13 Eylül 2013 Cuma

SA408/KY1-CÇ52: Bukalemun Kundakçılar

“Alevlerle beslenir kundakçılar.  Alevdir yedikleri. Alevdir içtikleri.”


Söylüyorum size;  kundakçılar at koşturur oldu agoralarında kentlerin. Gayret etmekteler büyük bir açlıkla tutuşturmak için her hangi bir evi, her hangi bir sokağı, herhangi bir mahalleyi, herhangi bir kenti. Gözleri dönmüş.  

Bakışları ürkünç,  bakışları korkunç,  bakışları vahşi. Salyaları akıyor her birinin. Uluyorlar. Ulumaları işitiliyor dört bir yanında ülkemin. Ellerini ovuşturuyorlar ektiklerini gördükçe. Sevinçlerini gizlemez olmuşlar. Her bir eve düşen ateşle raks ediyorlar büyük bir coşkuyla. Saklama gereği bile duymuyorlar. Saklamaya, saklanmaya gerek görmüyorlar.

Söylüyorum size;  sesleri pek bir gür çıkıyor kundakçıların. Her gün,  her saat,  her an çeşit çeşit yalanlar bulup kusuyorlar agoralarına kentlerin. Yalan kokusundan geçilmiyor hiçbir sokaktan. Utanmaksızın kusuyorlar yalanlarını. Yalanlardan medet umuyorlar.

Niyetleri gün yüzüne çıkmasın için kıvranıyorlar. Niyetlerini en utanmaz yalanlarla örtüyorlar. Yalanları faş olunca da duymazdan geliyorlar, yüzlerine vurulunca görmezden geliyorlar. Duymazdan, görmezden gelme biricik meziyetleri bu sefil kundakçıların. Bu sefihlerin utanacak bir yüzleri yok.

Söylüyorum sana;  pek yaman birer bukalemundur bu kundakçılar. Her rengi ustaca giyinirler. Her şekle kolayca girerler. Sen olurlar. Sen olduğuna inandırırlar seni. Sen bile inanırsın sen olduğuna. Elinde bir kibritle uyanırsın. Bir evi ateşe vermek üzere bulursun kendini.

Düştüğün tuzağı ayrımsadığında yapılacak pek fazla bir şey yoktur artık.  Öyle ise kovmalısın bağından,  bahçenden,  mahallenden,  sokağından,  evinden bu kundakçıları. Evini,  bağını,  bahçeni,  sokağını,  kentini yurt edinmesine engel olmalısın.

Kovmalısın yanından. Fırsat vermemelisin soluk almasına. Yalanlarını kusmasına. Kulaklarını tıkamalısın çağrısına. Çağrılarına. Yüzün komşundan yana dönük olmalı. Kundakçının aranıza girmesine imkânı olmamalı. Bulmamalı böylesi bir imkânı.

Söylüyorum size; bir anlık bir heves değil kundakçılarda olan. Dün yaptıklarından nasıl haz aldılarsa bu günde peşindeler o hazzın. Bitimli bir heves değil taşıdıkları. Geçici bir hevesleri olmadı hiçbir dem.  Olmayacak  da.

Alevlerle beslenir kundakçılar.  Alevdir yedikleri. Alevdir içtikleri. Alevdir kustukları da.  Evet, kustukları da alevdir.  Alevlerle raks etmesini severler. Yükselen alevleri okşarlar,  ışıklarını alevlerden alırlar. Yanan bir insanı görmektir biricik sevinçleri. Yanan bir evi değil yanan tüm bir ülkeyi görmektir dilekleri. Dünyanın yanışını izlemektir emelleri.

Söylüyorum size;  kundakçılar bütün bir insanlığı zehirlemenin peşindedir, bütün bir insanlığı yakmanın peşindedir.  İnsan olana,  insanca olanadır tüm öfkeleri.  İçtikleri her neyse odur onları zehirleyen.  Odur onları böylesine vahşi yapan.  Odur onları böylesine zalim yapan.  

Belki iblisin sunduğu şarapla zehirlenmiştir her bir kundakçı. Belki iblisin fısıltılarına kulak verdiği için böylesine zalim olmuştur her bir kundakçı. Belki her bir kundakçı bu yüzden düşmandır insana. İnsanca olana.

Her bir kundakçı insandan yana ne varsa düşmandır ona. İnsanı,  insanca olanı,  insandan  yana olanı gördüğünde kudurmuş bir köpeğe döner,  belki iblisten daha fazla vahşileşir.  Belki iblisten daha fazla zulümledir.  

Belki iblisten daha şerirdir, daha şedittir ara bozmada,  yalan bulmada. Yalan kurmada. Yalan fısıldamada. Belki yalanları iblise bile fazla gelir. Belki iblis bile zehirleniyordur buldukları, kurdukları, fısıldadıkları yalanlardan tilmizi kundakçıların.

Söylüyorum; size yalanlarına fırsat vermeyin kundakçıların. Soluk almasına fırsat vermeyin. Ellerindeki kibriti, çakmağı alın. Fırsat vermeyin çakmasına. Fırsat vermeyin evinizi yakmasına. Fırsat vermeyin kulaklara fısıldadıklarına. Fısıldayacaklarına.

Söylüyorum size;  fırsat vermeyelim kundakçılara. Yıldırmasın bizi pervasızlığı kundakçıların. Ürkütmesin bakışları. Yüreğimize korku salmalarına bir fırsat vermeyelim. Fırsat verilmesin.

Anımsayalım dün verdiğimiz fırsatları. Ne analar ağlamıştı. Ne evler yanıp kül olmuştu. Ne kentler harap olmuştu. Harap edilmişti sokaklar.

Söylüyorum size;  birlikte çıkalım karşısına kundakçıların.  Heveslerini kursaklarında boğalım. Şölenlerini başlarına yıkalım. Sevinçlerini yakalım ellerindeki kibritle, çakmakla.


Cemal Çalık, 13.09.2013, Konuk Yazarlar, Sonsuz Ark





Seçkin Deniz Twitter Akışı