2 Mart 2020 Pazartesi

SA8400/SD1628: Sıkıntı (Roman); 1. Bölüm-Gök 22

"Batı'dan bize doğru akan her bir akıntı, maalesef devleti idare eden yetkililerin büyük bir kaygı ile 'doğru ve iyi' şeyler olarak tanımladıkları çoğunlukla insan zihninin safralarından ibaret olan 'yanlış ve kötü' şeylerle doluydu."


Türkiye insanının yaşadıklarını dünyanın, özellikle Avrupa ülkeleri ile ABD'nin yaşadıklarından bağımsız düşünmek mümkün değildi. Dünyanın geri kalanı ile çok fazla benzer olmayan bu çalkantılı dönemde Batı ile iki yüzyıldan fazla bir süredir entegre olmuş zihnimizin sağlıklı bir şekilde işlemesini beklemek de doğru değildi. 

Çünkü; Batı'dan bize doğru akan her bir akıntı, maalesef devleti idare eden yetkililerin büyük bir kaygı ile 'doğru ve iyi' şeyler olarak tanımladıkları çoğunlukla insan zihninin safralarından ibaret olan 'yanlış ve kötü' şeylerle doluydu.

Bugün kendi inançlarımızın tarif ettiği, tanımladığı şeyleri ararken yaşadığımız çelişki de bundan ibaretti. Tarif eden, tanımlayan daima güçlüydü ve güçsüzü etkiliyordu. Bunlar her yönüyle bizi etkileyen şeyler olarak 'Dış Güç' olarak tanımlanıyordu. Türkiye'nin şu anda verdiği mücadele de Batı'nın tanımları ile boğuşurken bu tanımlara karşı koyduğumuz aidiyet bilincine yönelik eleştirilerimizden besleniyordu.

Hiç kimse hiçbir şekilde itiraz edemezdi ki 'Batı' Türkiye için iki yüzyıldan fazla bir süredir etkin, sonuç alan bir 'Dış Güç’tü. Bunu isteyenler Kudüs'ü kaybettiğimiz 1917'deki ortağımız ve İTC'nin entrikaları sonucu birlikte savaştığımız Alman hıristiyanlarının işgalci İngiliz hıristiyanları ile ortak yaşadığı fetih duygusu ile tanımlayabilirler, isteyenler 1945'te Türkiye'yi tehdit eden Sovyet-Rus ateizminin köklerindeki hıristiyan bilinci ile bizi korumaya alan ABD'nin WASP hıristiyan bilinci ile kıyaslayabilirler; toplamda bizi etkileyen siyonizm kontrollü kollektif bir 'Dış Güç' vardı ve bu güç format değiştirse de fonksiyonel olarak bugün aynı şekilde varlığını koruyordu.

Rusya, ABD-NATO ve Avrupa Birliği ülkeleri, Türkiye'nin de dahil olduğu/dahil olmak zorunda bırakıldığı BM, IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kurumlar, tarih boyunca ve şimdi bazen birlikte çalışan, bazen de çatışır gibi görünen ama sonuçta, Türkiye'de ekonomiden siyasete, ticaretten yargıya, eğitimden güvenliğe, özgürlüklerden terörizme, sosyolojiden dine ve bütün bunlarla birlikte doğrudan bireylerin algılama ve hayat biçimlerine müdahale etmeyi amaçlayan organizasyonlar, programlar ve operasyonlarla Türkiye'nin tarihinde var oldular.

NATO bir dış güç olarak Türkiye'de 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997, 27 Nisan 2007 ve 15 Temmuz 2016'da askerî darbeler organize etmişti. Bunlar somut, belgeli birer operasyondu. Yine NATO-Derin Devlet-Avrupa ülkeleri mimarî, lojistik, finansal ve en son koruma kalkanı gibi desteklerle PKK, Hizbulkontr, DHKP-C, TKP, IŞİD-DAEŞ gibi terör örgütlerini başımıza saran Dış Güçler'di.

Herhalde bugün Almanya, Yunanistan, İngiltere, Fransa, Belçika, İtalya, Hollanda, Rusya ve ABD kırmızı bültenle aradığımız teröristleri ve darbecileri kendi koydukları kuralları ihlal ederek bize iade etmediklerinde, onlara iltica hakkı tanıdıklarında birer ‘Dış Güç’ olarak aktif çalışırken herhangi bir akıl sahibi bu çıplak gerçeği inkâr edecek kadar ahmak değildi. Tarihte Osmanlı aleyhine faaliyetlerde bulunmaları için Batılı ülkeler tarafından desteklenen Cem Sultan, Jöntürkler, İslamcılar örnek olarak gösterilecek apaçık kanıtlar olarak duruyorlardı.

15-26 Mayıs 2018 tarihlerinde 24 Haziran seçimlerini etkilemek için çok yoğun bir şekilde, ekonomimize Dolar saldırısı düzenleyenler de 'Dolar'ın bir 'Dış Güç' enstrümanı olarak kullanıldığını bizden çok daha iyi biliyorlardı. CIA ve ortağı olan istihbarat servislerinin kurduğu ve kullandığı finansal kurumların varlığı, kredi notu veren Batılı kuruluşların makroekonomik verilerimizin sağlığını çarpık iddialarla speküle etmeleri ve oluşturulan yapay ekonomik kriz algılarının yine Dış Güçler'le işbirliği halinde çalışan muhalefet partilerinin diline sevk edilen "hükümet ekonomiyi iyi yönetemiyor" söylemleri arasındaki eşgüdümlü tutumların 24 Haziran seçimlerinde halkın tercihlerini etkilemek üzere kurgulanması ve uygulanması muhtemel seçenekleri de gündem dışına iterek sadece ve sadece 'Dış Güçler'in varlığını somut bir şekilde ortaya koymaktaydı.

Bahse konu ekonomik kriz, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin ekonomik performansının bir sonucu değildi, AFN- Le Point gibi Fransız, BBC-The Economist-The Times-The Guardian gibi İngiliz, DW- Bild-Der Spiegel gibi Alman, CNN, WSJ-NYT-VOA gibi Amerikan, Sputnik gibi Rus ajansların ve gazetelerin, dergilerin yaptıkları yayınların Erdoğan'a  karşı seçimleri etkilemeye yönelik 'Diktatör' konulu yayınlarına göre de 'Dış Güçler'in ürettiği bir krizdi.

Türkiye'nin 25 yıllık yakın tarihi, 1993-1999 arası kaos dönemi de dahil olmak üzere, 2001 Kasım ve 2002 Şubat'ta  IMF'nin ürettiği ekonomik krizle birlikte Mayıs 2013'te IMF'ye olan borçların son taksitinin ödenmesi ile başlatılan Gezi Terörü ve sonrasında 17-25 Aralık FETÖ-NATO emniyet-yargı darbesinin ucuna yerleştirilen İran'a yönelik ABD ambargosunu delme iddiaları ile Halkbank'ın ve Türkiye ekonomisinin ve güçlenen bu ekonominin lideri Erdoğan'ın çökertilmeye çalışılması gibi süreçlerle doluydu..

'Dış Güç' kavramına alerjik bir şekilde karşı çıkanların masum olmadığı bu dönemde, yerel unsurları suçlayan bu ayaktakımının, Mısır Cumhurbaşkanı Mursi'nin hangi beceriksiz yönetim uygulamaları ile ABD ve AB-İsrail tarafından askerî darbe devrildiğini, İran'a neden yaptırım uygulandığını, Irak, Suriye ve Yemen'in  insanlık dışı vahşi yöntemlerle nasıl yok edildiğini, Brezilya Devlet Başkanları Da Silva ve Roussef'in hangi gerekçelerle görevden alındıklarını, Venezuela lideri Chavez'in ve Maduro'nun neden ve kim tarafından tehdit edildiklerini, Libya lideri Kaddafi ile Irak Lideri Saddam Hüseyin'in neden öldürüldüklerini, Afganistan, Pakistan gibi ülkelerin kim tarafından iç savaş ve terörle harap edildiğini, hangi iç güçlerin bu konuda etkin olduğunu, Kuzey-Güney Kore barış görüşmelerini kimin sabote ettiğini izah etmeleri gerekmekteydi, ki ABD Başkanlarının ve yardımcılarının doğrudan ve açıkça ifade ettikleri gibi diledikleri her ülkeye 'Libya Modeli'ni uygulayabilecekleri tehdidinin temel felsefesini makul bir şekilde açıklamak zorundaydılar.

Türkiye, somut kanıtlarla ve nesnel perspektiflerle irdelenebileceği gibi Dış Güçler'in saldırısı altındaydı; 24 Haziran Seçimlerini Türkiye ve Erdoğan aleyhine etkilemek üzere üretilen darbe ve terör konseptli ya da ekonomik her türlü krizle mücadele etmekteydi. Bu kuşkusuz ve tartışmasız bir şekilde ortadaydı; bunun böyle olmadığını iddia eden herkes de Dış Güçler'in kullandığı ayak takımından başka bir şey değildi.

Erdoğan'ın (Ak Parti), Bahçeli (MHP) ve Destici (BBP) ile kurduğu Cumhur İttifakı'na karşı kurulan İttifak'ın temel destekçileri de Dış Güçler'di. Gerçekler tarihe bu şekilde geçecekti. 


<< Önceki                      Sonraki>>



[(27.01.2020, (1/43 (67))]


Seçkin Deniz, 02.03.2020, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.





Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı