21 Kasım 2017 Salı

SA5200/SD824: Pentagon'un Kanlı Haritaları ve Türkiye'nin Strateji Savaşı

Türkiye Büyük Savaş'ın Eşiğindeki Ortadoğu'da Neler Yapabilir?



"Türkiye Büyük Savaş'ın eşiğindeki Ortadoğu'da neler yapabilir?" sorusu doğru okunursa, doğru cevaplanırsa Türkiye çok ciddi bir sıçrama fırsatı yakalayabilir. 2013 Gezi terörü'nün, 17-25 Aralık FETÖ-emniyet-yargı darbe girişimin asıl sebebi Türkiye'nin Pentagon planlarına uygun olarak 2011'den itibaren yapılan ABD-Obama baskılarına direnmesi ve Suriye'ye girmemesiydi. Eylül 2013'te Suriye'deki savaşı genişletmek isteyen Neocon-siyonistler Türkiye üzerindeki baskıyı iyice arttırmışlardı ve Doğu Akdeniz, yani Kıbrıs ve Suriye arasındaki her mil nükleer başlıkları takılı savaş gemileriyle dolu iken Türkiye'ye Suriye'ye girmesi için 'taciz' düzeyinde açıklamalar yapıyordu ABD Dışişleri Bakanı Kerry.

Türkiye, Pentagon'un planladığı zamanda, yani 2013'te Suriye'ye girmedi, girmediği için genişleyecek olan savaş sonrası kaosun ve terörün etkisiyle parçalanmaktan son anda kurtuldu. ABD bunu hazmedemedi, çünkü Pentagon albaylarının hazırladığı yeni haritalar çizildikleri gibi kalma riski altındaydılar. 


[Roma’daki NATO Savunma Koleji’nde, Amerikalı bir Albay’ın Türk subaylar için verdiği seminerde, Türkiye’nin 18 ilini Kürdistan sınırlarında gösteren harita kullanması nedeniyle Pentagon’un Genelkurmay’dan özür dilediği belirtildi. Ankara’nın tepkisine üzerine ABD'den “Haritalar Amerikan Yönetimi’nin politikalarını yansıtmıyor” yanıtı geldi./Hürriyet, 28.09.2006]


Pentagon masalarındaki harita

Erdoğan'a bunun bedelini ödetmek üzere FETÖ eliyle 17-25 Aralık tuzağı kuruldu; Pentagon'un haritaları masadan kalkmayacaktı, Erdoğan istifaya zorlanacak ya da yargı darbesiyle görevden alınacak ve uygun hale getirilen Ak parti, Erdoğan olmadan ABD'ye hizmet edecekti. Halkın duyarlılığı sayesinde bu zorlu süreç atlatıldı ve seçimlerde büyük bir zafer kazanan Erdoğan tarihte ilk kez halk tarafından, üstelik ilk turda seçilen Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçti. ABD bunu da hazmedemedi, Pentagon'un haritaları masada durmaya devam ediyordu.

2013-2015 yıllarında pentagon haritalarına karşı aynı anda yürüyen başka bir planı da vardı Erdoğan'ın; Çözüm süreci ile PKK'yı dağdan indirmeye, silah bıraktırmaya çalışıyordu. Öcalan'ın barış mesajının okunduğu Nevruz'un sonrasında son anda 'silah bırakamazsınız' diyen gazeteciler, işadamları(!), etkin STK(!) yetkilileri, ABD ve AB elçileri başarılı oldular, Pentagon masalarındaki haritalar halen ısrarla çizildikleri gibi sahaya dönüşmek üzere elden ele dolaşıyordu. IŞİD-PYD bunun için kurulmuştu.


2015'teki Haziran seçimlerinde Erdoğan karşıtı tüm partiler bir araya geldiler;, sistem değişikliği vaat eden Erdoğan'a 'Seni başkan yaptırmayacağız' diyerek seçim meydanlarında, ekranlarda gezenlerin istediği sonuç kısmen de Başbakan Davutoğlu'nun basiretsiz yönetimi -Muhalefetin asgari ücret vaatlerini TÜSİAD'a şikayet etti- ile elde edildi; Ak parti tek başına hükümet kuramayacak bir sonuçla karşı karşıya kaldı. ABD-AB ya da Derin Devlet Pentagon amacını kısmen de olsa gerçekleştirmiş, Erdoğan'ı yaralamıştı, Erdoğan, süreci koalisyon görüşmelerinde etkin rol oynayarak yönetti ve MHP Genel Başkanı Bahçeli'ye başbakanlık vaat eden CHP Genel başkanı Kılıçdaroğlu'nun tüm Ak Parti dışı koalisyon kurma çabalarına rağmen, 1 Kasım 2015'te erken seçime taşıdı ülkeyi; FETÖ ile koordinasyon halinde PKK'nın DAEŞ'le birlikte Türkiye'nin her yerinde başlattığı bombalı saldırılara ve Cizre-Sur gibi yerlerde kazdıkları hendeklere karşı etkin mücadeleye başladı. 


Devlet FETÖ'nün içten çökertme çabaları ile yıkılmaktan son anda 1 Kasım 2015 seçimleri sonucu elde edilen istikrarla kurtulmuştu. Pentagon'un tüm hamleleri her seferinde halk ve Erdoğan tarafından etkisizleştiriliyordu ve her darbe Türkiye'de yaşayan herkesin farkındalığını arttırıyordu. Türkiye direniyordu, bu örtülü bir savaş değildi artık, alenî bir şekilde 15 Temmuz FETÖ-NATO darbesine giden süreç ABD'nin Ankara Büyükelçisi John Bass tarafından dikkatle yönetiliyor, Türkiye adım adım felakete sürükleniyordu. 15 Temmuz ABD'nin Erdoğan'ı destekleyen Türkiye'yi de cezalandırmayı amaçladığının bir göstergesiydi, 250 şehit ve binlerce yaralının tek anlamı buydu çünkü...


Obama-Pentagon-Neocon satanistler Suriye'de savaşa girmeyen Erdoğan'ı devirememiş, Ak parti'yi iktidardan indirememişti; 15 Temmuz 2016'da da FETÖ subayları eliyle yaptırdıkları darbe ile Türkiye cumhuriyeti devletini ve halkını yenememişlerdi. Ancak 15 Temmuz'un hemen ertesinde Türkiye ordusundaki FETÖ-NATO hainlerini tasfiye ederek kanlı Pentagon haritalarını masadan kaldırmak amacıyla ilk defa stratejik bir adım atarak Fırat Kalkanı harekâtıyla Suriye'ye girmiş, devam eden Astana süreci sonunda da İdlib'e girerek barışın ve huzurun sağlanmasına hizmet etmişti. Türkiye sabırla ve istediği zaman, kendi güvenliğini sağlayacağına inandığı zaman Suriye'ye girmişti.


Bugün, Suriye'de PKK-PYD ve IŞİD-DAEŞ'le işbirliği yaparken suçüstü yakalanan ABD, Afganistan'a atanan elçi John Bass'la birlikte neredeyse tamamı batılı paralı ülkelerden oluşan DAEŞ teröristlerini Afganistan'a taşımış durumda. Kuzey Irak'ta Barzani'ye bağımsızlıkla birlikte Suriye'nin kuzeyini ve Türkiye'nin doğusu ile güneydoğusunu vaat ederek haritalarını sahaya yansıtmak isteyen ABD, özerkliğini bile kaybedecek hale gelerek geri çekilen ve Başkanlık yetkilerini meclise devreden Barzani'yi aldanmış ve onursuz bir şekilde tarihe gömerek Ortadoğu'da derin bir krize girmiştir; yenilmiştir, Irak ve Suriye'de üç milyondan fazla müslümanın öldürülmesini sağlayarak ortadoğu halklarının derin öfkesini uyandırmıştır; Türkiye'nin büyük direnişi ile Irak'ın bütünlüğüne zarar verememiş, İran'ın, Irak'ın, Lübnan'daki şii Hizbinin, BAE'nin, Suudi Arabistan'ın ve Sisi yönetimindeki Mısır'ın ihanetine rağmen Suriye'de bütün müslüman ülkeleri savaştırma amacına ulaşamamıştır. 


Türkiye Pentagon'un neocon satanistlerini sınırlarından uzaklaştırmaya başlarken, çok sıkı işbirliği yaptığı Katar üzerinden bir saldırıya daha maruz kalmış, kararlı duruşuyla da Suudi-BAE-Sisi işbirliği ile geliştirilen kuşatma harekatını paramparça etmiştir. ABD Başkanı Trump'ın Suudi Kralı Selman'ın oğlu Muhammed'e yaptırdığı 'reform ve yolsuzluk' maskeli hanedan darbesi de ABD ve müttefiklerinin sıralı yenilgileri ile tepede patlayan irin torbasından başka bir şey değildir. ABD ve AB basını tarafından modernleşme veya 'Ilımlılaşma' olarak pazarlanan bu saray darbesinin Suudi haritalarını değiştireceği artık açıktır, Batı Pentagon masalarındaki haritanın kuzeyinde istediği değişikliği yapamamış, ancak güneyindeki Suudi topraklarında gerekli olan adımı saray darbesi ile atarak ön hazırlıklarını tamamlamıştır. 


Yemen'de süren Suudi-İran Şii Velayeti rekabet ve çıkar savaşını şii Hizb üzerinden Lübnan'a taşımak isteyen Kral Selman'ın Lübnan Başbakanı Hariri'yi istifaya zorlamasının amacının Lübnan'ı savaşa hazırlamak, İsrail'le yürüttüğü gizli pazarlıkların amacının ekonomik kriz ve yolsuzluklarla boğuşan İsrail'i satın alarak Lübnan'la savaşa sokmak olduğunu İsrail ve yahudi medyasından öğreniyoruz (Trump israil'i Lübnan'la savaşa sokmak için rüşvet olarak nitelendirilebilecek Trump Planı'nı Filist'in'e kabul ettirmeye çalışmaktadır) Pentagon ve neocon satanistler halen Türkiye'yi bir ortadoğu savaşına çekmenin hesapları içerisindeler, bu amaçları 2012 Mit Krizi'nden beri attıkları her adımda başarısızlığa uğrasa da değişmedi.


BAE generali Abdullah Al Hashmi'nin "İsrail ve BAE iki kardeş ülkedir, ABD ise bizim büyük abimizdir" dediği bir dönemde, Suudi Arabistan- BAE- İsrail ittifakının karşısına İran-Suriye-Irak ve Türkiye'yi yerleştirenler, korkudan ABD, Rusya ve AB'yi karşıtlarla doğrudan ilişkilendirmemeye çalışıyorlar, dolaylı olarak savaşı destekleyen ve bu anlamsız savaşın gerekçelerini oluşturan BMGK üyesi ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa perde gerisinde acımasız bir savaşın ön hazırlıklarını tamamlamak üzere iken, ABD'nin patronluğunu yaptığı NATO'nun, Norveç'teki tatbikatta Türkiye'yi Atatürk ve Erdoğan'ın şahsında düşman safına yerleştirmesi  ve Türkiye'nin Rusya'dan S-400 savunma sistemi almasına karşı NATO'nun tehditleri birlikte düşünüldüğünde, çok da haksız görünmemektedirler. 


Türkiye, bu savaş cenderesini daha önce olduğu gibi şimdi de yararak müslüman coğrafyayı ölümlerden ve kandan kurtaracak işbirlikleri geliştirebilir... Bu sebeple de, Katar'da olduğu gibi, İsrail ve Suudi hanedanı arasında gün geçtikçe alenileşen 'gizli' işbirliğini dikkatle izlemekte ve tarafsız görünmeye özen göstermektedir. Irak ve İran'ın güvenilir olmayan partnerliği çok şeyi etkilememekle birlikte, Türkiye-Katar ilişkileri hayatî derecede önemlidir... Suudi hırsının Yemen ve Katar'da, İran hırsının Lübnan ve Yemen'de durdurulması muhtemel savaş riskini de doğmadan yok edecektir.


Türkiye, tahriklere kapılmamalı ve büyük bir vakarla kendi stratejilerini, hamlelerini planlamaya devam etmelidir. Çünkü Pentagon'un kanlı haritalarını da alarak,  müslüman topraklardan 
utanç içinde çekilmesinin zamanı artık gelmiştir.





Seçkin Deniz, 21.11.2017, Sonsuz Ark, Ağacın Çürümüş Yaprakları-6, Sorgulamalar



Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı