5 Ocak 2016 Salı

SA2299/SD354: "onların mimikleri, mimiklerinize benzer her gün" /26.04.2006/ 474. patika


...çocukların şenliğinde sizce unutulmuş tüm tatlar vardır...
...onlar ulaşamayacağınız kadar saf ve diridirler...
...ve onların sevinçlerle parıldayan yüzleri, tasasız tebessümlerini kolayca salıverirler size..
...sizden gülümsememeyi öğrenene kadar...
...çocuğunuz....sizinki...
...kendine ait o minik tebessümleri de siz ona gülümserken sizden öğrenmişti...
...ve siz acımasızca alıverirsiniz o tebessümü onun yüzünden...
...bazen, zamanından önce asılan yüzünüz ve kızgın mimikleriniz aynen karşılık bulur onda...
...bakarsınız birden; yüzündeki o masum tebessüm yok olmuştur...
...mimikleri mimiklerinize benzer her gün...
...ama ondaki asık yüz bile tatlıdır ve sizin asık yüzünüzde olmayacak kadar saftır...

SA2298/SD353: Değirmenler/ Kiler 6 (Yazabilmek; Zor Hayâl)

    Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Korktukça azalırsınız, azaldıkça da varlığınız anlamını terk eder..."


Yazmaktan korktuğunuz sürece yazamazsınız... Yazmaya başladığınızda ise, engellenmeniz mümkün değildir...

Yazabilmek birikim ister, emek ister, inat ister, cesaret ister... Belki de birçok şeyi; her şeyinizi ister....

4 Ocak 2016 Pazartesi

SA2297/YB36: Kasırgalar ve Ölüm/ Sınanmış Renkler 35

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

“Bugün bu soğuk gemide, soğuk gökyüzünde, soğuk gecede ölüme karşı âdil olmayı seçtim.”

Soğuk kış günlerinde denizlerin, okyanusların ve o muhteşem göğün benzersiz coşkusuna aciz gemim ve bedenim tahammül edemeyeceği için sığındığım koya bu kış uğramaktan vazgeçtim… Kim bilir, belki de dünyaya ait olanın ait olduğu zaman bitmiştir belki. Çok daha gençken de dursuz duraksız gezdiğim çağlar olmuştu, savrulmayı istiyordum belki dalgalarla… ya da fırtınaların, kasırgaların o eşsiz gücüne karşı durmaktan ve doğanın denge savaşına kendimi teslim etmemekten kaynaklanan bir direniş bilincim vardı. Ama şimdi öyle değil.

“Niye öyle değil, ne değişti?” diye sorabilirsiniz dostlarım. Ben değiştim. Aslında başından beri doğanın denge savaşında taraf olmak ya da olmamak, kasırgalara, fırtınalara direnmek ya da direnmemek benim seçimimmiş gibi duruyordu, şimdi benim seçimim olmadığını anladım, sanıyorum.

SA2294/KY28-ATA103: 21 Aralık 1963 (7)

"Dönem İngiliz Sömürge dönemiydi ve sokaklarda, caddelerde direk üstünde asılı Türk Bayrağı görmek, İngiliz Sömürge Yönetimi tarafından yasaklandığı için neredeyse olanaksızdı."


Ledra ışıklarına yönelmemin nedeni de günümüz adları ile Memduh Asaf Sokak ile İkinci Selim Caddesinin kesiştiği köşede Türkiye Cumhuriyeti Konsolosluğunun bulunması ve önündeki direkte de Türk Bayrağının dalgalanıyor olmasıydı. İllaki bu bayrak direğinin önünden geçecek ve Türk Bayrağına selam verecektim. 

Bayrağın önünden geçerken bisikletimin pedallarına basarak ayağa kalkar ve Surlariçine gidiyorsam, yani Türk bayrağı sağ tarafımda ise sağ elimi sağ kaşımın kenarına dokundurarak, dönüyorsam, Türk bayrağı sol tarafımda ise sol elimi sol kaşımın kenarına dokundurarak çok ciddi bir şekilde selam verirdim. Bu yöntemle selam vermek benim koyduğum bir kural ve vazgeçilmez bir ritüeldi. Dönem İngiliz Sömürge dönemiydi ve sokaklarda, caddelerde direk üstünde asılı Türk Bayrağı görmek, İngiliz Sömürge Yönetimi tarafından yasaklandığı için neredeyse olanaksızdı.

SA2292/KY33-YO63: 2016 İçin Bir Dost Tavsiyeleri... (1)

"Böyle giderseniz, daha düşünecek çok vaktiniz olacak."


1- Erdoğanfobinizden kurtulun, kendinizi daha zinde ve sağlıklı hissedeceksiniz...

Laik Türkler ve kulaklarını sadece onlardan gelen seslere dayamış Batı’daki hâmileri yeni yıla da Erdoğan’dan nefret ederek girdiler. Demek ki bütün yılı böyle geçirecekler.

Ne büyük sürpriz!

Her an imanlarını sağlamlaştırmak için yeni vesileler buluyorlar. Bu yıl Erdoğan’dan nefret etmek için yeni bir nedenleri var artık. Meğer diktatör, katil, IŞİD halifesi denmiş Erdoğan esasında Hitler’e de özenmiyor muymuş!

3 Ocak 2016 Pazar

SA2291/ÇY4-DB55: Spotlight; New York Kilisesi'nin Çocuk İstismarı Üzerinde Işıl Işıl Parlayan Bir Spot Işığı

"2014 yılında Vatikan son on yılda 848 rahibin, küresel olarak, çocuklara  taciz ve tecavüz etmekten kiliseden atıldığına, 2572 rahibin de kusurlarından dolayı ceza aldığına dair bir rapor yayınladı."


SHİNİNG A FRESH SPOTLİGHT ON NEW YORK'S CHURCH CHİLD ABUSE

2016’ya girerken ve resmi ödül sezonu açılırken, rahiplerinin cinsel suçlarını örtbas etmek için Katolik Kilisesi'nin on yıllardır süren girişimini  araştıran Pulitzer ödüllü Boston Globe gazeteci ekibinin gerçek hikayesi hakkındaki gerçekleri anlatan “Spotlight”* (Spot Işığı), belirgin bir favori olarak öne çıkıyor. 

Film ayıbı, utancı ve dünyanın en güçlü kurumlarından birinden atılma riskini taşıyan cinsel taciz kurbanlarının korkusunu gözler önüne seriyor.

SA2290/KY1-CÇ180: Pazar Yazıları 6

"Sevgili karîlerimin (okuyucularımın) inanılmaz baskıları karşısında yelkenleri indirip yazmam isteklerine boyun eğdiğimi itirafla:)"


PAZAR YAZILARI -6-

Not 1- Sıradan bir okumanın kalıplarını kırmak parmağa batan bir kıymığın çıkartılması kadar zordur, bunu biliyoruz. Öyle ise bu zorluğa nasıl katlanacağız? Ya da katlanmalı mıyız? Aziz karîlerim (okuyucularım ) bunun yanıtını her birimiz kendimiz vereceğiz.
Not 2- Okumadan önce bir takım hazırlıkların yapılıp yapılmayacağına dair sorular yöneltiliyor, elbet kişi kendini hazırlamalıdır, yani böyle bir soru ile karşılaşacağım doğrusu hiç aklıma gelmemişti.
Not 3- Bayat çay ya da kahve okumalarda kişiyi irrite edebilir, bu göz önünde tutulmalıdır.
Not 4- Kapı çalınıyor.. gerçi kimseyi beklemiyorum.. ama gelen de bekletilmez ki...

TÜRDEŞ AYRINTILARI AYRIŞTIRMADA İZLENİLECEK YÖNTEM ÜZERİNE ÖNDEYİLER
- ya da ben’in inşası üstüne bir girizgah-

Ben önceden belirlenmiş yahut doğuşla birlikte var olmuş olan değildir. Başkaca söylendikte ben kendinde kendisi için var olan değildir. Bir süreç eşliğinde kendini var eder. Bu kendini var ediş sürecinde ben hiçbir dem kendisi olarak kalmaz. Bu ve benzeri önermelerin daha derinlikli açıklamasını “Beni Anlama Kılavuzu” adlı yapıtımızda bulacaksınız. Okuyucu özellikle “Niçin Ben Kendinde Kendisi İçin Olmayandır” başlıklı bölümün birçok soruna açıklık getirdiğini görecektir.

SA2289/KY5-PT91: Tasavvuf; Bir Düşünce Virüsü/ Tasavvuf Dünyası'ndan Hezeyan Örnekleri 11

 بسم الله الرحمن الرحيم
Bismillahirrahmanirrahim

“Tasavvuf” İslâm dünyasına hicri II. asırdan itibaren girmeye başlamış bir “düşünce virüsü"dür. 

***



92. Müslüman şahadetini bozan tasavvuf masalları (S.114–120)
 
Tarikat-ı Nakşiye'de rabıtanın sağladığı menfaat çok fazladır. Rabıta ile mürid, kalbine giren vesveseleri çıkartır, kalb huzurunu bulur. Şeyhin rabıtası ilahi nuraniyet kazandırır. Böylece zikrin faziletinin bereketi kalbe daha tesirli olur. Tarlayı sürdük, çapaladık, tohumu attık. Hazır tarlaya yağan rahmet nasıl menfaat verirse, evliya-i izamın feyz-i Rabbanisi de müridin kalbine yağmur gibi gelir. Allah'ın feyzi yalnız evliyaya değil bütün Varlıklara yağar. Kainattaki herşey Allah'ın feyzi ve inayeti ile ayaktadır.

Şeyh Muhammed Raşid hazretlerinin sağlığında, kardeşi ve halifesi Abdülbaki hazretlerine soruluyor: "Ya seyidim, bir insanın rabıta zamanında dünya işi olsa, bu rabıtayı sonra kaza mı edecek, ne yapacak?" Şöyle cevap verdi: "Bizi birisi çağırırsa, 25 estağfirullah çekip gözümüzü açarız. Giderken gözler açık olduğu halde rabıta devam eder. Mecbur olmadıkça konuşmayız, elimiz işte olsa da gönlümüz rabıtada olur."

SA2288/KY37-AZ39: Anlaşılan, Bizi Fena Hırpalamayı Planlamışlar...

"Türkiye o cehenneme girmek istiyor mu? Hayır. Ama, sınırında kendi güvenliğine karşı bir takım oldu-bittilere onay verebilir mi? Ona da Hayır!"


Tüm zamanların en şapşal kararlarının “küresel strateji” adı altında insanlara yutturulduğu garip bir dönemden geçiyoruz... 

Raporlar, Avrupa’nın kapısına dayanan Suriyeli mültecilerin yüzde 87’sinin Beşar’dan, geri kalan yüzde 13’ünün ise DAEŞ başta olmak üzere farklı gruplardan kaçtıklarını gösteriyor. O zaman, gerçek ne? Mülteci akımının ana sorumlusu diktatör Beşar. Ama, Avrupalılar, “Suriye’de laik istikrarın sağlanmasını ve Suriye denilen Baas devletinin Irak’takine benzer çöküş yaşamamasını” düşünüyor!.. Bu bir akıl tutulması... Sorunun kaynağı olan yapıyı koruyup, bütün mücadele olanaklarını, yine o yapının yarattığı DAEŞ’le mücadeleye ayırmak...

SA2287/KY35-YTK48: Bizde Kısmet Olaydı…

"2016'nın gelişi 2015'ten belli mi yoksa zaten? 2015 de böyle gelmedi mi?"


Birazcık olaydı 2015 gibi bir yılı hiç yaşamamış olurduk. Onca bomba onca ölüm onca süren sorunla baş başa kalmazdık. Diyarbakır ucuz atlatılır, Suruç 32 genci gömerken Ankara Garı, o güzelim bina tarihe böyle geçmezdi. Çözüm Süreci'nin çöküşünü buzlu sulardan kanla kaynayanına birden atlar gibi yaşamazdık.

Dün Roboski'de ölen çocukları hatırlayıp onların yasıyla bir iç geçirirdik, ama Şam'da, Halep'te, Cizre'de, Sur'da bebek, çocuk, kadın, ihtiyar ölümleri düşmüyor ki yakamızdan. Yılın özeti canlı yayında yas sürekli.

2 Ocak 2016 Cumartesi

SA2286/KY40-HF10: İdamlık Bir Şia Eleştirisi-Hüsameddin Ferzîzâde: İslâm’dan İslâm’a-Uydurulan İslâm’dan İndirilen İslâm’a Yolculuk 10

Sonsuz Ark'ın Notu:
22 yaşında Azerî kökenli İran vatandaşı bir Üniversite öğrencisi olan Hüsameddin Ferzîzâde Şiâ'ya yönelik sistematik eleştirisi yüzünden İran İslam Cumhuriyeti adı ile anılan Faşist Velayet- Ruhbanlık Sistemi tarafından idama mahkum edilmiştir. Aşağıda bu tertemiz delikanlının aziz hâtırâsına ve eserine dair tercümeyi bulacaksınız. Ona destek olmak için bu çalışmayı yayınlıyoruz. (Güncel Not: Hüsameddin Ferzîzâde kardeşimiz, 14.09.2020 günü yayınladığımız aşağıdaki çalışmasını paylaştığım Twitter hesabıma şu mesajı bırakmıştır: "Selam, Hayatımın zor günlerinde beni desteklediğiniz için teşekkür ederim. Husamuddin farzizade" Çalışmasını yayınladığımız zamandan bu yana 5 yıl geçmiş, bu zaman içinde, 1993 doğumlu olan bu genç kardeşimiz İdam'dan kurtulmuş, ancak üniversiteden atılmış, hayatı cehenneme çevrilmiş bir durumda. Umuyorum dost ellerimiz ona uzanabilir  Türkiye olarak. Seçkin Deniz) 
Seçkin Deniz, 02.01.2016

Bismillahirrahmanirrahim

Hadislerin Ölçüsü Kur’ân olmalı

Hadislerin doğruluğunun da kıstası Furkan (doğruyu yanlıştan ayıran) olarak nitelenen Kur’ândır. Kur’ân mantığıyla Şia hadislerini incelersek, ancak iki kitap dolduracak malzeme toplanabilir. Çünkü birçok Şia inancı Kur’ân metni ile çelişmektedir. 

Kur’ân’a ters ve zıt olan Şia inançlarından bazılarını şu şekilde sıralamak mümkündür: Abdest alma şeklinden tutun da kabirleri ibadet amacıyla ziyarete, imamların, seyyidlerin ve onların mezarlarının keramet sahibi olduğuna inanmaları, reşit olan her Şii’nin mal varlığının beşte birini seyyidlere ödemesi gerektiğine inanmaları, Ali’yi müminlerin velisi olarak görmeleri, Ali’nin hilafet ve imamet hakkının önceki halifeler tarafından gasp edildiğine inanmaları gibi pek çok inanç Kur’ân’ın açık naslarına zıt ve terstir. Özellikle seyyidlere para verilmesi Katolik keşişlerinin cennet satmalarına benzemektedir.

SA2285/KY27-ŞT35: ‘İlk Atlas’tan ‘Yeni Başlayanlar için Metafizik’e Bir Yol

"Bütün bu ilk ve temel sözüne bağlı, kitleden uzak insana ve topluma yakın haliyle, şairlikten önce şiiri önemseyen ama şiire de kayıtsız şartsız bağlanmayan Cahit Koytak, Cahit Koytak’ın şiirini değil Cahit Koytak şiirini yazmaktadır diyebiliriz."


Cahit Koytak’ın şiir yolculuğunda en dikkati çeken şey, hiç karışmadan uzayıp giden bir yolu sürekli takip etmesi. Bundan da öte, şiirinin uzayıp giden bölümlenmiş serüveninde kendiliğinden gelen yapısal deneyişlerle ilk elde ortaya koyduğu poetik kavrayış arasında da hemen hemen hiç bir ayrışmanın olmayışı. 

O kadar ki, sözgelimi sürüp giden ve ardı ardına geleceğini bildiğimiz kitapların tümünü okumadan, herhangi bir kitabın bir yerinde durup Cahit Koytak şiirini yanıltıcı bir tekdüzelik içinde görmek bile mümkün. Bu hali tam yerinde ve sağlamca geçebilmek ve hem şiirin hem de yolun farkına varabilmek için işte tam da, o herhangi bir kitabın bir yerinde durup konuşmaktan öte, geriye dönüp gelinen yola bir daha bakmak, hangi dönemeçte, hangi kıvrımda, hangi dolayımda, hangi taşların işaretlenip bırakıldığına çok içten bir ilgiyle bir daha, bir daha bakmak gerekiyor. 

SA2284/KY32-YR27: Latin Amerikalı Müslümanların İhlâsı

"İslâmî kimliğin korunması gelecek kuşaklara aktarılabilmesi ve yaşadıkları ülkelerde kendi değerlerini tanıtıp anlatabilmeleri çok emek ve yardım gerektiriyor."

 

Geçen yıl İstanbul’da Diyanet İşleri Başkanlığının düzenlediği Latin Amerika Müslüman Dini Liderler Zirvesi gerçekleşti. Gelen katılımcılarda ilk Müslümanların samimiyetini ihlasını müşahede etmek heyecan vericiydi. En can alıcı konu İslam dünyasıyla diyalog ve işbirliğinin geliştirilmesi meselesi olunca durup düşündük doğrusu. Bu yazının gecikme sebeplerinden biri bizlerde yaşanan karmaşa, farklılıklardan çatışma yaratma halinin oralara taşınması sirayet etmesi endişesiydi belki. Bazen hiç algılanmasak daha mutlu oluruz ya. 


Latin Amerika dünyadaki egemen sisteme teslim olmadı, halklar emperyalizmin yönetim kurulunda yer almak yerine hakkaniyetli politikaların peşinde koştu büyük ölçüde, bu yüzden kıtada farklı bir yerleri var.

SA2283/KY26-CA35: Aktif Unutma İhtiyacı

"Başka hiçbir alternatifimizin olmadığına inandırıldığımız bir mecra içinde yeteneklerimize güvenimizi yitirmeye başladık. Müslümanlar Batı stratejileri için bir araya geliyor, kendi ortak değerleri için değil. Kesimler arasında metaforik ve somut duvarlar yükseliyor."


Kitap fuarlarına gitmek, benim için kitaplarımın okurlarıyla hasbihal etme fırsatı olduğu kadar, bir şehrin insanlarını tanıma imkânı da. Son zamanlarda Siirt’te tanıdığım o genç kadını hatırlıyorum hep. Nisan ayı başlarında katıldığım Siirt Kitap Fuarı’nda yanıma gelmiş, bir kitabımı imzalattıktan sonra bana üst üste birkaç kez, “Barış gerçekleşecek değil mi, inanıyor musunuz sahiden, bu kez mümkün olacak mı?” diye sormuştu. 

Çok gençti, fakat konuşurken bakışlarındaki çöküntüyü fark etmiş, kaç neslin ağır tecrübelerinin yükünü üzerine aldığını düşünmüştüm. Sürekli gerginleşmeye sevk eden gündemden yorulmuştu, yeni göçlere takati yoktu, durup soluklanmak ve düşünmek istiyordu.

SA2282/KY1-CÇ179: Rûmi Problemi

"Her etik sorununu cinsellikle anlatmasında cinsel bir takıntısı olduğu savlansa ne çıkar? "Senin takıntındır, bula bula cinselliği bulmuşsun o öykülerde!" denir; olur-biter.. "


Böyle icap etti, durup dururken değil.. bir cedelleşmenin ortasında bulununca.. 

Ehl-i Târik mensupları ile tartışmaya taraftar değilim ve elimden geldiğince tartışmaktan uzak durmaya çalışırım, zira tartışmadan murat tartışan her iki tarafın da varsa ezberini bozmak, taraflarda olanın gerçekte olanla aynılığını sorgulamak bilirim, cedelleşmek değil; münazara olarak bilirim.. 

Münazara kiminle olur? Bildiklerinin mutlaklığından kuşku duyanla tartışılır.“Ben-sen böyle biliyorum-biliyorsun.. gerçekten böyle midir?” diyenle tartışılır; ama Ehl-i Târik'le tartışmam, zira Ehl-i Târik'in elinde şaşmaz kavi-muhkem(!) delilleri vardır.. 

1 Ocak 2016 Cuma

SA2281/KY13-AO42: İsrail ile Anlaş(ma)!

"Devletlerin dostlukları da, düşmanlıkları da kalıcı değildir. Olaylara böyle yaklaşmalı ve ebedi düşmanlığa sahip çıkmak yerine, adil ve hakkaniyetli bir sistem için anlaşma zemini aramak öncelikli tercih olmalıdır..."


Paralel Yapı, devlet içinde çöreklenerek, devletin tüm kurum ve kuruluşlarını, sosyal ve ticari hayatı kontrolüne alan ve de bütün yapılanmasını Siyonizm'in/İsrail'in hizmetine sokan bir yapıydı. Bu yapının varlığına rağmen iktidar İsrail'le ilişkilerini normalleştirmiş olsaydı paralel yapının önünü açmış olacaktı.. Bu ise neredeyse devletin tümüyle İsrail'in uzantısı haline gelmesi demekti..

Eğer bugün İsrail'le iktidarın şartları çerçevesinde bir mutabakat sağlanır ve ilişkiler normalleşirse bu bir devlet kararı olur ve devletin gelecekte bağımsız karar vermesinin önünde hiçbir engel olmaz. Kısaca İsrail'le dün ve bugün anlaşmak arasında hayati bir fark var.

SA2280/KY36-CK38: Uluslararası Medyada Türkiye: 2015’in En Başarısız Öngörüleri

"2015 yılında böylesi bir performans gösteren bu yayın organları, 2016 yılında da bu ideolojik ve siyasi yayın çizgisine devam edecek öngörüsünü yapmak için ise kahin olmaya gerek yok."


Türkiye’yi tarihsel olarak epey istikrarlı bir şekilde yanlış okuyan uluslararası medya 2015 yılını da boş geçmedi. Türkiye’ye yönelik artan medya ilgisine artan gazetecilik kalitesi ise eşlik etmedi. 

Uluslararası medyanın Türkiye yayınlarındaki maddi hataları tespit eden ve bu bölgeye yönelik Oryantalist ve İslamofobik bakışla dalga geçen Kebab and Camel sitesi 2015’in en başarısız öngörü ve temalarını tespit etmiş. Listeden bir seçki yapalım:

SA2279/KY43-BRŞ6: Breaking the Silence - Sessizliği Kırmak: İsrailli Kadın Askerlerin İtirafları - İtiraf 30-31

“Bizimle gönül birliği bulunan, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’te Eylül 2000 tarihinden itibaren görev yapmış askerlerin itiraflarını topluyor ve yayınlıyoruz.” 
Taciz, Yağma, Aşağılama, Dayak, İşkence, Özel Mülklere Verilen Zararlar…

“Bu, ayrıca var olan gerçekliği bildiği halde inkar eden inatçı çoğunluğa karşı da bir dik duruş. Bu, İsrail toplumuna ve liderlerine, çalışmalarımızın sonuçlarını değerlendirmek için acil bir çağrı.”


Kadın Askerlerin İtirafları – Women Soldiers’ Testimonies

İtiraf 30

Adı: *** | Rütbe: Teğmen | Birim: Hebron Bölgesel Tugayı/ Tıbbi Kolordu | Yer: Hebron

Zaten astım krizinden dolayı maviye dönmüş benzi ile Yetta’tan HQ Tugayı’na getirilen bir Filistinli bebek olayı vardı. Bunu iki kez yaşamıştı. Babası onu kontrol noktasından ulaştırmak istiyordu ancak izin verilmedi, ve işler gerçekten sıkı tutuluyordu. Sonuçta tekrar nefes alıyordu, iyiydi ve bu sefer de iyi olduğunu düşündü, onu kontol noktasından geçirmek istemedim, başıma iş açabilirdi. Sonra, artık çok geçti. Böyle şeyler..

SA2278/KY29-YA47: Solcuların Parayla İmtihanı

"CTP’nin “Ben Türkiye’ye karşı dik durdum, onun için 13. maaşlar ödenmiyor” sözleriyle yaptığı Don Kişot’luk, sol düşüncenin namusunu mu kurtaracak?"


Ankara Devlet Tiyatrolarında izlemiştim Azizname’yi. Aziz Nesin’in eserleri bir oyunda toplanmıştı. Kara mizah türünde, şahane bir oyundu. Yücel Erten, Rüştü Asyalı, Ahmet Mümtaz Taylan, Hüseyin Avni Danyal'lı kadrosuyla 4 yıl kapalı gişe oynamıştı. 

Aziz Nesin’in bu oyunu seneler öncesinden bugünü anlatmış. Ve onca yıl içinde bir şey değişmemiş insan fıtratında. Hele bir solculuk kısmı var ki, kopyala, bugüne yapıştır. Zerre fark yok bugünle.

SA2277/KY28-ATA102: 21 Aralık 1963 (6)

"Çatışmalarda düşmanın sıktığı mermilerin tümünün bana doğru gelmediğini artık iyice öğrenmiştim."


Müthiş bir geceydi ve elimizde silah olmamasına rağmen kahramanca direnmiş, mevzilerimizi terk etmemiştik. Neyse ki onlarca kez ateş etmelerine rağmen bana isabet ettiremediler ve hiçbir yara almadım o silahlı çatışmada.

Ertesi sabah gün ışırken, gece bana doğru açılan ateşte arkasına sığındığım 3. kattaki terası çepeçevre çevreleyen parapet duvarının kuzey batı köşesinin ne hale geldiğini görmek için uykulu uykulu yukarı çıkmış, terasa kapısından sürünerek çıkıp, düşmana hedef göstermeden saklandığım köşeye kadar gitmiştim. Artık serde Mücahit olmak vardı ve çok dikkatliydim. Düşmana hedef olmadan hareket etmeyi de öğrenmeye başlamıştım. (İstersen öğrenme…)

Seçkin Deniz Twitter Akışı