7 Aralık 2020 Pazartesi

SA8974/SD1888: Sıkıntı (Roman); 2. Bölüm-Yer 2

         Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

"Siyasetin çalkantılı yapısından hoşlanmıyordum, doğal olarak mecbur kalmadıkça çalıştığımız şirketlerle iş ilişkilerimiz dışında siyaset konuşmuyorduk. Zaten anlaşma yaptığımız şirketlerin tamamına yakını da üretim ve ihracat merkezli bir iş anlayışına sahipti."



İşime, aileme ve inançlarımın gereğini yerine getirmeye odaklı bir hayatım vardı. Kabasakal Mezarlığı’ndaki anma programından sonra kişileri, olguları, olayları daha farklı bir şekilde yeniden irdelemeye başlamıştım. Bu tıpkı, herhangi bir insanın mahallesinde oturanların aslında kimler olduğunu öğrendikten sonra yaşadığı ‘derin farkındalığa’ benziyordu. Gerçi çok dikkatli seçimler yaptığımdan, kime güvenip güvenmeyeceğimle ilgili bir sorunum olmamıştı hiç, ancak bu başka bir şeydi.

Siyasetin çalkantılı yapısından hoşlanmıyordum, doğal olarak mecbur kalmadıkça çalıştığımız şirketlerle iş ilişkilerimiz dışında siyaset konuşmuyorduk. Zaten anlaşma yaptığımız şirketlerin tamamına yakını da üretim ve ihracat merkezli bir iş anlayışına sahipti. 

Siyasetle ilgim, gerçekten ülkesi için çabaladığına inandığım Cumhurbaşkanı Erdoğan’a destek vermekten ibaretti. Bundan şüphelendiğim anda da destek vermekten vazgeçeceğimi biliyordum. 2001’de, 18 yaşında üniversiteye girdiğimde Ecevit Başbakan’dı. 2005’te iş hayatına girdiğimde ise yirmi iki yaşındaydım, Erdoğan Başbakan’dı.

2000-2001 siyasî-ekonomik krizi yaşandığında yaşanan koalisyon saçmalıklarını gözlerimle görmüştüm. 2002’de yapılan genel seçimlerde ilk kez oy kullanmış ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken bir şiir okuduğu için siyasi yasaklı hale getirilen Erdoğan’ı desteklemiştim.

Bir ülkede demokrasi, örgütlü suçlarla malul olanlar dışında, toplumun tamamı için refah ve özgürlük sağlamayı hedeflemiyorsa, insanların seçtikleri liderlerin rahat çalışması engelleniyorsa ve özellikle İslam’a açık bir düşmanlık varsa orada sorun var demekti. Orada durur ve tercihimi yaparım. 

Ne yazık ki bugüne dek Erdoğan kadar güçlü bir lider seçmemiş ve desteklememişti bu insanlar, şimdi de bu seçimleri için yaptırımlarla tehdit edilerek; ülke içinde terör, ayrımcılık, askerî darbe; çevre ülkelerde savaş, terör, kaos üretilerek kuşatılıyor ve cezalandırılıyorlardı. Bütün bunlar ekonominin çökmesine, insanların seçimlerini değiştirmesine yönelik uygulamalardı. 

Erdoğan halkı için çalışıyordu ve istatistiklere göre herkes Erdoğan öncesine göre zengindi, devlet düzenleyici rolünü oynuyor, sosyal politikalarla da toplumun her kesimine ulaşıyordu. Refah ve özgürlükler artmıştı; terör, kaos, ırk, din, dil, mezhep ayrımcılığı ve ateist jakoben elit tabakanın ürettiği her türlü ideolojik faşizm çıktısı sopa halkın sırtından indirilmişti. 

Şimdi Erdoğan bahane edilerek halk yeniden ‘köleler topluluğu’ haline getirilmek isteniyordu. Buna tahammül edemezdim. Cevval’in iş anlaşmamızın dışına çıkan Virginia iş seyahati teklifine de bu yüzden hayır dememiştim. 

Müşterilerimizle anlaşmalarımız, imalat ve ihracat süreçlerini izlemek, iş anlaşmalarını gözden geçirmek ve akışı denetlemek, gerektiğinde uyarmaktı, tespit ve tavsiye dışında, müşterilerimizin iş yaptığı şirketlerle sorunlarını çözmek gibi bir sorumluluğumuz asla yoktu. Ancak şimdi durum farklıydı, konu ülkemin çıkarlarını doğrudan ilgilendiriyordu ve ihracat yapan bütün şirketlerimizin bağlantılarında sorunlar vardı. 

Süresi dolmayan anlaşmaların yenilenmemesinden endişeleniyordu insanlar, süresi dolan anlaşmalarda da ABD’nin ve Avrupa ülkelerinin hem açıklanan hem de açıklanmayan yaptırımlarıyla boğuşuyorlardı. Bu durum böyle sürerse bir süre sonunda, şirketler ayakta kalamayabilirdi; biz de işlerimizin çoğunu kaybedebilirdik. 

Sorun tek taraflı değildi. Türkiye’de yatırımları bulunan, üretim yapan ya da Türkiye’deki şirketlerle imalat anlaşması yapan, sadece bu şirketlerle bağlantıları olan ve kendi ülkelerine ithalat yapan ABD’li ve Avrupalı şirketler de vardı. Su ve içecekler, tarım, tekstil, inşaat, maden, makine, demir çelik, sanayi, savunma sanayi, bilişim ve akla hayale gelmedik alanlarda ihracat yapıyorduk. Doğu ve Batı arasında, tedarik zincirinin en optimum halkasıydık, bizden vazgeçmeleri mümkün değildi, bugüne dek bizi istedikleri gibi yönettikleri için sorun çıkmıyordu, her şeyi onlar belirliyordu. 


< Önceki                      Sonraki>>


[(06.12.2020, (2/3 (121))]


Seçkin Deniz, 07.12.2020, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark manifestosuna aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
  4. Sonsuz Ark Yayınlarının Kullanımına İlişkin Önemli Duyuru için lütfen tıklayınız.

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı