7 Temmuz 2018 Cumartesi

SA6451/KY58-GÖKA115: 24 Haziran’da Millet Ne Söyledi? (I)

"Uluslararası sistem ve beşinci kolları FETÖ, vesayetçileri; vesayetçiler, Kürt etnikçiliğini, laikçi mağduriyet psikolojisini kullanmakta ustalaştılar, MHP’yi bölmeyi başardılar. Her şey milletin gözü önünde oldu; kamusal akıl ve vicdan her şeyi kaydetti."



Bazı çokbilmişler, sandıkta tek başımıza oy kullandığımız için seçimleri bireysel tercihlerin toplamı sanıyorlar, topluluk ruhuna millet iradesine inanmıyorlar. Keşke bu bahtsızların bir grup psikoterapisi seansı izleme şansı olsaydı, topluluğun da nasıl ayrı bir canlı varlık olduğunu idrak etselerdi! 

İnsan ilişkilerinde 1+1=2 değil, 3 tür, zira bir de toplam hâsıla vardır. Mesela aile, anne, baba ve çocuklardan oluşan bir yapı olmanın ötesinde tüm bireylerinin kendisini bağlı hissettiği başka bir şeydir, apayrı ontolojik bir varoluştur. Toplum da öyle; birarada yaşamaları bir bayrak, bir devlet, bir gelecek ideali altında birleşmiş, benzer bir yaşama ve zihniyet biçimi oluşmuş insanlar, millettir. Millet de bizim aramızda, bizden farklı bir varoluş olarak nefes alır verir, düşünür, seçimlerde konuşur. Lakin onun ne dediğini anlayabilmek herkesin harcı değildir.

1 Kasım 2015 Seçimlerinden sonra Türkiye’de “hâkim parti modeli” diyebileceğimiz bir model olduğundan bahisle hâkim parti modelinde hakem devletin nasıl olabileceğini anlatmaya çalıştık. 

Şöyle tespitler yaptık: 

“’Hâkim parti modeli’ ile muhalefetin, (demokrasi eksikliği, diktatörlük vs. gibi dışsal nedenlerle değil) bizatihi kendi yapısı gereği, iktidara gelebilecek organizasyon ve program oluşturma gücüne sahip olmadığı, sadece icraatlara yönelik tepkiler vermekle yetindiği, toplumsal ve siyasal temsil ve dönüşüm misyonunu tek başına iktidar partisinin üstlendiği durumu, yani mevcut halimizi kast ediyorum. Türkiye, Ak Partili yıllar boyunca, bu partiyi hep iktidara taşımanın yanı sıra toplumsal merkezi temsil yeteneğini haiz böyle bir parti olduğu sürece, muhalefetten bir iktidar çıkmayacağını da göstermiş oldu. Kendileri başta olmak üzere, artık muhalif partilerden bir iktidar çıkacağına kimse inanmıyor. Geriye dönülüp bakıldığında, değişim konusundaki endişe ve öfkeyi dile getirmekten başka bir iş yapamadıkları, program düzeyinde bir alternatif ortaya koyamadıkları, giderek genel seçmenden ve ülke yönetimi anlayışından koptukları, belli segmentlerin temsilcisi ve sözcüsü olmaya doğru sürüklendikleri daha net görülüyor.

“Olağanüstü bir yeni durumla karşılaşmadığımız sürece, bundan böyle bir süre ‘hâkim parti modeli’ ile ilerleyeceğimiz 1 Kasım’da aşikâr hale geldi. Hepimiz, bu gerçeği göz önünde bulundurarak konuşmak zorundayız. Ki bu gerçeği, burunları her zaman iyi koku alan ‘en zenginler’ (ekonomik oligarşi), anında fark etti ve hemen hesaplarını ona göre yapmaya koyuldu. ‘Ekonomik oligarşi’, işler bu hale gelmesin, hiç değilse koalisyonla ‘hâkim parti modeli’nin önünü keselim diye çok uğraştı, paralel yapıyla ve yabancılarla birlik olup kumpaslar kurdurmaktan HDP’e destek vermeye, yeni lider ve 5. parti çıkartmaya çalışmaya kadar elinden ne geliyorsa yaptı, terörden dahi medet umdu. Başaramadılar; bu şekilde başaramayacaklarını anladılar.

“12 Eylül 2010’dan beri, ‘sofistike vesayet sistemi’ hüküm sürüyor. Hâlihazırda belli ölçülerde bu sistemde yaşıyoruz. İlk bakışta belki görünmüyor ama ‘bürokrasinin, siyasetin, ekonominin, medyanın, kültür-sanatın kılcal damarlarına nüfuz etmiş’ vaziyette. Murat Yılmaz’ın dediği gibi: ‘Eski merkez medyanın ve eski büyük burjuvazinin, zaman zaman muhalefet konusunda siyasi partilerden rol çalması sofistike vesayetin taşıyıcı kolonlarına işaret’ ediyor.

“1 Kasım’da sofistike vesayet rejimi ağır bir yara aldı, ama hala ayakta. ‘Saray’, ‘sultan’, ‘diktatör’ nidaları altında, toplumun seküler yaşantılara zarar geleceği endişesi taşıyan kesimlerinin tepkileri organizasyona hazır vaziyette. Bu kesimler, ülkenin hayrına olmayacak girişim ve ittifaklar dâhil tüm düşünce ve davranışlarını rahatlıkla akılcılaştırabildikleri ortak bir ‘kutuplaşma’ teorisine (!) sahipler. Bu ruh hali yüzünden sofistike vesayet sistemi, dünün ulusalcılarıyla terörle bir türlü mesafe koyamayan etnikçileri bile biraraya getirebildi. 1 Kasım, özellikle bu kesimleri derin bir hayal kırıklığına uğratmış ve umutsuzluğa sevk etmiş durumda.

“‘Hâkim parti modeli’, bu şartlarda, bu şartlara rağmen işleyecek. Ak Parti, kendisini ısrarla destekleyen toplumsal omurgaya, merkeze sırtını dayayarak yeni bir anayasa ve sistem değişikliği yapmaya çalışacak. Ateş çemberi olan bölgemizin ve konjonktürün provokasyonlara çok açık olduğunu da göz önünde bulundurursak, işinin çok zor olduğunu söylemek kehanet değil.”

Ondan sonrasını hepimiz biliyoruz. Vesayetçilerle milletin demokratik güçleri arasındaki kıyasıya mücadele bugüne kadar sürdü. Referandum, bu şartlarda kazanıldı, yeni sistemin startı bu şartlarda verildi, vesayetçi medyanın taşları bu şartlarda söküldü. 

Uluslararası sistem ve beşinci kolları FETÖ, vesayetçileri; vesayetçiler, Kürt etnikçiliğini, laikçi mağduriyet psikolojisini kullanmakta ustalaştılar, MHP’yi bölmeyi başardılar. 

Her şey milletin gözü önünde oldu; kamusal akıl ve vicdan her şeyi kaydetti.


Erol Göka, Prof. Dr, 07.07.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Uzaklardaki İnsan,
Erol Göka Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: Erol Göka Beyefendi'ye, birey ve toplum sağlığı açısından çağın sorunlarına  'iyi' geleceğini düşündüğümüz değerli yazılarını bizimle paylaştığı için teşekkür ediyoruz. Seçkin Deniz, 05.06.2017



İlk Yayınlandığı Yer; Yeni Şafak




Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı