30 Eylül 2018 Pazar

SA6902/KY49-İTIĞLI130: Suud’un Dayanılmaz Manevraları

"Suud’un Yemen’de uyguladığı katliamları sadece seyretmekle yetiniyoruz. Bir kınama emaresi bile gösteremiyoruz. Oysaki insanlık adına Müslümanlık adına; zulüm, katliam kimden gelirse gelsin karşı durabilmeliyiz."


28 Şubat döneminin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, bir televizyon kanalına katıldığı programda, başörtüsü sorununun çözümü için Suudi Arabistan’ı işaret etmiş ”Başörtüsü gericiliktir… ille de başörtülü okumak isteyen varsa Suudi Arabistan’a gitsin” demişti. 

Bir bakıma Demirel’i haklı çıkaran nedenler vardı doğrusu. Çünkü Suud kendisini halifeliğin kaldırılmasından sonra her zaman İslam’ın merkezi olarak göstermişti. Bizim Batı’nın tezgahından çıkmış aydın ve siyasetçilerimiz de Suud’un bu kendine biçtiği rolü kanıksayarak kafalarındaki İslam düşmanlığının göstergelerini Suudi Arabistan’dan örnekler vererek göstermişlerdi.


Suud gericiliğin, ilkelliğin merkezi olarak görülmüş, kafa-kol kesmeler hep İslam’la ilişkilendirilmeye çalışılmıştı. Bir ara bu örnekliğe Suudi Arabistan’la ilişkilerin iyi olduğu dönemde, İran oturtulmuş bu sefer İslam düşmanlığı İran örnekleri verilerek kullanılmak istenmişti. Daha sonra da DEAŞ fazlası ile bu rolü üstlenmiş, artık İslam sanki bu terör grubu eş tutulmuştu.

Oysaki Suud sembolik İslami göstergeler dışında laik Türkiye kadar dahi temsili bir görev üstlenemedi. Aklı başında hiç kimse, Suudi Arabistan’ın, ne siyasi ne sosyal ne de kültürel yapısını İslam’la özdeşleştiğini iddia etmedi. Her zaman Suudi Arabistan, Müslümanların gözünde ABD ve İngiltere ile derin ilişkileri olan, kuşku duyulan bir ülke oldu.

Rusya’ya karşı Afgan cihadı başladığında mücahidlerin en büyük destekçilerinden biri Suudi Arabistan’dı. Suud krallığı Rusya’nın işgalini sona erdirmek için Afganlılara milyonlarca dolar yardım gönderiyor, ayrıca okumuş, entelektüel ortamı Müslüman bir bakış açısı ile sorgulayan gençleri de Rusya’ya karşı cihada teşvik ediyordu. Suud’un bu cihad severliğinin arkasında aslında ABD ile yaptığı ortak bir proje olduğu yıllar sonra ortaya çıktı. Bir bakıma Suud, gelecekte ülkesinin yönetiminde söz sahibi olacak gençleri bu şekilde pasifleştiriyor, yok ediyordu.

Afgan cihadından sonra Irak, Suriye, Yemen, Mali ve Nijerya’da benzer girişimler denendi. Müslümanlara silah doğrultmuş radikal örgütlerin arkasında da hep Suud yönetimi vardı. Mali’de, Nijerya’da terörize olmuş örgütlerin liderlerinin bir şekilde Suud yönetimi ile ilişkisi söz konusuydu.

İslam dünyasının en büyük problemi halkı ile özdeşleşmeyen, halklarını hiçbir zaman temsil etmeyen liderlerin varlığı olagelmiştir. Mısır ve Suudi Arabistan’ın siyasi tarihi bunun örnekleri ile dolu. Özellikle Suudi Arabistan yöneticileri, birkaç istisna dışında hakları ile hiçbir zaman uyumlu bir politika takip etmemişlerdir.

Prens Selman’ın bir süre önce başlattığı reform süreci Suud halkının beklentilerinden çok, Batı ile uyumlu yaşamayı öngören çalışmalardır. Son günlerde bu reform sürecine özellikle kadınların özgürlükleri ile ilgili bazı kısıtlamaların kaldırılması oldu. Kadınlara ehliyet verilmesi araba kullanma yasağının kaldırılması gibi. Son değişiklik ise artık devlet televizyonunda kadın spikerin de haber sunmasına izin verildi.

Suud yönetimin bu girişimleri bir bakıma İslam ülkelerinde laik uygulamaların bir başlangıcı gibi. Mısır’da Nasır ve Enver Sedat dönemlerindeki uygulamalardan çok farklı değil. Haber sunma veya kadınlara araba kullanma hakkının verilmesi bir özgürlük dışavurumundan çok nasıl Suud’un değişebileceğini göstermekle ilgili. Suud, ABD güdümündeki insan hakları raporlarında sıkça belirtilmese de, en fazla insan hakları ihlalleri yapan devletlerden biri. Özgürlük ortamı aksine daha geriye gidiyor. Daha önceleri hükümeti eleştirenler birkaç gün hapis yatarken, şimdilerde ise yönetimi eleştirmek imkânsız ve eleştirildiğinde de sonunuz belli değil. Suud’da yaşayan dostlarımız telefon da dahi Suud yönetimi ile ilgili bir şey söylemekten, en küçük bir eleştiri yapmaktan çekiniyorlar. Her an dinlenme, izlenme ile karşı karşıya olduklarını düşünüyorlar.

Suud’un Yemen’de uyguladığı katliamları sadece seyretmekle yetiniyoruz. Bir kınama emaresi bile gösteremiyoruz. Oysaki insanlık adına Müslümanlık adına; zulüm, katliam kimden gelirse gelsin karşı durabilmeliyiz.

Türkiye’de Suud eleştirisi daha önceden laiklik ve İrancılık üzerinden yapılırdı. Sanki İran farklı değilmiş gibi İran’daki İslam ile Suud yönetiminin Amerikan seviciliği karşılaştırılırdı. Oysaki birbirinin bu ülkeler ne alternatifi ne de benzeri. Biri Vahhabiliği reforma ederken biri Şiiliğin siyasal mezhepçi tavrından kendini arındırabilmiş değil.

Suud yönetimi şimdiler de Afrika boynuzunda bir barış havariliğine soyunuyor. Yemen’de savaş havariliği yaparken Afrika boynuzunda barış simsarlığı görevini üstleniyor. Somali’den umudunu kesen Suud yönetimi, Doğu Afrika’da müttefiki Birleşik Arap Emirlikleri ile rol kapmaya çalışıyor. Yakında Nil sorunu üzerine anlaşmazlığı bulunan Mısır ve Etiyopya arasında arabulucu rolü üstlenirse şaşırmamak gerek.

Suud yönetiminin bölgede bir barış gerçekleşmesi pek umurunda değil aslında. Umurunda olsaydı öncelikle Somali’de barışın gerçekleşmesi için uğraşır, çaba harcardı. Etiyopya-Eritre barışının arkasında ABD’nin bölgesel çıkarları olduğundan hiç kimsenin kuşkusu yok. Suud yönetimi Eritre ve Etiyopya liderlerine ülkesinde para dağıtarak, madalya vererek ABD’nin bölgesel taşeronluğunu yapmakta. Peki bu taşeronluğu kime karşı yapıyor?

Afrika ülkeleri önceden İran ve Suudi Arabistan arasında çekişme ve rekabet alanıydı. Birbirlerinin politik duruşlarına karşı manevralar yaparlardı. Artık bu İran veya Suud karşıtlığı sona erdi. Artık Türkiye düşmanlığı var çok fazla seslendirilmese de. Türkiye’nin doğu Afrika üzerinde etkisinden rahatsız olan devletlerin, Suud yönetimini taşeron olarak kullanması var. Suud kendisine verilen bu rolü oynamakta şimdilik istekli görünüyor, fakat yarın her şey değişebilir ve Türkiye’nin, bölgede artan gücü karşısında eğilmek zorunda kalabilir…


İbrahim Tığlı, 30.09.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Dış Bakış
İbrahim Tığlı Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: İbrahim Tığlı Beyefendi'den yazılarının yayınlanması için onay alınmıştır. Seçkin Deniz, 23.06.2016



Yazının İlk Yayınlandığı Yer: Yeni Şafak




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı