1 Ocak 2018 Pazartesi

SA5418/KY58-GÖKA62: Depresif Umutsuzluk

"Sözüm ona dünyayı büyü bozumundan, teskin edici kurgulardan kurtarmak adına, umut aleyhine çalışıp duruyorlar."


Umut üzerine birçok yazı yazdık, onu iyimserlikten, diğer bekleyişlerden, arzulardan nasıl ayırt edeceğimizi inceden sürmeye ele aldık, inceledik. Bu kadar ince eleyip sık dokumamızın nedeni, zihnimizin modern yanının umudun varlığını kabul etmeye direnmesi. Umut hakkında her söylenene mutlaka takacak bir kulp bulunuyor. 

Spinoza’dan Nietzsche’ye umut ve umutlanan insan aleyhine yazan, umudu Marx’ın din için yaptığı 'kitlelerin afyonu' tanımına eş değer gören düşünürler, bu yanın temsilcileri. 'Bir Yanılsamanın Geleceği' kitabında dinî umudu, çocuğa peri masalları anlatılmasına benzeten bizim Freud da aynı soydan.


Sözüm ona dünyayı büyü bozumundan, teskin edici kurgulardan kurtarmak adına, umut aleyhine çalışıp duruyorlar.

En makul olan Terry Eagleton, umudun varlığını kabul ediyor ama özellikle modern zamanlardaki umudu, besin değeri düşük ama lezzetli bir sosa benzetmekten de geri kalmıyor. Ona göre umut diye bir şey var ama çok çabuk boşa çıkıyor, umutsuzluğa dönüveriyor. “Dertlerimiz için deva ummak, derdin bir parçası.” artık diyor. Daha fazla eziyet çekebilelim diye bizi hayatta tutan, kurbanın başının üstünden bir kova su döken bir işkenceciyi andırıyor ona göre umut.


Ne umutsuzluğu ölümcül bir hastalık olarak gören Kierkegaard, ne “Umutsuzluk, bir tür sabırsızlıktır.” diyen büyük düşünür Gabriel Marcel de modernliğin dertlerine deva olabiliyor. Son zamanlarda “Umut her ne kadar daima aldatıcı da olsa, umut etmek gereklidir; umudun boşa çıkması tükenmesi kadar kötü değil.” diyen cılız sesler duyuluyor. “Fala inanma falsız da kalma.” derekesine düşürülmüş bir umut anlayışı… Arzuyu çabadan, insanı ve varlığı Yaratıcı'sından dünyayı ahretten ayırınca umudu, hakkını verebilecek şekilde kavrama imkânı pek kalmıyor.


Madem öyle, bu sefer de tersinden, umutsuzluktan başlayarak umudu anlatmaya çalışayım diye düşündüm. Hani psikolojik bakımdan sağlıklı olanı doğrudan anlatamıyoruz ama psikolojik rahatsızlıklardan söz ederek işimizi kolaylaştırıyoruz ya, umudu anlatabilmek için de böyle bir yoldan gideyim. Psikolojik bilimlerin itibarından da yararlanayım.


Umut üstüne işe yarar literatür bulmak zor modern dünyada ama psikolojik bilimler sayesinde, umutsuzluğun oldukça sağlıksız bir tablo olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz. 'Depresyon' denilen ve mizaçta çöküntüyle karakterize bir psikolojik rahatsızlığın var olduğuna, kadınlarda biraz daha fazla ama hemen hemen tüm dünyada aynı oranlarda görüldüğüne, intiharların yarısının bu hastalık nedeniyle olduğuna inanıyoruz. İşte umutsuzluk o rahatsızlığın olmazsa olmaz bir unsuru.


Aslında umutsuzluk, sadece depresyonda görülmüyor, hepimizin başına gelebilecek bir haleti ruhiye. Ama sağlıklı insanlar onu genellikle çok kısa sürede ve kolayca atlatabiliyorlar. Nispeten kalıcı bir hale dönüşmüşse, çabayla değişmiyor ve bir süre sonra insanda adım atacak güç ve enerji bırakmıyorsa, işte o zaman umutsuzluk, depresyon rahatsızlığının en önemli belirtisini ve hatta hastalığın esasını oluşturuyor. Araştırmalar, depresyon vakalarında umutsuzluk ne ölçüde şiddetlenmişse hayatın zindana dönüştüğünü ve canına kıyma ihtimalinin arttığını gösteriyor.


Depresif kişi öylesine umutsuzluk girdabına girmiştir ki, yaşamaktadır ama bir şey anlamadan, tatsız tuzsuz bir yemek gibidir hayat… Kierkegaard, umutsuzluğa ölümcül hastalık derken depresyonu anlatır bir bakıma. Depresyonda umutsuzluk arttıkça duygular da silinmeye başlar, başlangıçta kederlenme, hüzün, ağlama isteği, çokça gözyaşı vardır ama derinleşen umutsuzluk bir süre sonra ağlamayı dahi imkânsızlaştırır. Zira gözyaşları, hala umutvar olunduğunun göstergesi, bir yardım çağrısıdır.


Depresyon ilerlerse, geleceğin ufku giderek kapanır, şimdiki ve geçiş zaman genleşir hâkim hale gelirken gelecek çölleşir. “Umut, henüz olmamış ve gerçekleşmemiş olanı görür ve sever.” denir. Umut söndükçe, gelecek kapanır. Geçmiş; depresyonda hâkim zamandır ve adeta her ana geleceği yutar, geçmişteki pişmanlıkları kişiyi suçluluk duygusu ve ıstırapla doldurur. Heves uçup gider, onun yerini cesaretsizlik ve yalnızlık doldurur, yardım aranmaz, insan ilişkisi hiç arzulanmaz hale gelir. Umut, ne ölçüde görüş alanımızdan kalkmışsa insanın kendisine güveni ve saygısı da aynı ölçüde kaybolur.


Psikoloji profesyonelleri olarak, modernlere umudu, Allah’ın rahmetinden umut kesilemeyeceğine inanan Müslümanlara da depresyonda görülen umutsuzluğun bir hastalık belirtisi olduğunu anlatmakta güçlük yaşıyoruz...  Belki de depresyon üzerine incelemelere tam da buradan başlamalıyız!




Erol Göka, Prof. Dr, 01.01.2018, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Uzaklardaki İnsan,

Erol Göka Yazıları




Sonsuz Ark'ın Notu: Erol Göka Beyefendi'ye, birey ve toplum sağlığı açısından çağın sorunlarına  'iyi' geleceğini düşündüğümüz değerli yazılarını bizimle paylaştığı için teşekkür ediyoruz. Seçkin Deniz, 05.06.2017



İlk Yayınlandığı Yer; Yeni Şafak





Sonsuz Ark'tan


  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı