18 Ağustos 2017 Cuma

SA4745/KY57-AHCZD36: İslam'ın Kavramları; Takvâ

  "Takvâ kavramı; iman, ihsan, ihlâs, ibadet, itaat, sâlih amel, birr ve adalet gibi bütün erdemleri kapsar."


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Bizi hidâyete erdiren ve kendine imân etme şerefini nasip eden, küfür ve şirkten nefret ettiren, modern tâğutlara boyun eğdirmeyen âlemlerin rabbi olan Allah’a kâinattaki zerreler adedince hamd’u senâ, üsve’i-hasene olan Resûlü Muhammed Mustafa’ya salât u selâm olsun.


TAKVÂ KAVRAMI

Elhamdüli’llahi Rabb’il âlemin. Vessalatu vesselamu alâ Resûlina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmaîn.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ ﴿١٠٢﴾

“Ey îmân edenler! Allâh’tan, ittikâ edin/nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkup gerektiği gibi sakının (hakkile müttaki olun) ve ancak müslümanlar olarak can verin!” (Âl-i İmrân, 3/102)


فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ

“Allah’tan gücünüz yettiğince ittikâ edin / korkup-sakının!” (Teğâbün 64/16)

GİRİŞ:

Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in Fatiha’dan sonraki ilk suresi olan Bakara Suresi’nin ilk ayetlerinde Allah Teâlâ Kur’an’ın kime hitap ettiğini, kimin Kur’an’dan istifade edebileceğini haber veren ayetle başlamaktadır:

ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ

 “İçinde hiçbir şüphe bulunmayan Allah’a ait olduğu bilinen Kur’an muttakîler için yol göstericidir.” (Bakara,2/2) 

Muttaki olmayan Kur’an okusa da Kur’an’dan kendisine bir yol bulamaz. Kitabımız Kur’an-ı Kerim muttakilerin kılavuzudur. Muttakiler için kurtarıcıdır. Kur’an Allah’ın kitabı olduğuna göre muttaki olanlar Allah ile konuşabilir, Allah’ı dinleyecek kulak sahibi olabilirler.

Takvâ gerçek, olması gereken bir Müslüman kimliğe işaret eden şemsiye bir kavramdır. Muttaki; takva sahibi demektir. Muttaki kelimesi; takva ile iş yapan demektir. Takva da Allah’tan korkmak/sorumluluk bilinci anlamındadır. Allah’ın azabından çekinmek ve Allah’ın azabından kurtaracak işler yapmak demektir. Muttaki Müslüman, takva sahibi Müslüman, takvalı Müslüman da Allah’ı cennetin ve cehennemin, dünyanın, ahiretin sahibi olarak bilen ve bunu pratikte sergileyen insan demektir.

İblis, Allah’ın cehennemini yarattığını ve her şeye kadir olduğunu, öldüreceğini, dirilteceğini peygamberler yaratılmadan önce biliyordu. Allah’ın büyük olduğunu, her şeyin sahibi olduğunu bilmek iblisin de bildiği bir şeydi. Muttakî insan Allah’ın en büyük olduğunu bilen insan değildir. Muttaki yani takva sahibi insan Allah’ı en büyük olarak bilen değil en büyük Allah’ın huzurunda cılız bir insan olarak ne yapması gerekiyorsa onu yapan insan demektir. Kendisinin en büyük olan Allah’ın huzurunda hesap vereceği şuuru ile hareket eden insan muttaki insandır. Takva bilmek değil bildiğin ile yaşamaktır.

Muttakî kelimesi yani Allah’tan korkmak kelimesi; Allah’a verdiği söze sadâkat gösterip, sorumluluğunun bilinci ile takvalı bir hayat yaşamak, böylece de Kur’an’ın konuştuğu bir nesil olmak, Kur’an’la yaşayan, kaynağı Kur’an olan bir nesil olmak demek yani takva sahibi olmak demek, pratikte Allah’ı hatırlamak/yok saymamak/var sayıp yokmuş gibi yaşamamak demektir. Kaza yapmadan durmayı bilebilmek demektir. Çarptıktan sonra durabilen değil çarpmadan durabilen demektir.

Müslümanlar, takva sahibi insandırlar. Takva demek; şeytanın, şeytanın milislerinin ve binlerce yıllık düşmanlık/oyunlarını bilen ve şeytanın ataklarına karşı teyakkuz hâlinde olan mü’min olmak demektir. Şeytanın oyununu şeytandan yirmi sene sonra anlayan insan, hiçbir şekilde takva olduğunu iddia edemez ki. Rabb’imiz, bizi ciddi bir şekilde düşünelim diye bizden önceki nesiller üzerinden örneklendirdi. Allah’ın elçisi Muhammed Mustafa  aleyhisselâm da farklı açılardan bize dikkatli olmamız gerektiğini hatırlattı. Bıkmadan usanmadan aynı hatalara düşen, aynı yerden vurulan ve kevgire dönen Müslümanın kendisine emredilen tevhîd, adâlet, merhamet, ferâset, izzet ve takvâ ile kendisine dönmesi gerekmektedir.

ALLAH’IN EMRETTİKLERİNİ YERİNE GETİRMEK VE YASAKLARINDAN KAÇINMAK: TAKVÂ

Takvâ’nın lûgat mânâsı, gayet iyi korunup sakınmak ve sipere girip nefsi kötülüklerden kurtarmaktır.[1]  

İbn-i Abbas (ra)'tan gelen rivayet de şöyledir: "Muttakiler, Allah'a şirk koşmaktan korunan ve fiilerini O'na ibadet etmeye göre düzenleyen mü'minlerdir."[2]

Kur’an-ı Kerim’de takvanın üç derecesi olduğu bildiriliyor. Birincisi, Allah’a inanmak ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamaktır. Başka bir ifade ile Allah’tan başka ilâh olmadığına, O’nun ortağı, eşi ve dengi bulunmadığına inanmaktır. Bu inanç takvanın ilk mertebesidir ve bu inanca sahip olan kimse de müttakidir. 

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor[3]:

وَأَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوَى

 “Onları takva sözü üzerinde durdurdu.” (Fetih,48/26) 

Takva sözü, “Lâilâhe İllallah-Allah’tan başka ilâh yoktur” sözüdür.( Buhârî, “Eyman”, 19; Ahmed b. Hanbel, V, 138.)

İkincisi, büyük günahları işlemekten ve küçük günahlarda ısrar etmekten sakınmakla farzları eda etmektir ki, İslâm’da bilinen takva budur. 

Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:

وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آمَنُواْ وَاتَّقَواْ لَفَتَحْنَا عَلَيْهِم بَرَكَاتٍ مِّنَ السَّمَاء وَالأَرْضِ وَلَكِن كَذَّبُواْ فَأَخَذْنَاهُم بِمَا كَانُواْ يَكْسِبُونَ

“O ülkelerin halkı inansalar ve ittika etselerdi, günahtan sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık, fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.” ( A’raf, 7/96.)

Üçüncüsü, kalbini Allah’tan meşgul edecek her şeyden kaçınmak ve bütün varlığı ile Allah’a yönelmektir. Allah Teâlâ’nın:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اتَّقُواْ اللّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلاَ تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ

 “Ey iman edenler, Allah’tan O’na yaraşır şekilde ittika edin ve ancak müslümanlar olarak can verin.” ( Âl-i İmrân, 3/102.) âyet-i kerimesindeki ittika budur.

Takvanın bu üç mertebesini toplayan bir âyette şöyle buyuruluyor:

لَيْسَ عَلَى الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُواْ إِذَا مَا اتَّقَواْ وَّآمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَواْ وَّآمَنُواْ ثُمَّ اتَّقَواْ وَّأَحْسَنُواْ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ

“İman eden ve iyi işler yapanlara hakkıyle korunup iman ettikleri ve iyi işler yaptıkları, sonra yine hakkıyle sakınıp iman ettikleri, sonra da hakkıyle sakınıp yaptıklarını ellerinden geldiğince güzel yaptıkları takdirde onlara, (haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı günah yoktur. Allah iyi ve güzel yapanları sever.” ( Mâide, 5/93.)[4]

Kur'ân, baştan sona takvâ kavramı ile örülmüş, çeşitli formlarda 250 kez kullanılmış; 54 defa da “itteku’llah” şeklinde Allah'a karşı takvalı olmak emredilmiştir. Peygamberler ümmetlerine hep takvâ’yı tavsiye etmişlerdir (Âl-i İmrân 3/138). Kur'ân'da ittikâ/takvâ kavramı; iman (Şuarâ 26/11), tevbe (Mâide 5/65), itaat (Nahl 16/52), masiyetleri (isyan ve günahları) terk etmek (Bakara 2/189), korkmak/haşyet (Hacc 22/1), ibadet etmek (Nahl 16/2) ve ihlâs (Tevbe 9/108; Hac 22/37) anlamlarında kullanılmıştır. 

Takvâ kavramı; iman, ihsan, ihlâs, ibadet, itaat, sâlih amel, birr ve adalet gibi bütün erdemleri kapsar. Yani takvâ, bu kavramların ifade ettiği bütün anlamları içerir. (Dini Kavramlar Sözlüğü, D.İ.B.Y.) Ayrıca takvâ kavramı adalettir ve zulmün zıddıdır (Bakara 2/189, 237; Mâide 5/2, 8). Ve nihayet, “Takvâ, azıkların en hayırlısıdır” (Bakara 2/197).[5] 

A- TAKVÂ’NlN KUR' AN'DAKİ YERİ VE ÖNEMİ

Bu kavram, insanın hem inanç yönünü hem de inancı gereği yapması gereken amellerini, işlerini, söz, fiil ve davranışlannı, güzel ahlfikını, ibadet ve itaatini ifade eder. Kur'an'da, takva üzerinde ısrarla durulmuştur. Kur'an'ın ikinci suresi olan Bakara suresinin hemen başında Kur'an'ın "muttakiler" için hidayet, öğüt, yol gösterici ve rehber olduğu bildirilmiştir (Bakara, 2/2; Al-i İmran, 3/138; el-Hakka, 69/48.). Cennet de "muttakiler" için hazırlanmıştır.( Al-i İmran, 3/133.) Yüce Allah, "Allah'a karşı gelmekten sakının/takvâ sahibi olun" emrini Kur'an'da 54 defa tekrarlayarak [6] insanların "muttaki" olmalarını istemiş, hem son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ümmetine, hem de daha önceki ümmetlere "muttaki" olmalarını tavsiye etmiştir:

وَلَقَدْ وَصَّيْنَا الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ وَإِيَّاكُمْ أَنِ اتَّقُواْ اللّهَ

 "Yemin olsun ki biz sizden önce kendilerine kitap verilenlere de size de "Allah'tan ittika edin" diye tavsiye etmişizdir.” (Nisa, 4/131.) 

Peygamberler de, ümmetlerine hep "muttakî" olmalarını tavsiye etmişlerdir.[7]

أَلا إِنَّ أَوْلِيَاء اللّهِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ:الَّذِينَ آمَنُواْ وَكَانُواْ يَتَّقُونَ:لَهُمُ الْبُشْرَىفِي الْحَياةِ الدُّنْيَا وَفِي الآخِرَةِ لاَ تَبْدِيلَ لِكَلِمَاتِ اللّهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ:

“İyi bilin ki, Allah’ın dostlarına korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar iman ve ittikâ etmiş olan kimselerdir. Dünya hayatında da ahirette de onlara müjde vardır. Allah’ın sözlerinde asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.” (Yunus, 10/ 62,63,64.)

وَمَن يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَخْشَ اللَّهَ وَيَتَّقْهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ:

“Her kim Allah’a ve Rasülüne itaat eder, Allah’a saygı duyar(haşyet) ve O’ndan sakınırsa/takvâ sahibi olursa, işte asıl bunlar mutluluğa erenlerdir.” (Nûr, 24/52.)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا

“Ey iman edenler, Allah’a karşı takvalı olun ve doğru söz söyleyin.” (Ahzâb 33/70)

وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَل لَّهُ مَخْرَجًا وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ

“Kim Allah'tan takvâ sahibi olursa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter.” (Talâk,65/2-3.)

Nitekim Ebû Zer -radıyallâhu anh-’ın rivâyetine göre Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün:

“–Ben bir âyet biliyorum. Şâyet insanları onu tutsalardı hepsine de kâfî gelirdi.” buyurmuştu.

Ashâb-ı kirâm:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü, bu hangi ayettir?” dediler. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“…Kim Allâh’a karşı takvâ sâhibi olursa, Allâh Teâlâ ona bir çıkış yolu ihsân eder.” (et-Talâk, 2) âyetini tilâvet buyurdu. (İbn-i Mâce, Zühd, 24)

وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَل لَّهُ مِنْ أَمْرِهِ يُسْرًا ﴿٤﴾

“Kim takvâ sahibi olur/Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.” (Talâk,65/4.)

وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يُكَفِّرْ عَنْهُ سَيِّئَاتِهِ وَيُعْظِمْ لَهُ أَجْرًا ﴿٥﴾

“Kim takvâ sahibi olur/Allah’tan korkarsa Allah onun kötülüklerini örter ve onun mükafatını arttırır.” (Talâk,65/5.)

B- KUR’ÂNÎ BİR KAVRAM OLARAK TAKVA

"Takva" kavramı; Kur'an'da, Kur'an öncesindeki kullanımından daha özel bir anlam kazanmıştır. Artık Kur'an'da "takva", her hangi bir tehlikeden değil, Allah'ın azabından ve insanı bu azaba sürükleyecek olan günahlardan korunmaktır. (Lütfullah Cebeci, Kur'an'a Göre Takva, s. 36. Sehâ Neşriyat, İst. 1985, s. 16-20.)

 "Takva" kavramı, Kur'an'da sözlük anlamını yitirmemekle birlikte daha çok ma'nevi alanda, insan davranışı konusunda önemli bir anlam yüklenmiş ve Kur'an'ın, en önemli "anahtar terim"lerinden biri olmuştur. Kur'an, baştan sona "takva" kavramı ile örülmüş ve türevleri ile birlikte 250 defa kullanılmıştır. "Takva" nın İslam terminolojisindeki ve Kur'an'daki anlamı, insanın kendisini Allah'ın vikayesine (korunmasına) koyarak, ahirette zarar ve eleme sebep olacak şeylerden titizlikle koruması yani günah olan şeylerden geri durup hayır ve sevap olan şeylere sarılması[8], bütün farzları ve itaat olan fiilleri yapması, yasaklardan ve haramlardan kaçınması [9] demektir.[10]

Müfessirler arasında dinî bir mefhum olarak “Allah korkusu” kavramı en çok takva ismiyle tanımlanmaktadır; bu yüzden el-Celâleyn şöyle bir açıklama yapmaktadır; ittikâ ilâhî ceza ile kendiniz arasına ibadet kalkanını koyarak kendinizi ona karşı korumanız anlamına gelir.[11] “V-K-Y” kökünden türetilmiş, bir şeyi başka bir şeye karşı “korumak”, “muhafaza etmek” ya da “savunmak”- Kur’ân’da 19 defa kullanılan bir anlamdır- manalarına gelen[12] takvânın Kur’ânî anlamı hürmet ya da saygıdan kaynaklanan bir Allah korkusu, bir mü’mine yakışmayan eylemlerden ve bunun uzantısı olarak ahiretteki cezasından kişinin kendisini koruması manalarına gelir. [13]

Takvâ, farzları ve mendupları yerine getirmek, haram ve mekruhlardan da kaçınmaktır.[14]

Fîruzabâdî, takvanın, Kur’an-ı Kerim’de şu beş anlamda kullanıldığını söyler:

1-) Korkmak,
2-) Sakındırma ve korkutma,
3-) Günahtan geri durmak,
4-) İhlâs ve yakin (kesinkes iman) ve
5-) Tevhîd ve doğru şahitlik...

     Bunlardan ilk ikisi kelimenin lügat anlamı ile son üçü ise ıstılahî anlamı ile alâkalıdır.[15]
Fahreddin er-Razi (ö. 606/1209), Bakara suresinin 2. ayetindeki "muttakiler" kelimesini izah ederken "takva"nın Kur'an'da beş anlamda kullanıldığını söylemiştir:

1. İman manasınadır. Mesela Fetih suresinin 26., Hucurat suresinin 3., Şuara suresinin 11. ayetinde geçen "takva" kelimesi bu anlamdadır.

2. Tevbe manasınadır. Mesela A'raf suresinin 96 ve Mâide Suresinin 65. Ayetinde geçen "takva" kelimesi bu anlamdadır.

3. İtaat manasınadır. Mesela Nahl suresinin 2. ve 52., Mü'minun suresinin 52. ayetinde geçen "takva" kelimesi bu anlamdadır.

4. Ma'siyeti terketmek manasınadır. Mesela Bakara suresinin 189. ayetinde geçen "takva" kelimesi bu anlamadır.

5. İhlâs manasınadır. Mesela Hac suresinin 32., Bekara suresinin 41. ayetinde geçen "takva" kelimesi bu anlamdadır. [16]

ed-Dâmeğânî (ö. 447/1055), bu kavramın Kur'an'da dört anlamının olduğunu söylemiştir:

1. Korkmak (haşyet): "Ey mü'minler! Rabb'inizden korkun."(Nisa, 4/1; el-Hac, 22/1.)

2. İbadet etmek: "Benden başka tanrı yoktur. Bu sebeple bana ibadet edin."(Nahl, 16/2.)

3. İsyan etmemek: "Evlere kapdardan gelin. Allah'a isyan etmeyin."(Bakara, 2/189;Hacc, 22/37.)

4. Allah'ı birlemek (tevhid-ihlas): "Ailah'ın rasulünün yanında seslerini kısarak konuşanların kalplerini Allah, takva ile (ihlasla) denemiştir."[17]

Bir insanın "muttaki" olabilmesi için üç şeyi birlikte yapması gerekir:

a) İman edip şirkten (Allah'a ortak koşmaktan), küfür ve nifaktan (iki yüzlülükten) sakınması,

b) Allah ve peygamberin emrettiği şeyleri yapması, itaat etmesi;

c) Allah ve peygamberin yasakladığı fiilleri ve haramları terk etmesi , yani isyan etmemesi, büyük-küçük bütün günahlardan, dünya ve ahirette nefsine zarar verecek şeyleri yapmaktan sakınması gerekir.[18]

“Batılı bilim adamları arasında takvâ, “dindarlık/piety” (Sale), “Allah’tan korkma/ godfearing”,  “dindarlık/godliness” ya da “korku/fear” (Alberry), “dindarlık/piété” (Blachére),“dindarlık/Frömmigkeit” (Paret), “kötülükten sakınma/warding off evil” “dinî sorumluluk/pious duty” ya da “doğru davranış/right conduct” (Pitckthall) gibi çeşitli şekillerde tercüme edilmiştir. Kur’ânî bağlamda takvânın kullanımı ve onun sözdizimsel türevleri bunu destekler gibi görünüyor. Yani çoğunlukla Müslümanları geliştirmek amacıyla talep edilen pozitif bir ahlâkî nitelik olarak ifade edildiği için. 

Bu nedenle biz sık sık bu kelimenin, ahlâkî davranışlar ve onların özel motivasyonlarının tatbikine ilişkin tartışmaları çevreleyen ahlâkî öğüt ve temenni ayetlerinde yer aldığını görmekteyiz (örneğin, Bakara 2/197, Mâide 5/2, Mâide 5/8, Tevbe 9/108, Yusuf 12/90, Fetih 48/26). Takvâ, semantik olarak en olgun haliyle mü’mini hem bu dünyada tanımlayıp sınırlayan hem de ona gelecekte pozitif bir sonuç ümidi veren bir dizi nitelikleri çağrıştırmaktadır.”[19]

“Kur’ân’da kullanıldığı gibi, bir anlamda takvânın kavramsal anlamı fiilin fiziksel anlamını manevî bir anlama dönüştürmüştür. Bu nedenle önceden tedbir alınan şey artık sıradan bir fiziksel tehlike değil aksine oldukça mesuliyetli eskatolojik/uhrevî bir tehlike yani ilahî cezadır. Kur’ânî takvâ kavramı başlangıçta kıyamet günü ve onun sonuçları ile doğrudan bağlantılı özel bir ruh halini ifade eden güçlü bir eskatolojik/uhrevî renk ihtiva etmişti. (Toshihiko Izutsu, God and Man in the Koran, s. 234.)”[20]

“Izutsu, metin ilerledikçe kronolojik olarak takvânın ilahî cezalandırmanın uhrevî bir korkusunu gösteren bu anlamdaki kullanımından “dindar kimsenin Allah’tan korkması” ve nihayet saf ve halis “dindarlık” anlamına gelmesini”( Izutsu, God and Man in the Koran, s. 234.) belirtmeye devam etmektedir. O, bu ilerlemeyi en derin anlamda gönüllü olarak ilahî iradeye kendini toptan teslim etme ve tevazu, sabır, ürperme, korku ve gösterişten sakınma ile ilişkilendirilmiş temel erdemlerin zalim bir müşrik Arab’ın zihninde ancak alçaklığın tezahürü olarak görülmesi gereken hamiyyete’l- câhiliyyede somutlaşan kıymetli kavramlarla kafa kafaya çarpışan, metinde kodlanmış “temel ahlâkî tutum”un bir temsilcisi olarak görmektedir.”[21]

Takvâ kavramını en gelişmiş anlamda “vicdan/conscience” olarak yorumlayanlar da olmuştur. Yani o, bu dünyada ve ahirette, “derin bir sorumluluk duygusundan kaynaklanan bir korku”dur.[22]

Takva, Allah korkusu nedeniyle İslami açıdan yasak olan tüm davranışlardan kaçınma ve Allah’a yakınlaşmak için de İslami açıdan mübah görülen tüm davranışları yine Allah’a eksiksiz bir itaat çerçevesinde gerçekleştirme şeklinde açıklanabilecek iki yönlü bir anlayışı temsil etmektedir. Bu anlayış, dünyayı günah-mübah ikiliği içinde algılayan bir hayat anlayışı getirir. Takvaya uygun yaşamak sadece günahtan değil ahlâken şüpheli tüm davranış ve tutumlardan kaçınmayı da gerektirir. Takvanın kabulü, kişide, kendini çevreleyen dış koşullardan bağımsız biçimde, tüm tutum ve davranışlarından Allah’a karşı ahlâki olarak sorumluluk duymasına yol açar.[23]

Hz. Peygamber (sav) de Mekke’nin fethi hutbesinde İslâm kardeşliğinin ana prensiplerini, “Ey Kureyşliler Allah sizden cahiliye gururunu, büyüklenmeyi ve babalarınız ile övünmeyi kaldırmıştır. Bütün insanlar Adem’dendir, Adem de topraktandır”.[24] sözleriyle ortaya koymuştur.

“Ey insanlar, dikkat edin! Rabbiniz birdir. Atanız da birdir. Dikkat edin! Arab’ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arab’a bir üstünlüğü, kırmızı derilinin siyah deriliye bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâ iledir.”[25]

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ رَبَّكُمْ وَاحِدٌ , وَإِنَّ أَبَاكُمْ وَاحِدٌ , أَلا لا فَضْلَ لِعَرَبِيٍّ عَلَى أَعْجَمِيٍّ ، وَلا لِعَجَمِيٍّ عَلَى عَرَبِيٍّ , وَلا أَسْوَدَ عَلَى أَحْمَرَ وَلا أَحْمَرَ عَلَى أَسْوَدَ إِلا بِتَقْوَى اللَّهِ

 “Ey insanlar, sizin Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Haberiniz olsun ki, takva dışında hiçbir arabın arap olmayana, hiçbir acemin araba, hiçbir siyahın beyaza, hiçbir beyazın siyaya karşı bir üstünlüğü yoktur. Şüphesiz ki ilahi huzurda en değerliniz en müttakî olanınızdır” ifadeleri de yine Vedâ hutbesinde dile getirilmiştir.[26]

Takva, kazanılan bir haslettir. İnsanların Allah indindeki üstünlüğü sadece takvasıyla değerlendirilecektir. Dolayısıyla hiçbir mevki, makam ya da ırka, kavmiyete veya milliyete mensup olmak doğrudan takvaya ulaştırmaz. Onun için insanlar, Âdem (a.s.) ve Havva (r.a.)’dan gelmeleri bakımından yaratılışta eşittirler. Bu açıdan soy ve sopla övünmek yersizdir. Çünkü gerçek ve yegâne üstünlük takva iledir. Kur’an’da takva üstünlüğü şöyle ifade edilir:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

“Ey insanlar, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah yanında en üstün olanınız, (günahlardan) en çok korunanınızdır. Allah bilendir, haberdar olandır” (Hucurât, 49/13) ayetiyle açık bir şekilde işaret edilmiştir. 

Ayetten de anlaşılmaktadır ki Allah bütün insanlara eşit nazarla bakmakta, asla, dil, din, ırk cinsiyet, nesep gibi faktörleri imtiyaz ve üstünlük sebebi saymamaktadır. Üstünlük ancak ve ancak takvâ noktasında olmaktadır. Mesele böyle olunca ırk, dil, meşrep üzerinden yapılan câhilâne tartışmaların lüzumsuzluğu ortaya çıkmaktadır.

فَاصْبِرْ إِنَّ الْعَاقِبَةَ لِلْمُتَّقِينَ

“O hâlde sabret. Çünkü âkibet/(iyi) sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır/her halde akıbet müttekîlerindir.” (Hûd,11/49)

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e insanları cennete en çok girdiren şey nedir? denildi. O (s.a.),“ Takva (Allah saygısı) ve huy güzelliği!”[27] diye cevap verdi.

«إِنَّ اللَّهَ لَا يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ، وَأَمْوَالِكُمْ، وَلَكِنْ إِنَّمَا يَنْظُرُ إِلَى أَعْمَالِكُمْ، وَقُلُوبِكُمْ»

"Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar." (Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539)

Genellikle “Allah’tan korkmak” diye anlamlandırılan takvâ, Allah saygısı, sorumluluk bilinci diye de anlaşılabilecek, sürekli bir uyanıklık ve disiplin halini ifade eder. Sürekli denetim ve gözetim altında yaşadığının farkında olanlar, Allah’a karşı özel hayat sahibi olmadıklarını da bilirler. Nitekim Muhammed Mustafa (sav) bir hadîs-i şerifinde “Nerede olursan ol, Allah’a karşı takvâ sahibi ol!”,[28] bir başka hadîs-i şerîfte de “İmanın en faziletlisi (en etkilisi), nerede olursan ol, Allah’ın seninle birlikte olduğunu bilmendir”[29] buyurmaktadır.

«اتَّقِ اللَّهِ حَيْثُمَا كُنْتَ، وَأَتْبِعِ السَّيِّئَةَ الحَسَنَةَ تَمْحُهَا، وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ»

Allah’ın elçisi Muhammed Mustafa -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Her nerede olursan ol Allâh’tan ittikâ et ve kötülüğün arkasından hemen bir iyilik yap ki, bu onu yok etsin. İnsanlara da güzel ahlâk ile muâmele et!” (Tirmizî, Birr, 55/1987)

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- da, bir gün Übey bin Kâ’b -radıyallâhu anh-’a takvânın ne olduğunu sorar. Übey -radıyallâhu anh- da ona:

“–Sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü ey Ömer?” der. Hazret-i Ömer:

“–Evet, yürüdüm.” karşılığını verince bu sefer:

“–Peki, ne yaptın?” diye sorar.

Hazret-i Ömer:

“–Elbisemi topladım ve dikenlerin bana zarar vermemesi için bütün dikkatimi sarf ettim.” cevâbını verir. Bunun üzerine Übey bin Kâ’b -radıyallâhu anh-:

“–İşte takvâ budur.” der.( İbn-i Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Beyrut 1988, I, 42)

Takvânın başı, küfür ve şirkten, ateşe düşmekten kaçar gibi kaçmaktır. Bunun tezâhürü de farzları hakkıyla edâ etmek ve bütün günahlardan sakınmaktır.

Abdullâh bin Ömer[30] -radıyallâhu anh- da şu îkazda bulunur:

. لَا يَبْلُغُ الْعَبْدُ حَقِيقَةَ التَّقْوَى حَتَّى يَدَعَ مَا حَاكَ فِي الصَّدْرِ  :ابْنُ عُمَرَ وَقَالَ 

“Kişi, kalbini tırmalayan, kendisini huzursuz eden şeyleri terk etmedikçe takvâ makâmına ulaşamaz.” (Buhârî, Îmân, 1)

C-  MUTTAKİ [31]

Kur’an’da mümin tiplemesi arasında yer alan müttaki kavramı “Müttakûn”[32] şeklinde 6 yerde, “el Müttekîn”[33] şeklinde 60 yerde geçmektedir. Bu ayetler çerçevesinde muttakînin öne çıkan özelliklerini maddeler halinde şöylece sıralamak mümkündür:

1. Gayba iman etmek (Bakara,2/ 3.)
2. Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, Peygamberlere iman etmek(Bakara,2/ 177; 9/44)
3. Namazı dosdoğru kılmak (Bakara,2/ 3.)
4. Gece ibadet etmek (Ali İmran,3/ 114; 51/17.)
5. Zekât vermek(Bakara,2/177.)
6. Allah'ın verdiği rızıktan Allah yolunda harcamak, İnfak etmek(Bakara,2/ 3; 134; 177.)
7. Sözünde durmak (Bakara,2/177, 9/4.)
8. Cihad etmek(Tevbe,9 /44.)
9. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak(Ali İmran,3/ 113-114; 16/30.)
10. Sabretmek(Bakara,2/177.)
11. Affetmek, öfkeyi yenmek (Ali İmran,3/133-134.)
12. Seher vakti affedilmeyi istemek (Zâriyât, 51/ 18.)
13. Allah’ın ayetlerini okumak (Kur’an okumak)(Ali İmran,3/ 113-114.)  
14. Allah’tan sakınıp, korkarlar(Enbiya, 21/ 49.)
15.İnsanlara iyilik yapan (Al-i İmrân, 3/134, Yusuf, 12/90.)
16. Darlıkta ve bollukta Allah için-harcayan (Al-i İmran,3/134.)
17. Mallarından isteyenlere ve yoksullara veren (Zariyat, 51/19.)
18. Malları ve canları ile' cihad eden (Tevbe, 9/44.)
19. Geceleri az uyuyup, seher vakitlerinde Allah'tan bağış dileyen(Zariyat, 51/17-18.),
20.  Öfkelerine sahip çıkan ve insanları bağışlayan (Al-i İmran, 3/134.), sözleşmelerini yerine getiren, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreden(Bakara, 2/177)
21. Kötülük yaptıkları veya nefislerine zulmettikleri zaman Allah 'ı hatırlayarak günahlarının bağış­lanmasını dileyen, bile bile yaptığı kötülüklere ısrar etmeyen (Al-i İmran, 3.135.)
22.Dosdoğru olan (Bakara, 2/177. et-Tevbe, 9/7.)
23.Rab'lerinden ve kıyamet gününden korkan (Enbiya,21/48-49.),
24.Hidayet üzere bulunan (Bakara, 2/5.),
25.Kurtuluşa eren(Bakara, 2/; en-Nur, 24/52.),
26.İyi-ebrâr- (Al-i imran, 3/198.),
27.Temiz/iyi –tayyibîn- (Nahl,16/32; Zümer,39/32-33; Zariyat,51/15-16.),
28.Müslüman(Kalem, 68/34-35.),  muhsin (iyilik yapan, her işini iyi ve sağlam yapan, ve Allah'a O'nu görüyormuş gibi ibadet eden)( Hud, 11/90; ez-Zümer, 39/33-34; ez-Zariyat, 51/16.) ve salih ameller işleyen kimselerdir.[34]

Kur'an'da cennet ve nimetleri "muttakilere" va'dedilmiş[35], cennetin muttakilere yaklaştırıldığı(Nur,24/34.), muttakilerin emin makamlarda(Duhân, 44/51.) ve cennetlerde olacağı (Nahl, 16/30.) cennetlerin her türlü nimetlerinden yararlanacakları bildirilmiş­tir[36].

Yüce Allah, Kur'an'da, muttakileri cehenem azabından koruyacağını(Tur, 52/18.), muttakllerin dostu(Câsiye,45/19.) ve onlarla beraber olduğunu(Tevbe, 9/36,123.), muttakileri sevdiğini (Al-i İmran,3/76;Tevbe,9/4-7), akıbetin muttakiler için olduğunu(A'raf,7/128; Hud,11/49) ve onlar için güzel bir gelecek bulunduğunu haber vermiştir(Sad,38/49.).

 Muttakiler için daima bir kurtuluş yolu vardı r(Nebe',78/31.). Muttakilere Allah, her zaman bir çıkış yolu yaratır ve onları ummadığı yerden rızıklandırır (Talak,65/2-3). Muttakilerin, kötülüklerini örter ve onların mükafatlarını artırır (Talak, 65/5.) Onlara işlerinde kolaylık verir. (Talak, 65/4.)

Allah, "Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz ve umduğunuzu bulasınız" (Bakara ,2/130,189.), "merhamet olunası­nız" (En'am,6/155.) ve "eğer mü'minler iseniz Allah'tan korkun" buyurmuştur (Maide,5/57,112.). "Azıkların en hayırlısının takva" ( Bakara,2/197.), "takva elbiseninin ise daha hayırlı" olduğunu (A'raf,7/26.) bildirmiştir. "Kendi katında insanların en üstününün muttakîler" olduğunu (Hucurat,49/13.) ve "ancak muttakilerin hayır ve  ibadetlerini kabul edeceğini" haber vermiştir (Maide,5/27).

SONUÇ:
“Şüphesiz ki ilahi huzurda en değerliniz en müttakî olanınızdır” (Hucurât,49/13.) Kur’anın bize anlattığı ve bir kıvâm ve hedef olarak ortaya koyduğu takvâ anlatılmaya çalışılmıştır. Uçmak, kaçmak, yok olmak, insan-ı kâmil, aşk vb. bâtinî icatlar yoktur. 

Allah’ın gönderdiği kitâb Kur’an-ı Kerîm ve Muhammed Mustafa (sav) vardır. Onların öğrettiği takvâ vardır. Takvâ’yı dini tamamlamış ve dinin sahibi olan Allah emretmiştir. “En hayırlı azık” olan takvânın ne işe yaradığını bize anlatmıştır. Âkibet ise müttakîlerindir. Gerisi laf canbazlığı ve kendini aldatmadır. Vahiy dışı, kültürel İslam denilen şeyle yoğrulmuş, keşif/rüya ile konumunu güçlendirebilen, takiyyeci, bâtıni (ezoterik) ve mistik (gizemli) bir inanca sahip olanların iyi düşünmesi gerekir.

“Kur’an muttakîler için yol göstericidir.” (Bakara,2/2) Allah, Kuran'ın gönderiliş amacının insanları düşünmeye yöneltmek ve cehâletten kurtarmak olduğunu bildirir:

هَـذَا بَلاَغٌ لِّلنَّاسِ وَلِيُنذَرُوا بِهِ وَلِيَعْلَمُواْ أَنَّمَا هُوَ إِلَـهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ أُوْلُواْ الأَلْبَابِ

"Bu Kur'ân; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir” (İbrahim ,14/52).

İmtihânın da bir gereği olarak, sonuçlarına katlanmak kaydı ile isteyen istediği kadar saçmalayabilir ve doyasıya aldanma/sefâhet özgürlüğünü kullanabilir! Ama kaybetmek asla mârifet değildir.

Evet takva üzere yaşamanın zor ve asil bir duruş olduğu da bir gerçektir. Ne var ki, verâ‘ ve takvadaki zorluk, ilgili davranışların yapılması açısından değildir. Çünkü Yüce Allah dinde bizim için bir güçlük kılmamıştır. Zorluk, nefsin (insan psikolojisinin) alışık olduğu şeyleri terk etmesinde ve özellikle arzularını (hevâ) engellemesindedir.[37]

Allah’ın rızasını kazanmış takvâ sahibi olgun bir mü’min için, rütbelerin en üstünü olan imanın hakikatine (takvâya) ermek, ancak arzu ve algıları kontrol ve disipline etmesiyle mümkündür. Ayrıca her bireyin, kendi mutluluğu adına algı ve arzularını yöneltmesi ve disipline etmesi, yalnız mü’min ve Müslüman için değil, aklı selîm, kişilik ve karakter sahibi, eşref-i mahlûk her insan için gereklidir.[38]

Muttaki olan insan, kendisini dünya ve ukbâda ceza ve tehlikelerden korumuş, Alah'ın  hidayetini, sevgisini, yardımını, merhametini, affını, himayesini, dostluğunu ve İhsanını kazanmış; cehennem ve azabından korunmuş, umduğuna ermiş, cennet ve nimetlerini hak etmiş, Allah'ın rızasını kazanmış ve kurtulaşa ermiş olur.

Allah, muttaki insanlara her işinde daima bir çıkış yolu gösterir ve onları ummadığı yerlerden rızıklandırır.

Bütün “Lâ İlâhe İllallâh Muhammedun resûlullah” diyen herkesin ortak karakteri takva olmaktır, muttaki olmaktır. Allah’tan korktuğu için de Kur’an adamı olarak yaşamaktır. Bunun dışındaki yollar lüzumsuz dolambaçlarda yürüyüp gitmek demektir.

Ve duam:

اللهُمَّ آتِ نَفْسِي تَقْوَاهَا، وَزَكِّهَا أَنْتَ خَيْرُ مَنْ زَكَّاهَا، أَنْتَ وَلِيُّهَا وَمَوْلَاهَا

“Allâh’ım! Nefsime takvâsını ver ve onu tezkiye et! Sen onu en iyi tezkiye edensin. Sen onun velîsi ve Mevlâ’sısın.” (Müslim, Zikir, 73/2722)

«اللهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْهُدَى وَالتُّقَى، وَالْعَفَافَ وَالْغِنَى»

“Allâh’ım! Sen’den hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği istiyorum.” (Müslim, Zikir, 72/2721.)

Velhamdülillahi Rabb’il âlemin.


Ahmet Hocazâde, 18.08.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar,  Muhâfız ya da Muârız'a dair
Ahmet Hocazâde Yazıları




[1] Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, İst. 1936, c.VI, sh. 4479.
[2]  İbn-i Kesir, Tefsirû'l Kur'ân'il Azim, Beyrut, 1969, D. Marife Yay. c. I, sh. 39. vd.
[3] Lütfi ŞENTÜRK, TAKVA NE DEMEKTİR VE MÜTTAKİ KİMDİR? s.241.
http://www2.diyanet.gov.tr/DinHizmetleriGenelMudurlugu/VaazHizmetleri/Takva%20Ne%20Demektir%20ve%20M%C3%BCttaki%20Kimdir.pdf
[4] Lütfi ŞENTÜRK, TAKVA NE DEMEKTİR VE MÜTTAKİ KİMDİR? s.241.
[5] Abdullah Yıldız/ 40 hadis 40 ders-Pınar yy-kitappinari.com
http://www.on5yirmi5.com/haber/inanc/islam/110740/kuranda-takva-ve-muttaki-kavrami.html
[6] Bkz. Muhammed Fuad Abdülbâkî, el-Mu'cemü'I-Müfehras li Elfazı'I-Kur'ani'I-Kerim. "vky" maddesi.
[7] Bkz. Al-i İmran, 3/50; el-A'raf, 7/114; eş- Şura 42/142-152, 161-165, 177-184.
[8] Elmalılı Hamdi Yazır, A.g.e. I, 169; İzutsu, Kur'an'da Allah ve İnsan, Çeviri, Süleyman Ateş, Ank. İlahiyat F. Yay. Ank. 1975, s. 225.
[9] Abdurrahman İsa, Edebu Hatâbet'd-Diniyye fi'd-Da'veti'I-Islamiyye, s. 400, Haleb-ı 385.
[10] Prof. Dr. İsmail KARAGÖZ, KUR'AN'DA TAKVA KAVRAMI, Diyanet İlmi Dergi, EKiM- KASIM- ARALIK 1995, CiLT: 31, SAYI: 4,  s.51.
http://isamveri.org/pdfdrg/D00033/1995_c31/1995_c31_4/1995_c31_4_KARAGOZI.pdf
[11] Celâlu'd-Dîn el-Mahallî ve Celâlu'd-Dîn es-Suyûtî, el-Celâleyn, elektronik metin, a.g.e., al-Qur’an al-Karim
[12] İbn Manzûr, Lisânü’l- Arab, Beyrut: 1955–6, c. 15, s. 401–2
[13] Erik S. OHLANDER, Kur’ân’da Allah Korkusu (Takva): Semantik Değişiklik ve Tematik Bağlam Üzerine Bazı Açıklamalar, Çev. Faruk ÖZDEMİR, Journal of Islamic Research 2012;23(1), s.19.
http://www.islamiarastirmalar.com/upload/pdf/4a1cc22ba0666a7.pdf
[14] Emîr Pâdişâh, et-Teysîr, III/162. Geniş bilgi için bkz. Ali İhsan PALA, Bir Dindarlık Algısı Olarak ‘İhtiyatî Tutum’un Fıkhî Tahlili.
http://ilahiyat.harran.edu.tr/assets/uploads/other/files/ilahiyat/files/yanlis-algilar-ve-dogru-islam-30122016.pdf
[15] Takvâ ve Müttakî, DİYANET AYLIK DERGİ, EYLÜL – 2005,
[16] Prof. Dr. İsmail KARAGÖZ, KUR'AN'DA TAKVA KAVRAMI,  s.52.
[17] Hucurat, 49/3 Bkz. ed-Dameğani, Hüseyin b. Muhammed, Kamusu'l-Kur'an ev İslahu'l-Vücûh ve'n-Nezâir fi'l-Kur'ani'l-Kerim, s. 492, Beyrut 1977. Bkz. et-Tevbe, 9/108; Yunus, 10/64; Yusuf, 12/57. Bkz. Prof. Dr. İsmail KARAGÖZ, KUR'AN'DA TAKVA KAVRAMI,  s.52.
[18] Bkz. İsmail KARAGÖZ, KUR'AN'DA TAKVA KAVRAMI,  s.53.
[19] Erik S. OHLANDER, a.g.m., Journal of Islamic Research 2012;23(1), s.19.
[20] Erik S. OHLANDER, a.g.m., Journal of Islamic Research 2012;23(1), s.24.
[21] Toshihiko Izutsu, The Structure of the Ethical Terms in the Koran: A Study in Semantics (Keio University Studies in the Humanities and Social Relations 2, Tokyo: 1959, s. 62. Bkz. Erik S. OHLANDER, a.g.m., s.24.
[22] Fazlur Rahman, Major Themes, s. 29. Bkz. Erik S. OHLANDER, a.g.m., s.27.
[23] Dilek Yankaya, Dinadrlığın Çağımızdaki Sınavı: Takva, https://www.academia.edu/10502123/D%C4%B0NDARLI%C4%9EIN_%C3%87A%C4%9EIMIZDAK%C4%B0_SINAVI_MODERN_D%C3%9CNYADA_TAKVA_YA%C5%9EAMAK
[24] İbn İshâk, Sîre, (thk. Muhammed Hamidullah), Konya 1981, s. 94.
[25] Buhari, el-Câmiu’s-Sahîh, İstanbul, 1981, Menâkıb, 1; Müslim, el-Câmiu’s-Sahih, İstanbul, 1992, Fedâil, 168.
[26] Ahmed b. Hanbel, Müsned, I-IV, Beyrut ts.VI, 11.
[27] İbn Mâce, Zühd 29; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II,392,442; Hâkim, el-Müstedrek, IV,324.
[28] Tirmizî, Birr 55, Radâ 11 (III, 466).
[29] Heysemi, Mecmeu’z-zevaid, I, 60.
[30] http://library.islamweb.net/NewLibrary/display_book.php?bk_no=302&ID=3&idfrom=1&idto=24&bookid=302&startno=7
[31] Naci Kula, Kur’an-ı Kerim’deki Mümin Tiplemeleri Çerçevesinde İslami Dindarlık Ölçeği Oluşturma Üzerine Teorik Yaklaşım, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, I (2014), s.240.
https://ilahiyat.ogu.edu.tr/Storage/IlahiyatFakultesi/Uploads/10-Naci-KULA,-Kur%E2%80%99an-%C4%B1-Kerim%E2%80%99deki-M%C3%BCmin-Tiplemeleri-%C3%87er%C3%A7evesinde-%C4%B0slami-Dindarl%C4%B1k-%C3%96l%C3%A7e%C4%9Fi-Olu%C5%9Fturma-%C3%9Czerine-Teorik-Yakla%C5%9F%C4%B1m.pdf
[32] Kur’an, 2/177; 8/ 34; 13/ 35; 25/ 15; 39/33; 47/15.
[33] Kur’an, 2/ 2-4; 65-66; 180; 194; 241; 3/76; 113-115; 133-134;138-139, 5/27; 46; 7/128; 9/4; 7; 36; 44; 123; 11/ 49; 15; 45, 16/30-31; 19/65-86; 97; 21/48-49; 74-91; 26/ 83; 38/28; 49; 57-58; 43/33-35; 67-69; 44/ 51-52; 45/19; 50/31-34; 51/15-19; 52/17-18; 54/54-55; 68/34; 69/48; 77/41; 78/31-34.
[34] Prof. Dr. İsmail Karagöz, Kur'an'da Takva Kavramı ve Muttaki İnsanın Özellikleri, s.55.
http://isamveri.org/pdfdrg/D00033/1995_c31/1995_c31_4/1995_c31_4_KARAGOZI.pdf
[35] Ra'd, 13/35; el-Furkân, 25/15; Muhammed, 47/15.
[36] Bkz. el-Hıcr, 15/45; ed-Duhan, 44/51; ez-Zariyat, 51/15; el-Kamer, 54/54; er-Ra'd, 13/35; Muhammed, 47/15; et-Tur, 52/17; el-Mürselât, 77/41.
[37] Ali İhsan PALA, Bir Dindarlık Algısı Olarak ‘İhtiyatî Tutum’un Fıkhî Tahlili, s.425.
[38] Ali İhsan PALA, Bir Dindarlık Algısı Olarak ‘İhtiyatî Tutum’un Fıkhî Tahlili, s.542.


Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı