12 Ağustos 2019 Pazartesi

SA7899/SD1452: Sıkıntı (Roman); Giriş 5

"Yine de içimden bir ses bu 'yemin' meselesinin beni rahatsız edecek bir şekilde karşıma çıkmayacağını fısıldıyordu."


Yüzüne ışık vuran adama dikkatle bakmaya başladım. Susmuştu, bana bakıyordu. Gözlerinde keskin bir kararlılık vardı. Niçin burada olduğumu anladığımı anlamıştı. Yaptığı bu kısa konuşma, yol boyu sorduğum soruların cevaplarını ihtiva ediyordu. Peki, benim kendisiyle aynı amacı taşıdığımı nereden biliyordu? Kendisine sormadığım soruların cevaplarını tek tek verirken, o soruları sormuş olmam gerektiğini düşünen bir akılla karşı karşıyaydım.

Benim gibi davranıyordu;  namaz kılıyordu, selam veriyordu, söze başlarken besmele çekiyordu, dinî duyarlılıkları yüzeysel değildi, tam aksine temelleri sağlam bir sorgulama-soruşturma sürecinin süzülmüş sonuçlarının farkında olarak davranıyordu, en önemlisi benim kullandığım kavramları kullanıyordu. Bu bir tür özel olarak üretilmiş formel bir duruştu ve bunun için uzun yıllar çalışmıştım. 

Müslümanların akılla ilişkisini tarihe gömen pagan aklın karşısında yeni bir duruş, yeni bir sistematik kavrayış ve tepki biçimi geliştirmek için çabalayan bağımsız çok az kişi vardı. Ve ben kendi ülkemde, kendi devletimin derinliklerinde çalışan vatansever ve müslüman bir adamın şahsında bu formel duruşu gördüğüm için büyük bir coşkuyla dolmuştum. Yalnız değildim, evet yalnız değildim; bu mükemmel bir keşifti benim için. 

Zihnine doluşan soruları, 'bekle' diyerek bir kenara itiyordu iradem, ama aklım durmuyordu. Benden ne istiyorlardı, ne yapmam gerekiyordu? Ben benden istedikleri şeyleri yapıp yapmayacağıma karar verirken özgürlüğümü kısıtlayacak bir söz vermek istemiyordum. Çünkü zihnimi kısıtlayacak olan herhangi bir söz, başarısızlığımın teminatı olacaktı. Böyle çalışamazdım. 

Özellikle şehitlerimizin huzurunda yemin etmek benim düşünme ve inanma biçimim açısından çok sakıncalıydı. Yemin etme alışkanlığım yoktu; söz verirken bile verdiğim sözün sınırlarını belirler, yapabileceklerimi söylerdim; gerisini her zaman yaptığım gibi Allah'ın takdirine bırakırdım. Bu yeminin sınırlı insan gücünü zorlayacağı açıktı, ancak tutulmamış ya da tutulamamış bir sözle, gereği yerine getirilmemiş ya da getirilememiş yemin aynı anlama gelmiyordu. Evet; Allah Kuran'da yemin ediyordu, ama o Allah'tı, vurguladığı şey de o ihtişama sahipti ve Allah yeminlerini tutmayan insanlardan da bahsediyordu.

Yemin etmek zorunda kalmak ancak zayıf insanların işiydi, kendisini inandırmakta zorluk çeken kişilerin işiydi. Müslüman doğru sözlü olandı ve sözünde yalan olmayan, tutmayacağı, tutamayacağı sözü vermeyen insandı. Neden yemin etmek zorunda kalsındı ki? Sanırım şehitlerin huzurunda edilen yemin bir tür askerlik alışkanlığıydı ve bir azmi ifade ediyordu. 15 Temmuz darbesini hazırlayan ve uygulamaya koyanlar da asker değil miydi? Kaç kere vatanı korumak yemin etmişlerdi kim bilir? 

Yine de içimden bir ses bu 'yemin' meselesinin beni rahatsız edecek bir şekilde karşıma çıkmayacağını fısıldıyordu. Yemin etmeden yemin edenlerden daha çok azimle çalışan ve hedefine odaklanan ben, herhalde onların bildiği tanıdığı bendi; üstelik askerlik yapmıştım ve yemin töreninde yemin etmiştim, kırk kere yemin etmeye gerek yoktu.

Kavramları yıpratma alışkanlığı olan insanlık evreninde, kavramlara saygımı koruyordum ve umuyordum ki onlar da bana ulaştıklarına göre benim gibi hassas davranacaklardı. Yüzüm ona dönüktü ve artık sorusu sorulmamış cevaplarımın verilmesini beklemek üzere zihnimdeki soruları durdurmalıydım....



<<Önceki                              Sonraki>>



9



Seçkin Deniz, 12.08.2019, Sonsuz Ark, Sıkıntı, Roman

Sıkıntı





Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz

Hiç yorum yok :

Seçkin Deniz Twitter Akışı