12 Haziran 2017 Pazartesi

SA4451/KY57-AHCZD16: Kur’an, Kur’ân’ı Nasıl Anlatır?

"Bu gün en büyük problemimiz kolaylaştırılıp, anlaşılması için gönderilen Kur’ân-ı Kerîm’i tanımamak ve anlamamaktır."



بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Bizi hidâyete erdiren ve kendine imân etme şerefini nasip eden Allah’a hamd, Resûlüne salât u selâm olsun.

Yazımızın ilk bölümünde “A- Kur’an’da Kur’an Nasıl Anlatılır?” ikinci bölümde, “B- Kur’an-ı Nasıl Anlamalıyız?” Üçüncü bölümde ise “C- Kur’an-ı Anlamadaki Öne Çıkan Kavramlar: Tefekkür, Taakkül, Tezekkür,  Tedebbür”den bahsedilecektir.

أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَن تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِن قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ فَاسِقُونَ ﴿١٦﴾

“İman edenlerin Allah'ı anma ve O'ndan inen Kur'an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan bir çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.” (Hadîd, 57/16)

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ﴿٢﴾

Allah (c.c.), gerçek müslümanın yani Rablerinden haşyet duyanların, vahyi işitmelerinden dolayı derilerinin titrediğini, sonra da Allahın zikriyle derilerinin ve kalplerinin yumuşadığını ifade etmektedir.( Enfal 8/2; Zümer 39/23.)

Kur’ân, Allah tarafından (Nisa, 4/166) Cebrail vasıtasıyla (Bakara,2/97) 4 Hz Muhammed’e 23 sene gibi bir zaman zarfında pasajlar halinde (İsrâ, 17/106)ve hak olarak indirilmiş (Kıyâme,75/16-19) bize kadar tevâtürle gelen, lafzı ile ibadet edilen mu’ciz bir kelamdır. Allah'ın kullarına en büyük lütfu, onlara peygamberi aracılığı ile Kur'an-ı Kerim'i göndermiş olmasıdır. O Kur'an ki insanlara kıyamete kadar doğruyu, ve yanlışı gösteren kitaptır.

Kur'an-ı Kerim'in muhataplarından istediği ilk şey, okumaktır: "Yaratan Rabbinin adıyla oku" (Alak, 96/1). Çünkü Kur'an'ı anlamak için önce onu okumak gerekir. Dananın kuyruğu da burada kopuyor zaten…Okumuyoruz!

Allah'tan başka İlah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şehadet eden hiç kimse yoktur ki, Kur'an-ı Kerim'in önemini ve üstünlüğünü kabul etmiş olmasın. Çünkü o, bizzat Yüce Allah'ın Kitabı'dır; Peygamberi Muhammed (s.a.v.)'e, okunan bir vahiy olarak indirdiği ve onu zulmün ve muarızların elinden sonsuza dek koruyarak İslam Ümmeti'ne ikram ettiği kelamıdır.
Kur’an, Hz. Peygamber döneminde anlamak ve yaşamak için okunmaktayken, ne yazık ki zamanla bu okumanın amacı değişmiş ve özellikle günümüzde anlama faaliyeti olmadan dünya Kur’an okuma birincilerinin icrasıyla gerçekleştirilen Kur’an ziyafetleri veya dinletileri haline getirilmiştir. Nasıl başarıldı (!) ise “Kur’an ziyafetleri veya dinletileri” ya da insan eliyle yazılan kitaplar Kur’an-ın önüne geçirilmiş ve hem Kur’an dan uzak kalınmadığı hissi verilmiş hem de insanların kendilerini rahatsız hissetmeden “Kur’anın anlaşılmama” durumu devam etmiştir. Hele de alttaki ayetlerdeki gibi bir tehdide rağmen:

وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى ﴿١٢٤﴾

“Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.” (Tâha,20/124)

فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّى عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا ﴿٢٩﴾

“Öyle ise bizim zikrimizden (Kur’an’dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir.” (Necm,53/29)

وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا

“Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terk ettiler/mehcûr tuttular.” (Furkân,25/30)

Kur’ân-ı mehcûr bırakıp, bilinçli vaya bilinçsiz vahiyden uzaklaşmak/uzak kalmak/uzak kalıpta sıkıntısını çekmemek ya da “İnsan’ın Kur’an ile ilişkisine mâni olmak, Kur’an’ın insan için çizdiği saadet resminin eksik ve yetersiz kalmasına neden olacaktır. Bu hakikati, tahrif edilen diğer Kutsal Kitaplar’ın tahrif gerekçelerini gördüğümüzde daha kolay idrâk edebiliriz. “ İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de bütün lânet etme konumunda olanlar lânet eder.” (Bakara,2/ 159)  Bildiğimiz gibi, son müjde, son bildiri Kur’an’dır ve değişmemiştir, değişmeyecektir. Diğer kitapları tahrif edip temel dinî hükümleri değiştiren ve temel mesajı bulanıklaştırıp anlaşılmaz kılan güçlerin insan ve iradesi üzerinde diledikleri baskıyı kurup arzu ettikleri bireysel ve toplumsal değişimi sağlamayı amaç edindikleri aşikârdır.”[1] Buna kesinlikle fırsat verilmemelidir. Müslümanlar olarak kendimize yaptığımız bu büyük haksızlığı terk edip, Rabbimize ve Rabbimizin kelâmına dönmeliyiz.

A- KUR’AN, KUR’ÂN’I NASIL ANLATIR?

Kur’an’da Kur’an’ın ne olduğu konusuna baktığımızda konuyla ilgili geniş bir yelpazenin çizildiğini görmekteyiz. Bu manada biz, ayetlerde belirtilen Kur’an’ın tariflerini ifade ederek, bunlar içerisinden önemli gördüğümüz bazı tanımlar üzerinde kısaca durmak istiyoruz.[2]

*  Kuran, kendisinin anlaşılmasını ve üzerinde düşünülmesini ister.

أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ أَمْ عَلَى قُلُوبٍ أَقْفَالُهَا ﴿٢٤﴾

“Kur'an'ı düşünmezler mi? Yoksa kalpleri kilitli midir?“ (Muhammed,47/24.)

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ﴿١٧﴾

"Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Hani ibret alan yok mu?” (Kamer, 54/17)

كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِّيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ ﴿٢٩﴾

“(Ey Muhammed!) "Sana mübârek kitabı ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.” (Sa'd, 32/29.)

إِنَّ الَّذِينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَنفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَّن تَبُورَ ﴿٢٩﴾

*  Kur’an’a göre, "Allah'ın kitabını okuyanlar , namazını kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli açık sarf edenler, asla zarara uğramayacak bir  kazanç umabilirler." (Fâtır, 35/29.)

قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِن رَّبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ ﴿١٠٢﴾

* Kur’an’la Allah mü'minleri güçlendirir ve onda, onlar için güzel bir son muştu vardır. 

"Ey Muhammed! De ki: “Ruhu’l-Kudüs (Cebrail), inananların inançlarını sağlamlaştırmak, müslümanlara doğru yolu göstermek ve onlara bir müjde olmak üzere Kur’an’ı Rabbinden hak olarak indirdi.” (Nahl,16/102)

وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ

*  Kur’an, kendisinden önce gelen tüm kitapların hükümlerini ihtiva eden, güvenilir bir kaynaktır.

“Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak/onlara hükmetmek üzere hak olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma.” (Mâide,5/48)

* Kur’an, İslam toplumunun başvuracağı yegane yol gösterici “hidayet rehberidir”.

 “Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah’ınkinden daha güzeldir?[3]”(Mâide ,5/50)

* “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.[4]” (Nisâ,4/59)

* Görebildiğimiz kadarı ile Kur’an’da Kur’an’ın ilk ve önemli tarifi “La Raybe fih/kendisinde asla şüphe yoktur.” ( Bakara 2/1.) şeklinde yapılmaktadır. Ayrıca Allah, “Şayet Kur’an, Allah’ın kelamı olmasa idi/Allah’ın katından indirilmese idi, siz onda birçok çelişki bulurdunuz.”( Nisa 4/83.)

* Kur’an birçok yerde kendini kitâb olarak isimlendirir. Bu isim genel anlamda bütün peygamberlere gönderilen vahiylerin toplamı anlamında kullanılır. Kur’an’ı Kerim de ise bu kelime anlamının üzerinde yeni anlamlar kazanmıştır.

 “Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.” [5] (Bakara,2/2)

* Kur’an, bütün insanlar için hidayettir.[6]  

“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır.”[7](Bakara 2/185) 

"Ey Muhammed de ki: Ey insanlar, size Rabbiniz tarafından bir hak geldi. Kim doğru yola giderse, kendi lehine doğru yola gitmiş olur. Kim de saparsa, kendi aleyhine sapmış olur. Ben üzerinize vekil değilim" (Yûnus, 10/108)[8].

* Kur’an’ın hidayetinden müminlerin,( A’raf 7/52, 203; Yunus 10/57.) müttakilerin[9],( Bakara 2/2.) müslümanların ve mûkınunun/sakınanların faydalanacağı (Yunus 10/57; Nahl 16/89, 102; Câsiye 45/20.) ifade edilmektedir.

*Kur’an, beyyinatin-mine’l-hüda’dır. (Bakara 2/185)[10]. “Beyyinatin-mine’l-hüdâ”; hidayetin açıklanması, beyan edilmesidir.

* Kur’an’ın kendisine uyanları ruşd/doğruya iletendir.[11] 

 “Gerçekten biz, doğru yola ileten hârikulâde güzel bir Kur'an dinledik de ona iman ettik.” (Cin, 72/1-2.) ve en doğruya (İsra 17/9.) ulaştırdığı belirtilmektedir.

* Kur’an, hak ile batılı ayıran furkândır. ( Bakara 2/185[12]; Furkan 25/1.)

تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا ﴿١﴾

“Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed’e Furkan’ı indiren, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan, hiç çocuk edinmeyen, mülkünde ortağı bulunmayan, her şeyi yaratıp ona bir nizam veren ve mukadderatını tayin eden Allah, yüceler yücesidir.” (Furkan, 25/1-2)

* Kur’an, müheymin’dir. (Gözetleyici, denetleyici, koruyucu. “Müheymin” kelimesi, kendisinden önce gelen kitapların değiştirilmiş, tahrif edilmiş yönlerini göstermeyi ve onlarda gizlenen bilgileri açığa çıkarmayı ifade etmektedir.) 

“(Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma.” (Maide 5/48)[13]

* Kur’an, Burhân’dır[14]. (Huccet, delil, ispat aracı), “Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.” (Nisa 4/174.)

* Kur’an, nûr’[15]dur. “İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir.” (Nisa 4/174; Maide 5/15; A’raf 7/157.)

* Kur’an, kitab-ı mübindir.[16]-apaçık- ( Maide 5/15; Yusuf 12/1.) [17]

* Kur’an, kitabın tafsilatını verir.( Yunus 10/37.) [18]

* Kur’an, mübârektir.[19], “Bu (Kur'an), Ümmü'l-kurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır.” (Enam 6/92, 155; Enbiya 21/50)

* Kur’an, besâirdir. [20] 

“Rabbinizden size besâir -gerçekleri gösteren deliller/idrâk kabiliyeti- geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim.” ( Enam 6/104; A’raf 7/203; Enbiya 17/102; Casiye 45/20.)

* Kur’an, mufassal(açık,detaylı)[21] olarak indirilen, “Halbuki size Kitab'ı açık -içinde neyin hak ve doğru, neyin bâtıl ve yanlış olduğu apaçık ortaya konmuş- olarak indiren O'dur. ”( Enam 6/114.) (Fussilet 41/3.)

* Kur’an, her şeyin tafsil edildiği bir kitaptır.[22]  

“Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.” (Yusuf 12/111.)

* Kur’an, beyinedir.[23] 

”İşte size de Rabbinizden açık bir beyine/delil, hidayet ve rahmet geldi.” (Enam 6/157.)

* Kur’an, her şeyin açıklaması ve beyanıdır. [24]

Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” ( Nahl 16/89.)

* Kur’an, mev’ıze/öğüttür. [25] 

“Andolsun, biz size açıklayıcı âyetler, sizden önce gelip geçenlerden bir misal ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir öğüt indirdik.” (Nur 24/34.) 

“Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir mev’ıze/öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi.”[26] (Yunus 10/57)

* Kur’an, insanların elde etmek için çalıştıkları-biriktirdikleri her şeyden daha hayırlı olandır.[27] 

“Bunlar Allah'ın lütfu ve rahmeti iledir. (İnsanlar) sadece bununla (Kur'an'la) sevinsinler. O, bütün toplayıp durdukları dünyalıklardan daha hayırlıdır.” (Yunus 10/58.)

* Kur’an, anlaşılması için Arapça olarak indirilmiştir.[28] ( Yusuf 12/2; Zuhruf 43/3.)

* Kur’an, hayata hükmetmesi gereken Hâkim ve hikmet[29]  doludur. 

“(Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin.” (Yasin 36/2.) olduğu için Arapça hükümler (Ra’d 13/37.) içerdiği,
       
* Kur’an, en güzel sözdür.[30]  

“Allah, sözün en güzelini; âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir.” (Zümer 39/23.)

* Acaib /mükemmel bir Kur’a’n[31] (Cin 72/1.) olduğu belirtilmektedir.

* Bu, Rab’den Ruhu’l-emin aracılığıyla gelen (Nahl 16/102.) hakikattir. [32] 

“Sana Rabbinden indirilen gerçektir/hakikattir, fakat insanların çoğu inanmazlar.” (Ra’d 13/1.)

* Kur’an, Peygamber ve kavmi için (Zuhruf 43/44.) bir zikirdir. 

“İşte bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz?” (Enbiya 21/50)[33]

 “Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.” (Hicr 15/9) [34]

* Kur’an, ayrıca iman edenlerin ve daha önceki insanların tarihi/zikri[35]/şerefi/ olan bir kitaptır. 

“Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”[36] (Enbiya 21/10, 24)

* Kur’an, Hak’tır.[37] 

“Hak geldi; bâtıl yıkılıp gitti. Zaten bâtıl yıkılmaya mahkumdur.” (İsra,17/81),

* Kur’an, Hüdâdır.[38] (Cin,72/13)

* Kur’an, el-Aliyy’dir. 

“O, katımızda bulunan Ana Kitap'ta (levh-i mahfuzda) mevcut, yüce ve hikmetle dolu bir kitaptır.” (Zuhruf,43/4)[39]

* Kur’an, el-Mecîd‘dir. [40] (şerefli,şânı yüce),” Hayır O (yalanladıkları) mecîd/şeref ve kadri pek büyük olan Kur’an’dır.” (Bürûc,85/21)

*  Kur’an, gönüllere, kalplerdeki şirk- nifak, küfür gibi hastalıklara şifâdır.( Yunus 10/57; Fussilet 41/44[41].)

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاء وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ وَلاَ يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إَلاَّ خَسَارًا ﴿٨٢﴾

"Biz Kur' an'dan mü'minlere şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz. Ama bu, zalimlerin ziyanını artırmaktan başka bir katkıda bulunmaz." (İsra, 17/ 82)

Şüphesiz Kur'an kalplere hitap eden bir kitaptır. Başta Kur'an, iman ve yakin (kesin bilgi) ile ona yönelen açık kalpli kişilere hitap eder, nurunu ve kokusunu bu gibi kişilerin kalplerine akıtır.
Kur'an bir Müslüman için her şeyi ifade eder. Hayatının kuralını ondan aldığı gibi hastalıklarının da şifasını ondan umar. 

Şatibî şunları ifade etmektedir: "Milletin inancından anlaşıldığı kadarıyla hukukun (Şeriatın) hepsi, milletin temeli, hikmetin kaynağı, peygamberliğin kanıtı, görme ve basiretin nuru, kendisinden başka Allah' a ulaşılamayan, kendisinden başkası ile kurtuluşa kavuşulamayan, kendisine muhalif olan şeye bağlanı­ lamayan kitabın Kur' an olduğuna dair ümmet arasında olan ittifak, araştırmaya ihtiyaç bırakmayacak bir boyuttadır. Durum böyle olunca maksatlarına ulaşmayı ve Kur' an ehline katılmayı dileyen kişi için Kur' an 'ı ilim ve amel bakımından sohbet ve samimi yaranı, gece ve gündüzün deveranında mesai arkadaşı etmesi zorunludur. Böyle yaptığı takdirde çok geçmeden bu kişi amacına ulaşacak ve isteğini elde edecektir[42]"

Ancak müfessirlerin ekseriyetine göre Kur'an sadece bozuk inanç ve kötü ahlak gibi hastalıklara bir şifadır[43]. Beydavî Kur' an' da indirilen her bir ayetin, müminlerin dinlerini işlevsel bir hale getirmede ve nefislerini güzelleştirmede (veya nefislerine güzel bir boyut kazandırmada) hastalıklara şifa veren ilaçlar mesabesinde olduğunu ifade etmektedir[44].

Hakikatte küfr, nifak, şüphe, şirk, kalp katılığı, riya, kibr, su-i zan, kin, haset, dünya sevgisi, hırs gibi manevi hastalıklar pratik tıbbın iyileştirmede aciz olduğu hastalıklar olup Kur'an tedavisi haricinde tedavi edilemezler. Hangi tabip şirk, kalp katılığı, hased, kin, hırs vb. olumsuzluklara bu güne kadar bir ilaç önerebilmiştir. O halde Kur'an'da asıl olarak hastalık insanı maneviyatında körleştiren, onu kemal yolundan alıkoyan, onu ebedi saadetinden mahrum eden şeydir. İnsandaki her bir ahlaki zaaf Kur'an nazarında birer hastalıktır.[45]

B-  KURAN NASIL OKUMALIYIZ?

İnsanların Kur’an’ı dura dura okuması için onun parça parça indirildiği ifade edilmektedir. Muhtemelen ancak bu şekilde, Kur’an, hakkıyla tilavet edilmiş olacaktır.

وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا ﴿٤﴾

“Kur'an'ı ağır ağır/tane tane/tertîl üzere oku." (Müzzemmil,73/4)

Görebildiğimiz kadarı ile tertîl, Kur’an’da iki şekilde geçmektedir. Birincisi, Allah katından Hz. Peygambere indirilmesinde, (Furkân,25/32) diğeri de Hz. Peygamberin Kur’an’ı nasıl okuması gerektiğiyle ilgili emirde (Müzzemmil,73/4) zikredilmektedir. Hz. Peygamberin (a.s.) İbn Abbas’a Kur’an’ı tertil ile okumasını emretmesi üzerine İbn Abbas, “tertil”in ne olduğunu sorar, bunun üzerine Hz. peygamber, tertil’i çok açık/anlaşılacak şekilde okuma şeklinde tarif eder. Sonra da Kur’an’ın adi hurmaların dağıtıldığı gibi veya şiir okur gibi hızlı okunmaması gerektiğini, bununla birlikte Kur’an okuyan kimsenin amacının sureyi biran önce bitirmek olmaması gerektiğini tavsiye eder.[46] 

Ayrıca tertil, Kur’an’ın, acele edilmeden ve anlamları üzerinde düşünülerek okunması şeklinde de tarif edilmektedir. (Kurtubi, Ahkamu’l-kuran, XIX, 37.) Bundan dolayı Allah’ın en çok sevdiği anlayarak-aklederek okuma olduğu nakledilmektedir.( Kurtubi, a.g.e., XIX, 37.)

Tertilin, yavaş ve anlayarak okuma anlamına geldiğine dair Allah’ın, Hz. Peygambere kendisini çok ağır bir söz ile sorumlu tutacağını haber vermesi delil olarak zikredilebilir. Bazı alimler, (إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا ) (ağır sözü-kavli sekîl) Allahın koyduğu hududu, farzları emir ve yasakları hayata geçirme/amel etme şeklinde tarif etmektedirler.[47]

Bunun yanında bu ümmetin ahirinde Kur’an’ı okumanın kolaylaşacağı, öyle ki çocukların ve arap olmayan kimselerin dahi rahatlıkla Kur’an okuyacakları ve onunla amel etmeyecekleri haber verilmektedir.( Acurri, Ahlaku ehli’l-kur’an, 99.) Muhtemelen bu hakikatten dolayı Hz. Peygamber de Kur’an’ın su içer gibi okunmaması gerektiğini tavsiye etmektedir.( Acurri, Ahlaku ehli’l-kur’an, 98.) Dolayısıyla Kur’an’ın tertilini hayatın için(d)e, bilinçli ve bilgilen(dir)meye yönelik ve amel etmeye dönük okuma şeklinde anlaşılmasının daha makul olduğu kanaatini taşımaktayız.[48]

Tertîl üzere okuyun yani çok hızlı okumayın, yavaş yavaş ve kelime kelime okuyun. Her bir ayet üzerinde durun ki zihninizde ilahi kelâm'ın manası ve esprisi iyice yerleşsin ve muhtevası size tesir etsin. Bazen geçen, Allah'ın zatının ve sıfatlarının zikri de kalbinize kök salsın, O'nun büyüklüğünü, heybetini hissettirsin, Allah'ın Rahmeti'nin beyanı içinizde şükran cezbesi uyandırsın. O'nun gazab ve azabının zikri ise içinizde korku yaratsın. Eğer bir şey emrolunmuşsa veya bir şeyden menolunuyorsa bu emir ne içindir ve bu nehiy hangi şey içindir iyice anlaşılsın. Velhasıl, Kur'an'ı okumak sadece kelimeleri telaffuz etmek değildir. Onun üzerinde tefekkür etmek gerekir.

Bütün bu sebeplerin yanında konumuzla doğrudan irtibatlı olması yönüyle, Kur’an’ın tertil üzere okunması,(Furkan, 25/32.) tilavet,( Neml, 27/92.) kıraat (Müzzemmil, 73/20) ve zikr edilmesi (Bakara, 2/63.) en nihayetinde de ayetleri tedebbür edilip öğüt alınması (Sad, 38/29.) için gönderildiği belirtilmektedir. Ayetler genel manada değerlendirildiğinde şüphe yok ki, Kur’an’ın hayata müdahil olması veya hayata şekil vermesi için indirildiği görülmektedir. Dolayısıyla Kur’an’ın, bu indirilme gayesine uygun bir yapıda okunması gerekmektedir.[49]

Zerkeşi, Kur’an tilavetinin üç makamından bahsetmektedir. Birinci makam, tertemiz olan kalbin, Kur’an’ı okumaktan asla usanmayacağı ifade edilmektedir. İkinci makam, kulun kalbiyle sanki Allah’ın kendisine hitap ettiğine şahid olmasıdır. Üçüncü makam da kulun kendisini, Rabbisine münacatta bulunduğunu görmesidir.[50]

Dolayısıyla Kur’ân tilaveti, bu okuma şekillerinin hepsini muhtevi olduğu için okunan metnin kimden geldiğine ve ne ifade ettiğine dikkat edilerek okunmasını gerektirmektedir.

“Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.” (A’raf,7/204)

Taberî, ayetin tefsirini, “ayetlerini anlamak ve öğütlerinden ibret almak için Kur’an’a kulağınızı verin ve onu düşünüp anlamak için susun” şeklinde yapmıştır.[51]

Ayette ifade edilen “dinleme” ve “susma”nın diğer ayetlerle birlikte değerlendirildiğinde daha net anlaşılacağını düşünmekteyiz. Şöyle ki:

 “Allah ve Rasulü bir konuda hüküm verdiği zaman müslümanın seçim hakkı yoktur”,( Ahzab 33/36.) 

“Allah ve Rasulünün sesinin üzerine seslerinin yükseltilmeyin”,( Hucurat 49/3.) 

“Her hangi bir konuda Allah ve rasulünün hükmü karşısında iman eden bir kulun sözü sadece ‘işittik ve itaat ettik’ demesidir”( Nur 24/55.) mealindeki ayetler, bize “dinleme” ve “susma”nın ne manaya geldiğini somut bir şekilde açıklandığını düşünmekteyiz. Yani “dinleme”, sanki vahye kulak vermeyi, “susma” ise vahyin emrettiği şeyi uygulamayı, emri yaşamak için bahane üretmemeyi temsil etmektedir.[52]

Sonuç olarak konuyu özetlediğimizde Kur’an’ın okunması ister tilâvet, ister tertîl, isterse de kırâat ile ifade edilmiş olsun, üç kelimenin de ortak yönü anlamaya-kavramaya dönük olmasıdır. Yani sadece metnin okunmasını veya işitilmesini değil, okunup anlaşılmasını hatta anlatılıp hayata geçirilmesini ifade etmektedir. Kur’an’ı anlamayanlar, tehditkar bir üslupla uyarılmaktadır.( Taberi, Camiu’l-beyan, III, 308-309.)  

Kur’an’da vahyi okuyup anlamayanlar/kabul etmeyenler, sırtında semer taşıyan merkebe benzetilmektedir.( Cuma 62/5.) Bununla birlikte vahyi işitip de sanki hiç işitmemiş gibi davrananlar zemmedilmektedir.( Lokman 31/7, Casiye 45/7)  Bu bağlamda Zerkeşi, anlamadan Kur’an okumanın kerahetine dikkat çekmektedir.( Zerkeşi, el-Burhan fi ulumi’l-kur’an, I, 455.) Dolayısıyla bütün bu bilgiler ışığında Kur’an’ın okunmasındaki amacın “anlamak” ve “yaşamak” olduğu kanaatini taşımaktayız.[53]

C-  KUR’AN-I ANLAMADAKİ ÖNE ÇIKAN KAVRAMLAR: TEFEKKÜR, TAAKKÜL, TEZEKKÜR,  TEDEBBÜR [54]:

Kur'an'ı anlamanın önemine işaret eden ayetlerden bazılarında tefekkür kökenli kelimeler kullanılmıştır. Tefekkür; düşünmek, düşünceyi harekete geçirmek, akıl yormak, iyice düşünmek, derin düşünmek, hayrı ve şerri, faydalı ve zararlıyı görmeye yarayan kalbdeki ışık, bir işin akıbeti hakkında düşünmek .. şeklinde tarif edilmiştir. Bununla ilgili bazı ayet mealleri şöyledir : 

" .. Allah size ayetlerini böyle açıklar ki düşünesiniz" (Bakara 2/219). 

" İşte düşünüp anlayasınız diye Allah size ayetleri açıklar." (Bakara 2/266) 

"İşte biz, düşünen bir toplum için ayetleri böyle açıklıyoruz" (Yûnus 10/24). 

"Sana da bu zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın, ta ki düşünüp anlasınlar" (Nahl 16/44). 

"Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, şüphesiz onu, Allah korkusundan baş eğerek parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz" (Haşr 59/21).

Aynı konuyla ilgili olarak tedebbür ifadesi de kullanılmıştır. Tedebbür; işlerin sonunu düşünmek, işin sonuna bakmak, bir işin sonunu başından hesap etmek, dikkatli olmak, anlamak, Kur'an ayetlerini derinlemesine düşünerek anlamına vakıf olmak ve doğru yorumlara ulaşmak .. gibi manalara gelir. Bu hususla ilgili ayetlerin bazılarının anlamı da şöyledir: 

"Hala Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi?" (Nisa 4/82). 

"Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmezler mi?" (Mü'minûn 23/68). 

"Bu Kur'an, çok mübarek bir kitaptır. Onu sana indirdi ki, ayetlerini düşünsünler ve aklı selim sahipleri öğüt alsınlar" (Sad 38/29). 

"Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli midir?" (Muhammed 47/24).

Bu konuda kullanılan diğer bir tabir de taakkul ifadesidir. Kur'an'da "ya'kılûn- ta'kılûn" siygalarıyla ifade edilen bu tabir; akletmek, akıl erdirmek, aklını kullanmak, anlayış, kavrama, aklını kullanarak doğru ve tutarlı düşünmek, gerçeği anlamak, bilmek, idrak etmek şeklinde açıklanmaktadır. Konuyla ilgili ayetlerin bazılarının anlamı ise şöyledir: 

"Düşünesiniz diye Allah size ayetlerini böyle açıklıyor" (Bakara 2/242). 

 “Eğer düşünürseniz, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz." (Ali imran 3/118) 

"Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik" (Yusuf 12/2). 

"Andolsun, size içinde sizin için öğüt bulunan bir kitap indirdik. Aklınızı kullanıyor musunuz?" (Enbiya 21110). 

"Allah, düşünüp anlayasınız diye size ayetleri böyle açıklar" (Nur 24/61).

"Biz bu misalleri insanlar için anlatıyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir" (Ankebut 29/43). 

"İşte biz ayetlerimizi, aklını kullanacak bir toplum için böyle açıklıyoruz" (Rum 30/28). 

"Biz, anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur'an yaptık" (Zuhruf 43/3).

 "Belki aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri açıkladık" (Hadîd 57/17).

Kur'an, muhatablarından tezekkür'ü de istemektedir. Tezekkür; hatırlamak, aklına getirmek, zihinde bilinen bir şeyi hatırlamak, anmak, akılda tutmak, hem dil ile anmak ve hem de kalb ile hatırlamak; ibret almak vb. manalara gelir. Bu hususa dikkat çeken pek çok ayetten bazılarının anlamı da şöyledir: 

"Allah, düşünüp anlasınlar diye ayetlerini insanlara açıklar" (Bakara 2/221). 

“İşte Rabbinin doğru yolu budur. Biz, öğüt alanlar için ayetleri geniş geniş açıkladık" (En'am 6/126). 

"Bunlar Allah'ın ayetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar" (A'raf 7/26). 

"Biz düşünüp anlamaları için, bu Kur'an'da sözü türlü şekillerde tekrar ettik" (İsra, 17/41 ). 

"Andolsun ki biz, düşünüp öğüt alsınlar diye, sözü (vahyi) birbiri ardınca yetiştirdik (vahyi aralıksız gönderdik)" (Kasas 28/51). 

"Andolsun ki biz, öğüt alsınlar diye, bu Kur'an'da insanlara her türlü misali verdik" (Zümer 39/27). 

"Andolsun Biz, Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?" (Kamer 54/17).

Kur'an'ın bir adı zikr, diğer bir vasfı da tezkira'dır. Zikr; hatırlama, anma, öğüt… gibi manalara gelir. Tezkira ise; ikaz, uyarı demektir. Bu hususla ilgili ayetlerden bazılarının anlamı ise şöyledir:

"Biz, Kur'an'ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik" (Tâha 20/2-3). 

"Hayır (iyi bilsinler ki) o (Kur'an) bir ikazdır; dileyen onu düşünüp İbret alır" (Müddessir 74/54). 

"Hayır. Kuşkusuz bunlar (ayetler), değerli ve güvenilir katiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış, mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır" (Abese 80/11- 16).[55]

وآخر دعوانا أن الحمد لله رب العالمين ، والصلاة والسلام على أشرف الأنبياء والمرسلين .


Ahmet Hocazâde, 12.06.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Muhâfız ya da Muârız'a dair
Ahmet Hocazâde Yazıları




[1] Seçkin Deniz, SA108/SD17: Tarikat-Cemaat Cenderesinde Kul Psikolojisi
http://www.sonsuzark.com/2012/11/sa108sd17-tarikat-cemaat-cenderesinde.html
[2] Kur’an’la ilgili detaylı bilgi için bkz. Muhammed Çelik, Kur’an Kur’an’ı Tanımlıyor, Şule, İstanbul 1998, s. 28-275; Ahmed Nedim Serinsu, Kuran Nedir? Şule, İstanbul 2009, s. 91-137. Ayrıca bkz. Mustafa Hocaoğlu, Kur’an Tilavetiyle İlgili Bazı Kavram ve Rivayetlerin Değerlendirilmesi, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi Cilt 12, sayı 2, s.208-212.
[3] أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ 
[4] يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً 
[5] ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ 
[6] Hidâyet kelimesi (HDY) kökünden bir mastar olup terim olarak; küfür, şirk ve sapıklıklardan kurtularak, İslâm'ın aydınlık yoluna girmektir.
[7] أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ
[8] قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءكُمُ الْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ فَمَنِ اهْتَدَى فَإِنَّمَا يَهْتَدِي لِنَفْسِهِ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَمَا أَنَاْ عَلَيْكُم بِوَكِيلٍ
[9] Hidayet; bu kitabın özü, hidayet; bu kitabın karakteristiği, hidayet; bu kitabın yapısı, hidayet; bu kitabın mahiyeti. Fakat kimin için? Bu kitap kimin için hidayet ve ışık kaynağı? Kimin için rehber, nasihatçı ve gerçeklerin açıklayıcısıdır? Takva sahipleri için elbette. Kalbe bu kitaptan yararlanma yeteneği veren özellik, takvadır. Kalbin kilitli kapılarını açarak, bu kitabın içeri girip oradaki rolünü oynamasını sağlayan faktör takvadır. Kalbi, yararlıyı almaya, benimsemeye ve kabul etmeye hazırlayan niteliktir takva.
[10] هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ
[11] يَهْدِي إِلَى الرُّشْدِ فَآمَنَّا بِهِ وَلَن نُّشْرِكَ بِرَبِّنَا أَحَدًا
[12] أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ
[13] وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُم بَيْنَهُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ وَلاَ تَتَّبِعْ أَهْوَاءهُمْ عَمَّا جَاءكَ مِنَ الْحَقِّ
[14] يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءكُم بُرْهَانٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَأَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ نُورًا مُّبِينًا
[15]  قَدْ جَاءكُم مِّنَ اللّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُّبِينٌ
[16] الر تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ
[17] Bu kitapta kulluk adına ve insanı cennete ve cehenneme götürecek bütün hakikatler beyan edilmiştir. Nahl 16/89.
[18] Yani Alemlerin Rabbi katından kitabın açıklanması şeklinde ifade edilmektedir. (Taberi, Camiu’l-beyan, XV, 90; Zemahşeri, Keşşaf, II, 347).
[19] وَهَذَا كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ
[20] Ayrıca o, kendisiyle kalbin aydınlandığı nur şeklinde açıklanmaktadır. Basar da gözün kendisiyle gördüğü nurdur. (Zemahşeri, Keşşaf, II, 55; Razi, Mefatihu’l-gayb, XIII, 104) Onun Allah’tan kullara gönderilen beyan ve delil anlamında olduğu da ifade edilmektedir. Taberi, Camiu’l-beyan, XIII, 43.
[21]  وَهُوَ الَّذِي أَنَزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلاً
[22] وَتَفْصِيلَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ 
[23] فَقَدْ جَاءكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ 
[24] تِبْيَانًا لِّكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ
[25] وَلَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ آيَاتٍ مُّبَيِّنَاتٍ وَمَثَلًا مِّنَ الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ
[26] يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءتْكُم مَّوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَاء لِّمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ 
[27] قُلْ بِفَضْلِ اللّهِ وَبِرَحْمَتِهِ فَبِذَلِكَ فَلْيَفْرَحُواْ هُوَ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ
[28] إِنَّا أَنزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ 
[29] وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ
[30] اللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَابًا مُّتَشَابِهًا
[31] فَقَالُوا إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآنًا عَجَبًا
[32] تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ وَالَّذِيَ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ الْحَقُّ
[33] وَهَذَا ذِكْرٌ مُّبَارَكٌ أَنزَلْنَاهُ أَفَأَنتُمْ لَهُ مُنكِرُونَ
[34] إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
[35] قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ هَذَا ذِكْرُ مَن مَّعِيَ وَذِكْرُ مَن قَبْلِي
[36] لَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ كِتَابًا فِيهِ ذِكْرُكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
[37] وَقُلْ جَاء الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا
[38] وَأَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدَى آمَنَّا بِهِ
[39] وَإِنَّهُ فِي أُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَكِيمٌ 
[40] بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَّجِيدٌ
[41] وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْآنًا أَعْجَمِيًّا لَّقَالُوا لَوْلَا فُصِّلَتْ آيَاتُهُ
[42] Şatıbî, el-Muvafakat fi Usuli'ş-Şeri'a, Beyrut: Daru'l-Ma'rife, 2004: III/ 309- 310.
[43] Nisâburî, Garaibü'l-Kur'an ve Reğâibü'l-Furkan, Beyrut: Darü'l-Kütübi'l-İlmiyye, t.y.: IV, 379; Razi, et-Tefsirü'l-Kebir, Beyrut:Daru İhyai't-Türasi'l-Arabi, 1998, VI, 390
[44] Beydavi, Envarü't-Tenzil ve Esrarü't-Te'vil (Min Haşiyeti Şeyhzâde ), İstanbul: Hakikat Kitapevi,  1991: III/ 238.
[45] Hayati Aydın, Şifa Kaynağı Olarak Kur'an-ı Kerim, Ekev Akademi Dergisi Yıl: 14 Sayı: 42 (Kış 2010), S.59.
[46] Maverdi, en-Nüket ve’l-uyun, IV, 144. Benzer bir rivayet için bkz. İbn Ebi Şeybe, Musannef fi’l-ehadisi ve’l-asar, Mektebetü’r-rüşt, Riyad 1409, II, 255, hd. no. 8725, VI, 141, 30158.; Mustafa Hocaoğlu, a.g.m.,  s.214.
[47] Taberi, Camiu’l-beyan, XXIII, 681; Maverdi, en-Nüket ve’l-uyun, VI, 127; Zemahşeri, Keşşaf, IV, 637.; Mustafa Hocaoğlu, a.g.m.,  s.215.
[48] Mustafa Hocaoğlu, a.g.m.,  s.215.
[49] Mustafa Hocaoğlu, a.g.m.,  s.213.
[50] Zerkeşi, el-Burhan fi Ulumi’l-Kuran, tah.: Muhammed Ebu’l-Fadl İbrahim, Daru İhyai Kütübi’l-Arabiyye, 1957, I, 453.; Mustafa Hocaoğlu, a.g.m.,  s.217.
[51] Taberi, Camiu’l-Beyan, XIII, 344.; Mustafa Hocaoğlu, a.g.m.,  s.218.
[52] Mustafa Hocaoğlu, a.g.m.,  s.219.
[53] Mustafa Hocaoğlu, a.g.m.,  s.219.
[54] Prof.Dr. Abdurrahman Çetin, Kur'an'ı Anlamanın Önemi Ve Bu Konudaki Çalışmalar, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Sayı: 9, Cilt: 9, 2000,s. 194-195.

[55] Prof.Dr. Abdurrahman Çetin, Kur'an'ı Anlamanın Önemi Ve Bu Konudaki Çalışmalar, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Sayı: 9, Cilt: 9, 2000,s. 194-195.




Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı