmiş kabul edileceğini, buna göre yüce Allah'ın da kendisini düşman sayacağı ve bunu yapanın kâfirler arasında yer alacağı açıkça belirtilmektedir.

مَن كَانَ عَدُوًّا لِّلّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللّهَ عَدُوٌّ لِّلْكَافِرِينَ

“Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e (Allah’ın emrettiğinden başkasını yapmayan Cebrail’e düşmanlık, Allah’ın takdirine ve dolayısıyla Allah’a düşmanlıktır) ve Mîkâil’e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkâr edenlerin düşmanıdır.” (Bakara,2/98)

74- Müslümanlar Allah’ın ayetlerine iman eder ve bu iman ettikleri esasları hayatlarında sergilerler.

وَلَقَدْ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَمَا يَكْفُرُ بِهَا إِلاَّ الْفَاسِقُونَ 

“Andolsun, biz sana apaçık âyetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkâr eder.” (Bakara,2/99)
Kur'an-ı Kerim, burada, yahudilerin yüce Allah tarafından indirilmiş olan o açıklayıcı ayetleri niçin inkâr ettiklerini açıklıyor. Bunun sebebi fasıklık ve fıtrat sapıklığıdır. Çünkü aslından sapmamış sağlıklı fıtrat bu ayetlere inanmaktan geri duramaz. Bu ayetler, sağlıklı kalbe kendilerini kuşkusuz biçimde kabul ettirecek niteliktedirler. Eğer yahudiler -ya da başkaları- bu ayetleri inkâr ediyorlarsa bunun sebebi bu ayetlerin inandırıcı ve kanıtlayıcı olmadıklarından değil, inanmayanların sapık fıtratlı ve fasık olmalarından dolayıdır.

75- Yüce Rabbimiz, dün ve bugün aynı azgın tavrı sergileyen ve sözlerinin bir kıymeti olamayan, anlaşmalarına ihanet eden Yahudileri bize tanıtmaya devam ediyor. Özellikle bugün Rabbimizin haber verdiği bu gerçek unutulmamalıdır. Ayrıca fasık yahudilerin ahlâkı (ahde vefasızlık, ihanet, yalan, kibir, dalga geçme vb.) ile samimi müslümanların ahlâk anlayışları arasındaki fark da açıklanmış olmaktadır. Yoksa ahlaksızlık ve sınır tanımamazlıkta Yahudilere benzeme durumu ortaya çıkacaktır.

أَوَكُلَّمَا عَاهَدُواْ عَهْداً نَّبَذَهُ فَرِيقٌ مِّنْهُم بَلْ أَكْثَرُهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ

“O Yahudiler; ne zaman bir antlaşma yaptılarsa, içlerinden birtakımı o antlaşmayı bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.” (Bakara,2/100)




<<Önceki                     Sonraki>>

Ahmet Hocazâde, 15.09.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Muhâfız ya da Muârız'a dair

Ahmet Hocazâde Yazıları



[1] Bu çalışmada Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı’nın Meal çalışmaları kaynak olarak alınmış olup, zaman zaman açıklamalarla zenginleştirme yoluna gidilmiştir.
[2] Îcî, Adududdin, Abdurrahman b. Ahmed, el-Mevâkıf fî İlmi’l-Kelâm, Âlemu’l-Kutub, Beyrut, trs., s. 381
[3] SA4745/KY57-AHCZD36: İslam'ın Kavramları; Takvâ
http://www.sonsuzark.com/2017/08/sa4745ky57-ahczd36-islamn-kavramlar.html
[4] SA4348/KY57-AHCZD5: İslâm'ın Kavramları: Şirk
http://www.sonsuzark.com/2017/05/sa4348ky57-ahczd5-islamn-kavramlar-sirk.html
[5] SA4451/KY57-AHCZD16: Kur’an, Kur’ân’ı Nasıl Anlatır?
http://www.sonsuzark.com/2017/06/sa4451ky57-ahczd16-kuran-kuran-nasl.html
[6] SA4710/KY57-AHCZD34: İslâm'ın Kavramları: Fısk-Fâsık
http://www.sonsuzark.com/2017/08/sa4710ky57-ahczd34-islamn-kavramlar-fsk.html
[7] http://www.sevdalara.net/kuranikerim/2-bakara-suresi/bakara-suresi-seyyid-kutub-fizilalil-kuran-tefsiri.html?sayfa=5


Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı