31 Aralık 2017 Pazar

SA5417/KY59-MLÖZ30: Huzur

"Huzur, akıp giden zamandan geri kalmamaktı."


Kırmızıyla karışık turuncu ebruli yün ilmekler bir bir parmaklarının arasında eriyip kayboluyordu. Ördüğü hırkanın kolunda yaptığı hatayı örgünün bitmesine az kala fark edebildi; şimdi ise bütün işi sökmekle uğraşıyordu. Sökerken, zihninden geçen olayları geri sarar gibi sarıyordu yüzlerce metre uzanan ipliği gitgide kalınlaşan yumağın üzerine.  

Fark etmediği, gözünden kaçırdığı ve bütün emeğini ziyan eden o minicik hatayı da en başında yapmıştı. Şimdi onu düzeltmeliydi, geri dönüp baştan başlamalıydı. Küçük dikkatsizliğinden kaynaklanan hata, harcadığı onca zamana mal olsa bile. Yeni bir sayfa açıp daha önce yazdıklarını temize çekercesine yapmalıydı bunu. Birkaç ay evvel korkmadan hayatına yeniden başladığı gibi…

Perdeler sonuna kadar açıktı. Sımsıkı kapalı pencerelerin camlarına dışarıdan yağmur taneleri vuruyordu. Bir noktada toplanıp, dağ ırmaklarının minyatür kopyasını çizdikten sonra gözden kayboluyorlardı. Onların yerine yenileri geliyordu. Benzer bir gösteriyi sergiledikten sonra onlar da öncekilerin peşinden koşarcasına yok oluyorlardı. 

Odanın sessizliğini ipek böceğinin haşırtısını andıran yün sesinden başka bir tek duvar saatinin düzenli tıkırtısı bozuyordu. Uzun zamandır bu kadar huzurlu olmadığını fark etti.  “Huzur mu istiyorsun? Az eşya, az insan!” Kafka’yı hatırladı… Değmez insanlara harcanan ömrün bu dünyanın en büyük acısı olduğunu artık iyi biliyordu.

Bu dünyada kaybetmek istemiyorsan kendini herkesten daha iyi bilmek zorundasın, diye düşündü, yoksa seni senden daha iyi tanıyan insanlar çıkacak. Önce bunun bir şans olduğunu zannedersin sonraysa en büyük imtihan. Öyle ki bir süre sonra kendini eksik ve çaresiz hissetmeye başlarsın, kafesinde kilitli kalmış sıkışmış, kanatları olan ama katiyyen uçamayan bir kuş gibi. 

Kafes demişken... geçmişte bir gün okuduğu okulun kampüsünün karşısındaki hayvanat bahçesini gezerken gördüğü, hayatı boyunca unutamayacağı bir manzarayı hatırladı.

Cılız koyu kahverengi bir maymun uzun tüylü ince kolunu kafesin demir parmakları arasından uzatıp on iki yaşlarında küçük bir kızın saçını yakalamış, çekiştiriyordu. Etrafında çığlıklar, bağırışlar kopmuştu. Neyse ki kızcağız kurtulmuş ama mahcubiyet içerisinde kafesten uzaklaşamamış, kafesin yanında öylece durmuş, utangaç bir gülümsemeyle başını öne eğmişti. Belli ki maymunu suçlama eğiliminde değildi. Maymun işte ne bilsin, demiştir, kendim ettim kendim buldum demiştir, sanki maymunun hiç suçu yokmuş gibi. 

Hayatımızdaki maymunsulardan kimi cehaletin, kimi de kafesin varlığının arkasına sığınırlar, dedi içinden. Gözümüz cehalet duvarına takılıp arkasındaki faili görmezden gelir. Bazen de kendimizden ödün vererek onların durmadan söyledikleri mağduriyet şarkısına kulak veririz... Bazen de onlar en yakınımızdakiler olur.

Güçlü kalmak. Bilemediği, eksik bıraktığı işte buydu, en yakınlarına karşı güçlü kalması gerektiğini kimse ona öğretmedi ki bu zamana kadar. Belki de öğretmişti. Belki o duymadı, belki duymak istemedi, belki de işin kolayına kaçtı. Sürekli tetikte durmanın imkânsız olduğunu sananlardandı, evde bile en yakınlarına karşı ne diye silahını bileyecekti ki? Yoksa doğru mu yaptı? Bilemedi. Asıl olması gereken bu değil miydi?

Hırkanın örgüsünü sökmeye çalıştıkça adeta saniyelerle yarıştığını fark etti. Duvarda asılı duran mekanizmayla bir bütün olduğunu da. Nihayet birbirine ayak uydurmaya başarmışlardı. O ve zaman. Artık ne o geri kalıyordu ne de zaman. İnsanın zamana karşı hep sorumlu olduğunu düşünmüştü. Tereddütler, boş korkular, vaktinde yapılması gerekirken yapılmayanlar, hepsi zamana karşı ihanetti onun gözünde. 

İşini oturduğu tekli koltuğun yanındaki sehpaya bıraktı, ayağa kalktı, pencereyi sonuna kadar açtı. Yağmur dinmişti. Bulutları yırtan sarı güneş huzmeleri yüzünden sıyrılıp odayı doldurdu. Derin bir nefes aldı, insanın kendi hayatının sorumluluğunu taşımasının dünyanın en büyük mutluluğu olduğunu düşündü. Ve huzuru… 

Huzur, akıp giden zamandan geri kalmamaktı.
                                                                                                                                                     


Melek Öz, 31.12.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Hikâye

Melek Öz Yazıları
 




Sonsuz Ark'tan

  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz.
Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı