24 Aralık 2015 Perşembe

SA2239/KY1-CÇ176: Düşlerin İsyanı/Roman-Bölüm 2-II

"Yaşamım düş kurmakla geçti ya!"

“Duygu darlığı yaşayan sanatçılar, kahramanlarını en çok nefes nefese bırakanlardır.. rahat nefes almayı bilmezler.”
F.Nietzsche

Bölüm İki
-II-

Bu gün çok üşüdüm. Tıpkı Sivas meslek yüksekokulunda okurken kaldığım evde üşüdüğüm gibi. Bir göz odası, tuvaleti dışarıda olan bir evdi. Yalnız kalıyordum. Yalnızlığı oldum olası sevmiştim. Yurda girememiştim. Ben de, işte o tek gözlü evi tutmuştum. Bir somya; son sınıf bir öğrenciden yatağı-yorganı-yastığıyla birlikte aldığım bir somya. Bir arkadaş da masa vermişti. Dört raflı bir kitaplığım vardı ya Allah için okunacak doğru dürüst bir tek kitap bile yoktu. O kitaplığı mutfak rafı gibi kullanıyordum. Bardaklar, bir tava.. içinde zeytin, yağ bulunan kavanozlar.. 

Ev yolgeçen hanı gibiydi, desem abartmış olmam. Kapıyı kilitlemezdim bile. Küçük bir bahçesi vardı evin.. Uzunluğu on adım ya vardı ya yoktu. Dört adım da genişliği. Bahçe kapısının zırzasını kapadım mı, evimin kapısını kilitlemiş sayıyordum. Kim ne umardı ki; bir öğrenci evinden, hele bir de metruk bir görünümü varsa. Hem ev sahibinin yeğeninin bakkal dükkânı ile bitişikti kaldığım ev. 

***   
Bu gün hiç yazasım yok. Salim bütün gün inledi durdu. Sağlam ayağının diz altında, kendi deyimiyle, birden bire bir ağrı peyda olmuştu. Ve canını fena yakıyordu. 

"İstersen hastahaneye gidelim", dedim; istemedi. Ben de her zamanki gibi üstelemedim. Üstelemeyi sevmem. Üsteleyenleri de sevmem. Ama bir kere öyle çok istedim ki.. olmadı. Param gelmemişti. Üç beş kuruş babam, külliyetli olan kısmını da abim gönderirdi. Az kahrımı çekmedi rahmetli. İşte aylığını mı alamamıştı, araya tatil falan mı girmişti. Bir şeyler olmuştu. Benim de cebimde bir simit parası kalmıştı. 

Tabi kumarda -bir öğrenci için- yüklüce bir para kaybetmeseydim, o olayı yaşamazdım. Şeytana uydum. Ayın sonu yakın. Cebimde harçlığın yarıya yakını duruyor. Hiç böyle bir şey yaşamamıştım. Yani, eğer kumar oynamamış olsam artıya geçecektim. Dedim ya, şeytana uydum. Tutup kumar oynadım. Okey. 

Arkadaşlarla her zaman takıldığımız kahvehanede yalnızdım. Garson, “Okeye dördüncü! Okeye dördüncü!” diye, fır dönüyordu. Geçip oturdum. Daha oturmazdan garson beni uyarır gibi oldu, olmasına ya.. bir kere şeytan dürtmüştü. Cebimdeki elli lirayı masada bırakıp kalktım. Cebimde 3 lira bozukluk kalmıştı. Onunla da bir haftayı geçirecektim. İmkânı var mı? 

Cumartesiydi. Açlığın en son raddesindeydim. Mideme kramplar girmişti. Bakkaldan veresiye bir şeyler almaya yüzüm tutmamıştı. Epey kabarıktı, borcum. Her zamanki gibi. Evden para gecikince ben de ödeme yapamamıştım. Aynı mahallede oturan –Bezirci Mahallesi’nde oturuyordum- sınıf arkadaşıma –Sivas’ın yerlisiydiler- gitmeye karar verdim. Tam yemek saatine denk getirmiştim. Kapıyı açtı. Göz kırptı. İçeri aldı. 

“Kaynanan seviyormuş.. biz de daha sofradayız buyur!” dedi. Hay ağzım kırılaydı. Hay dilimi eşek arıları soksaydı.

“Sağol.. az önce yedim..” karşılığını verdim. “Bak çaya hayır demem!” diye de ekledim. Hiç olmazsa şekerli çay içerim, diye geçirmiştim içimden o an.. Ama Serhat bu.. unutur mu? Efendim şekersiz içerdim çayı. Şekersiz. Demli mi demli çayları midemin isyanlarına aldırış etmeden içtim. 

Eve vardığımda da kustum. Öğüre öğüre kustum. 

Ne olurdu üsteleseydin Serhat? Ne olurdu? 

Evet, doğrudur; ben kimseye üstelemedim, kimse de üstelesin istemedim. Yaşama karşı da üstelemedim. Nasıl gidecekse, gidiyorsa boyun eğdim.

Evet, doğrudur;  “ite-kaka”  ifadesini kullandım. Ama tam bir direnç olmadığı, zaten o ifadeden de bellidir, değil mi Ernüvaz Hanım!






Cemal Çalık, 24.12.2015,  Konuk Yazar, Sonsuz Ark, Düşlerin İsyanı, Roman 




Seçkin Deniz Twitter Akışı