28 Kasım 2020 Cumartesi

SA8964/KY66-SY6: Günümüz “Patlatılmış” Pandemisi Hakkında Manifestom...

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Bağışıklık sistemimizi zayıflatacak her türlü psikolojik, sosyolojik, tıbbi ve yeme-içme kaynaklı etmenleri azaltmaya, ortadan kaldırmaya yönelik adımları atmalı, insanımızın nefesini kesmek, bağışıklığını düşürmek yerine nefesini ve bağışıklığını güçlendirmeliyiz."

1- Ülkemizin üniversitelerinin, bilim kurullarının ve bilim insanlarının neredeyse tamamına yakını, dünyanın bir ucunda ortaya çıkan bir virüsün ciğerlerimize kadar gireceğini görecek ferasetten, akıldan, vizyon ve sorumluluktan yoksun olduklarını, yaşadığımız pandemi süreci bizlere göstermiştir. Değil bu virüs başka hangi tehdit olursa olsun, önceden görme, sezme, değerlendirme ve tedbir alma gibi bir refleksin, bu sorumlu birim ve bireylerde bir kültür olarak yer almadığı net bir şekilde bir kez daha ortaya çıkmıştır. 

2- Feraset sahibi, sorumluluk ve sahip çıkma duygusuyla adım atan akıl ve liyakat sahibi vatandaşlarımız ve bilim insanlarımızın çığlıkları da çabaları da yine sessiz modda kalmış, duyulmamış, duyurulmamıştır.

3- Bu virüsün ülkemizde resmi olarak tespit ve ilan edildiği günden çok çok daha önce, aylar öncesinden ülkemize girdiğini, insanlarımızın büyük çoğunluğunu zaten enfekte ettiğini, bu durumun ya fark edilmediğini ya da gizlendiğini aylarca iddia ettim ve Mart 2019 tarihinden aylar öncesine ait hasta kan örneklerinde bu virüse rastlanmasıyla bu iddiam kanıtlanmıştır. 

4- Test yaparak tespit edilen bu virüs, ülkemizde virüs tanı testleri yok iken girmiş, yayılmış ve nüfusun büyük çoğunluğu farkında bile olmadan, grip ya da zatürre diyerek, bu hastalığı zaten tecrübe etmiş durumdadır. 

5- Zatürre ve gripten farklı olarak sadece enfekte gücü yüksek olan bu virüs "sokağa çıkıp insan avlayan bir canavar" gibi lanse ve reklam edilerek adeta patlatılmış bir mısır gibi tüm uluslararası ve ulusal medya tarafından şişirilmiştir. 

6- Pandeminin bu kadar şişirilmesiyle oluşturulan kaygı-korku-belirsizlik, toplumda sorumlu birimlerin ve bireylerin cahilliğinden kaynaklanmaktadır. Son yüzyılda devletler ve biyoteknoloji şirketlerinin virüslerle ilgili çalışmalara virüslerin yaşamsal özelliklerinden dolayı yeterli bütçe ayırmadığı ve bu konularda icra edilen araştırmaları da mali ve idari olarak yeterli ölçüde desteklemediği bilinen bir gerçektir. Bunun nedeni ise, virüslerin çeşitliliği, nerede, ne zaman, nasıl ortaya çıkıp insanları enfekte edeceklerinin dipsiz bir çukur olmasıdır. Ayrıca, mutasyona bu kadar meyilli, değişken bir canlı için tedbir yatırımları yapmak, devlet ve hükümetler için getirisi olmayan boşa bir yatırımdır. Bunun sonucu olarak ta gerek toplumlar gerekse de devletler virüsler hakkında büyük bilinmeyen boşluklara sahiptir. 

7- Virüsler hakkında bilgi ve tecrübesi olmayan toplumlar, ana akım medyanın servis ettiği korku, endişe, panik, belirsizlik ve kafa karıştırıcı bilgilerle boğulmuş, bunu da yine bilim unvanına sahip ve yetersiz seçilmiş konuşmacıların diliyle gerçekleştirmiş ve buna hala devam etmektedir.

8- Düşünün ki, ülkemizin pandemiye dair bilim kurulu bile bu virüsü tanımayan, virüslerle ilgili çalışma yapmayan tıp doktoru ünvanlı kişilerden oluşmaktadır. Bu kurulda;  virolog, moleküler biyolog, genetikçi, biyolog, kimyager ve biyokimyacı gibi konunun temel bilim uzmanları yer alamamıştır.

9- Ülkemizde her gün yayınlanan pozitif vaka sayısı ve hasta sayısı günlük yapılan test sayısına bağlıdır. Ancak, sağlık bakanımız tarafından günlük paylaşılan pozitif vaka sayısı gerçek enfekte olmuş pozitif toplam birey sayısını yansıtmamaktadır ki bu gerçeği sağlık bakanımız maalesef çok daha sonradan açıklamak zorunda kalmıştır.  İddia ediyorum ki eğer bir günde 80 milyon testi yapma imkanımız olsaydı, pozitif vaka sayımızın (bizim gibi sosyal bağları ve iletişimi çok güçlü olan bir toplumda) nüfusun neredeyse % 80 ni civarında olma ihtimali çok yüksektir. Yani, bu enfeksiyon toplumun büyük bir kesiminde zaten mevcuttur. Ancak bunların büyük çoğunluğu semptom bile göstermemekte, insanımız pozitif olduğunun farkında bile olmamaktadır. Dünyanın birçok ülkesinde günlük on binlerce pozitif vaka sayısı paylaşılırken, 88 milyonluk ülkemizde günlük vaka sayısının bin küsuratlı rakamlarla gösterilmesi bile uygulanan stratejinin yanlışlığını göstermekte ve bu yanlışın bedelini de yine milletimiz ödemektedir.

10- Ülkemize bu virüs, resmi olarak ilan edildiği tarihten çok daha önce girmiş, nüfusun büyük çoğunluğuna bulaşmış durumdadır. Bu gerçeği ilan edip toplumu her gün damla damla verilen ve hatta gerçeği yansıtmayan günlük vaka rakamlarıyla hop oturtup hop kaldırmak, mantık ve akıl dışıdır.

11- Ülkemizde ilk kez bir hastalıktan dolayı gerçeklesen ölüm vaka sayısı ulusal kanallarda bizzat sağlık bakanımız tarafından canlı olarak açıklanmaya başlanmıştır. Virüs kaynaklı ölüm rakamlarının her gün açıklanmasında eğer bir sakınca yok ise, sağlık bakanlığımıza tavsiyem; son 5 yılda ülkemizde hangi hastalıktan kaç kişi öldüyse bunu paylaşmaları ve her gün virüs dahil diğer tüm hastalıklardan (kaza ve saldırılar da dahil) tek tek kaç insanımızın vefat ettiğini paylaşmalarıdır. Böylece, neyin daha ölümcül ve daha tehlikeli olduğunu halkımız daha net muhakeme edecektir. 

12- Virüs kaynaklı ölümlerde yaş aralığı 65 yaş ve üstü olduğu dünyadaki tüm istatistiklerle gösterilmiştir. Bu istatistik bile şunu net olarak ifade eder: Virüs, bünyesi, bağışıklığı ve direnme gücü düşük, fizyolojik ve kronik hastalıkları taşıyan bireyleri zayıf bulduğu için bu bedenlere kolayca nüfuz etmekte ve solunumu azalan ve sekteye uğrayan bu bireyler de virüse yenik düşmektedir. Bu virüs, bir grip ya da zatürre virüsü de olabilir. Buradaki nokta, viraneye dönmüş bedenlere sadece virüs değil her illetin musallat olup zarar verebilme potansiyelinin çok yüksek olmasıdır. 

13- Bacası tüten, içinde ışığı yanan, çorbası kaynayan bir eve nasıl ki sokaktan geçen bir serseri dahi kolay kolay girmeye teşebbüs edemez, bunun aksine, virane olmuş yerlere bırakın bir serserinin girmesini, sokak köpekleri bile yuva yaparken, insan bağışıklık sistemini hafife alıp bu virüsü bir nevi "Ölüm Tanrısı"na çevirmek, ahmaklıktır, insanımıza zulümdür. 

14- Bizler, bedenlerimizin içinde, yüzeyinde ve dışında, hatta yaşadığımız her çevre ve birlikte yaşadığımız her evcil canlıda bulunan, varlığından bile haberdar olmadığımız yüzbinlerce virüs ile iç içe yaşarken, bağışıklık sistemimiz gelmiş geçmiş en sağlam savunma duvarını ve saldırı mekanizmasını kurup, bu virüslerle mücadele etmektedir. Bağışıklık sistemimizi hafife almak, onu tanımamak, bilmemek, görmezden gelmek ahmaklıktır. Ancak, bağışıklık sistemi zayıflatılan, zayıf bırakılan her bedenin, virüs ve bakterilere karşı savunmasız olduğunu ve olacağını da bilmemiz gerekir. Bağışıklık sistemimizi zayıflatacak her türlü psikolojik, sosyolojik, tıbbi ve yeme-içme kaynaklı etmenleri azaltmaya, ortadan kaldırmaya yönelik adımları atmalı, insanımızın nefesini kesmek, bağışıklığını düşürmek yerine nefesini ve bağışıklığını güçlendirmeliyiz. 

15- Virüs kaynaklı ölümlerin bazı örnekleri genç yaştaki hastalar olmuştur. Bu hastalara baktığımızda, öncelikle bağışıklığı zayıflatan "pozitif oldum" kaygısı, "öleceğim, ölecek miyim?" endişesi ve ayrıca bireysel olarak solunum sistemlerinde daha önceden ciddi kronik rahatsızlıkların olmasıdır. 

16- İnsandan insana sıvı (ağız, burun, nefes) ve damlacık yoluyla sadece bu virüs değil birçok bakteri ve virüs bulaşır. İnsanımıza günlük korku ve kaygı servis etmek yerine, kafa karıştırarak yüksek reyting emeline hizmet eden program ve tartışmalar yerine, toplumumuza çok basit ve etkili korunma yöntemleri servis edilmeli, korku ve endişeye mahal bırakmayan pozitif yorumlarla, bilinçli hareket etmenin bilgisi ve olgusu aşılanmalıdır. 

17- Ülkemiz bu pandeminin durdurulması çabalarına HES kodu gibi bir uygulama getirmiş olsa bile, pratikte çok da önleyici ve tespit edici bir uygulama değildir. Pozitif olduğu halde test yapmayan, hatta test yapıp pozitif çıkan insanların çoğu sessiz sedasız kendi mekanlarında, bilgi vermeden, hastalıkla mücadele edip iyileşmektedir. 

18- Virüsün bu ölçüde toplumsal bir belirsizlik ve kaygı-endişe meydana getirmesi, virüsün marifeti değildir. Virüs kaynaklı rahatsızlıkların artışı durumunda hükümet ve devletlerin doğacak tıbbi ihtiyacı ve müdahaleyi yapamama endişesi, mevcut imkanların yetersiz kalarak sağlık sistemlerinin çökme riski ve dolayısıyla da mevcut iktidarların tahtının sallanması gibi birçok siyasal ve toplumsal olası neticelerinden dolayı, birçok ülkede yasaklara ve kısıtlamalara zemin hazırlaması açısından bu kaygı ve endişelerin gereğinden çok aşırı bir şekilde patlatıldığı aşikardır. Merak ettiğim nokta, bir ülkeyi ya da bütün dünyayı her sene enfekte eden gribal enfeksiyonda aynı endişe ve korku-kaygı neden patlatılmamakta ve yaşanmamaktadır? Her yıl dünya genelinde yüzbinlerce insanı aramızdan koparan gribal enfeksiyon neden ülkeleri alarm durumuna geçirmez? Hastanelere grip nedeniyle başvuran insanlar evlerinde mi yoksa hastane yoğun bakımlarında mı gribi geçirmektedir? Bugün tütün yaprak hücreleri kullanılarak üretilen grip aşısını ülkemizde ve dünyada kaç kişi yaptırmaktadır? Her yıl gribe yakalanan bizler, bu soruların cevabını biliyorsak, bu virüse karşı yaratılan aşırı korku ve belirsizliğin de anlamsız olduğunu idrak etmemiz kolaylaşacaktır. 

19- Virüsler hayatımızdadır ve bağışıklık sistemimiz bizim haberimiz olmadan virüslerle en sert şekilde mücadele etmektedir. Bir virüs ortaya çıkıp insanlar için tehlike unsuru olduysa artık o virüsle hayatımız boyunca yaşamamız gerektiğini bilmek zorundayız. Gözle görülmeyen, konakçı canlıya taşınmadan canlılık belirtisi göstermeyen bu organizmaları yok edemezsiniz. Sadece insanların bağışıklığını güçlendirerek ya da aşı ve ilaç gibi yardımcı destek unsurlarla bedenin bu virüsü yenmesini sağlayabilirsiniz. O yüzden, lütfen alışalım, bu virüslerle zaten yaşıyorduk, yaşamaya devam edeceğiz. 

20- Bu pandemi vesilesiyle, geçmişte asla olmaz, imkansız diye düşündüğüm, ülkemizde açık alanlarda sigara yasağı gibi bir gelişmeye tanık oldum. Umarım, bu kalıcı bir uygulama olur ve ülkemiz insanının bu konuda edinmiş olduğu sigara içme kültürü baştan aşağı değişerek açık alanlarımız dumansız nefeslerimiz olur. 

21- Virüsün çıktığı Çin Halk Cumhuriyetinde şimdi virüs vakası neredeyse koskocaman bir sıfırdır. 1.8 milyar nüfuslu ülkede sanırım en son duyduğum rakam 2-30 arası bir pozitif vakaydı ve bunların çoğu da yurt dışından gelen turist kaynaklı idi. Orada bu virüsün kontrol altına alınmasının bir çok nedeni var ama ben sadece bir nedeni orada da bulunmuş biri olarak paylaşmak istiyorum. Çin`de, bizim mecburen doğal üyesi ve kullanıcısı olduğumuz facebook, whatsap instagram gibi, ipi kimin elinde belli olan bir çok sosyal medya uygulamasına elektronik bir Çin seddi örülmüştür. Buna karşılık, bu uygulamaların alternatiflerini ve hatta milli ve yerli olanlarını ortaya çıkarmış ve kendi insanının hizmetine sunmuştur. Örneğin, wechat uygulaması. Orada herkesin kullanmak zorunda olduğu ve kullandığı bir uygulamadır ki bu uygulama ile alış-verişlerini yaparlar (kredi kartı, para taşımazlar). Herkesin gittiği, girdiği ve çıktığı yerin hem lokasyon hem de aktivite bilgileri bu uygulama üzerinden kayıt edilir. Bu uygulama sayesinde pozitif olduğu tespit edilen kişilerin en hızlı bir şekilde nerelerde bulunduğu tespit edilip gerekli filyasyon tedbirleri en hızlı şekilde alınmış ve uygulanan yasaklarla birlikte en kısa sürede bu salgın durdurulmuştur. Alternatif Çin Tıbbı`nın da önerdiği reçeteleri kullanan halk, pandemi sürecini çok kısa sürede atlatmıştır. Buradan yola çıkarak, artık kendi google, instagram, whatsap ve facebook gibi uygulamalarımızı yapıp kullanmamız gerektiği ve bu konuda Çin’i örnek almamız gerektiğini düşünüyorum. 

22- Son olarak, bu virüse karşı Çin`deki araştırma ekibi arkadaşlarımla birlikte Türkiye ve Çin Tübitak’larına alternatif ilaç geliştirme proje başvurusu yaptık, sonucunu Tübitak`tan bekliyoruz. İnşallah olumlu sonuçlanırsa, bu virüs ve benzerleri için alternatif ilaç listemize yenilerini eklemek ve insanımıza ve insanlığa bu konuda bir katkıda bulunmak istiyoruz. Hayırlısı inşallah.

Saygılar, selamlar,

19 Kasım 2020                                     

Seyit Yüzüak, 28.11.2020, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Bilim, Organik Moleküller; Evrenin Sosyolojisi

Seyit Yüzüak Yazıları


Facebook: seyit.yuzuak.5
                                                                                               



Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı