2 Aralık 2015 Çarşamba

SA2125/KY41-KT1: Bir Yanılgı Hikâyesi

 "Bütün kusurları yaldızlı sözlerle kapatılacak ve bir gün kitlelere mesaj vermek için seçilecekti."


Onu tanıdığımda serin bir bahar günüydü. İlk albümünü çıkaracak olmanın heyecanını yaşıyordu. Elleri cebinde ve titreyerek akşamdan kalma stüdyo sahibini beklerken, hangi sanatçı ile tanıştığımı soruyor, sonra “Adamlar on numara müzik yapıyor abi” diye söylenip gülücükler saçıyordu. 

Gençti, heyecanlıydı ve hevesliydi. İlk çıkaracağı albümle birlikte şöhreti yakalayıp, gıpta ettiği ve adeta yarı tanrılar olarak baktığı sanatçılar zümresine dahil olacaktı. Peki, ya şu benim “Okumaların sıkıntılı. Bir yanık sesle patlama yapan şarkıcı efsanesini unut. Eğitim almalısın” diye ikide bir hatırlattığım can sıkıcı gerçek?.. Hele bir namı yürüsün de, nasılsa çözülürdü o iş.


Hem nota bilmeyen birçok sanatçı yok muydu zaten?

Hayallerine saygı duyuyor ve bu yüzden umutlanmasına mani olmak istemiyordum. "Kaseti bastırıp eve koyacaksın, bu denemeyi yapan yüzlerce amatörden seni farklı kılan bir şey yok” demek istiyordum, ama vicdanım buna engeldi. 


Uzunca bir bekleyişten sonra stüdyo sahibi morarmış gözlerle geldi. Hevesli dostumuza bir telefon numarası verip, kendisi için oldukça pahalı bir kahvaltı (öğle yemeği) söylemesini buyurdu. Suratından akan “Biz senin gibi neler gördük, şu pideleri söyle hele” der gibi bir ifadeyle… O da biliyordu; hatıradan öte nitelik taşımayan bir “kartvizit” ile uğraştığımızı elbette. 


Sonra kayda başlandı. Dostumuz okumaları binbir güçlükle yapıyordu. Ara ara yüzünde inşaat işçisiyken meşhur olmuş o kahramanın, ruhundaki kafesten bir türlü kurtulup mikrofonun başına geçememiş olmasının acısı görülebiliyordu. Bu defa da olmamıştı, cihazın başındakiler çok inceliyordu: “Şurada sürtone oldu. Baştan alalım” 


Uzun uğraşlardan sonra kayıt bitmişti. Vakit geceyarısına yaklaştığında, teknolojinin bazı hatalarını düzelttiğini gören dostumuz keyiflenmişti. Olacaktı bu iş… 


Ansızın yoldan geçen seçim arabasının kutladığı zafer stüdyodaki ortamı gerdi. İktidar partisi yerel seçim zaferini kutluyordu. Doğru ya, o gün herkes oy kullanmıştı. Gömdüğü pidelerin üzerine beşinci kahvesini içen stüdyo sahibi homurdandı:


“Gene hırsızlar kazandı! Bu millet her şeyi hak ediyor kardeşim. O kadar rezillikleri çıktı; ama hala herifler seçim kazanıyor!”


Bu tip değerlendirmeleri müzik dünyasında çok gördüğümden pek aldırış etmemiştim. Fakat birkaç saat önce gecekondu semtinden ünlü olma hayalleri ile o dar sokaklı ve neden ünlü olduğunu asla anlayamadığım semte gelen dostumuz artık sınıf atlamıştı:


“Deveye diken… demişler üstat! Bizim insanımız kalitesiz!” 


O bunları söyleyip mensup olduğu sınıfı aşağılarken, geçkin ama mütekebbir stüdyo sahibi koltuğa yaslanıp sırıtıyordu. Benim ise şahit olduğum bu çelişki karşısında başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüştü. 


İş bitip ben oradan ayrıldığımda hala stüdyoda siyaset konuşuluyordu. Arkama bakmadan o semtin dar sokaklarını koşar adımlarla geçtim. Hayır ben yanılmıştım; o gencin şansı vardı. Müzik yapmayı beceremese de, profesyonel abileri gibi piyasaya hakim olan totaliter ruha sahipti o. Sesinin arkasındaki tınılar ona içinden çıktığı milyonları siyasi tercihlerinden dolayı aşağılama hakkı veriyordu. Bütün kusurları yaldızlı sözlerle kapatılacak ve bir gün kitlelere mesaj vermek için seçilecekti. 


Ben yanılmıştım… 



Kemal Taner, 02.12.2015, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Müzik, Sanat



Seçkin Deniz Twitter Akışı