3 Eylül 2017 Pazar

SA4820/KY59-MLÖZ13: Bu Böyle Olmuştu; Çeçenler ve İnguşlar -1-

"23 Şubat 1944 tarihinde Çeçen ve İnguş halklar 24 saat içerisinde Orta Asya’ya ve Sibirya’ya sürgün edildiler. Yolda ve on üç yıllık sürgün süresince Çeçenlerin yüzde ellisi hayatını kaybetti."


Çeçenler ve İnguşlar 1

23 Şubat 1944 tarihinde Çeçen ve İnguş halklar 24 saat içerisinde Orta Asya’ya ve Sibirya’ya sürgün edildiler. Yolda ve on üç yıllık sürgün süresince Çeçenlerin yüzde ellisi hayatını kaybetti. Sovyet yönetiminin işlediği en korkunç katliamlardan biri Haybah köyünde bir at ahırında 700 - 1.000 arasında yaşlı, kadın ve çocuğun canlı canlı yakılması vak'asıdır. Bir diğeriyse Çeçenistan’ın Galancoş ilçesinde 5.000 sivilin katledilmesi ve bedenlerinin Galancoş gölüne atılması olayıdır. 

Sürgün başladığında Çeçen-İnguş Cumhuriyetinin hastanelerinde bulunan hastalar öldürüldü. En bilinen olay, Urus-Martanovsk köyünün hastanesinde gerçekleştirilen hasta katliamı. 

Resmi verilere göre 29 Ocak 1944 tarihinde NKVD tarafından hazırlanan “Çeçen ve İnguşların tahliye prosedürü hakkındaki gizli talimatlar” onayladı, 31 Ocak 1944’te ise Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinin imhası kararı alındı. Halkın faşist istilacılarla suç ortaklığı yaptığı gerekçesiyle ilk önce Sibirya’ya sürgün kararı alındı, daha sonra son durak olarak Orta Asya ve Kazakistan belirlendi. 

Hâlbuki Alman ordusu Çeçen-İnguşya’nın topraklarına hiçbir zaman girmemişti. Buna rağmen bütün halkı sürdüler, ülkenin her köşesinden Çeçenleri toplayıp Sibirya’ya gönderdiler. Bu sürgün, Çeçen halkının tarihte uğradığı üçüncü soykırım oldu. Vaynahların (Çeçen ve İnguşların) sürgün operasyonunun kod adını “Çeçevitsa” koydular.


Operasyon 23 Şubat 1944 yılında gece saat 2’de başladı.

Resmi sayımlara göre şubat ayının sonuna doğru Orta Asya’ya ve Kazakistan’a 478.479 kişi gönderildi. Aralarında 91.250 İnguş ve 387.229 Çeçen bulunuyordu. NKVD birliklerinin şefinin raporuna göre 65 vagonluk 180 trenin içinde 493.269 kişi gönderildi. Yolda 56 bebek doğdu ve 1.272 kişi öldü. 

85.000 aile (yaklaşık 411.000 kişi) Kazakistan’a, 20.000 aile (85.500 kişi) Kırgızistan’a gönderildi. Resmi verilere göre operasyon sırasında 780 kişi öldürüldü, 2016 kişi tutuklandı ve 6.544 kişi dağlara kaçabildi. Birçok araştırmacının ulaştığı veriler resmi verilerden farklılık gösteriyor. Araştırmacılara göre sürülenlerin sayısı 650.000’den daha az değildi. 

Sürgünden hemen sonra Çeçen-İnguş Cumhuriyetinin topraklarını böldüler. Üç parça Osetya’ya, Dağıstan’a ve Gürcistan’a geçti, dördüncüsünden de Grozny ili oluşturuldu.

Sonrasında Moskova’dan bütün Çeçen ve İnguş yerleşim yerlerinin adlarının değiştirilmesi talimatı geldi. Çeçen ve İnguş dillerinde yazılan okul kitapları toplanıp devasa ateşlerde yakılıyordu. Aynı zamanda yerli halk tarafından senelerden beri yazılıp biriktirilen yerel tarih dokümanları ve o sırada halk arasında en yaygın olan dini kitaplar yakıldı.

1956 yılına kadar Çeçen ve İnguş dillerinde yazılan gazete, dergi ve kitapların çıkarılması yasaktı. Genç erkekler askere çağırılmıyordu ve orta ve yükseköğretim gören öğrenciler için kısıtlamalar bulunuyordu. 1956 yılında Çeçenlerden ve İnguşların oluşturduğu ilk gruplar özel yerleşim bölgelerini terk edip Kafkasya’ya geri dönmeye başladılar. 

9 Ocak 1957 yılında Çeçen- İnguş Özerk Sovyet Sosyal Cumhuriyetinin yeniden kurulması kararı alındı. Bir sene içerisinde yüz elli bini aşkın Vaynah vatanına döndü. Halkın büyük kısmı evlerini sürgünden sonra oraya yerleştirilen yeni sahiplerinden satın almak zorunda kaldılar. Çeçen-İnguş halkının 1944 yılındaki sürgünü 2004 yılında Avrupa Parlamentosu tarafından Soykırım olarak kabul edildi.

Sürgünden dönüş; 1957

“Sabır

Bir grup gencin yanından sarhoş bir süvari geçti. Yanlarına gelince hakaret etmeye başladı. Gençler küstah adamın hakkından gelmek istedi ama yanlarında bulunan ve her şeyi gören yaşlı adam onlara süvariyi bırakmalarını söyledi. Öfkeli gençler dişlerini ve yumruklarını sıkarak ihtiyara itaat ettiler ve süvarinin peşinden sadece baktılar. O ise ileride giden bir grup gence yetişti ve onlara da aynısını yaptı. Orada onu attan indirdiler ve iyice dövdüler. İhtiyar, gençlere: “Bakınız, onu sizin sabrınız dövüyor”, dedi.

İnguş hikâyesi.

Bunlar 23 Şubat 1944 Tarihinde Oldu. Halkımın Trajedisi...

1944 yılının başlarında her İnguş ve Çeçen ailesinin evine askerler yerleştirildi. Şehirde bu kadar çok askeri kamyon daha önce hiç olmamıştı; evlerin avlularında, sokaklarda, her yerdelerdi. Bunun, ordunun lokasyon değiştirmesi ile alakalı olduğu söyleniyordu ve yerli halk askerlerle ilgileniyordu. Cepheye gitmeden önce askerleri ısıtmaya, onlara ev yemekleri yedirmeye çalışıyorlardı. 

Çeçen ve İnguşların tahliye söylemleri yavaşça ortaya çıktı ve gizliden gizliye konuşulmaya başladı. Ben tahliyenin ne olduğunu soruyordum, babam ve annem beni susturup büyüklerin konuşmalarına karışmamamı söylüyorlardı. Ama "askerler", "yeniden dağıtım" ve "tahliye" kelimelerini git gide daha çok duyuyorduk. 

Babamın kardeşi Murat amcam, dostları Sultan Pliyev, Cemalettin Yandiyev, Hamzat Osmiyev ve diğerleri her gün evimize gelirdi. Sürekli bütün milletin toplu tahliyesinin mümkün olup olmadığı tartışıp duruyorlardı. İmkânsız olduğunda karara vardılar. Ama Karaçayları çoktan sürmüşlerdi, o zaman bizi de sürebilirlerdi. Fakat ne için? Nasıl?

Ya Murat amca her sabah bize gelirdi ya da babam apartmanın yan girişinde bulunan evlerine giderdi. O sabah babam Murat amcaya gitti ve çok çabuk yüzü solmuş ve endişeli bir halde geri döndü. 

“Geçen gece Murat’ı bütün ailesiyle birlikte sürdüler, – dedi. Bütün Çeçen ve İnguş aileleri apartmanımızdan götürdüler.” 

Murat amcanın aynı apartmanda oturan abisiyle vedalaşmasına dahi izin vermediler. Kapkaranlık gecede hızlı ve sessizce götürdüler, biz duymadık bile. Bu olay 22 Şubatı 23 Şubata bağlayan gece oldu. 

On - on beş yıl sonra tüm yaşananların aslını öğrendim. Köylerde on dört yaşından büyük bütün erkekleri Kızıl Ordunun bayram kutlaması için düzenlenen mitinge toplamışlardı. Ve güya yer değişiminde bulunan, Çeçen ailelerin evlerinde öz çocuklar yerine konan bu Kızıl Ordu, halkın trajedisine sebep oldu. Bir emirle askerler, miting için toplanan erkeklerin etrafını sardılar ve tüfeklerle tehdit ederek oraya getirilen Studebaker kamyonlarına binmeye zorladılar. Aynı zamanda “misafirlerinin” namlularının gölgesinde, şaşırmış kadınlar ve yaşlılar “on beş dakika içerisinde” çıkılacak yolculuğa hazırlanıyorlardı. Aile başına en fazla yüz kilo bagaj alma hakları vardı. 

Onlardan ne istiyorlardı? Şubat ayında nereye ve neden götürülüyorlardı? Neler oluyordu? Evlerin reisleri, babaları, abileri, oğulları neredeydi? Endişe, gözyaşı, şaşkınlık, tedirginlik insanları sarmıştı. Her bir taraftan toplanmış bu insanları ablukaya alınmış demir yolu istasyonuna, üzerinde “Hainler”, “Yamyamlar” yazılı vagonların yanına getirip trenlere bindiriyorlardı. Sağlam insanlar ve tifo hastaları, yaşlılar ve çocuklar, erkekler ve kadınlar hep birlikte bu vagonlara doldurulup, kapılar dışardan üzerlerine kitleniyordu. Böylece tutukluların treni yola hazır oluyordu.

Görgü tanıkları, yıllar boyunca seslendirmeye korktukları kâbusu anlatıyorlardı. Belki sadece en yakınlarına, fısıldayarak söyleyebiliyorlardı. Susuyorlardı. Hatta kimsesi olmayan ihtiyarların oldukları yerde vurulduklarını ya da sadece uçurumdan aşağıya atıldıklarını da anlatıyorlardı. Bazen insanlar canlı canlı yakılıyordu.

Gitmek istemeyenlerin halk düşmanı olarak adlandırılıp oldukları yerde imha edilmeleri için Beriya’nın özel talimatı vardı. 

Çeçenistan’ın dağlık Haybah köyünde, yolların olmaması bahanesiyle insanları konvoy oluşturmak için Kollektif çiftliğinin ahırında topladılar. Aralarında yaşlılar, amalar, hamile kadınlar, toplam sekiz yüz kişi bulunuyordu. Kapıları kilitlediler, ahırı samanla çevreleyip ateşe verdiler. Çılgına dönmüş insanların baskısıyla kapı açılıp da dışarıya akın ettiklerinde tüfeklerle tarandılar. Beriya’nın emirleri sorgusuz sualsiz yerine getiriliyordu. 

Tsharlatı köyünde herkes sürülürken Ozdoyev soyadlı yaşlı bir adam ve torunu unutuldu. Tahliye yapılırken dağlarda hayvan güdüyorlardı ve hiçbir şeyden haberleri yoktu. Kimsesiz kalan köyü görünce askerlerin yanına gelip ailesinin yanına göndermeleri için rica ettiler ama tren gitmişti ve onları oracıkta vurdular. Emrin yerine getirildiğinin ispatı olarak da aksakallı ihtiyarın ve küçücük çocuğunun başlarını kesip NKVD’ye götürdüler. 

Dağlarda kalan çobanlar tahliyeyi dürbünlerden gördüler ve gördüklerini şöyle anlattılar. Targim ve Hamhi köylerinden insanları yürüyerek çıkarıyorlardı. Arabaların gidebileceği yere kadar yirmi beş kilometreden fazla yol katetmeleri gerekiyordu. İnsanlar eşyaları yüklenmiş, kimi sırtında yaşlıları taşıyarak, kimi el arabaları iterek gidiyorlardı. Herkes gittikten sonra askerler geride kalan kimsesiz ve güçsüz ihtiyarları bir yerde toplayarak canlı canlı yaktılar.

Magomet Tsutskiyev, Çernoreçenskoye kasabasında iki kız kardeşiyle birlikte yaşıyor. Onların ve komşularının gözleri önünde annelerini öldürdüler. Sadece yağmacı bir subayın göz koyduğu eşyalarını yanına almak istemişti. Üç tane küçücük çocuğun gözleri önünde annesinin bedenini ahıra attılar. Annesiz, babasız çocuklarıysa toplayıp üzerinde “Vatan hainleri” yazılı yük vagonuna bindirdiler. 

Faşistler, yaşadığımız yere kadar ulaşamadı. Sadece uçakları bazen gelip gidiyordu. Ama bizde yaşananlar faşizm değil miydi? O korkunç günlerin çocukları, bugünlerin yaşlıları bunlara şahitlik ediyor. Onlar, milletin canlı hafızasıdır. Ve onlar sadece kötülüğü hatırlamıyorlar. Askerlerin gözyaşlarını gizlemeden perişan annelere eşyalarını toplamaya yardım ettiklerini de hatırlıyorlar. Bazıları yolda en çok ihtiyacı duyulacak şeyleri seçiyorlardı; gramofonları, halıları atıp, mısır, un, sıcak kıyafetleri yüklüyorlardı. Kimi de hayvanları kesip, hızlıca eti tuzluyordu, çünkü sürülenleri uzun ve zor bir yolun beklediğini tahmin ediyorlardı. Halk onlara, gösterdikleri bu insanca davranışlarından dolayı minnettar. 

Yerinde kalanlar sürülenleri uğurlarken çoğu zaman ağlıyordu, gizlice çocukların ve yaşlıların ellerine hızlıca toplanmış yemek paketleri sıkıştırıyorlardı, adres bildirmelerini rica ediyorlardı. Yerli Osetya milliyetçileri ise sevinçten dans edip şarkılar söylüyorlardı, yoldan geçen kamyonlara ve tren vagonlarına taş atıyorlardı. 

Sürgün bu şekilde başlamıştı. Beş gün içerisinde eskiden beri İnguşetya ve Çeçenistan’a ait topraklarda bir tane bile İnguş ve Çeçen kalmamıştı…

Yarım milyon insan hayvanların taşındığı trenlere bindirildi. Vagonların çoğunda yatak ve hiç birinde soba yoktu. Vagonlardaki delik ve çatlaklardan dondurucu şubat rüzgârları sızıyordu. Yatakların olduğu yerde yaşlıları ve hastaları yatırabiliyorlardı. Kadınlar ve çocuklar yerde oturuyordu. Gençler ise ayakta gidiyordu, birbirine tutunarak uyumaya çalışıyorlardı. Gece yataktan kaldırılarak, aç ve üstünü dahi giyinmeden yola gönderilen aileler vardı. Herkes onlarla ne varsa paylaşıyordu. Bomboş bozkırda ara sıra duraklanan tren on sekiz gün buyunca yol aldı. Kapılar açılıyordu ve insanlar ihtiyaçlarını karşılamak için aşağıya iniyorlardı. Sağa sola fazla bir adım kaçma teşebbüsü olarak değerlendiriliyordu. Aynı zamanda duraklarda vagonlar ölenlerden temizleniyordu; Çeçenler ve İnguşlar için en korkunç şey cenazeyi toprağa verememekti. O yüzden vardıkları yerde defnetmek ümidiyle cenazeleri saklıyorlardı. Ama askerler tüfeklerle tehdit ederek ölenleri vagonlardan atmaya zorluyorlardı. Bazen yüzük ya da küpe karşılığında cenazenin üstünü karla örtmeye izin veriyorlardı. Tren yoluna devam ediyordu, ölen anneler, babalar, kardeşler ve çocuklar karların içinde geride kalıyordu…

Aza Bazorkina”


Burada öldürüldü ve canlı olarak yakıldı:
Haybah köyü:  700 kişi
Melhast köyü:  120 kişi
Zumsa köyü   : 174 kişi




<<Önceki           Sonraki>>


Melek Öz, 03.09.2017, Sonsuz Ark, Konuk Yazar, Makale, Çeviri-Analiz

Melek Öz Yazıları
 




Kitabın Orijinal Metni:

http://www.e-reading.club/bookreader.php/1028371/Alieva_-_Tak_eto_bylo_Nacionalnye_repressii_v_SSSR._1919-1952_gody.html




Sonsuz Ark'tan
  1. Sonsuz Ark'ta yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. 
  2. Sonsuz Ark linki verilerek kısmen alıntı yapılabilir.
  3. Sonsuz Ark yayınları Sonsuz Ark Manifestosu'na aykırı yayın yapan sitelerde yayınlanamaz

Yorum Gönder

Seçkin Deniz Twitter Akışı