22 Kasım 2021 Pazartesi

SA9453/SD2243: Sıkıntı (Roman); 3. Bölüm-Cennet 2

   Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Hayat akıp gidiyordu; otoyoldaki trafikten çok daha hızlı ve çok daha yoğundu. Kaza yapacağını düşünen insan otoyolda araba süremezdi. Hata yapacağını düşünen insan da yaşayamazdı. Hata yapabilecek şekilde yaratılmıştık."



Dört saat sonra dinlenmiş bir halde uyanmıştım; kısa süreli uykulara alışkın olduğumdan uykuda fazla kalamıyordum. Solumda oturan Cevval henüz uyuyordu; ben her zamanki gibi pencere kenarındaydım. Cam’dan sonsuzluğa bakmak dinlendirici geliyordu bana; geçmiş, şimdi, gelecek tuhaf bir şekilde iç içe geçiyordu o anlarda. Zihnim açılıyordu kıskaçlarından kurtularak. Uçmayı seviyordum, bunu kimseye söylemesem de.

Bir kahve istedim kupa ile. Hostes pırıltılı bakışlarla kahvemi uzattığı zaman, “Herkes uyuyorken siz?” diye fısıldamıştı. Gülümsemiş ve teşekkür etmiştim, “Önemli olan herkes uyurken uyanık olmak değil mi?” diyerek cevap vermiştim. 

Uzun bir yolculuktu bu ve benim için mükemmel bir fırsattı; zihnimi kendi olağan akışına bırakarak dinlenmeyi seviyordum; uyku sadece bedenimi dinlendiriyordu, ama zihnim için bir çözüm sunmuyordu. Çünkü; rüya göremiyordum, uykumda da zihnimin tuhaf bir şekilde çözüm odaklı çalıştığını biliyordum, sıkıntılı zamanlarda çözüm bularak uyandığım zamanlar çok olmuştu.

Dört saatlik uyku, zaten hazır olan ‘Kıskaç Teorisi’nin de dinlendiği zaman olmuştu ve ben uzun zamandır ilk kez uykumda düşünmeye devam ettiğimi hissetmeden uyanmıştım. Sanki biri düğmeyi kapatmış ve dört saat sonra yeniden açmıştı.

Uçak Modu’ndaki telefonu elime aldım. Karımın İstanbul’a indiğimde gelen mesajını açtım tekrar: “Sağlığına dikkat et, tamam mı?” Valizde küçük bir şişede beş ayrı kekik türünden damıtma yoluyla elde edilmiş kekik suyu vardı ve karım ısrarla her yolculuğumda bu şişeyi yanıma almamı ister, iklim ve coğrafya değişikliklerinde bir yudum içmemi söylerdi hep. Haklıydı da; üşendiğim zamanlarda ağzımda ve boğazımda rahatsızlıklar hissederdim.

Neden endişeliydi, yıllardır yolculuk yapıyordum, neredeyse ömrümün yarısı gökyüzünde geçmişti. Çocuğumuz doğacaktı, ama epeyce zaman vardı. Üç çocukla tek başına kalmaktan mı korkuyordu? Sanmıyordum; o korkmak diye bir sözcükle tanışmamıştı hiç, Allah’a olan inancı buna izin vermezdi. İnsanın şükür ve tevekkül ile başa çıkamayacağı hiçbir dert olmadığını söylerdi. Bazen yorulduğum ve daraldığım zamanlarda bana da hatırlatırdı bu hassasiyeti. Başka bir şey vardı bu kez. Kıskançlık mıydı sebep? Zihnim karıncalanmıştı; sebep İD değildi muhakkak, bunun için endişelenmemesi gerekirdi. Şükür ve tevekkül bunu aşamıyor muydu?

Gerilmiştim. Kahvemi yudumladım. Sabrın, işlek bir otoyolda durup beklemek demek olmadığını mesleğimden öğrenmiştim. Hayat akıp gidiyordu; otoyoldaki trafikten çok daha hızlı ve çok daha yoğundu. Kaza yapacağını düşünen insan otoyolda araba süremezdi. Hata yapacağını düşünen insan da yaşayamazdı. Hata yapabilecek şekilde yaratılmıştık. Eğer karıma göre İD hata yapabilme ihtimalim ise, bu gerçekten sinir bozucu bir durumdu ve bugüne dek herhangi bir ekşi tadın girmediği hayatımızın damarlarına amansız bir gerilimin sızdığının kanıtı anlamına geliyordu.

Başımı koltuğa yasladım. İnsanın yaşı ilerledikçe ayrıntılara çok daha fazla dikkat etmeye başladığını fark ediyordum. Daha doğrusu ayrıntılarda çok daha fazla zaman geçirmeye başladığını anlıyordum. Şu an yaptığım gibi, karım da ayrıntılarda ağır geçen zamanlarda vesveselerden etkilenmeye başlamıştı ve huzurumuzun kaçmasından dolayı kaygılanıyordu.

Hiçbirimiz muaf değildik, A’râf Suresinin 200-201. ayetlerini okudum: ‘Eğer şeytandan bir kışkırtma seni dürterse, hemen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Şüphe yok ki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler (derhal Allah’ı hatırlarlar da) sonra hemen gözlerini açarlar.’ 

Ve sonra Nisâ Suresi 120. ayet aktı zihnimin derinliklerinden: ‘Şeytan onlara (birçok) vaadde bulunur ve onları kuruntulara sürükler. Oysa şeytan, ancak aldatmak için onlara vaadde bulunuyor.’ 

Cevval kıpırdamaya başlamıştı. Artık otoyolda hızla ilerleyen bir arabanın sürücü koltuğundaydım. Bunu değiştirmeye niyetim ve imkânım yoktu. Karım hüzünlü bakışlarını buruk bir tebessümle süsleyerek usulca zihnimden çekti. 

Kâf Suresinin 16-18. ayetlerini karım da biliyordu: ‘Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız. Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki alıcı melek de (onun yaptıklarını) alıp kaydetmektedir. İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.'


<< Önceki                      Sonraki>>


[(21.11.2021, (3/3 (227))]


Seçkin Deniz, 22.11.2021, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

 

  

Seçkin Deniz Twitter Akışı