27 Kasım 2015 Cuma

SA2103/KY28-ATA87: Su Konusunda Neler biliyoruz? (2)

"Türkiye Cumhuriyeti’ne ne kadar teşekkür etsek azdır."


Türkiye’den KKTC’ye sınır ötesi direkt su ihracatı Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk değildir. Gerçekte günümüzde Türkiye Cumhuriyeti, kaynakları kendi sınırları içinde bulunan 3 nehrin, Asi, Fırat ve Dicle nehirleri sularını, sınır ötesinde devam ediyor olmaları nedeni ile Suriye ve Irak’a yıllardır ihraç etmektedir. Yapılan söz konusu su ihracatı anlaşmalarının kökeni 1980’li yıllara kadar geri gitmektedir. Bu konuda birtakım devletler tarafından kabul edilmiş uluslararası hukuk kuralları bulunmasına rağmen hepsinin de yenilenmesi ve çağdaşlaştırılması gerekmektedir. 

Türkiye Cumhuriyeti (T.C.), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini (KKTC) bağımsız bir devlet olarak tanıdığı için 20 Temmuz 2010 tarihinde devletlerarası bir anlaşma yaparak TC’den KKTC’ye borular ile su teminini yasal bir zemine oturtmuştur. 

Tam adı “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Su İhtiyacının Karşılanmasına İlişkin Hükümetler Arası Çerçeve Andlaşması” olan devletlerarası antlaşmanın tam metni,  şahsıma ait olan sitede, (http://www.ataatun.org/?p=5160)  görebilir, okunabilir veya da indirebilir.   

Bu antlaşma, 20 Şubat 2012 tarihinde KKTC Meclisi tarafından, 17/2012 sayılı yasa tasarısının onaylanması ile de yasaya dönüştürülmüştür. Aynı şekilde Türkiye tarafında da bu andlaşma, TBMM tarafından onaylanarak yasaya dönüştürülmüştür. 

Bu nedenle de KKTC’de bir takım taleplere popülist yaklaşımla “Evet” diyerek keyfi kararlar almak ve ilgili devletlerin meclislerince onaylanarak yasaya dönüşmüş söz konusu çerçeve andlaşması kurallarının dışına çıkmak olanaksızdır. Bu andlaşmanın her hangi bir maddesini değiştirebilmek için, T.C. ve KKTC Meclislerinde eş zamanlı olarak değişiklik yasalarının geçirilmesi gerekmektedir.  

Çerçeve andlaşmasının 3. sayfasında yer alan Madde-1, konu ile ilgili “Ev Sahibi Hükümet Anlaşması”, “Diğer Proje Anlaşmaları”, “Proje Anlaşmaları”, “Boru Hattı”, “Bağlı tesisler”, “Diğer Tesisler” ve Planlama Alanı” tanımlarını içermektedir.

Bunların içinde yer alan “Bağlı Tesisler” ile “Diğer Tesisler” tanımları tüm yer altı, yer üstü ve deniz içinde yapılan tesisleri ve bunlarla ilgili su projesi anlaşmalarında belirtilen fiziki varlıkları ve müştemilatı kapsarken, “Planlama Alanı” da  “Ev Sahibi Hükümet Anlaşmaları ve diğer Proje Anlaşmalarında belirtilen bağlı tesislerin, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen dış sınırlarının, bu tür hatların geçişlerinde kanunen kamulaştırılması gereken alanı da kapsayacak şekilde birleştirilmesi suretiyle meydana gelen alanlar demek olduğu”nu net bir şekilde tanımlamaktadır.

Devamla; Antlaşmanın 5. Sayfasında yer alan Madde 2’nin ikinci paragrafı “Proje kapsamında Türkiye Cumhuriyeti tarafında yer alan kara yapıları, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafında yer alan kara yapılan ile boru hattı vasıtasıyla gerçekleştirilecek deniz geçişinin inşası Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılacaktır. Söz konusu kara yapıları ile deniz geçişli boru hattının ve Proje kapsamada inşa edilen tüm tesislerin mülkiyeti, inşasına başlandığı andan itibaren Türkiye Cumhuriyeti'ne ait olacaktır” şeklindedir.    

Dördüncü paragraf ise üçüncü ülkelere su satma hakkının sadece Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olduğunu belirtmektedir. Yani KKTC hükümeti “Rumlara su verelim” mealinde bir karar alsa veya KKTC Meclisinden yasa dahi geçirse, son söz, son karar Türkiye Cumhuriyetinindir. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti “Evet” demediği müddetçe Rum tarafına yasal yollardan su verilmesi asla mümkün değildir. 

Karşılıklı Meclislerce yasa haline getirilmiş bu antlaşmanın her maddesi çok önemli gerçekte. 
Madde-4’te “Taraflar, kendi egemenlikleri altındaki alanlarda Projenin ve bağlı tesislerin inşaatı ve işletmesi ile ilgili işlerin zamanında gerçekleştirilmesi için gereken koşullan sağlamak amacıyla gerekli tüm izin ve ruhsatların yürürlükte olan kanunlarına uygun olarak temin edilmesini sağlayacaklardır. 

Proje sahaları ile ilgili istimlak ve irtifak hakkı işlemlerinin gerektirdiği masraflar, söz konusu işlemleri yapın devlet tarafından karşılanacaktır” ifadeleri yer almaktadır. Yani, “KKTC ahkam keseceğine taşın altına elini koymak, her işlemi kendisi yapmak, her adımı da doğru atmak zorundadır” demektedir……

(Aralıklarla devam edecektir…)   

Ata Atun, 27.11.2015, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, KKTC Stratejileri


Seçkin Deniz Twitter Akışı