30 Mart 2020 Pazartesi

SA8469/SD1655: Sıkıntı (Roman); 1. Bölüm-Gök 26

"İD, arabayı kullanırken bana çeşitli sorular soruyordu. Akşam güneşinin sarı ışıklarının gölgelediği yollardan geçiyorduk. Bazen sorularına kısa cevaplar veriyor, bazen de Lyon’daki toplantının temel ayrıntılarının bulunduğu bilgisayarımdaki çalışmama odaklandığım için onu duymuyordum."


Ertesi gün Lyon’daki toplantıya yetişebilmemiz için, sabah erkenden yola çıkmamız gerekiyordu. 312 kilometrelik yol arabayla üç buçuk saat sürüyordu. Bu da sabah 4:00’da yola çıkmamız gerektiği anlamına geliyordu. İD bunun sorun olmayacağını, erken kalkmaya alışkın olduğunu söyledi. Zihnim Lyon’daki toplantıya odaklanmıştı. İstanbul’daki bir bilişim şirketi dolayısıyla bağlantı kurduğumuz bir şirketti. Amerikalı ortakları yüzünden Çin’le ilişkileri sıkıntılıydı ve genç Türk mühendislerle çalışmalarını yoğunlaştırmak istiyorlardı.

İD, arabayı kullanırken bana çeşitli sorular soruyordu. Akşam güneşinin sarı ışıklarının gölgelediği yollardan geçiyorduk. Bazen sorularına kısa cevaplar veriyor, bazen de Lyon’daki toplantının temel ayrıntılarının bulunduğu bilgisayarımdaki çalışmama odaklandığım için onu duymuyordum. Acıkmıştım ve acilen bir Türk mutfağı bulmam gerekiyordu. İD birdenbire sesini yükseltti ve iyi olup olmadığımı sordu.

Şaşkınlıkla ona baktım ve bu soruyu sormasına neyin neden olduğunu sordum. Gülerek, birkaç kez acıkıp acıkmadığımı sorduğunu, ama benim duymadığımı söyledi. Bilgisayarımı kapattım ve gülümsedim. Nezaketi için teşekkür ettim, Lyon’daki toplantıya odaklandığımı ve sesini duymadığımı söyledim. Farkında olduğunu ifade etti, sonra gülerek işe ara vermemin hem benim için hem de kendisi için iyi olacağını söyledi. Kendi kendine konuşuyormuş gibi bir hisse kapıldığını ve bunun hiç de iyi bir şey olmadığını da sözlerine ekledi.

Sağ arka tarafta oturuyordum. Ona baktım. Çok gençti; muhtemelen yirmi beş yaşındaydı. Ona yaşıyla ilgili tahminimden bahsettim, doğru tahmin ettiğimi söyledi. İstanbul’daki şirketten tanıştığımız halde ona dair hiçbir şey bilmediğimi fark ettim. İş görüşmeleri dışında herhangi bir diyalog kurmamıştık. Eşim ve çocuklarımla yaptığımız bir İstanbul gezisinde, benim hem ziyaret hem de iş yaklaşımım nedeniyle onlarla da tanışma imkânı oluşmuştu. Çocuklarla çok ilgilenmiş, hatta küçük olanı istemişti şaka yollu. Ben de herkes kendi çocuğunu dünyaya getirmeli demiş ve ona esprili bir cevap vermiştim.

İşkolik olduğumu, bunun beni rahatsız edip etmediğini sordu neşeli bir ses tonuyla. Bu tür ayrımlar yapmadığımı, zihnimin akışındaki her şeyi önemsediğimi anlattım ona. Bu özel hayatla ya da işle ilgili veya değil diye bir şeyi çekip ayırmıyordum. O anki zihinsel akışımın gereği neyse onu yerine getiriyordum. Bir şeyi netleştirip olgunlaştırmadan bir kenara koymamak gibi bir alışkanlığım vardı. Bunu bilmeyen insanların beni bu yüzden yardırgadığını, ama her şeyin gerçekten önemli olduğu için zihnimde yer bulduğunu ve beni meşgul ettiğini anlatmak zorunda kalıyordum.

Acıktığımı söyledim. O da otele yerleştikten sonra, Porta Nuova tren istasyonuna birkaç dakikalık yürüme mesafesinde bir Türk lokantası olduğunu, ustaların lezzetli kebaplar yaptığını söyleyerek yemek faslını nasıl programladığını anlattı. Sonrasını da yemekte planlayacağımızı söyledi. Onayladım.

Şirket Torino'nun merkezinde, Torino Katedrali'ne (Cattedrale di San Giovanni Battista) karşı karşıya bulunan NH Torino Santo Stefano oteli ile anlaşmıştı. Kısa bir süre sonra, güneş batarken Otel’e giriş yaptık, odalarımıza yerleştik. Şık ve modern bir oteldi. Çantamdaki ince namazlığımı temiz bir zemine serdim ve internetten kıbleyi ayarladıktan sonra akşam namazını kıldım. Yemek için otelden çıkarken İD, akşam yemeğinden sonra otelin çatı terasından şehir manzarasını panoramik olarak izleyebileceğimizi söyledi. Şehrin turistik mekanlarını gezebileceğimiz fazla bir zamana sahip değildim. Yorgundum, açtım, işim vardı.

Işıklarla dolu Piazza Castello meydanından geçtik ve Mısır Müzesine uzaktan baktık; Torino’nın en işlek merkezi noktası olarak tanıtılan Piazza Carlo Felice ve Piazza Castello sokaklarının kesişim noktasını oluşturan Roma Caddesi (Via Roma)’ne yürüdük. Mesâfe biraz uzundu, yarım saat sonra Porta Nuova tren istasyonuna, oradan da Türk lokantasına ulaşmıştık. Kebap kokuları Adana’yı aratsa da çok hoş geliyordu. 



<< Önceki                      Sonraki>>


[(07.04.2020, (1/47 (71))]



Seçkin Deniz, 30.03.2020, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı