14 Aralık 2020 Pazartesi

SA8983/SD1894: Sıkıntı (Roman); 2. Bölüm-Yer 3

          Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"İnsanların çoğu şu andaki tasarlanmış olan kendileriyle her şeyi yorumluyorlardı. Kendimiz olan biz, bir tasarım olan ‘bizim’ mahkûmu olarak, nesnesi olarak yok olan, ezilen her birimiz gerçekte acınılacak bir şeydik."



Erdoğan döneminde iş hayatına girdiğim için eşit şartlarda masaya oturmaya alışkındım, ama eskilerin anlattığına göre ben çok şanslıydım, çünkü yabancılar geldiğinde yerliler ancak onları memnun etmek üzere şartlandırılmış bir çerçevede terbiye ediliyorlardı patronları tarafından. Şimdi iş değişmişti ve eşit olarak konuşmamızdan rahatsız oluyorlardı, ama çaresiz oldukları için de mümkün olduğu kadar çok şey istiyor ve dayatıyorlardı. 

Bana göre 15 Temmuz darbesini de bu yüzden yapmışlardı; yönetilebilir bir Türkiye ‘sağlamak’tı amaçları. Buna izin vermemiştik. 15 Temmuz 2016, Türkiye Cumhuriyeti’nin değiştiğini, edilgen kimliğini yırtıp attığını bütün dünyanın o gün fark ettiği bir tarihti.

Avrupalılarla ve Amerikalılarla yaptığımız iş görüşmelerinde kullandığım üstenci ya da ezik olmayan, ancak ikna edici eşit dil, eski ‘kast sistemi’ne alışkın olan yerlilerin çok işine geliyordu, sonuç alabiliyor olmamdan memnundular. İş yaptığım şirketlerden aldıkları referanslarla ilk/yeni anlaşma teklifi yapan şirketlerin temel gerekçesi de buydu; onları da referans verdikleri şirketlerden ve iş yansımalarından elde ettiğim verilerle didik didik inceledikten sonra iş görüşmelerini başlatıyordum. Biraz yakın akraba oluyorduk, onlar da büyük sıkıntılarla karşılaştıklarında beni bu tür tepe ilişkilerine dahil etmek istiyorlardı.

İnsanlar farkında değildi belki ama Türkiye iş hayatı tarihi bir dönemden geçiyordu. 80’li yıllarda fason üretimle, alt taşeronlukla başlayan imalat sektörümüz Erdoğan döneminde dünyanın her yerine ihracat yapabilir hale gelmişti. Türkiye artık bir markaydı, Türkiye pasaportuna sahip işadamları ve işkadınları gittikleri birçok ülkede eskiden kolaylıkla açılmayan kapılardan sorunsuz geçiyorlardı. Ben de Virginia seyahatinde bu temel vazgeçilmezleri masada tutacaktım. 

Jeo-stratejik güç ancak jeo-politik ve iç politik istikrar ve sağlam, sürdürülebilir ölçekte bir yerli savunma sanayi varsa bir anlam ifade ediyordu. Cevval, NATO ile iş yapan bir şirketi yönetiyordu. Virginia da NATO’nun merkeziydi. 

Gök Yazarı’ndan öğrenmiştim, aslında 1949’dan sonra doğan her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı NATO’nun belirlediği standartlarda eğitim alıyordu; özgür düşünemeyen, hiçbir şeyi tam olarak öğrenemeyen, kısıtlı-engelli bir zihinsel kuşatmayı hedefleyen, sürekli yönetilebilir bir birey modeli tasarlanmıştı; akademisyenlerimiz bile herhangi bir ‘gerçek’ kriteri karşılamaktan uzak bir formda yetişiyorlardı. Erdoğan’ın 2002’den beri bir türlü düzeltemediği Eğitim Sistemi’nin temelinde bu ideolojik maya vardı.  

Her birimizin tasarlanmış 'kişilikler' olduğumuzun kaç kişi farkındaydı ki? Bize ait, biz sandığımız her şey başkalarının tasarımıydı. Düşündüğümüzde bu acı gerçeği fark ediyorduk. O halde biz kimdik? Çoğu insanın bildiğini sanmıyordum; ama kim olduğumuzu bulmamız için gitmemiz gereken bir tek yer vardı; geçmişimizde hatırladığımız ilk şeyler bize ipucu veriyorlardı. Çocukluğumuzda olandık, kendi beş duyumuzla hiçbir şey bilmez iken seçip öğrendiklerimizle olan biz, bizdik. 

O kendimiz olan her birimizi okullara aldılar ve NATO eğitim sistemlerinde tasarlanmış müfredata göre eğittiler. İnsanların çoğu şu andaki tasarlanmış olan kendileriyle her şeyi yorumluyorlardı. Kendimiz olan biz, bir tasarım olan ‘bizim’ mahkûmu olarak, nesnesi olarak yok olan, ezilen her birimiz gerçekte acınılacak bir şeydik. Fakat işte NATO’nun 1949’dan sonra bize yaşattığı büyük acılardan sonra insan tasarımının sınırlarının nerelere kadar uzanamayacağını gösteren, kanıtlayan bir çıkış yaşıyorduk. Ruhlarımızı ve bedenlerimizi tasarlayan onlar değildi, davranışlarımızı tasarlasalar da Allah bizi sorgulamak gibi üstün bir özellikle donatmıştı.

NATO üyesi bütün ülkelerde bilim, siyaset, bürokrasi, diplomasi, tarım, sanayi, ticaret, din, ordu, ekonomi jakobenler tarafından ‘seçilmiş olanlar’ dışında hiç kimsenin uzmanlık geliştiremeyeceği alanlardı. Erdoğan liderliğindeki Türkiye, küresel şeytanî bir krallığı temellerinden sarsıyordu. 2002’den beri gelişen Savunma Sanayii’nde de de yetişmiş binlerce mühendisimiz, uluslararası iş bağlantıları olan yüzlerce şirkette çalışıyorlardı. İHA/SİHA gibi alanlarda dünyanın en etkili ürünlerini tasarlayan, üreten, kullanan ve ihraç eden Türkiye alanında liderliğe doğru ilerliyordu.

Artık biliyordum, Gök’ten koparılan insan, Potomac Nehri’nin iki yakasına serpiştirilen güç merkezleriyle ‘Yer’den yönetiliyordu, o ‘Yer’ de CIA (İstihbarat), Pentagon (Ordu) ve NATO (Norfolk)’ya ev sahipliği yapan Virginia (VA) eyaleti ve karşı kıyısındaki Beyaz Saray (Kral), Amerikan Kongre Binası (Parlamento), Amerikan Yüksek Mahkemesi (Yargı), Dünya Bankası (Finansman-Para), IMF (Küresel Finans Düzenini takip etme, ülkelerin kredibilitesini belirleme-Para) Merkezi gibi küresel kararların alındığı birkaç saatlik mesafedeki Washington’du.


< Önceki                      Sonraki>>


[(06.12.2020, (2/4 (122))]


Seçkin Deniz, 14.12.2020, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı