7 Kasım 2014 Cuma

SA977/TG71: Breaking the Silence - Sessizliği Kırmak: İsrailli Askerlerin İtirafları/ El-Halil 2001-2004/8. Bölüm

   “Bizimle gönül birliği bulunan, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’te Eylül 2000 tarihinden itibaren görev yapmış askerlerin itiraflarını topluyor ve yayınlıyoruz.” 
Taciz, Yağma, Aşağılama, Dayak, İşkence, Öldürme, Yaralama, Sûikastler, Özel Mülklere Verilen Zararlar…

“Bu, ayrıca var olan gerçekliği bildiği halde inkar eden inatçı çoğunluğa karşı da bir dik duruş. Bu, İsrail toplumuna ve liderlerine, çalışmalarımızın sonuçlarını değerlendirmek için acil bir çağrı.”

Askerler görev başında başlarından geçenleri anlatıyor:

El-Halil ile alakalı en çarpıcı şey içinizi tamamen dolduran duygusuzluk hissidir. Orada iken içinde yüzmekte olduğunuz devasa duygusuzluk denizini tanımlamak oldukça zordur. Küçük anılar ile bunu biraz açıklayabilirsiniz ama durumu tamamen açığa kavuşturmak için bu yeterli değildir. Bu anılardan bir tanesi nöbette iken yanımdan geçen altı yaşlarındaki küçük bir çocukla alakalı.

Şeydeydik… Çocuk bana: “Asker, dinle, sinirlenme, beni durdurmaya çalışma, birkaç Arap öldürmeye gidiyorum” dedi. Çocuğa baktım ve o an ne yapmam gerektiğini tam olarak algılayamadım. Şöyle devam etti: “İlk önce Gotnik’ten buzlu bir dondurma alacağım-bu bir dükkândı- ve sonra birkaç tane Arap öldüreceğim”.

Ona hiçbir şey diyemedim. Hiçbir şey. Tamamen şaşkın durumdaydım. Bu hiçte basite alınacak bir durum değildi… Böyle bir şehirde, bu tür bir tecrübe; bir eğitimci, bir danışman olan; eğitime, görüşleri farklı olsa bile insanlarla diyalog kurmaya inanan bir kişi için hiç basit bir durum değildi.
 Fakat bu tür bir çocuğa söyleyebileceğim hiçbir şey yoktu. Ona söyleyebileceğim hiçbir şey yoktu. 

***

Bir şehir ve bir yol vardır içinden geçen ve bir gün birisi karar verir “Bu yol stratejik bir öneme sahiptir”. Diğer bir deyişle bizim ihtiyacımız var bu yola demektir bu. Biz, İsrail Devleti için bu yol gerekli. Dolayısıyla Filistinliler artık onu kullanamaz. O zaman ne yapacaklar? Gidecekleri yere etrafından dolaşarak gidecekler.

Bir Filistinlinin, ana yol bile olmayan, sadece bir caddeyi geçerek gideceği yere varabilmesi için şehir merkezinin tamamen etrafından dolaşması gerekiyor. Örneğin, birisi yol boyunda oturan kuzenini ziyaret etmek isterse ki burası bir tepe üzerine kurulmuş bir kenttir, oraya ulaşabilmek için şehrin etrafından dolaşması gereklidir. Şüphesiz yol boyunca sayısız engelle karşılaşacaktır. Bu normal bir yaşam değildir. Bu şekilde yaşayamazsınız. Bu şekilde sıradan bir gün bile geçiremezsiniz.

Çocuğunuzu okula gönderebilirisiniz, ama 10 dakika sonra ya da öğlen vakti askerlerin gelip okulu kapatmayacağını kimse garanti edemez… Her zaman belirsizlik hâkimdir ve rutin asker müdahalesi. Her şey saniyeler içerisinde belirlenir.

Kim bilir nerededir, yüksek rütbeli subaylardan bir mesaj gelir ve mesajı alan en alt seviyedeki asker buna göre sokağa çıkma yasağı ilan eder: “Bugün H-2’de sokağa çıkma yasağı var”. “Bir dakika, o zaman X Okulu şimdi sokağa çıkma yasağının olduğu bölgede mi değil mi?”. “Bölük komutanına sor.” “Şimdi toplantıda.” Bu şekilde sorular gider gelir. Sonunda:  “Kapatın gitsin. Vaktimiz yok”.  

***

Orada bulunduğum altı aydan sonra fark ettiğim şey şuydu; Yahudileri kollamaktan ziyade yapmamız gereken, Filistinlileri Yahudilerden korumaktı. Bu bölgede Filistinlilere tehdit unsuru oluşturan Yahudilerdi.

***

Oraya gitmemin sebebi orada bulunmam gerektiğini düşünmemdi… Evet, fazla işe yaramadığımı söyleyebilirim. Askeri anlamda ve gündelik olarak gerçekleşen yanlış işleri engellemeyi başaramadım, Yahudi yerleşkeleri içerisinde gerçekleşen kışkırtmalardan bahsediyorum.

El-Halil kelimesini duyduğunuzda zihninize gelen ilk şey neydi? Bu kelimenin sizde ne gibi çağrışımları oldu?

Oraya gitmek istemiyordum… Orada bulunmak istemiyordum… Orada gerçekten yapacak bir işim yoktu. Sanırım bir daha asla yakına bile gitmeyeceğim bir yer. Oradayken nerede durduğumu ya da durmadığımı, nerede bulunduğumu, hangi kontrol noktasında ya da köşede beklediğimi hatırlamak istemiyorum. Orada olan şey işte buydu… Hayır… Hayır, hiçbirisini, hiçbir şeyi hatırlamak istemiyorum…

***

El- Halil Sınır Polisi ile konuşmalarımızdan birinde polislerden iki tanesi, taş fırlatan ya da kendilerine sadece sözle sataşan veya kendilerine yanlış baktı diye bir Filistinliyi tutuklamaktan ne kadar hoşlandıklarını övünerek anlatıyorlardı.

Filistinliyi zırhlı bir jipin içine alarak göğsüne, karnına veya boynuna silahları ile vurarak onu döverler. Daha sonra da Filistinliyi jipten dışarı attıkları noktada ne kadar hızlı dönebilecekleri üzerine bahse girerlerdi. Eğer ne hissettiğimi soruyorsanız evet bu gerçekten beni üzüyordu fakat bu konuda ne yapabilirdim ki? 

Biliyorsunuz Sınır Polisi bunu sonra bir başkasına da yaptı ve o öldü. Bu şekilde birini öldürdüler.

Bu çok üzücü. Sonra ne oldu? Şu anda mahkemesi görülen bu katillerden herhangi birini tanıyor musunuz?

Hayır. Hiç birini tanımıyorum. Kim olduklarını bilmiyorum. Sadece konuşurlarken duymuştum.

***

Görevin hangi aşamasında gerçekleştiğini tam olarak hatırlamıyorum… Hatırladığım bir Cuma günü devriye görevine çıkmıştık. Devriyedeyken… Yürüyerek gidiyorduk… Meydandaydık. Shlomo Meydanı’nı iki kez dolaştık. İkinci dolaşmamız bir buçuk saat sonraydı. Birinci turu attıktan bir buçuk saat sonra orada duran büyük metal bir nesne fark ettik.

Şimdi şunu anlamalısınız; Cuma günleri el-Halil’de, sadece İsrail yerleşkelerinde değil başka hiçbir yerde göremeyeceğiniz bir atmosfer hâkimdir. Gerçekten burada, Sabbath’da (çev: Sabbath: Dini Gün, Cuma’yı kastediyor) her an birinin sizi öldürebileceğini hissedersiniz. Sabbath’a özgü bir gerilim vardır. Her Sabbath’da orada geçirdiğim bir gün içinde hayatım bir ya da iki yıl kısalmıştır.

Bahsettiğim nesneyi orada gördük ve komutanımız ne yapacağını tam olarak bilmiyordu. Telsiz üzerinden bölük komutanı ile temas kurdu fakat ters bir yanıt aldı. Devriye komutanımız bu nesneyi ortadan kaldırmak için bomba imha birimi ya da buna benzer bir şeyi çağırmak istiyordu.

O şeyin ne olduğunu bilemezsiniz. Şüphesiz bizim için oraya konulmuştu, fakat sadece orada öylesine mi duruyor yoksa birisi bizim ne yapacağımızı gözlemlemek için mi oraya konmuş, belli değildi.

Kafamız karışmıştı ve bölük komutanının telsizden gelen sesi sinirliydi. Bende telsiz yoktu, fakat kendi komutanımızın kulaklıklarından gelen sesi duyabiliyordum. Sonra Ebu Sneina’ya doğru gittik, el-Halil’in İsrail tarafından kontrol edilen kısmıyla Filistinlilerin tarafını birbirinden ayıran sınır olarak belirlenmiş beton duvarın yanından geçtik ve orada patlayıcıya benzeyen bir şey gördük… Yanımıza birkaç kişiyi aldık…

Komutan oradan geçen birini durdurdu ve patlayıcının bulunduğu yere gitmesini istedi, adamın tamamen şaşkınlık içinde olduğunu görebilirdiniz. Komutan ondan şüpheli nesneyi hareket ettirmesini, bulunduğu yerden kaldırmasını istedi. Her şeyin bir dakika veya daha az bir sürede gerçekleştiğini hatırlıyorum.

Adam oraya doğru gitti. Adamın titrediğini, istenileni yapıp yapmama konusunda kararsız gözüktüğünü hatırlıyorum. Ve biz, dört asker orada duruyorduk, güvenli bir mesafede duruyorduk. Adam oraya gidip nesneyi hareket ettirmeye başladığında gerçekten çok korkmuştu. Olay bitip bizim yanımıza geldikten ve ona kendi yoluna gitmesine izin verdikten sonra, ancak o zaman ne yaptığımızı tamamen idrak ettim. Yani bu yarım dakika sürmüştü…

El-Halil’de devriye gezerken geçen diğer yarım dakikalar gibi bir yarım dakikaydı bu da. Her şey son derece rutindi, olağandışı bir şey yoktu. Bu olayın arkasından ben ve bir arkadaşım alay komutanının yanına giderek tüm bu olan bitenler hakkında bir şeyler söylemeyi düşündük. Bu tür emirleri gerçekleştirme konusu ve diğer şeyler hakkında… Fakat bu olmadı ve olay bir şekilde unutulup gitti.


<<Önceki                 Sonraki>>

Tamer Güner, 07.11.2014, Sonsuz Ark, Çevirmen Yazar, Çeviri



Orijinal Metin:




Seçkin Deniz Twitter Akışı